Baba bu ilişkinin neresinde?

anne, baba, bebek, evlilik, ilişki

Son haftalarda blog üzerinden yazdığım yazılarda fark ettim ki anne&bebek üzerinde durmuş hatta içimde ne yaşadıysam o şekilde aktarmışım. Bu aktarım aslında çok eksik kalmış. Anne&bebek ilişkisinin aslında en önemli anahtarı olan babaya çok yer verilmemiş. Belkide bu konu çok yönlü olduğu için insan içine girmeye çekiniyor. Ne var canım demeyin. Annenin bebekle, bebeğin baba ile olan ilişkisi bir yandan tüm temeli sağlayan annenin babanın birbirleri ile olan ilişkisi üzerine düşünmeye başladınız mı sonsuz bir derya açılabiliyor önünüze.

Hiç kuşkusuz ki bir çok kalıplaşmış ön yargıların aksine ‘evlilik’ bir ilişkinin gelebileceği en güzel nokta.Size bunun aksini düşündürten deneyimler zaten temel konu olan ‘doğru insan’ sorunu yüzünden ortaya çıkıyor. Hep konuşuyoruz ya hiçbir şeyin tek doğrusu yok diye aslında eş seçiminde de bu geçerli sanırım. Dışarıdan doğru bulmadığımız bir çok ilişki eğer böyle güzel ilerleyebiliyorsa aslında doğru insan kavramı bizim beynimizde koyduğumuz kalıplardan ibaret. Neyse anlatmak istediğim bu değil aslında. Evlenmek için bile bu kadar sancılı bir karar dönemi yaşadığımız insanın ‘doğru baba’ olduğuna karar verebilmek asıl en büyük kumar. İyi bir aşık, iyi bir arkadaş olabilir ama iyi bir baba olur mu? Sevgili olarak seçerken belki eski ilişkilerinde yaşadıklarını bir veri olarak kendinize alabilirsiniz ama iş baba olmaya geldi mi işte o tamamen zarın kaç kaç geleceğini bilmemek. 

Biz sevgilim ile sekiz senelik bir ilişki üzerine evlilik kararı verip evlendik .Çocuk fikrine alışıp, onu gerçekten istememiz ise artı beş sene daha aldı. Hayatın getirdikleri, verilen kararlar, şehir değişiklikleri derken bu zaman uçtu gitti. Aslında benim hormonlarımın seslerini yükseltmesi asıl etkenlerden biri oldu. Hamileliğim boyunca hep şunu düşündüm ; ‘ben 9 aylık bir zaman diliminde anne olmaya fiziksel ve ruhsal olarak hazırlanıyorum peki o bir günde baba mı olacak’ 
Aslında bu soruyu düşünürken sadece onu izlemem cevabı bulmak için yeterliymiş. Çünkü sevgilim en az benim kadar o maratona hazırlandı. Her gün kızımızla dakikalarca konuştu, elini bir an olsun karnımdan çekmedi, beslenme düzenimizde destek oldu. Baba bu işin teknik kısmı ama en önemli kısmı çoğu zaman. Beni rahatlatan en büyük etken oldu. Ve hastanede kızımın altını değiştirdiğini gördüğüm ilk sahnede tamam dedim doğru insan ile doğru bir yola çıktın. Çok basit gibi gözüken bu hareketin anne gözündeki önemini zamanı geldiğinde mutlaka anlarsınız.
Kızımızın geldiği o an itibari ile geçtiğimiz yeni aile düzeni içinde siz artık anne ve babasınız. Bu roller o kadar çekici ve egonuzu besleyen roller ki bir an geliyor şunu fark ediyorsunuz ‘benim sevgili rolüme’ ne oldu ? İşte o an beyniniz allak bullak olabiliyor. Anne olmak sizi öyle doyuruyor ki başka bir kazanılmış role ihtiyaç duymuyorsunuz ta ki o aydınlanma anı gelinceye kadar. Ben birinin annesi babası olduğum kadar birinin sevgilisi, karısı, kocasıyım ve o sıfatımı çok özledim. Ben bu aydınlanmayı çok ufak bir şey ile yaşadım. Bir gün bilgisayarda her zaman olduğu gibi kızımın doğum fotoğraflarına bakarken bir an da o dosyanın içine karışmış tatil fotoğraflarımızı buldum.İçinde sadece bizim olduğumuz, şimdi bana biraz eksik gelen ama o dönem için sadece biz olan fotoğraflar. Bir tanesini altına hiçbir şey yazmadan eşime yolladım ve aynı cevap geldi. ‘Biz birbirimizi biraz ihmal mi ettik? Seni özledim’ İşte o tehlikeli sınırdan döndüğü nokta ilişkinin. Çocuk yüzünden yıpranan hatta bitme noktasına gelen ilişkiler işte bu bölgede sıyrılamayan ilişkiler oluyor. Evet kızımın annesi olmak çok çok güzel ama eşimin sevgilisi olmak da bir o kadar güzel, önemli benim için. 
Unutulmaması gereken şey aslında ikili ilişkinin heyecanı, güzelliği devam ettiği sürece bebeğinize yansıttığınız enerji çok farklı ve güzel oluyor. Mesela benim bebeğimin en çok bize güldüğü hatta bazen kahkahalar attığı zamanlar sevgilimle birbirimizi öptüğümüz, sarıldığımız anlar. Tabi en çok birbirimizi öptükten sonra aynı anda ona saldırıyor olmamızı seviyor. 

Ben birbirine sevgisini her zaman gösteren, çocuğun yanında birbirlerine dokunmaktan, öpmekten çekinmeyen bir ailede büyüdüm ve bunun çocuğun ilişki gelişimi için önemli olduğuna inanıyorum. 
Sonuç olarak unutmamak gereken şey ebeveyn olmak sizin sevgili olmanızın önüne geçen bir rol değil onu besleyen bir rol olmalı. Anne&baba birbirini mutlu edebildiği sürece yetiştirdikleri bireyin mutlu olmamak için  bir nedeni yok. Belki eskisi gibi özgürce, bir sonraki adımı düşünmeden yaşayamıyorsunuz ilişkinizi ama yarın beraber aynı saatte bebeğinizi yıkayacağınızı bilmek size aynı heyecanları yaşatabiliyor. Önemli olan hayat içindeki rollerimizi birbirleri ile kavga ettirmemek ve doğru düzende hepsinin keyfini çıkartmak. 

Koş ANNE Koş

anne, çalışan anne, bebek, bebek bakımı, kariyer, zaman yönetimi

Annelik zaten başlı başına büyük bir sorumluluk iken üstüne çok konuşkan egomuzun çıkıp ‘kariyerin, sen, şimdiye kadar verdiğin emekler’ diye bağırması iç dünyamızda büyük bir karmaşaya neden oluyor. Hamilelik, doğum, yeni doğan bakımı, ek besine geçiş hadi birinci yaş derken ortalama olarak sadece iki yıl hayatınız dışarıdan izlediğiniz bir film şeridine dönüşebiliyor. Çocuk öncesi yıllarca emek verdiğiniz kariyeriniz, bu uğurda tırnaklarınızla kazıyarak bitirdiğiniz eğitiminiz acaba bir çerçeveden ibaret mi kalacak sorusu anneyi içten içe kemiriyor. Bebek ile evde zaman geçirmek öyle güzel ve zamanı tüketen bir durum ki iç sesiniz sizi uyandırmasa gözünüzü o evden üniversite için ayrılırken falan açarsınız. Başlı başına alt başlıkları ile beraber ‘birey yetiştirmek’ dediğiniz kavram sizi içine çekerse her şeyi unutup sadece ‘o’ odaklı bir hayat sürdürebilirsiniz.

 Peki çocuğun gözünde anne çalışan anne mi olmalı yoksa aradığında her zaman elinin altında duran anne mi olmalı? Bu sorulara yanıt bulmak adına biraz internet araştırması yapıp bir kaç pedagog görüşü alırsanız onlarca farklı görüş ile karşı karşıya kalmanız kaçınılmaz. Bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da tek bir doğru yok ne yazık ki. Yani verdiğiniz karar doğrultusunda ortaya çıkacak kötü sonuçlar karşısında hakkınızı arayacağınız bir merci yok. Anne çocuğu ile ilgili bir çok konuda nasıl iç güdüsel davranarak doğruları buluyorsa inanın bu konuda da doğru yol bu. Her bebeğin her yetişen bireyin anne ve babadan beklentileri çok farklı. Özel bakıma ve ilgiye ihtiyaç duyan çocuklar olabileceği gibi, özgürlüğünü çok erken yaşlarda ilan etmiş bir bebeğe de sahip olmamız mümkün.

Ben çalışan anne modeli ile büyümüş bir bireyim. Kendimi bildim bileli annem yoğun çalışan bir kadındı ve bunun benim üstümde etkilerinin pozitif olduğuna inanıyorum. Çalışan annenin çocuğu ile geçirdiği zaman daha kaliteli hale gelebildiği gibi dar zamanda daha yaratıcı planlar, oyunlar yaratılabiliyor. Küçük yaşımdan itibaren okul öncesi eğitim almış olmam ve kendi yaşıtlarımla erkenden sosyalleşmem hayat içinde daha öz güvenli, sosyal bir birey olarak yetişmemi sağladı. Özellikle üniversite için evimden, doğduğum şehirden ayrılıp ayrı bir evde birey olarak yaşama sürecimde evde yalnız geçirdiğim zamanların etkisini gördüm. Hiç mi kötü yanı yok derseniz belki tek kötü yanı özlemekti. Fakat aile olarak seyahat etmeyi, hayatın içinde olmayı seven insanlar olduğumuz için benim aklımda kalan hep bu güzel anılar.

Çocuğun gözünde rol model olan annenin çalışan, üreten, hayatın içinde bir birey olmasının çocuğun davranışlarını olumlu yönde etkilediğini ve daha öz güvenli, kendi işini halledebilen bireyler olduklarını düşünüyorum. Tabi buradan çıkan anlam ev hanımı annelerin çocuklarında bu özelliklerin olmadığı değil. Sadece bazı davranış özellikleri daha çabuk gelişiyor. Anne bazı nedenlerden çalışamıyor durumda ise yine çocukla geçirdiği zamanı kaliteli kılmak adına çalışmalı. Burada önemi olan hali hazırda çalışmak zorunda olan annelerin doğru plan, programla gerekli ilgiyi verebileceklerini bilmesi.

En önemli olan ilk yılı bebekleri ile geçiren annelerin şansı zaten tartışılmaz. Bebeğin ilk çağında hissettiği anne güveni onu bir çok şeye karşı güçlü kılıyor ve anne de o dönemde tekrar sosyal hayata atılmadan kendini hazırlayabiliyor.
İlk başta dediğimiz gibi bu konuların tek doğrusu yok ama mutlaka üstüne düşünülüp doğru karar verilmeli. Hayatın içinde olan ebeveynin çocuk üzerindeki etkisi tartışılmaz. Sizi evden çıkaran şey işiniz değilse hobileriniz olabilir hatta bu hobiler minikle paylaşabileceğiniz güzel şeyler olabilir. Hayatın içinde var olan ve her gün kendini yenileyen anneler olabilmemiz dileği ile. Bence geleceğimizi değiştirecek önemli unsurlardan biri de bu.

Hayat Özeti ”Anı Kutusu”

anne, bebek, doğum, fotoğraf, hastane, hatıra

Hayat hızlı akıyor ve bu hız içinde geçmişimize, anılarımıza dair bir şeyler hatırlama çabası ile fotoğraflar çekiyor, yazılar yazıyor, sevdiklerimizle konuşarak hafızamızda o günleri diri tutmaya çalışıyoruz. Çocukluğuma dair bir çok anım var ve bunları destekleyen fotoğraflarım ve bir dolu aile ile paylaşılan sohbetler.

Elimde olmayan şey ise bebekliğim. Bebeklik zamanıma dair fotoğraflar dışında hiçbir şey yok elimde. Çevremde bir kaç arkadaşım kendi bebeklik dönemlerine dair eşyalar ile ilgili hikayeler anlatırken içimden gizli bir kıskançlık duymadım değil. Hatta anne ve babama bunun tafrasını bile yaptım. İşte bu nedenle hamile kaldığım gün karar verdim. Benim bebeğim daha benim karnımda olduğu ilk günlerden itibaren ne yaşadığını bilecek ve fotoğraflar, yazılar, eşyalar ile bunları ileride hatırlayacak.

 
Bu amaçla hamileliğimin ilk ayından itibaren günlük tutmaya başladım. Ultrason görüntüleri, kanda hamilelik testi sonucu aklınıza o dönemle ilgili ne gelirse yazdım, sakladım. Doğumdan sonra bu “anı kutusu” daha keyifli bir hal almaya başladı. Miniğin ilk elbisesi, hastane çıkış elbiseleri, hastane bilekliği, kurabiyesi, şeker kapları, doğum belgesi, ilk oyuncağı aklınıza ne gelirse şimdi o kutuda. Ara ara hala günlüğüne yazıyorum. Bu hayatta ilk nefes aldığı noktadan itibaren kendini tanısın istiyorum. Kafasında hiçbir sorusu olmasın. İlk okula başlayacağı, kendi kendine yazmayı öğrendiği zaman bu kutuyu ona hediye edeceğim. O günden sonra o kendine dair ne saklamak isterse onu saklasın ve günlüğü kendi duyguları ile yazmaya başlasın. Kendi hamurunun nasıl şekillendiğini kendisi görsün. En büyük isteklerimden biri günlük tutması. Benim gençlikte delilik anlarımda yırtıp attığım günlüklerimi düşündükçe öyle üzülüyorum ki. Keşke şimdi 15 yaşlarındaki ben neler hissetmiş, yaşamış bilebilsem. Hafızalarımız ne kadar güçlü olursa olsun ki “ben bu konuda kendime çok güvenirim” insan kendini en çok şekillendiren anıları bazen unutmayı tercih edebiliyor.

Fotoğraflar anılar için çok güzel şeyler olsa bile bazen yazılar kadar duygu hissettirmiyor. Gerçi benim bebeğimin harika doğum fotoğrafları oldu çok şeker bir doğum fotoğrafçımız sayesinde ve şimdi bu güzel anıları kendi kelimelerim ile onunla paylaşıyorum. Eğer bir bebeğiniz varsa ya da plan aşamasında iseniz umarım bu yazı sizi bu konuda motive eder. İnanın bir insana verebileceğiniz en güzel hediye yine onun anıları olur. Umarım hep güzel hatırlanan anılar bırakırız onların hayatında.

Sosyal Anne Bencil Anne mi?

Annelik, bebek, doğum, sosyal

Hamilelik, doğum, yeni doğan bakımı süreci anne için belkide hayatında en uzun asosyal yaşadığı dönem. Hatta bazı anne adayları yaşadıkları problemler nedeni ile hamilelik süresi boyunca yatabiliyor. Onun üstüne geçirdiğiniz “eyvah anne oldum” dönemini de göz önünde tutarsak 1,5 seneye yakın “özgür” hareket edemediğimiz bir zaman dilimi oluyor.

Bebek ile beraber sosyalleşmenin güzelliğinden ya da imkansız bir şey olmadığına dair daha önceki Roma yazımda bahsetmiştim. Peki anne tek başına sosyal olamaz mı? Annenin kız arkadaşları ile dışarıda vakit geçirme isteği bencillik mi? Annelik öncesi seni ve ihtiyaçlarını öldürmek zorunda mısın? Cevap kocaman bir “hayır” Annelik öncesi sen kimsen yine o kişisin. Gezmek, dolaşmak belki arkadaşlarınla bir iki tek atıp kafa dağıtmak seninde hakkın. Elbet hiçbir şey eskisi gibi plansız, programsız olmuyor. Belki daha disipline ama zamanı doğru kullanarak sadece “sen” olarak sosyal olabilirsin. Anneliğe karar verdiğim dönemden itibaren okuduğum bir çok kaynakta hep aynı gerçeği gördüm. Bebek ile anne gün içinde birbirlerinden mutlaka ayrılmalı. Bu illa saatler, büyük planlar içermek zorunda değil. Kendinize ayıracağınız sadece bir saat bebeğinize daha mutlu, kaliteli ilgi göstermenizi sağlayabiliyor.

Sosyal bir kadın olarak yaşadığınız hayatı asosyal anne olarak devam ettirmeniz hem psikolojik olarak kendinizi baskı altına almanıza neden oluyor hem davranış modelinize negatif olarak yansıyabiliyor. Hiçbir zaman bebeklerin gözünde salonda koltuğa yapışmış, önünde yemek ile elinde tv kumandası olan bir model olmamak lazım. Bebek ne anlar demeyin. Onların algıları bizim hayat içinde körleşen algılarımızdan çok daha açık.

“Annelik kocaman bir vicdan azabı” demişti bir gün Sezen Aksu. Ne kadar doğru ve net bir cümle. Onun için yaptığımız hiçbir şey bize hayatımız boyunca yeterli gelmeyecek. Her zaman “daha iyisini yapabilir miydim” Sorusunu sorup duracağız. Önemli olan bu dönemde kendimizi unutmamak ve hayatın içinde kalmaya devam etmek. Doğru zamanlama, planlama ile kız kıza geçirdiğiniz bir öğleden sonranın ruhunuz beslemesi sizi daha mutlu daha esnek bir anne yapabiliyor. Ayrıca minik bebeğinizi özlemenin nasıl farklı bir duygu olduğunu tatmalısınız.
Annelik bir kadının yaşayabileceği en üst duygulardan biri hatta egonuzu besleyen en uç duygu neden bu güzel şey sizi hayattan koparsın ki? Şimdi hayatın içinde olma zamanı. Her zaman görünmez tacımızı giymemiz gerekiyor. kadın ve anne olmanın bize verdiği o tacı.

Hamileyim ! O zaman hemen alışverişe

alışveriş, anne, bebek, hamilelik

Biz kadınlar ve alışveriş tutkuları üzerine çok fazla konuşmaya gerek yok. Zaten alışverişin var olan hormonlarımı üzerine yaptığı pozitif/negatif etkiyi uzmanlar şimdiye kadar bol bol açıkladı yazdı. İşte bu alışveriş hormonlarının üzerine hamileliğe bağlı hormonlar da eklenince sizce neler oluyor ?

Hemen söyleyeyim : Dolap bekleyen bir sürü bebek eşyası.

Hamilelik haberini aldığımız o büyülü anın vücutta yarattığı o etki azaldıkça beynimiz başka şeylere çalışmaya başlıyor. Odası ne renk olmalı, dolapları nasıl olmalı, halı olmalı mı, kaç tulum kaç pantolon kaç  emzik kaç biberon lazım kaç kaç kaç …. diye gidiyor sorular.

Öncelikle şu gerçeği söylemem gerekir ki ilk hata ”acele etmek” Hamileliğin son haftalarında ağırlaşırım, çok çıkamam vb bahaneler ile sanki doğum sonrası almak mümkün değilmiş gibi bir anda her şeyi satın alma güdüsü ile dolup taşıyoruz. Açıkçası hamilelik dönemimde aldığım ve şu an bir kez bile elimi sürmediğim onlarca eşya ile dolu dolaplarım. En büyük nedeni ise alışverişimi başka deneyimlere göre hazırlamış olmam. Ben nereden bileyim her bebeğin seçimleri olduğunu. Saçmalama minicik bebeğin ne seçimi olur mu diyorsunuz ? Evet var hemde sizin bizim kadar net beğenileri, seçimleri var. Biraz örneklerle size anlatayım. Bir bebeğin biberon kullanmayacağı bin yıl düşünsem aklıma gelmezdi mesela benim. Bu nedenle evimizde şu an hamilelik döneminde alınmış sekiz ayrı boy ve özellikte biberon var ve buna bağlı olarak biberon ısıtıcıları, temizleyicileri. Peki hiç emziksiz bebek olur mu ? Olurmuş bizimki öyle. Şimdi rengarenk onlarca emziği kendime kolye yapmayı düşünüyorum.

Bir yaz bebeği doğurmama rağmen nedense kış alışverişini yapma ihtiyacı bile hissetmişim mesela. Geçen gün evimiz doğal gaz ile ısındığı halde en temel anne güdüsü olan ‘üşümesin’ düşüncesi ile renk renk aldığım uyku tulumlarından birini giydirdim miniğe. Üstünde sadece beş dakika durdu. Ben gece üstünü açmasın hem diye düşünürken daha uyuma aşısında büyük bir isyan çığlığı atarak kurtuldu uyku tulumundan. Şimdi o tulumları ne yapayım ben masa örtüsü mü ?

Örnekleri daha rahat kullanımı olmayan kıyafetler, oyuncaklar ile çoğaltırım. Daha sütünün gelip gelmeyeceğini bilmeden süt sağma makinesi almak ya da süt saklama kapları almak ya da bebeğinizin teninin uygun olup olmadığını bilmeden bebek bakım ürünleri ile evi doldurmak.
Bu yazdıklarımdan hiçbir şey almayın diye bir sonuca varmayın. Bebek beklemenin en güzel yanlarından biri de ona hazırlanmak biliyorum. Sadece alacağımız şeyler başlangıçta temel ihtiyaçları olan ilk kıyafetleri, bezleri vb şeyleri çok aşmamalı diyorum. Eskisi gibi anneler kırk gün eve kapanıp hayatla bağlarını koparmıyor. Bırakın bebeğinizin ihtiyaçları doğsun ve onları karşılayın inanın onunla ona alışveriş yapmak çok daha zevkli.
Arkadaşlarınızdan, ailenizden önerileri alın ama o tavsiyelerin onların bebeklerinin seçimleri olduğunu unutmayın. Benim kızım bana kendi seçimlerini uygulatmayı başardı. Umarım sizde bebeğinizi dinleyerek doğru seçimleri yaparsınız.
Bu konudan bahsetmişken bir internet sitesini tavsiye etmeden geçemeyeceğim. Bizim için bir grup anne ürünleri inceliyor, deniyor, tavsiyelerini paylaşıyor. Arada fikirlerini alın derim.
http://www.fikirdenk.com/