Bir Dilim Sohbet

Yasemin Soysal ile Röportaj

Yasemin Soysal bir yazar ama sadece yazar diye tanımlamak yeterli olmuyor. İyi bir sporcu ve maceraperest. Yaptığı eğitimler ile özellikle ‘kilo problemi’ olan kişilerle çalışıyor ve oluşturduğu sistem o zorlu diyet listelerini çöpe attıracak cinsten. Onu en son ‘ben buradan atlarım’ yarışmasında jüri üyesi olarak izledik. Kitaplarını, planlarını ve tavsiyelerini sordum. Hepsi sohbetimizde mevcut. Hadi bakalım başlıyoruz.

yasemin soysal galeri (3)

Adınızı ne kadar öncelikle kitaplarınızdan duymuş olsak bile yazar kimliği dışında iyi bir sporcu olduğunuzu biliyorum. Sizinle ilk kez tanışanlar için kısaca kimdir Yasemin Soysal ?

Bu sorunun neresinden tutup cevaplamalı bilmiyorum. Bir tarafta kendi halinde, hatta fazla kendi halinde, evinde makarnasını ketçaplayıp mayonezleyip turşusuyla yemesini seven, tek gidişlik seyahat biletleri ile yollara düşen biri, diğer taraftan farkındalık ve ruhsallık yolunda her şeyini ortaya koymuş sonuçta olanı olduğu gibi kabul etmenin dışında bir kapı bulamamış biri. Zayıflama kitaplarına gelirsek onlarda bu ruhsal yolculuğun bir parçası. Sadece benim için değil okuyucular içinde durum böyle.

-Ülkemizde bilinirliliği çok olmayan sporlarda dereceleriniz var. Ülkemizin spor algısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Futbol. Ülkemizin spor algısı futbol başkada bir şey yok. Ben kule atlama sporu ile uğraşıyordum, milli takımla birlikte çalışıyordum. Fakat kışın atlayabileceğimiz kapalı bir yüzme havuzu yoktu. Doğal olarak bizde sünger havuza atlıyorduk. Yanlış duymadınız, yazları suya, kışları süngerlerin içine atlıyorduk. Komik değil mi? Milli takım bu durumdaysa siz amatörleri düşünün artık.

-Günümüzde obezite gerçekten ciddi bir sorun. Birçok ülke bu konuyu toplumsal bir sorun olarak algılıyor ve düzenlemeler yapıyor. Türkiye’yi bu açıdan nerede görüyorsunuz?

Türkiye bu konuda hiç bir çalışma yapmıyor. Yapıyormuş gibi görünüyor o kadar. Çünkü hala reklamlar, yeme ve içme tüketim üzerine. Sporu ve sağlıklı beslenmeyi özendirici kaç reklam görüyorsunuz? Tarım ülkesiyiz bu dünyanın en büyük zenginliği, kilo bakımından da ayrıcalık. Yabancı ülkelerde sebze ve meyvenin en pahalı gıdalar arasında olduğunu düşünürsek, ülkemizdeki tüketimin ne kadar yanlış olduğunu görürsünüz. Devlet şuan para kazanmanın yolları üzerine yoğunlaşmış, elimizdeki potansiyeli özendirelim, hem topraklarımız kalkınsın hem de insanlarımız daha sağlıklı beslensin diye düşünen yok.

yasemin soysal galeri (10)

Kitaplarınızın isimleri ‘tek şişman beyniniz’ ve ‘tek suçlu beyniniz’. Özellikle bu ilk iki kitap isimleri ile dikkat çekti gerçekten tek suçlu beynimiz mi?

Esasında beynimizin bir suçu yok. O bir makine… Nasıl işlenirse nasıl programlanırsa öyle hareket ediyor. O beyne hükmedenin suçu var. Şimdi diyeceksiniz ki çok teknik bakmıyor musunuz olaya. Haklısınız bu cümlelerle o anlaşılıyor fakat tam tersi. Kalple sevmesini ve yine kalple düşünmesini başarabilmenin tek yolu zihnin kapısını açmakla oluyor. İşte bunun içinde zihnin içinde yaptığımız oyunları fark etmeliyiz. Bu oyunları fark etmenin tek yolu dışarıdan çıkıp başlattığımız oyuna bakabilmek. Bunu yaptığınız zaman, işte o zaman masum beynin bir suçu olmadığını fakat beyin diye itham ettiğimiz şeyin arkasında kendimiz olduğunu fark ediyoruz. İlk farkındalıktan sonra ayrılık başlıyor. Fakat tüm ayrışma esasında tam ve bütün olma yolunda atılan ilk adım.

Umarım anlatabilmişimdir. Çünkü herkes yazdıklarımı farklı bir pencereden ve farklı bilinç seviyelerinden okuyacak. İşte sonuçta yine herkes kendi anlaması gereken şeyi anlayacak. Ama bilin ki anlamadığımızın ötesinde, anlamakta zorlandığımız hatta bazen aklımıza bile getirmediğimiz gerçekler var.

IMG_1441 ys

-Kilo problemi olan kişiler aslında bu sorunla ‘kısır döngü’ içine giriyorlar ve bu döngüyü kırmak çok kolay olmuyor. Sizin sisteminiz ise bu süreci çok farklı bir yerden ele alıyor. Biraz bahseder misiniz?

Kilo probleminin yeme içme ile ilgilisi olduğu düşünülüyor. Fakat kimse çıkıpta şu soruyu sormuyor. İyi de kardeşim bu kadın ya da adam niye durduk yere bedeninin kapasitesi üzerine çıkıp yemek yiyor? Sevdiği için mi? Yok öyle bir şey hatta mümkün değil. Çünkü başlangıçta bedenin kapasitesi dışına çıkmak hiç bir zaman olağan bir şey değildir. Örneğin jimnastikçiler. Bedenlerinin ne kadar esnek olduğunu biliyorsunuz. Bir bacak açıyorlar yere sıfır oturuyorlar. Ben de bu spor branşından geldim. O bacağı öyle açabilmek için ne kadar zorlandığımızı ve canımızın acıdığını tahmin edemezsiniz. O bacak kaslarını germek ve olan mesafesinden daha uzun hale getirmek hiçte eğlenceli değildi. Hatta bazen gözümüzden yaşlar gelirdi. Fakat sonra ne oldu, hoop rahatça bacaklarımızı açmaya başladık. Hatta zevk alır olduk. Olur olmaz bacaklarımızı açıp yere oturmaya başladık. İlgi çekmeye başladık.

Bedenin bir dengesi var. İşte bu denge içerisinde limitlerin dışına çıkmak zordur. Caba ister. Kilo almakta caba ister hatta ve hatta kilo vermekten çok daha fazla caba ister. Kilo vermek için hiçbirşey yapmamanız lazım ama kilo almak öyle mi, gideceksiniz yemek yiyeceksiniz, yemek yoksa yemek hazırlayacaksınız. Sonra bunu düzenli yapacaksınız. Bağarsakları bozacaksınız. Ooo çok iş anlayacağınız. İşte bu noktada bunu bir insan niye kendine yapar sorusu akıllara gelir. Niye bir kişi durduk yere yeme merkezini tetikler. İşte ben kitaplarımda bu sorulara cevap veriyorum.

 

-Eğitimlerinize katılan kişilerin yorumlarına bakınca aslında ‘yeni bir bakış açısı’ kazandıklarını görüyoruz. Belki size kilo problemi için geliyorlar ama tüm hayatları için uygulanabilir bilgiler alıyorlar. Eğitim sisteminizden biraz bahseder misiniz?

Esasında yaşam bir bütün. Hiç bir parçayı hiç bir parçadan ayıramazsınız. Ruhsallıkla diyet bir bütün. Tanrı ve tatile gitmek bir bütün. Cinsellik ve tuvalete gitmek bir bütün. Yani hayatın tüm noktaları bir bütün. Doğal olarak ben de sorunun kaynağını ve çözümü anlatırken bu bütünden ayrılamıyorum. Nasıl yapacağımı henüz keşfedemedim 🙂 parçalara ayırıp sonra bunları farklı eğitimler adı altında pazarlasam ticari anlamda iyi olurdu fakat gerçek olmazdı, doğru olmazdı, hayatın içinde uygulanabilir olmazdı. İşte buna çok dikkat ediyorum. İnsan daha önce geliyor benim için. Bu yüzden eğitime gelen insanlar biz sadece kilo verecektik bunlar nereden çıktı diyor. Değişim bir bütündür…

-Günümüzde insanlara onları görme ihtiyacı bile hissetmeden diyet listeleri öneren kişileri duyuyoruz. Bunun yanında tabii bir de moda diyetler var ki internet bunun için sonsuz bir deniz. Sizin bu listelere bakış açınız nedir?

Yazık diyorum. Sadece kocaman bir yazık. Nasıl dua etmemiz gerektiğini bile bazen başkalarına soruyoruz. Bu listeler bizi robotlaştırıyor. Kim olduğumuzu, niye bu dünyaya geldiğimizi, bedenimizle olan iletişimimizi kaybediyoruz. Esasında çok şeyimizi kaybediyoruz. Bedeni ile iletişimini kaybetmiş biri çok şeyi kaybediyor. Ayrıca sonrasında gelen kafa karışıklığı, ruhsal tıkanmalar, psikolojik sorunlar. Bedeni dinlemeyen biri, sıkıldığı bir işten ayrılıp ayrılmaması gerektiğini bile bilemiyor. Nerden bilsin ki yanlış yapmaktan korkuyor. Doğrunun ne olduğunu birinin ona söylemesi gerekiyor. Aynı diyet listeleri gibi. Ne yemesi gerektiğini bilmiyor, biri ona yazmalı. Fakat işin enteresan tarafı listeyi yazan kişi de esasında iki gün sonra o kişinin ne yemesi gerektiğini bilmemesi.

Bazen benimde listelerim oluyor ama yaşam boyu uygulanması gereken listeler değil. Daha çok zihnin ve alışkanlıkların kafasını karıştırmak gibi listeler.

Burada en büyük sorumluluk bizlere düşüyor. Biraz sorgulamamızı artırmamız gerekiyor. Bize hazır sunulmuş her şeyi alıp kabul etmek yerine niye sorularını sormamız gerekiyor. İş seçiminden, kilo vermeye kadar gerçekten istekler bize ait olmalı.

İnternet sitenizi incelerken birçok yolculuk yaptığınızı gördüm. Bu yolculuklar bana sadece bir yerleri görmekten çok ‘arınma’ yolculukları gibi geldi. Bize biraz neden bu kadar farklı ülkeleri tercih ettiğinizi anlatır mısınız?

Evet başlangıçta ben de sizin gibi düşünüyordum. Ruhsal yolculuklar adı altında yollara düştüm. Hani hep duyuyoruz ya, Hindistan, Nepal tapınaklar ve arınmalar. Hah işte dedim eğer tek gidişlik bir bilet alır ve süre kısıtlaması yapmazsam deneyimim daha büyük olur. Çıkmadan önce ritüeller yaptım. İç sesimle hareket ettiğim bir dünyada bulacağım şeyleri de iç sesimle keşfetmek istedim. Bu yüzden nereye ve nasıl gideceğimi sürecim belirlesin diye sadece gidiş bileti aldım ve yollara düştüm. Biraz fazla abartmış olup, parmak arası terliklerimle Evereste çıkmaya çalışmış olabilirim. Ama şansım yaver gitti 5500 e kadar çıktım. Peki, sonuçta ne buldun diye sorarsanız, kesinlikle herkesin bunun gibi yolculuklara çıkmasını tavsiye ederim. Ha sakın aradığımı bulduğumu sanmayın, tam tersine, tüm bulduklarımı yollarda kaybettim. Ben bir ruhsal yolculuk yolcusuydum, fakat kafamda yine bir şablon varmış ki Nepal’e gitmişim. Niye Lasvegas değil de Nepaldi? Çünkü ruhsallığı orada bulacağımızı sanıyoruz. Hal bu ki ruhsallık sizin aramak istediğiniz her yerde. Bir kumarhanenin en gürültülü yerinde bu birliği deneyimliye bilirsiniz. İşte o yolculuklarda bildiğim çoğu şeyi unuttum, kalıpları, dinleri, ırkları, insanları… Bütünü görmeye başladım ki bu beni daha boş bir hale getirdi. Sonra deneyimlediğim spirüktüel deneyimler artmaya başlayınca anladım ki, dolmak değil doluluğu azaltmak önemli. İşte o günden beri hep şunu söylerim, “ne kadar çok şey bildiğin değil, ne kadar çok şeyi unutabildiğin seni değiştirecek”

yaseminsoysaleverest1  (7)

-Son kitabınız ‘ruhunu dinle bedenini doyur’ ile benim işte tam da bu dediğim bir konuyu incelemişsiniz. Öncelikle ruhsal açlığı engellemenin önemini anlatmışsınız. Nedir bu ruhsal açlık?

Ruhsal açlık esasında sürekli aradığım bir duygu boşluğu. Bazen sevgi, bazen aşk, bazen yaradan ve bazen kendimizi arıyoruz. Fakat içinde yaşadığımız düzen insanın tüm bunları aramasını engelliyor. Televizyonla, hükümetle, fanatizimle vs… işte tüm bunlar bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Sonra anlayamadığımız bir boşluğu neyle dolduracağımızı bilmiyoruz. Ya yemek yiyoruz, ya içki içiyoruz, ya seks yapıyoruz, ya da kendimizi kaybeder gibi çalışıyoruz. Sadece zihin oyalıyoruz. İşte bu noktada şişmanlık başlıyor. Tabi sadece şişmanlık değil, kendi sesimizi duyamadığımız için başka problemlerde giriyor devreye.

Ben şöyle diyorum, bedeninin sesini duyamayan yaradanın sesini nasıl duyacak? Bu yaradan, yaradılış herkese göre değişiyor. Bazısı, kuantum, bazısı evren diyor, bazısı tanrı isimlerin bir önemi yok, hepimizin bahsettiği aynı şey ortak bilinç, ortak kollektif düşünce ve bunun enerjisi. İşte basit bir kilo olayı dönüp dolaşıyor kocaman bir bütüne bağlanıyor. Tıpkı lastiği patlayan araba gibi. Koca araba ama minicik bir çivi sebep oluyor durmasına…

yaseminsoysaleverest1  (5)

Kitabınızda ‘tartıyı unutun’ diyorsunuz. Oysa bu süreci yaşayan herkesin günde kaç kere o tartı tepesinde iniş çıkışlar yaşadığını biliyoruz. Kişilerin bu alışkanlıklarını değiştirmeleri zor değil mi?

Alışkanlıklar her zaman her konuda oldu. Eğer bir şeyler ters gidiyorsa ve sizi zorluyorsa değiştirmek gerekiyor. Tartıyı alıp atacaksınız. Daha basit bir çözümü yok. Zaten heryerde tartı var elbet bir gün bir yerlerde denk gelirsiniz. Keşke tüm alışkanlıklarımızdan kurtulmak tartıyı evden atmak kadar kolay olsa. Ama biliyor musunuz bunu bile yapamayan çok insan var.

-Yaşam koçluğu aslında bizim çok yeni tanıştığımız bir kavram ama birden bire bu konuda uzman olduğunu söyleyen kişileri her gün televizyonlarda görüyoruz. Sizce ‘yaşam koçluğu’ her konuda uygulanabilir bir sistem mi yoksa kişi ya da konuya özel mi olmalı?

Esasında daha oturmuş bir kavram değil. Ben bile kullanırken her seferinde acaba daha net bir ifade bulabilir miyim diye düşünüyorum. Yaşam koçluğu çok çiğ duruyor. Sanki sürekli birilerine akıl veriyormuş hissiyatı var. Tabi bunu yapanlar yok değil. Yani yaşam koçluğu adı altında birilerine akıl vermek. Bu çok yanlış yan komşudan hiç bir farkınız kalmaz. Bu konuda ne kadar özele inebilirseniz o kadar başarılı olursunuz.

Ha şunu da söylemeden geçemeyeceğim herkesin her dediğine hemen inanmamak gerekiyor. Çünkü iki eğitim alıp bu işi yapanda var ama hiç eğitim almadan muhteşem şeyler çıkartan da var. Yani ne eğitim bu iş için yeterli ne de deneyim. Peki, kime inanmalı sorusu akıllara gelebilir, basit. Karşı tarafa bakın, hayatını neye adamış bakın. Bu çok zor değil, hemen kendini ele verir. Karşı taraf eğer hayatını paraya adamışsa yavaş yavaş kapının yolunu tutun ve içinizdeki yaşam koçuna yönelin. Zaten o sizi doğru kişiye götürecektir.

yaseminsoysaleverest1  (16)

 

Sizi yakın zaman önce ‘Ben Buradan Atlarım’ adlı yarışmada jüri olarak izledik. Aslında başta konuştuğumuz gibi Türkiye’ye yabancı sporlardan biriydi. Aslında çalışan her insanın her şeyi yapabileceğine dair bir örnekti bence. Profesyonel göz ile bunu değerlendirmek nasıldı?

Çok zor bir değerlendirme. Çünkü orada yapılan iş o kadar zordu ki anlatamam. İnanın hiç kolay değil. Tekneden atlaya benzemiyor. İnsanın içinde ki ölüm ve intihar korkularını tetikliyor. Aynı zamanda boşluktan düşme ve beden kontrolü gerektiriyor. Bence çok ciddi bir zihin ve beden kontrolü gerektiriyor. Fakat dışarıdan bakan biri için ya bunların işi gücü yok mu çıkıp kuleden atlıyorlar gibi görünüyor. Tabi mayolu insanları televizyon karşısında görmeye çok alışık değiliz her şey çok çiğ durabiliyor.

-Eğitimlere katılma fırsatı olmayan ve sadece kitaplarınızla yetinmek istemeyen takipçileriniz için bir televizyon programı projeniz var mı?

Aklımdan bunlar geçiyor. Telefonla bana ulaşıp sorular sorabilecekleri bir program ama şuan bunun için bir girişimde bulunmadım. Bilinç seviyesi yüksek programlar çok fazla rayting yapmıyor bu yüzden bu konuyla ilgili iyi bir projeyle gitmek gerekiyor.

Tabi şunu da belirtmek lazım Sorusu olanlar mail attığı zaman vaktim oldukça zevkle cevaplıyorum.

Son olarak kilo verme sürecinde olan okuyucular için tavsiyelerinizi alabilir miyiz?

Biraz araştırma yaparlarsa bu işi kökten halledebilirler. Ne zaman fazla yemek yemek isteseler kendilerine şu soruyu sorsunlar, şuan tok olduğum halde neden yemek yemek istiyorum. Yemek yemeği tetikleyecek ne oldu (son 5-10 dk içerisinde) hangi boşluğu dolduruyorum ya da hangi duygudan kaçmaya çalışıyorum. Gerçekten aç mıyım? Bedenimin ne kadar yemeye ihtiyacı var? Bu soruları hayat boyu sormayacaksınız sadece kısa bir süre farkındalık elde etmek için. Ondan sonra birçok şey otomatikman düzene girecek. Fakat bir süre zihninizi yormanız gerekiyor, eğer farkındalığınızı bu yönde geliştirirseniz işte o zaman birçok şey bebeklik döneminize dönecek. Yani bedeninizle tekrar iletişim kuracak ve dengede olacaksınız. Hiçbir şey imkansız olmadığı gibi zor da değil. Sadece kendinize acımayı bir kenara koyun. Başka bir şeye ihtiyacınız yok.

 

 

 

 

Bir şey söyle ?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s