Okan Bayülgen’i Anlamak

yaşam

Şimdi neden durduk yere Okan Bayülgen yazısı yazdı bu diyebilirsiniz. Aslında bu biraz yakın zamanda çok fazla konuşulacak olması ile ilgili sanırım. Hayatta idolleriniz vardır ya da örnek alıp sevdiğiniz insanlar. Hatta o kadar yükseltirsiniz ki gözünüzde bir fırsatını bulur onunla tanışırsanız büyük ihtimal hayal kırıklığı yaşarsınız. İdol olarak belirlediğiniz kişinin yaptığı iş ne olursa olsun size kazandırdığı, öğrettiği bir şey olduğuna inanırsınız. Ya da belki sizin hayal ettiğiniz hayatı yaşadığı için idol olarak belirlemiş olabilirsiniz. Şimdi buradan Okan Bayülgen’ e gelecek olursak. Benim gibi otuzlu yaşlarını yaşayan biriyseniz ilk gençlik döneminizin bir yerinden size temas etmiş bir adamdır. Asi tavrı ile başladığı kariyerini zamanla törpüleyerek belki büyüyerek farklı noktaya taşımız bir adam. Bu ülkede önemsenmeyen bir kesimi yani öğrencileri avucuna almış ‘gelin hadi burada konuşun’ diyen bir adam. Tüm televizyon programları ‘evde otur, aptal kutusuna bak hatta bir saniye bile gözünü ayırma’ derken ‘sen sokağa çık hayat sokakta’ diyebilecek kadar cesur davranmış bir adam. Programını hep alt mesajlar üzerine kurmuş hatta en çok eleştirdiği şeyi yaparak ‘bak ben bunu eleştiriyorum’ diyen bir programcı. Yani bir nevi dediğimi yap ama yaptığımı yapma diyen bir model.
okan-bayulgen
Zaten yıllardır televizyon programlarında adını bile duymadığımız sivil toplum örgütlerine, öğrenci birliklerine mikrofon uzatmış bu adamı yine sadece alt cümlesine bakmadan bir günde asan insanlar oldu. Ülkenin en önemli geçirdiği sınavlardan biri olan ‘gezi olayları’ başladığı günlerde en önlerde gözü gazdan kıpkırmızı olmuş ama parktaki gençlere inatla kitap okumaya devam eden bir rol üstlenirken bir anda bir programda ‘havalar güzeldi ondan dışarı çıktı çocuklar’ gibi bir cümle kurduğu için kötü adam, yalaka hatta yandaş olarak işaretlendi. Herkes özgürlük diye çığlık atarken bir adamın özgür düşüncesine karşı alınan tavır çelişkiler oluşturdu. Ben Okan Bayülgen’in bu yorumunu ilk dinlediğimde açıkçası aynı tepkiyi verdim. Şaşırdım, sinirlendim. Bu sadece bir dakika sürdü. Çünkü yine aslında alt mesajı olan bir konuşma olduğunu anlamam uzun sürmedi. Bunu anlayabilmek için ya uzun süredir bu adamı izliyor olmanız ya da gerçekten objektif bir bakış açınız olması lazım. Yıllardır sezon finallerinde ‘yaşasın yaz geldi hadi artık sokaklara çıkın, yaşayın, özgür olun’ diye bağıran bu adam zaten tamda tekrar bunu söyledi. Biz o kadar hassaslaştık ve çizgilerimizi o kadar net çektik ki hiçbir ara görüşe, düşünceye sabrımız kalmadığı için tamamen bunu ona karşı kullandık. Oysa zaten yıllardır ‘hayat sokaklarda’ diyen bir adamın bunu sadece ‘hadi gençler gezin, tozun, için’ anlamında söylemediğini onu gerçekten tanıyan herkes anlamıştır.

okan_bayulgenden-sosyal-medya-yorumu
Bu bir ‘Okan Bayülgen’ savunma yazısı değildir aslında. Bu aslında sokaklarda özgürlüğü için yürüyen, ses çıkaran, tepki gösteren rengarenk insanların kafa karışıklığını göstermek için yazılmıştır. Savunduğunuz şeye karşıt olan hiçbir görüşü dinlemez, anlamaya çalışmaz ve baskılarsanız sadece karşı olduğunuz şey haline dönüşürsünüz. Bu kaçınılmaz sondur. Birazda bomboş programların, dizilerin sardığı televizyona başka bir renk getiren ve sokaktaki her insana ses olan bir adama karşı hissedilen vefa borcudur. Yakın zamanda tekrar bu adamı izleyebilecek olmanın sevincini yaşıyorum ve şimdiden onu ‘protesto ediyorum izlemiyorum’ yazarak saatlerce izleyecek insanları biraz rahat ve objektif olmaya davet ediyorum. Bazı adamlar gereklidir. Bazı renkler mutlaka olmalıdır. Bazı şeyler siyaset değildir, olmamalıdır. Tekrar hoş geldin Makina kafa havalar bozmuştu iyi oldu.

http://http://makinakafa.com/kategori/tanitimlar/

Biraz Motivasyonunuz Varsa Alırım

diyet

Uzun süredir beslenme programım ve gelişimi ile ilgili yazı yazamıyorum. Aslında genel olarak her şey yolunda gidiyor. Zaman zaman metabolizma bana direniyor sonra ben onun gözünü korkutuyorum o kendine geliyor. Hedefe 17 kg kaldı ve verdiğin kilo vereceğin kilodan fazla olunca insana yolun yarısı geçmiş hissi geliyor. Bu da daha iyi hissetmenize neden oluyor.

ef1fec8cf88ec3fe6460e7de35d43a0a

Aslında bu haftaya kadar motivasyonum konusunda da bir sorun yaşamıyordum. Yani insanlara ‘kendinizi şöyle motive edin yok böyle yapın’ diye yazdıktan sonra birazda kendime yediremedim sanırım. Bu hafta kızımın geçirdiği hastalık nedeni ile açıkçası tüm düzenim alt üstü oldu. Gerçi o iyi olsun yeter ki her şey olur geçer gibi baksam bile bir yandan sürekli bugünde listeni uygulayamadım diye sayıklayıp durdum. Ateş dolayısı ile uyku düzenimiz ters düz olunca zaten her şey birbirine girdi. İlk üç gün neredeyse hiçbir şey yiyemedim ki bu iyi bir şey değil. Zayıflama sürecinde ne yemediğiniz değil hangi saatte ne yediğiniz çok daha önemli. Sporu zaten hiç söylemiyorum neredeyse bir haftadır salonun yüzünü görmedim. Tüm duygusal iniş çıkışlarında çözümü buzdolabında arayan ben gece kızım ateşten huzursuz olunca kendimi sürekli yiyecek bir şeyler ararken buldum. İşte bu noktada bir kez daha anladım ki eğer eve abur cubur hiç girmezse istediğiniz kadar krizler yaşayın bir şey yiyemiyorsunuz.

6f84966eadd4edab75c7bd30a2b3b245

Gerçi meyve ve şekersiz çikolatayı abarttığım anlar oldu. En azından bir kalıp çikolata yemekten iyidir. Şimdi pazartesi günü yeni kontrol günüm var. Bu üç günü kendimi tekrar eski düzenime motive etmek için kullanmam gerekiyor. Gerçi her şeyden önce sağlık olsun o ayrı konu. Bu uzun bir yol ve böyle duraklarım olacaktır. Bir anda değişen yaşam tarzı böyle anlara gebe oluyor.  Şimdiye kadar ben size bu konuda yazdım, çizdim diye düşünüp belki şimdi sizin bana vereceğiniz bir dilim motivasyonunuz vardır diye düşünüyorum. Alınan kararların uygulanabildiği günler bizimle olsun. Sevgiler.

Sosyal Medya Mahallesi

yaşam

Uzun süredir sosyal medya araçlarını aktif olarak kullanıyorum. Açıkçası ilk başlarda bu mecrayı sadece bir eğlence aracı olarak gördüğümü itiraf etmek zorundayım. Gerçekliğine inanmak ya da işlevini fark etmem ya da hepimizin fark etmesi biraz zaman aldı. Kimse bundan sadece bir kaç sene önce gündemin bu araçlardan tartışılacağını ya da gündemi birebir sosyal medyanın belirleyeceğini aklına getiremezdi. Üniversite eğitimimi pazarlama üzerine yaptım ve şu an okulda öğrendiğim her bilgi o kadar eski ve kullanılmaz hale geldi ki. Biz klasik pazarlama faaliyetleri ile bir şeyleri yapmayı öğrendik oysa günümüzde bu geçerliliğini kaybetmiş durumda. Markaların sosyal medyayı kullanmadaki doğruları yanlışları bambaşka başlık konusu elbet. Benim bu noktada bahsetmek istediğim şey ‘gündeme dair’ kullanım.

2955d09b2e57df381b7c688fa8d7a6a3

Ülkemizin her gün hatta saat başı değişen gündemi ortada. Her gün bambaşka bir ülkeye uyanıyoruz aslında. Bu değişim sosyal medyayı birebir tam ortasından vuruyor. Siyasete uzak duran insanları siyasete yakınlaştıran ya da belkide günlük gazete okuma alışkanlığı olmayan insanlara köşe yazarlarını okutan bir mecra çıktı ortaya. Bunun dışında gündemin nabzının burada atması ile ‘mahalle baskısı’ dediğimiz kavram ‘sosyal medya mahallesinde’ gözükmeye başladı. İnsanların duyarlılıkları attıkları bildirimlere göre ölçülmeye başlandı. Bunun yanında eğer güne gündemi okumadan başlamış ve içinizden gelen mesela ‘keyifli bir gün’ gibi bir bildirimi yazdıysanız vay halinize. Birden bire bu mahallenin delikanlıları işaret parmaklarını size doğru uzatıp sizi ‘duyarsız’ ‘kendini bilmez’ gibi suçlamalarda bulunur oldu. İşte bu noktada işin şekli değişti. İnsanlar kendilerine benzer insanlar ile karşılıklı takipleşmeye başladı. Farklı gelecek her hangi iyi niyetli bir fikre, bakış açısına dayanamayan insanlar oldu. Aslında çok sesliği, çok renkliliği savunurken birden bire tek ses tek renk peşinde koşan insanlar ile çevrelendik. Yazdığınız her bildirim size hiç ummadığınız bir şekilde dönebilir hale geldi. Bu durum beni rahatsız ediyor. Biz kendimizi fişe takıp şarj olan makineler değiliz. Rutin yaşantımız içinde bir çok iyi, kötü olaylar yaşıyoruz. Her an duyarlı olmak ya da hissettiğimiz duyarlılığı dışa vurmak zorunda hiç değiliz. Ülkenin her hangi bir noktasında yaşanan acıya karşı benim bilgisayar başında ne derece duyarlı olduğumu yazdığım bir iki kelime cümleden tahmin etmek hatta tahmin ile kalmayıp bu konuda bilinçsizce eleştiriye gitmek sadece kabaca densiz bir tutum. İnsanlar sanki rutin hayatları devam etmiyormuş, o sabah kalkıp tuvalete bile girmemiş, kahvaltı etmemiş ya da sevgilisine mesaj atıp gülmemiş gibi tüm sahte maskelerini takıp klavyeden insanları işaretliyorlar. Sadece kendi düşüncelerini yazmak elbet yetmiyor bunu diğer insanlara duyurma ihtiyacı hissedip diğer kendi gibi düşünenlere parmakla sizi gösteriyorlar.

b56f382c1fb4456f1d758d2c74973ea1

Hepimizin şaşkınlıkla karşıladığı ilk başlarda önemini bile anlamadığı bir süreç yaşıyoruz. Gezi parkı eylemleri ile beraber özellikle siyasi anlamdaki bölünme o kadar net yaşandı ki. Sokağa çıkamayan insanlar sabaha kadar körleşmiş basına karşı sosyal medya üzerinden ses çıkardı. Özgürlüğünü savundu. Daha güzeli bir oldu birlik oldu. Gezi bize verdiği mesajda ‘biz herkes için sokaktayız’ dedi. Yani ayrışmayın, bir olun, tek olun mesajını aldık hepimiz. Peki ne oldu? Bu sürece en çok zararı yine o süreci destekleyen insanlar verdi. Herkesin özgürlüğünü savunurken ‘gezi’ mesajına ters düşen herkesi tek tek işaretleyen. Hadi şuna saldırın diyen insanlar doldu. Bizim gibi düşünmeyene ‘bak ben sen daha özgür ol’ diye destek veriyorum mesajını vermektense onları ‘susturma’ yolunu seçti. Bu cümlelerimden sakın ama sakın bu ülkenin değerlerine hakaret eden insanlara karşı alınan tavırlar akla gelmesin. Onların ben de karşısındayım. Sadece var olan hükümeti desteklediği için, bizim gibi sadece görüşünü belirtmek için yazan insanlara karşı yapılan tavırlardan bahsediyorum.

Çok zor bir ülkede yaşıyoruz biz.  O kadar farklı renk, ses, duruş ile bir bütünüz ki gerçekten ‘bütün’ kalmak bir o kadar zor. Sosyal medyadan önce ‘kim bu ötekiler’ dediğimiz insanları okuma, tanıma fırsatı ele geçirdik aslında. O yüzden en çok onların ne konuştuğunu anlamaya ihtiyacımız vardı. Sergilediğimiz tavır gerçekten sadece ‘görüşünü’ bildirmek için orada olan insanların susmasına neden oldu. Onlar çekilince onlar gibi düşünen çirkin, kaba insanlar ortaya çıktı. Hakaret bilgisayar başından bile yapılsa hakarettir. Kimsenin kimseyi bu şekilde baskılaması doğru değil. Bundan sadece bir yıl kadar önce aşırı ‘fanatizm’ duyguları ile takım taraftarlarının birbirlerine yaptıkları şeyler sadece ağız değiştirdi ve siyasi pencereden aynı fanatizm gözükmeye başladı.

Elimizdeki sosyal medya gerçekten bir güç. Sadece siyasiler için değil bizler için gerçekten güç. Tek yapmamız gereken önce vicdan sonra empati penceresinden olaylara bakabilmemiz. Kimse kavga , hakaret ile kendi görüşünü kabul ettiremez. Tam tersi kişi üstünde bunu hissederse daha kör daha duymaz olur ve gerçeklerden daha fazla uzaklaşır. Biz kocaman bir mahallenin üyeleriyiz. Her mahallede yazılı olmayan kurallar vardır elbet ama kimse kimsenin evine zorla girme hakkına sahip değildir. Sosyal medya mahallesinde evlerimiz düşüncelerimiz, sözlerimiz. Kimsenin onu yazma bunu yaz demeye hakkı yok. Kimsenin vicdanının, duyarlılığının bir rayting cihazı yok. Bu ölçümü yaptığınıza inanmak sadece sizin kendinizi kandırmanıza neden oluyor. Yalnızlaşan insanlar haline geliyoruz. Mahallelerde kapısını çalmaya çekindiğimiz huysuz yaşlılar gibi olmaya başlıyoruz.

8ea2575202a30d18dd2168288a004044

Bırakın bu mahallenin de merdivenleri rengarenk boyansın. Her ses, her cümle, her bakış açısı bir basamağın rengi olsun. Bizim savaşımız renklerle değil. Bizim savaşımız renkleri yok etmeye çalışan griler ile. Ne kadar çok renk o kadar az gri. Sevgi ile kalın.

Yasemin Soysal ile Röportaj

Bir Dilim Sohbet

Yasemin Soysal bir yazar ama sadece yazar diye tanımlamak yeterli olmuyor. İyi bir sporcu ve maceraperest. Yaptığı eğitimler ile özellikle ‘kilo problemi’ olan kişilerle çalışıyor ve oluşturduğu sistem o zorlu diyet listelerini çöpe attıracak cinsten. Onu en son ‘ben buradan atlarım’ yarışmasında jüri üyesi olarak izledik. Kitaplarını, planlarını ve tavsiyelerini sordum. Hepsi sohbetimizde mevcut. Hadi bakalım başlıyoruz.

yasemin soysal galeri (3)

Adınızı ne kadar öncelikle kitaplarınızdan duymuş olsak bile yazar kimliği dışında iyi bir sporcu olduğunuzu biliyorum. Sizinle ilk kez tanışanlar için kısaca kimdir Yasemin Soysal ?

Bu sorunun neresinden tutup cevaplamalı bilmiyorum. Bir tarafta kendi halinde, hatta fazla kendi halinde, evinde makarnasını ketçaplayıp mayonezleyip turşusuyla yemesini seven, tek gidişlik seyahat biletleri ile yollara düşen biri, diğer taraftan farkındalık ve ruhsallık yolunda her şeyini ortaya koymuş sonuçta olanı olduğu gibi kabul etmenin dışında bir kapı bulamamış biri. Zayıflama kitaplarına gelirsek onlarda bu ruhsal yolculuğun bir parçası. Sadece benim için değil okuyucular içinde durum böyle.

-Ülkemizde bilinirliliği çok olmayan sporlarda dereceleriniz var. Ülkemizin spor algısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Futbol. Ülkemizin spor algısı futbol başkada bir şey yok. Ben kule atlama sporu ile uğraşıyordum, milli takımla birlikte çalışıyordum. Fakat kışın atlayabileceğimiz kapalı bir yüzme havuzu yoktu. Doğal olarak bizde sünger havuza atlıyorduk. Yanlış duymadınız, yazları suya, kışları süngerlerin içine atlıyorduk. Komik değil mi? Milli takım bu durumdaysa siz amatörleri düşünün artık.

-Günümüzde obezite gerçekten ciddi bir sorun. Birçok ülke bu konuyu toplumsal bir sorun olarak algılıyor ve düzenlemeler yapıyor. Türkiye’yi bu açıdan nerede görüyorsunuz?

Türkiye bu konuda hiç bir çalışma yapmıyor. Yapıyormuş gibi görünüyor o kadar. Çünkü hala reklamlar, yeme ve içme tüketim üzerine. Sporu ve sağlıklı beslenmeyi özendirici kaç reklam görüyorsunuz? Tarım ülkesiyiz bu dünyanın en büyük zenginliği, kilo bakımından da ayrıcalık. Yabancı ülkelerde sebze ve meyvenin en pahalı gıdalar arasında olduğunu düşünürsek, ülkemizdeki tüketimin ne kadar yanlış olduğunu görürsünüz. Devlet şuan para kazanmanın yolları üzerine yoğunlaşmış, elimizdeki potansiyeli özendirelim, hem topraklarımız kalkınsın hem de insanlarımız daha sağlıklı beslensin diye düşünen yok.

yasemin soysal galeri (10)

Kitaplarınızın isimleri ‘tek şişman beyniniz’ ve ‘tek suçlu beyniniz’. Özellikle bu ilk iki kitap isimleri ile dikkat çekti gerçekten tek suçlu beynimiz mi?

Esasında beynimizin bir suçu yok. O bir makine… Nasıl işlenirse nasıl programlanırsa öyle hareket ediyor. O beyne hükmedenin suçu var. Şimdi diyeceksiniz ki çok teknik bakmıyor musunuz olaya. Haklısınız bu cümlelerle o anlaşılıyor fakat tam tersi. Kalple sevmesini ve yine kalple düşünmesini başarabilmenin tek yolu zihnin kapısını açmakla oluyor. İşte bunun içinde zihnin içinde yaptığımız oyunları fark etmeliyiz. Bu oyunları fark etmenin tek yolu dışarıdan çıkıp başlattığımız oyuna bakabilmek. Bunu yaptığınız zaman, işte o zaman masum beynin bir suçu olmadığını fakat beyin diye itham ettiğimiz şeyin arkasında kendimiz olduğunu fark ediyoruz. İlk farkındalıktan sonra ayrılık başlıyor. Fakat tüm ayrışma esasında tam ve bütün olma yolunda atılan ilk adım.

Umarım anlatabilmişimdir. Çünkü herkes yazdıklarımı farklı bir pencereden ve farklı bilinç seviyelerinden okuyacak. İşte sonuçta yine herkes kendi anlaması gereken şeyi anlayacak. Ama bilin ki anlamadığımızın ötesinde, anlamakta zorlandığımız hatta bazen aklımıza bile getirmediğimiz gerçekler var.

IMG_1441 ys

-Kilo problemi olan kişiler aslında bu sorunla ‘kısır döngü’ içine giriyorlar ve bu döngüyü kırmak çok kolay olmuyor. Sizin sisteminiz ise bu süreci çok farklı bir yerden ele alıyor. Biraz bahseder misiniz?

Kilo probleminin yeme içme ile ilgilisi olduğu düşünülüyor. Fakat kimse çıkıpta şu soruyu sormuyor. İyi de kardeşim bu kadın ya da adam niye durduk yere bedeninin kapasitesi üzerine çıkıp yemek yiyor? Sevdiği için mi? Yok öyle bir şey hatta mümkün değil. Çünkü başlangıçta bedenin kapasitesi dışına çıkmak hiç bir zaman olağan bir şey değildir. Örneğin jimnastikçiler. Bedenlerinin ne kadar esnek olduğunu biliyorsunuz. Bir bacak açıyorlar yere sıfır oturuyorlar. Ben de bu spor branşından geldim. O bacağı öyle açabilmek için ne kadar zorlandığımızı ve canımızın acıdığını tahmin edemezsiniz. O bacak kaslarını germek ve olan mesafesinden daha uzun hale getirmek hiçte eğlenceli değildi. Hatta bazen gözümüzden yaşlar gelirdi. Fakat sonra ne oldu, hoop rahatça bacaklarımızı açmaya başladık. Hatta zevk alır olduk. Olur olmaz bacaklarımızı açıp yere oturmaya başladık. İlgi çekmeye başladık.

Bedenin bir dengesi var. İşte bu denge içerisinde limitlerin dışına çıkmak zordur. Caba ister. Kilo almakta caba ister hatta ve hatta kilo vermekten çok daha fazla caba ister. Kilo vermek için hiçbirşey yapmamanız lazım ama kilo almak öyle mi, gideceksiniz yemek yiyeceksiniz, yemek yoksa yemek hazırlayacaksınız. Sonra bunu düzenli yapacaksınız. Bağarsakları bozacaksınız. Ooo çok iş anlayacağınız. İşte bu noktada bunu bir insan niye kendine yapar sorusu akıllara gelir. Niye bir kişi durduk yere yeme merkezini tetikler. İşte ben kitaplarımda bu sorulara cevap veriyorum.

 

-Eğitimlerinize katılan kişilerin yorumlarına bakınca aslında ‘yeni bir bakış açısı’ kazandıklarını görüyoruz. Belki size kilo problemi için geliyorlar ama tüm hayatları için uygulanabilir bilgiler alıyorlar. Eğitim sisteminizden biraz bahseder misiniz?

Esasında yaşam bir bütün. Hiç bir parçayı hiç bir parçadan ayıramazsınız. Ruhsallıkla diyet bir bütün. Tanrı ve tatile gitmek bir bütün. Cinsellik ve tuvalete gitmek bir bütün. Yani hayatın tüm noktaları bir bütün. Doğal olarak ben de sorunun kaynağını ve çözümü anlatırken bu bütünden ayrılamıyorum. Nasıl yapacağımı henüz keşfedemedim 🙂 parçalara ayırıp sonra bunları farklı eğitimler adı altında pazarlasam ticari anlamda iyi olurdu fakat gerçek olmazdı, doğru olmazdı, hayatın içinde uygulanabilir olmazdı. İşte buna çok dikkat ediyorum. İnsan daha önce geliyor benim için. Bu yüzden eğitime gelen insanlar biz sadece kilo verecektik bunlar nereden çıktı diyor. Değişim bir bütündür…

-Günümüzde insanlara onları görme ihtiyacı bile hissetmeden diyet listeleri öneren kişileri duyuyoruz. Bunun yanında tabii bir de moda diyetler var ki internet bunun için sonsuz bir deniz. Sizin bu listelere bakış açınız nedir?

Yazık diyorum. Sadece kocaman bir yazık. Nasıl dua etmemiz gerektiğini bile bazen başkalarına soruyoruz. Bu listeler bizi robotlaştırıyor. Kim olduğumuzu, niye bu dünyaya geldiğimizi, bedenimizle olan iletişimimizi kaybediyoruz. Esasında çok şeyimizi kaybediyoruz. Bedeni ile iletişimini kaybetmiş biri çok şeyi kaybediyor. Ayrıca sonrasında gelen kafa karışıklığı, ruhsal tıkanmalar, psikolojik sorunlar. Bedeni dinlemeyen biri, sıkıldığı bir işten ayrılıp ayrılmaması gerektiğini bile bilemiyor. Nerden bilsin ki yanlış yapmaktan korkuyor. Doğrunun ne olduğunu birinin ona söylemesi gerekiyor. Aynı diyet listeleri gibi. Ne yemesi gerektiğini bilmiyor, biri ona yazmalı. Fakat işin enteresan tarafı listeyi yazan kişi de esasında iki gün sonra o kişinin ne yemesi gerektiğini bilmemesi.

Bazen benimde listelerim oluyor ama yaşam boyu uygulanması gereken listeler değil. Daha çok zihnin ve alışkanlıkların kafasını karıştırmak gibi listeler.

Burada en büyük sorumluluk bizlere düşüyor. Biraz sorgulamamızı artırmamız gerekiyor. Bize hazır sunulmuş her şeyi alıp kabul etmek yerine niye sorularını sormamız gerekiyor. İş seçiminden, kilo vermeye kadar gerçekten istekler bize ait olmalı.

İnternet sitenizi incelerken birçok yolculuk yaptığınızı gördüm. Bu yolculuklar bana sadece bir yerleri görmekten çok ‘arınma’ yolculukları gibi geldi. Bize biraz neden bu kadar farklı ülkeleri tercih ettiğinizi anlatır mısınız?

Evet başlangıçta ben de sizin gibi düşünüyordum. Ruhsal yolculuklar adı altında yollara düştüm. Hani hep duyuyoruz ya, Hindistan, Nepal tapınaklar ve arınmalar. Hah işte dedim eğer tek gidişlik bir bilet alır ve süre kısıtlaması yapmazsam deneyimim daha büyük olur. Çıkmadan önce ritüeller yaptım. İç sesimle hareket ettiğim bir dünyada bulacağım şeyleri de iç sesimle keşfetmek istedim. Bu yüzden nereye ve nasıl gideceğimi sürecim belirlesin diye sadece gidiş bileti aldım ve yollara düştüm. Biraz fazla abartmış olup, parmak arası terliklerimle Evereste çıkmaya çalışmış olabilirim. Ama şansım yaver gitti 5500 e kadar çıktım. Peki, sonuçta ne buldun diye sorarsanız, kesinlikle herkesin bunun gibi yolculuklara çıkmasını tavsiye ederim. Ha sakın aradığımı bulduğumu sanmayın, tam tersine, tüm bulduklarımı yollarda kaybettim. Ben bir ruhsal yolculuk yolcusuydum, fakat kafamda yine bir şablon varmış ki Nepal’e gitmişim. Niye Lasvegas değil de Nepaldi? Çünkü ruhsallığı orada bulacağımızı sanıyoruz. Hal bu ki ruhsallık sizin aramak istediğiniz her yerde. Bir kumarhanenin en gürültülü yerinde bu birliği deneyimliye bilirsiniz. İşte o yolculuklarda bildiğim çoğu şeyi unuttum, kalıpları, dinleri, ırkları, insanları… Bütünü görmeye başladım ki bu beni daha boş bir hale getirdi. Sonra deneyimlediğim spirüktüel deneyimler artmaya başlayınca anladım ki, dolmak değil doluluğu azaltmak önemli. İşte o günden beri hep şunu söylerim, “ne kadar çok şey bildiğin değil, ne kadar çok şeyi unutabildiğin seni değiştirecek”

yaseminsoysaleverest1  (7)

-Son kitabınız ‘ruhunu dinle bedenini doyur’ ile benim işte tam da bu dediğim bir konuyu incelemişsiniz. Öncelikle ruhsal açlığı engellemenin önemini anlatmışsınız. Nedir bu ruhsal açlık?

Ruhsal açlık esasında sürekli aradığım bir duygu boşluğu. Bazen sevgi, bazen aşk, bazen yaradan ve bazen kendimizi arıyoruz. Fakat içinde yaşadığımız düzen insanın tüm bunları aramasını engelliyor. Televizyonla, hükümetle, fanatizimle vs… işte tüm bunlar bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Sonra anlayamadığımız bir boşluğu neyle dolduracağımızı bilmiyoruz. Ya yemek yiyoruz, ya içki içiyoruz, ya seks yapıyoruz, ya da kendimizi kaybeder gibi çalışıyoruz. Sadece zihin oyalıyoruz. İşte bu noktada şişmanlık başlıyor. Tabi sadece şişmanlık değil, kendi sesimizi duyamadığımız için başka problemlerde giriyor devreye.

Ben şöyle diyorum, bedeninin sesini duyamayan yaradanın sesini nasıl duyacak? Bu yaradan, yaradılış herkese göre değişiyor. Bazısı, kuantum, bazısı evren diyor, bazısı tanrı isimlerin bir önemi yok, hepimizin bahsettiği aynı şey ortak bilinç, ortak kollektif düşünce ve bunun enerjisi. İşte basit bir kilo olayı dönüp dolaşıyor kocaman bir bütüne bağlanıyor. Tıpkı lastiği patlayan araba gibi. Koca araba ama minicik bir çivi sebep oluyor durmasına…

yaseminsoysaleverest1  (5)

Kitabınızda ‘tartıyı unutun’ diyorsunuz. Oysa bu süreci yaşayan herkesin günde kaç kere o tartı tepesinde iniş çıkışlar yaşadığını biliyoruz. Kişilerin bu alışkanlıklarını değiştirmeleri zor değil mi?

Alışkanlıklar her zaman her konuda oldu. Eğer bir şeyler ters gidiyorsa ve sizi zorluyorsa değiştirmek gerekiyor. Tartıyı alıp atacaksınız. Daha basit bir çözümü yok. Zaten heryerde tartı var elbet bir gün bir yerlerde denk gelirsiniz. Keşke tüm alışkanlıklarımızdan kurtulmak tartıyı evden atmak kadar kolay olsa. Ama biliyor musunuz bunu bile yapamayan çok insan var.

-Yaşam koçluğu aslında bizim çok yeni tanıştığımız bir kavram ama birden bire bu konuda uzman olduğunu söyleyen kişileri her gün televizyonlarda görüyoruz. Sizce ‘yaşam koçluğu’ her konuda uygulanabilir bir sistem mi yoksa kişi ya da konuya özel mi olmalı?

Esasında daha oturmuş bir kavram değil. Ben bile kullanırken her seferinde acaba daha net bir ifade bulabilir miyim diye düşünüyorum. Yaşam koçluğu çok çiğ duruyor. Sanki sürekli birilerine akıl veriyormuş hissiyatı var. Tabi bunu yapanlar yok değil. Yani yaşam koçluğu adı altında birilerine akıl vermek. Bu çok yanlış yan komşudan hiç bir farkınız kalmaz. Bu konuda ne kadar özele inebilirseniz o kadar başarılı olursunuz.

Ha şunu da söylemeden geçemeyeceğim herkesin her dediğine hemen inanmamak gerekiyor. Çünkü iki eğitim alıp bu işi yapanda var ama hiç eğitim almadan muhteşem şeyler çıkartan da var. Yani ne eğitim bu iş için yeterli ne de deneyim. Peki, kime inanmalı sorusu akıllara gelebilir, basit. Karşı tarafa bakın, hayatını neye adamış bakın. Bu çok zor değil, hemen kendini ele verir. Karşı taraf eğer hayatını paraya adamışsa yavaş yavaş kapının yolunu tutun ve içinizdeki yaşam koçuna yönelin. Zaten o sizi doğru kişiye götürecektir.

yaseminsoysaleverest1  (16)

 

Sizi yakın zaman önce ‘Ben Buradan Atlarım’ adlı yarışmada jüri olarak izledik. Aslında başta konuştuğumuz gibi Türkiye’ye yabancı sporlardan biriydi. Aslında çalışan her insanın her şeyi yapabileceğine dair bir örnekti bence. Profesyonel göz ile bunu değerlendirmek nasıldı?

Çok zor bir değerlendirme. Çünkü orada yapılan iş o kadar zordu ki anlatamam. İnanın hiç kolay değil. Tekneden atlaya benzemiyor. İnsanın içinde ki ölüm ve intihar korkularını tetikliyor. Aynı zamanda boşluktan düşme ve beden kontrolü gerektiriyor. Bence çok ciddi bir zihin ve beden kontrolü gerektiriyor. Fakat dışarıdan bakan biri için ya bunların işi gücü yok mu çıkıp kuleden atlıyorlar gibi görünüyor. Tabi mayolu insanları televizyon karşısında görmeye çok alışık değiliz her şey çok çiğ durabiliyor.

-Eğitimlere katılma fırsatı olmayan ve sadece kitaplarınızla yetinmek istemeyen takipçileriniz için bir televizyon programı projeniz var mı?

Aklımdan bunlar geçiyor. Telefonla bana ulaşıp sorular sorabilecekleri bir program ama şuan bunun için bir girişimde bulunmadım. Bilinç seviyesi yüksek programlar çok fazla rayting yapmıyor bu yüzden bu konuyla ilgili iyi bir projeyle gitmek gerekiyor.

Tabi şunu da belirtmek lazım Sorusu olanlar mail attığı zaman vaktim oldukça zevkle cevaplıyorum.

Son olarak kilo verme sürecinde olan okuyucular için tavsiyelerinizi alabilir miyiz?

Biraz araştırma yaparlarsa bu işi kökten halledebilirler. Ne zaman fazla yemek yemek isteseler kendilerine şu soruyu sorsunlar, şuan tok olduğum halde neden yemek yemek istiyorum. Yemek yemeği tetikleyecek ne oldu (son 5-10 dk içerisinde) hangi boşluğu dolduruyorum ya da hangi duygudan kaçmaya çalışıyorum. Gerçekten aç mıyım? Bedenimin ne kadar yemeye ihtiyacı var? Bu soruları hayat boyu sormayacaksınız sadece kısa bir süre farkındalık elde etmek için. Ondan sonra birçok şey otomatikman düzene girecek. Fakat bir süre zihninizi yormanız gerekiyor, eğer farkındalığınızı bu yönde geliştirirseniz işte o zaman birçok şey bebeklik döneminize dönecek. Yani bedeninizle tekrar iletişim kuracak ve dengede olacaksınız. Hiçbir şey imkansız olmadığı gibi zor da değil. Sadece kendinize acımayı bir kenara koyun. Başka bir şeye ihtiyacınız yok.

 

 

 

 

Başa Dönerim Korkusu !

diyet

Şimdiye kadar ‘diyet’ başlığı altında yazdığım bir çok yazı aslında bu süreci yaşayan kişilere destek olabilmek ve bu arada kendimle ilgili paylaşımlarda bulunup başkalarından destek alabilmek amaçlıydı. Peki bu kadar kendinden emin ve söz yerindeyse tam gaz giden düzende hiç mi zor anlarım olmadı? Oldu ! Geçen hafta diyete başladığımdan beri en zor haftamı geçirdim. Ne beslenme listemde bir eksik vardı ne de başka bir şey ama sürekli aç, moralsiz ve sıkılmış geçirdim. Psikolojik olarak gayet iyi durumda olmama rağmen kafam sürekli yemekte yaşadım. Ara ara elime çikolatalar alıp uzun uzun baktım. Bir kereden bir şey olmaz ye gitsin diye kendimi kandırmaya çalıştım. Önümden geçen her yemeği izler oldum. Şimdi bir alış veriş merkezine gideceğim ve önüme gelen her şeyi yiyeceğim dedim. Peki yaptım mı? Hayır! Nasıl yapmadığımdan önce neden bu duruma geldiğimi anlatayım.

39195a95e1003785c5ac68cbe4b1f901

Diyetisyen desteği almaya başlamadan bir ay öncesinden yani spor salonu kaydından bugüne baktığımızdan itibaren tam 4 ay geçti. Ve bu 4 ay boyunca tam 18 kg verdim. Bunu söylemek kolay ama bir arada düşününce hiç az bir oran değil. Elbet bu vücut bir yerde ‘dur bakalım hanımefendi ne oluyor’ diyecekti ve dedi. Neredeyse 2 hafta boyunca kilom gram aşağı inmedi bir de üstüne artı 200 gram çıkınca ben tüm azmimi kaybettim. İşte o an da madem öyle buraya kadarmış demek diye düşünüp az önce anlattığım süreci yaşadım. Kimseye söylemedim. Kimse yemek yerken bana engel olsun istemedim. Belkide hayatımda ilk kez gerçekten irademi bu kadar güçlü kıldım.elime çikolata, tatlı, döner yemek gibi fırsatlar çıktığı an sadece şunu düşündüm ‘başa dönmeye hazır mısın’ şimdiye kadar geçtiğin yolu geri dönerken yorulmayacak mısın? Sonra ilk gün fotoğraflarımı açtım. Evde eski bedenime ait olan kıyafetleri giyip aradaki farklara baktım. Ve o noktada tekrar bu süreci geçirmeye hazır olmadığımı, bir daha asla hazır olmayacağımı görüp kendimi durdurdum. Listemde var olan dondurmayı bile tüketmeyi ret ettim. Bunu yazıyorum çünkü yaptım, ettim demek o kadar kolay ki. Ben yıllarca başarı hikayeleri okuyup ‘iyi aferin sana’ diyerek kapattım siteleri.

trafik-isaretleri-ve-anlamlari-u-donusu-yapilamaz

 

Bazıları için bu anlattıklarım fazla abartı gelebilir ki bu muhtemel iradesi böyle bir konu ile sınanmayan kişiler olacaktır ama benim gibi bu yolda yürüyen kişiler eminim beni şu an çok iyi anlıyorlar. Son kontrolümden sonra bu 2 haftadır kırılmayan kilo bu hafta kırıldı. Bana öyle bir direndi ki sanırım bu günleri hatırladığımda en çok bu dönemi hatırlayacağım. Eğer siz de bu yolda ilerleyen kişilerden biriyseniz yaşamanız muhtemel bu dönemde de yalnız olmadığınızı bilin ve şimdiye kadar geçtiğiniz yol sizi motive etmeye yetmiyorsa bundan sonra geçeceğiniz yolu düşünün. Bu kafanızda bir hayal ise sadece benden size bir tavsiye var hemen http://modelmydiet.com a girin. Oraya ilk gün olan kilonuzu ve hedeflediğiniz kilonuzu yazın. Hem gelişim şeklinizi hem hedefinizi görün. Geçtiğimiz yol değil ama varacağımız yer bizi daha çok güçlü kılabiliyor. Ayrıca bu haftayı atlatmaya çalışırken bana en ağır gelen şey ‘spor yapma’ fikri oldu. Nedense gitmek istemedim. Böyle bir durumda kendinizi zorlamayın. Bir şeylere kendinizi mecbur hissetmek böyle zamanlar için işe yarar bir yöntem olmuyor. Bu aşamayı evde eğlenceli bir şeyler yaparak geçirmeye çalışın. En sevdiğiniz müziklerde dans edin, varsa oyun konsollarında bol hareketli oyunlar edinin sadece eğlenin. Bir an vücut yine o sporu istemeye başlayacak. İnsanın kendi ile çatışması ve kendine rağmen bir şeyler yapmaya çalışması en zoru. Sadece bunu bir savaşa çevirmeden orta yolu bulmayı başarmak gerekiyor. Ben savaşmayı denedim az daha yeniliyordum. Şimdi karşılıklı hamleler ile zeka oyunu oynuyoruz. Herkese doğru hamleleri bulması için bol şans !

ee4b5231-0970-43ea-8e6c-23fbbef80016