NIVEA yürekleri ağza getiren bir şakayla yeni Stress Protect deodorantı tanıttı

Uncategorized

Havaalanında yaşanabilecek en büyük terslik veya en korkutucu deneyim ne olabilir dersiniz? Uçağınızı kaçırmak mı, bavulunuzu kaybetmek mi yoksa hava koşullarından dolayı günlerce havaalanında kalmak mı?

NIVEA, yolcular üzerinde uyguladığı Stres Testi’yle, onlara soğuk terler döktürmüş ve yeni Stress Protect deodorant için eğlenceli bir viral reklam hazırlamış. Videoyu izleyenler, en stresli deneyimlerini #StresTesti etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamış bile.

Şubat ayında dünya çapında 5 milyondan fazla izlenme ile en çok paylaşılan viral videolardan olan Stres Testi, NIVEA’nın yeni ürünü Stress Protect deodorantı tanıtıyor. Videoda, farklı insanlar havaalanında uçaklarının kalkmasını beklerken, bir anda tehlikeli bir kaçak olarak arandıklarını öğreniyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Günlük hayatımızda karşılaşabileceğimiz heyecan, korku, stres gibi duygu değişimlerinin neden olduğu terleme ile yeni NIVEA Stress Protect deodorantın ne kadar iyi başa çıktığını, esprili bir dil ile anlatan videoyu izleyince, soğuk terlere karşı önlem almanın önemini kesinlikle hissedeceksiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.ad_client = ‘a7c502b2-cd12-425e-b910-f1a967128eed’;ad_offer =’600′;

Anneler Yarışıyor

anne, bebek, bebek bakım, bebek gelişim, kadın

Annelik konusunu düşündükçe altından o kadar çok konu çıkıyor ki hangi biri üstünde düşünüp yazsam diye şaşırıyorum bazen. Dışarıdan bakıldığında sadece anne ve bebeği ilgilendirmesi gereken bir ilişki nasıl oluyor da bir yarışa dönüşebiliyor ? Annelerin deneyimlerini paylaşması, yönlendirici olmaları özellikle benim gibi yeni anneler için gerçekten çok etkili ve önemli oluyor.

 İnternet aracılığı ile okuduğum deneyimler yeni annelik döneminde bir imdat çekici gibi. Buraya kadar gerçekten sorun yok ama öyle bir an geliyor ki bebeğiniz büyümeye başladığında bu karşılaştırmalar sizin için korkunç bir hal almaya başlayabiliyor. Bebeğinizle aynı ayda olan bebeklerin yapabildikleri ya da yapamadıklarını okudukça içten içe soru işaretleri beyninizde kocaman bir yer kaplıyor. Bak onun bebeği pütürlü yiyor, bak dişi çıkmış, daha üç aylık dönüyormuş, emeklemiş, adım atmış derken bir an sanki bebeğinizde eksiklikler varmış gibi hissedebiliyorsunuz. İşte bu noktada çok ince bir çizgi var. Ya doktorunuza ve iç güdülere güvenip bunları kulak arkasına atacaksınız ya da o yarışın içine gireceksiniz. O kadar korkutucu örnekler okuyorum ki hangi birini paylaşsam şaşırmış durumdayım. bebeğini bir kez bile görmemiş insanlara bebeğinin neden yürümediğini, yemediğini, ateşini sorabiliyor anneler. Sanki algılar kapanıyor ve gizli bir hırsla benimki daha iyi olmalı yarışına giriyor. 

Gerçekten algılamadığım şey ise bebeğin bir şeyleri yaşıtlarından önce yapmasını üstün bir zeka ve başarı örneği olarak görüp bunu başka anneler üstünde bir üstünlük olarak yansıtan örnekler okuyorum. Bu örnekler altına yazılan üzgün suratlı ‘ama benim bebeğim neden yapamıyor ya’ gibi yorumlar yazan anneler. Bir bebeğin her şeyi ayında düzgün bir şekilde yapması yeterliyken neden daha önce yapmalı, başarmalı algısı oluşuyor ki? Sağlıklı olduğu için şükredip sadece kendi bebeğinin gelişimi ile ilgileneceğine neden bu yarış. Peki bu yarış ne zaman bitiyor ? Söyleyeyim hiçbir zaman. Daha bu aşamada bu kadar yarışçı bir anne olmaya başlayan kişiler eğitim hayatında, iş hayatında çocuklarına aynı baskıları yapıp hatta başkalarının çocukları ile karşılaştırıp çocuklarına hayatlarını bir yarış olarak öğretiyorlar. Her bebeğin sosyal, fiziksel, psikolojik gelişimi birbirinden çok farklı. Hepsi ayrı bir gen yapısı ile doğuyorlar ve bu bebekler bizlerin egolarını, hırslarını yüklenmek zorunda değiller. 
Kendimden bazı örnekler vermek istiyorum bu noktada. Kızım yedinci ayının başlarından beri ek gıdaya başladı ve daha çok püre formunda yiyecekler yediği için şu an dokuzuncu ayında olmasına rağmen pütürlü yiyeceklerde zorlanıyor. Tabi bende bir çok anne gibi önce internete başvurarak bu sorunu nasıl çözeceğimi araştırıp duruyordum. Çevremde neredeyse anne babası ile aynı formda yemekler yiyen bebekler gördükçe bir yerde hata yapıyorum diye kendimle çelişkilere düştüm ta ki bunun bir sorun olmadığını anlayana kadar. Benim sorunum bu konuya sorun olarak bakmaktı ve bu aşamada kızıma bir kaç gün zorla pütürlü gıdalar vererek ona nasıl işkence ettiğimi gördüm. Peki neydi beni bu psikolojiye sokan etkiler? Başkaları ! evet diğerleri ve onların parmak sallayarak söylediği sözler. Bizimki bu ayda köfte yiyordu, yok şimdi almazsa üç sene almaz vs. Sonra ülke çapında isim yapmış bir pediatristin internette bir röportajına rastladım buna göre kızımın yemek şekli normal sayılabilirdi ve bu dönemdeki baskıcı yaklaşımlar yeme bozukluğu yaratıyordu. İşte o an dedim ‘ben kiminle yarışıyorum’. 
Şimdi kızımın her konudaki gelişiminde sadece o ve ben varız. Bu onun yapısı ve onun seçimi. Sağlıklı olduğu sürece elbet yürüyecek, yemek yiyecek, konuşacak. Neden bunları zamanından önce yapsın ki? Ne acelesi var? Hiç! Benim tek görevim yemediğinde yiyeceğini yapmak, teklediğinde elinden tutmak, hecelediğinde kelimeyi öğretmek daha fazlası değil. Ben ona bu hayatta eşlik eden kişiyim onu yarıştıran, üstünde egolarını şişiren kişi değil. Ne olursa olsun o benim hayattaki en önemli varlığım ve benim hayatta aldığım en güzel hediyem. Bebeklerimizle aramızdaki ilişki hırslardan, egolardan, yarışlardan sıyrılmış sadece güzel  duygulardan beslenen anılarla dolu olmalı. Unutmayın sizin için hayatta tek birinci var o da o !