Bir şehirdir insan

insan, istanbul, izmir, şehir

Doğum , yaşam , ölüm döngüsü içinde hayatı sorguluyoruz çoğu zaman. Neden doğduk ve neden ölüyoruz kısmına takıldıkça arada kalan yaşam bölümünü es geçiyoruz. Yaşadığının farkındalığı aslında doğum ve ölümü önemsiz kılıyor bu döngü içinde . Bu farkındalığa ulaşmanın onlarca yolunu söylesede insanoğlu aslında yaşadığın şehirde yatıyor bütün cevaplar . Aslında sorularıda soran o şehir oluyor zaman zaman .

Doğduğun şehirde yaşadığın zaman bunu anlamak zor oluyor insan için ama doğduğun şehiri terk ettiğin zaman başlıyor işte o bütün sorgulamalar , sorular ve cevaplar.

İzmir’de doğdum ben ve hayatımın otuz senesini o şehirde yaşadım . Aslında uyanmak istemeyeceğiniz bir rüyadır İzmir . Zorlamaz sizi . İzin verir ne isterseniz yaşamınıza. Hiç bitmeyen onbeş tatiller gibidir İzmir. Ya da aklınızdan hiç gitmeyen o çok sevdiğiniz melodinin huzurunu verir size. Sen istemeden birşey yapmana zorlamaz seni . Özgürlüğe alıştırır seni sorgulanmamaya ama en çok yaşamayı öğretir sana .
Otuz sene sonunda bu şehrin tam zıttı bir şehirdeyim şimdi İstanbul’da. İnsanı zorlayan , sınırlandıran , mecbur bırakan ve yoran . Aslında hiç gelmeyen onbeş tatiller İstanbul . Bu anlatımla ortaya çıkan İzmir iyidir İstanbul kötüdür gibi basit bir yargı diyebilirsiniz ama işin aslı o değil işte . Yaşayan şehirdir İstanbul , uyumana , gözünü kapatmana izin vermeyen şehir. Seni içine aldımı bir daha çıkmanın zor olduğu bir hortum misali . İzmir’in rahatlığına aşıksın ya İstanbul’un enerjisine aşık olursun bir anda . İzmir senden birşey beklemezken İstanbul talepkar bir sevgili gibi sürekli bekler senden.
Bu iki şehiri yaşayan insan şanslı insandır aslında. İçinde İzmir’in naifliğini bir kalkan gibi sararsın vücuduna durursun İstanbul’un karşısında. Herşeyden önce doğduğun yerin bir anne gibi ne zaman dönersen dön kucak açacagını bilirsin ya işte o zaman daha güvenli olursun burada.
Yaşadığın şehiri tanıman önemli . Bu biraz da kendini tanımanın ilk yolu. Sokaklarını , caddelerini bilmek değil şehri tanımak . Aynı bir insanı tanır  gibi hangi durumda ne yapacağını bilirsen tanırsın ya , şehirde öyle işte. Tüm duygu durumlarda sana ne verdiğidir aslında.
Öğretici olması güzeldir , sana yenilikler sunması , olduğundan farklı yere taşıması ve herşeyden önemlisi seni sen olarak baştan yaratması.
Beklemekten çok gitmektir bir şehiri yaşamak. Tam kalbine gitmek ve o nokta da durmak . Orada olduğunu ona göstermek ve sana verebileceklerini farketmek . Yoksa yürüdüğün sokak aynı sokak , gezdiğin cadde aynı cadde . O sokakları istediğin yere çıkarmakta işte o yaşadığını farketmek .

Ben giderim o gider yanımda cik cik eder ?

Uncategorized

Çocukluk dönemlerimiz de en çok sorduğumuz bilmecelerden biriydi . Ben giderim o gider yanımda tın tın eder ? Baston diye bağırırdık hep bir ağızdan . Şimdi ise yanımızda bir baston gibi bambaşka bir şey taşıyoruz. Sorumuz şu : Ben giderim o gider yanımda cik cik eder ? Twitter diye bağıranların sayısını azımsamak istemiyorum .

Nedenler nasıllar bir yana dursun artık hayatımızın tam orta yerinde duruyor Twitter. Bu yer öyle bir yer ki hayatımız içinde köklerini sarmış durumda . Ben bu maceraya girmiş , sıkılıp çıkmış , dayanamamıi geri dönmüş biriyim aslında. Hayatınız da kapladığı yeri görebilmeniz adına aslında bir kez çıkmak gerek. Benim ilk farkettiğim şuydu. Beni şimdi kim dinleyecek ? Evet istediğiniz kadar sosyal olun , istediğiniz kadar çevrenizde ki arkadas , eş , dost sayınız ile övünün o insanlara gün içinde ortada hiç bir sebep yokken telefon açıp ‘ya ne olacak bu memleketin hali ? ‘ ya da ‘Bak şimdi bir rakı olsa da içsek ‘ ya da ‘Patronumdan nefret ediyorum’ vb cümleler kursanız muhtemel en kısa sürede yalnız kalırsınız.

Aklınıza gelen şeyi sadece kendi süzgecinizden geçirip başkası ne düşünür demeden özgürce ifade edebildiğiniz hatta gazete vb yayın organlarından kilometrelerce uzak bile olsanız kendinizi güncel tutabileceğiniz bir platform halini aldı . Tabi ki bu kadar çekici özelliği yanında zorlukları da yok değil. Herşeyden önce mesai harcayacaksın , aklına gelen cümleyi , fikri 140 karaktere özetliyeceksin vs ama herseyden önce eleştirilmeye açık olacaksın . Çünkü senin özgürce yazdığın düşünceler başkalarının düşüncelerine ters gelecek ve en ağır cevapları alacaksın . Aslında buna negatif bir özellik dememek lazım. insanı geliştiren şey değil mi karşıtlıklar zaten.

Eğlenceli yanları da yok değil tabi hemde çok var. Eğer bir takımın taraftarı isen bak sen şenliğe . Eğer rakı içmeyi seviyorsan deme paylaşılan müziklerin , rakı masaları cümlelerin keyfine. Bunların yanında belki de hayatında ulaşmanın zor olduğu kişilere sadece bir tık aracılığı ile ulaşma şansı veriyor insana.

Bütün bu özellikleri ile beraber ortaya çıkan şöyle bir durumda oluyor tabi . Sen bir twitter markası oluyorsun ve markanın sevilip sevilmemesi senin sözcüklerinde gizli oluyor. Aslında sen hayatında bir yere koymuyorsun twitter’ı o gelip yerini buluyor. Ama bulduğu yer inan önemli bir yer oluyor.

Şimdi soruyu soruyorum ve hep beraber cevabını bağırıyoruz. Ben giderim o gider yanımda cik cik eder ? TWITTEEERRRRR .

YA SOSYAL MARKASIN YA DA DEĞİLSİN

Uncategorized


Otuz yaşında , üniversite mezunu , belirli bir kariyere ulaşmış bir tüketici profili olarak uzun yıllardır sosyal ağları kullanıyorum . Bazen keyifli vakit geçirmek , bazen bir oyuna dalıp günün stresini atmak bazen ise insanlarla kendi ev konforumda gündemi yakalamak adına. Çalışan insanlar ne kadar sosyal gözükselerde günlük koşturmaca içinde aslında hayata dair bir çok bilgiyi kaçıran insanlar kümesini oluşturuyorlar. İşte bu bölümde devreye sosyal paylaşım siteleri giriyor.

Uzun süredir Facebook başta olmak üzere Twitter vb sosyal ağları kullanıyorum. Bir süre önce şunu farkettim ki bu ağlarda geçirdiğiniz zaman dilimi artıkça tüketim şekilleriniz , seçimleriniz , alım kararını vermede ki süreciniz kısacası alış verişiniz yön değiştiriyor. Sadece market vb yerlerden yapılan alışverişleriniz değil bazen haftasonu yaptığınız bir programa , akşam izleyeceğiniz tv programına , seçtiğiniz filme , gideceğiniz bir etkinliğe bile etkisi oluyor. Bu nedenle arz’ı veren firmalar ne kadar bu ağlar da temsil ediliyorlarsa bir gruba o kadar etki ediyorlar .

Yukarıda bahsettiğimiz grup aslında öyle bir kaç elin parmağı kadar değil . Genç nüfusu yoğun olan ülkemizde Facebook ve Twitter kullanım oranı azımsanmayacak kadar yüksek oranlara çıkmış durumda. Özellikle 18-35 yaş aralığında ki geniş yelpazeye ait tüketici grubu ( ki ülkemizde en çok lüks tüketime ve yeni olana para harcayan grup ) bu ağlarda temsil edilen markaları tercih etmeye başlamış durumda .

Biraz örneklendirmek gerekirse , Twitter da TTnet bir hesap ile bulunmakta ve tüketicilerin twitter a markaları adına yazdıkları her soruna anında müdehale ederek özellikle de satış sonrası destek ağını bu grup için kurmuş durumda.

Facebook da özelliklede iphone kullanımının ciddi oranda artması sonucunda Playfish vb oyun şirketleri oyunların telefon uygulamarını çıkararak yapılan skorun direk uygulama üzerinden siteye gönderimini sağlıyor . Son dönemde ise gelişen kim nerede ne yapıyor sorularının cevaplarını vermek adına Turkcell’in başlattığı Gezenzi uygulaması sosyal ağlarda henüz paylaşım imkanı vermesede adından söz ettirmeyi başardı .

Tabiki bunlar dışında yemeksepeti.com , gittigidiyor.com , kariyer siteleri markalarını temsil etmekteler. Özelllikle bahsettiğimiz tüketici grubunda oturmaya başlayan internet üzerinden az maliyetle alışveriş düşüncesi bu tarz  sitelerin sosyal reklamlara daha ağırlık vermesi gerekliliğini gösteriyor.

Görünen gerçek şu ki günümüzde eğer genç , dinamik , devamlılığı olan bir marka olmak istiyorsan öncelikle kolay ulaşılabilir olman gerekiyor. Bunun da günümüzdeki adına sosyal marka olmak deniyor. Bu ağlar reklam maliyetlerinin düşük olması sayesinde markalar için bulunmaz bir fırsat kapısı olmaya devam ediyor .

Bırak Rayting’i Bana Sosyal Etkinden Bahset

rayting, sosyal medya, televizyon, tv


Hepimiz tv izleriz. Az , çok , bağımlılık derecesin de ya da hiç ama bir şekilde izleriz. Hatta çok değil bundan sadece bir kaç yıl öncesine kadar sadece tv izlemek ailece sosyalleşme’nin bir türüydü . Tabi ki bilerili kesimde bu gerçek değişmiş değil .

Burada bahsedeceğimiz kesim ise yeni gelecek diyebileceğimiz 18-30 yaş aralığında ki bir yelpaze aslında. Bu  yelpaze’nin gelir düzeyi , mesleği vb verilerinden çok bu popülasyon içinde bir sosyal ağa üye olan azımsanmayacak bir grup var. Bu grup sabah işine gidiyor , çalışıyor , evine geliyor , yemeğini yiyiyor , çayını demliyor ve açıyor tv yi. Peki farklı olan ne ? Tv yi açıyor ve alıyor kucağına bilgisayarını .

Aile bireyleri dışında kullandığı sosyal ağlar içinde ki insanlarla geçiyor tv karşısına. Tv de geçerli olan prime time (televizyonların en fazla izlendiği zaman dilimi) aslında bu ağlar içinde geçerli olan saati gösteriyor. Twitter ya da facebook da o an en çok konuşulan programın o kişi için izlenme olasılığı artıyor. Beraber dizi , film , talk show vb yayında ki hatalar , iyi – kötü oyunculuklar , olaylar tartışılıyor ve program adına bir karar veriliyor. Aslında günümüzde rayting Twitter da ölçülüyor .

Bir ürüne alım kararını vermekte tüketicinin çevresinin etkisi nasıl önemli ise bu ağlar da olan üyelerin bir programı seçmesinde aynı şekilde etkili oluyor. Bambaşka bir program izleseniz bile okudugunuz anlık bir ileti ile kanalı değiştirmeniz an meselesi oluyor . Aslında yaygınlaşması beklenen ve yavaş yavaş gündeme oturan webtv kavramı karşısına tv yi kucağına pc yi alan kişiler tarafından çoktan yapılmış durumda .

Yıllardır konuşulan bu raytingleri kim belirliyor kardeşim diyen grubun aslında gerçek rayting adına bu ağları izlemesinde yarar var. Bırakın sayıları bir köşeye yazılan iletiler gerçek beğeni ya da eleştiriyi anında size yansıtıyor. Tabi burada şöyle bir durumda ortaya çıkıyor. Eleştirmek için sevmediğiniz bir programı izlemek. Bir belgeselin bir iletiye girmesi ile bir dizi’nin bir iletiye girme oranı tabiki değişiyor. Aslında izlenen sey üzerinden ne kadar konu üretilebileceği bu platformada çok daha önemli hale geliyor.

Gerçekleri yansıtmasına ne kadar güvenilir net olmasada su ana kadar yaşanmış bir iki örnek yok değil. Kanal D de yayınlanan Aşk-ı Memnu dizisi o akşam twitter’ın dünya da en çok konuşulan listesinde (trending) birinci sıraya oturdu. Okan Bayülgen’nin haftanın üç günü yaptığı programlar da en çok Disko Kralı ve Medya Kralı’nın sevildiği yazılan iletiler ile belli oldu .

Aslında artık tv karşısında oturan aile’nin nüfusu büyüdü . Ana , baba , çocuk ve sosyal ağ üyeleri beraber kuruluyorlar koltuğa . Ne dersiniz TV de artık Google gibi Televizyooooooooooon diye mi yazılsa ?