Çekiliş Var !

Hediyemiz Var

Ve beklenen hafta geldi DurumBildirimi yeni çekiliş haftası başladı. Bu hafta hediyem Hakan Günday’ın yeni romanı ‘Daha’ Doğan Kitap yayınevinden çıkan yeni romanı şimdiden çok satanlar listesinde yerini aldı. Katılım şartları yine aynı. Çekiliş son katılım tarihi 5 Kasım Salı saat 21:00 Katılmak için bu postun altına yorum bırakarak aynı zamanda twitter kullananlar #durumbildirimi hastagi ile bu yazıyı paylaşabilir. Instagram kullananlar ise yine #durumbildirimi hastagi ile sitenin fotoğrafını paylaşabilirler. Şimdi tabii yine kitap kahvesiz olmaz biliyorum. Yine kitabı kazanan kişiye yanında Tchibo Brazil Mild hediyemi yolluyorum. Herkese bol şans. Çekiliş anı video olarak hem instgram hem twitter hesabım üzerinden paylaşılacaktır. Herkese bol şans !

fa8d9aa5-5301-4cbb-8690-9af3723dad94

Privat-Kaffee-Brazil-Mild-Vakum-2X250g

 

Daha

Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu zifiri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikâye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan biriyle ilgili. Adı Gazâ. Babası bir insan kaçakçısı, Gazâ da onun çırağı. Henüz 9 yaşında. Yani, hayata ve insana dair, öğrenmemesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta.

“Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiyedir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim. Ve biz orada yaşıyorduk. Her gün politikacıların televizyonlara çıkıp jeopolitik öneminden söz ettiği bir ülkede. Önceleri çözemezdim ne anlama geldiğini. Meğer jeopolitik önem, içi kapkaranlık ve farları fal taşı gibi otobüslerin, sırf yol üstünde diye, gecenin ortasında mola verdiği kırık dökük bir binanın ada ve parsel numaralarıyla yapılan çıkar hesapları demekmiş. 1.565 km uzunluğunda koca bir Boğaz Köprüsü anlamına geliyormuş. Ülkede yaşayanların boğazlarının içinden geçen dev bir köprü. Çıplak ayağı Doğuda, ayakkabılı olanı Batıda ve üzerinden yasadışı ne varsa geçip giden, yaşlı bir köprü. Kursağımızdan geçiyordu hepsi. Özellikle de, kaçak denilen insanlar… Elimizden geleni yapıyorduk… Boğazımıza takılmasınlar diye. Yutkunup gönderiyorduk hepsini. Nereye gideceklerse oraya… Sınırdan sınıra ticaret… Duvardan duvara…”
(Tanıtım Bülteninden)

90 Yıllık Aşk

yaşam

Bugün 29 Ekim 2013 ve bugün Türkiye’nin 90. doğum günü. Sizlere buradan süslü cümleler ile cumhuriyete, millete, Türkiye’ye karşı olan duygularımı anlatabilirim. Bunu yapmayacağım çünkü kuracağım hiçbir cümle gerçekten ne anlatmak istediğimi anlatmayacak. Bir şeyi kaybetme duygusu ya da kaybedeceğine dair gördüğün en ufak bir risk nasıl daha fazla sarılmamızı sağlıyorsa bugünlerde bu ülkenin ilkelerine karşı aynı hisleri taşıyorum. Başta dediğim gibi ne söylesem altını tam olarak dolduramayacağım duygularımı 1932 yılında o zamanın milli eğitim bakanı Reşit Galip tam olarak anlatmış. Ezberimde olmasından, her kelimesini üstüne basarak söylemekten ömrümün sonuna kadar gocunmayacağım bu sözler benden sonra gelen nesillere aktarılmaya devam edecek inanıyorum. Şimdi izninizle bugün yüreğimden bağıra bağıra söyleyeceğim bu andı sizlerle bir kez daha paylaşıyorum. Bir ilkokul çocuğunun saflığı ve inancı ile. Çünkü bize öğretilen buydu.

turk-bayragi

Türküm, doğruyum, çalışkanım.

İlkem ; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.

Ey Büyük ATATÜRK

Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.

Ne Mutlu Türküm Diyene !

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun !

Sıfırla !

yaşam

Hayat çok hızlı geçiyor değil mi? Bundan daha bir kaç gün öncesi gibi gelen günler dönüp baktığınızdan parmakla sayılamayacak yıllara dönüyor. Bazen ilk gençlik yıllarınızda kurduğunuz hayallerinizi hatırlamakta zorlanıyorsunuz belki. O zamanlar hayal etmek  kolay ve hayal ettiğinin gerçek olacağına olan inancımız o kadar güçlüyken bugün onları hatırlamakta zorlanmak içimizi acıtıyor. Ne oldu ya da nerede ipler koptu da onları unutacak hale geldik hiç düşündünüz mü? Yaşlandıkça ya da yaşlanmak demeyelim yaş aldıkça bir şeyleri imkanlı kılmak nasıl bu kadar zorlaşıyor akıl almıyor. İnsanların beklentileri hayatın onlara getirdikleri ile değişiyor belli ki. Peki o sınırsız hayal gücüne sahip deneyimsiz kız yada erkek çocuk öldü mü? Sizi terk etti mi? Hayır etmedi. Aynaya baktığınızda arada yansımamızdan bize göz kırptığını görmek mümkün aslında.

c47ab3c43b8ceb3dafcdd16835198899

Lisede iyi bir şarkıcı ya da bilimsel buluşlar yapan bir bilim insanı olarak kendinizi hayal ederken sınav sisteminin dengesizliği belki hiç istemediğiniz bir bölüme sizi yönlendirdi. Sonra ona bağlı meslek hayatınız şekillendi, mesleğine bağlı sosyal çevreniz değişti belki evliliğinizi bile hiç hayallerinizde olmayan bu çevreden biri ile yaptınız. Şimdi aynaya baktığınızda karşımızdaki yansımada hiç tanımadığımız biri duruyor ama derinlerde hala o hayalperest çocuk var. Bu anlatıklarım var olan hayatınızdan memnun olmadığınız çıkarımına götürmüyor bizi. Sadece vazgeçen ya da çabuk unutan insanlara dönüştüğümüzü görüyoruz. Zaman kavramına ve zaman kavramının getirdiği yaşa o kadar takılmışız ki bazı şeylerin hala mümkün olduğunu göremiyoruz. Oysa o kadar havada ve temelsiz bir kavram ki yaş. Ne kadar yaşayacağınızı bilmediğiniz bir dünyada içinde bulunduğunuz yaşın bir şeylere geç kaldığını nereden biliyoruz? 90 yaşında ölecek bir insanın 30’lu yaşları orta yaş sayılır mı? Buradan bakınca daha gençlik yılları gibi durmuyor mu ?

c06425dcddd4f8cbe90e30418011a6c2

Bazı haberler duyuyoruz ara ara. Şu yaşında üniversiteye girdi ya da torunu ile aynı üniversiteden mezun oldu gibi. İlk kitabını 50’li yaşlarında çıkarmış yazar hiç mi yok ? Bunlar gibi örnekler o kadar fazla ki. Madem böyle örnekler var o insanların sizden, benden ne farkı var? Tek farkları farkında oluşları. Hayatın aslında zamandan bağımsız bir gerçek olduğunun farkındalar. Geç kalmanın sadece birileri tarafından bize öğretilmiş bir çaresizlik olduğunun farkındalar. Yaş kavramının insanın kendine sunduğu bir bahane olduğunun farkındalar. Otuzlarından sonra metabolizman yavaşlar kilo veremezsin, deneyimin yok bu saatten sonra şu işi yapamazsın gibi engellerin sadece bize koyulan bloklar olduğunu görmek lazım. Bu yazıyı yazmamı sağlayan etken ise bir arkadaşımın bana bir içecek firmasının bir reklamını göndermesi sonucu olduğunu söylemem lazım. Lisede çok güzel sesi olan bir kızın söylediği şarkı ile başlayan reklam daha sonra o kızın hayallerini bir noktada bırakıp bir şirkette müşteri temsilcisi olması üzerinde bir reklam. Verdiği mesaj ise; Sıfırla ! Arkadaşıma cevap olarak ben sıfırlıyorum yazdım. Bunu hiç düşünmeden yazdım ama doğrusu bu. Hayatımda geç kaldığımı düşündüğüm her şeyi gündemime alıyorum. Şimdi hayatımdan memnun olmadığımdan değil tam tersi süre gelen hayatımın hayallerimi bırakmama engel değil tam tersi destek olacağını fark etmiş olmam. Ne kadar inkar ederseniz edin sizin de ertelediğiniz hatta ertelerken unuttuğunuz istekleriniz var. İçinizden bu yazıyı okurken geçirdiğiniz hiçbir şey için geç kalmadınız.

Bir yazımda yazmıştım aslında. Hayat yaşamayı bilmeyene hızlı akıyor. Her günün tadını, önemini fark edene o kadar uzun ve sonsuz ki. Şimdi ne dersiniz birlikte sıfırlayalım mı?

37efb843d631b6b9f187775615ac4a36

DurumBildirimi 5 Kitap Tavsiyesi

Tavsiyem Var

Yayıncılık sektörünün en hareketli olduğu mevsimler başladı. Yazın yaşanan tatil rehaveti yavaş yavaş üstlerden atılırken neredeyse tüm yazarların kitapları sıraya girmiş gibi arka arkaya raflarda yerini aldı. Bir yandan İstanbul kitap fuarına günler kalmışken yayın evleri ellerindeki tüm kozları oynuyor. Benim gibi okumayı gerçekten seven ve buna vakit ayıramadığına rahatsız hissedenlerden biriyseniz bu hız sizi rahatsız edebilir. Okuyacak kitap birikip okuyacak zaman daraldıkça gerçekten içten içe rahatsız oluyorum. İşte böyle bir an da sadece bir kitap seçme hakkınız varsa belki sizin için fikir olur diye yakın zamanda okuduğum 5 kitabı sizlerle paylaşmak istedim. Ayrıca içlerinden biri yakın zamanda yeni bir çekiliş ile sizin olabilir. Keyifli okumalar.

  • Bir Psikiyatristin Gizli Defteri : İnsan ruhu gerçekten çözümlemesi zor bir konu. İnsan beyni üzerinde çığır açan çalışmalar yapan bir psikiyatristin  defterine gizlice sızan bu kitap okuyucuya şaşırtıcı gerçekleri sunuyor. Birbiri ile bağımsız tuhaf karakterlerin hikayelerini okurken zaman zaman şaşırıyor bir yandan kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz. İnsanın o karmaşık ruh hallerine karşı biraz merakınız varsa size keyif vereceğine inanıyorum.

e918cb73-4056-4489-a3b5-bb342f18ba74

  • Çıplak Ve Yalnız : Malum yakın zaman önce blogda çekiliş var diyerek sizlere hediye ettiğim bu kitabın beni etkilemediğini söylemem garip olurdu. Gerçekten vaktiniz varsa başladığı gibi bitecek bir roman sizler için. Hamdi Koç’u bu kitaptan önce tanımıyordum açıkçası ama bu kitaptan sonra en sevdiğim yazarlar arasına girdi. Kurgusu, karakterlerin ortaya dökülen farklı tarzları ile sizi daha ilk sayfalarından içine alıp çekiyor. Ana karakterin duygu değişimleri o kadar net anlatılmış ki birden bire kendinizi onun yerine koyuyor gibi oluyorsunuz.

9c05f62c-b8ee-433b-b0d2-d83dc3fdccac

  • Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda : Yılmaz Özdil’in bu kitabı diğer kitapları gibi köşe yazılarının bir derlemesi değil. Açıkçası ilk başta ben öyle olduğunu düşünmüştüm ama elime aldığımda Türkiye’nin yakın tarihinde unutulan tüm olayları hatırlama fırsatı bulduğum bir kitap ile karşılaştım. Kitabın her başlığını okuduğumda ‘gerçekten böyle bir şeyde olmuştu’ diyerek hem nasıl bu kadar çabuk unuttuğumuza şaştım hemde ülke olarak neleri sindirdiğimizi görüp bir kez daha üzüldüm. Elinize alıp baştan sona okumasanız bile bir baş ucu kitabı olabilir. Bizim evde sürekli ortada duran bir kitap oldu. Her gelen eline alıp bir konuyu okuyor mutlaka. Ülke adına unuttuklarımızı hatırlamak için bir fırsat.

6dd6e142-72bc-449e-aa5a-caae38fbff49

 

  • Çıkmaz Sokağın Sırrı : Çiklit kavramını biliyor ve çik-lit romanlara karşı gerçekten ilgi duyuyorsanız zaten Marian Keyes ismini çok iyi biliyorsunuzdur. Benim için kafa dağıtmak, biraz eğlenmek için okuduğum yazarların başında geliyor. Aklınıza ‘kız romanı’ tanımlaması geliyorsa eğer okuduğunuz zaman olay kurgularını fark edip şaşırabilirsiniz. Artemis yayınları bu tarz romanlar için bir cevher. Bu kitabın kahramanı Helen Walshun bir özel dedektif ve aynı zamanda biraz sivri biraz depresif bir o kadar komik.  Zaman kaybı olmayan romanlardan biri.

79880e09-6895-4c5e-b5bd-63dcbe7d1333

 

  • Beyoğlunun En Güzel Abisi : Hani deniz ürünleri sevenler ‘denizden babam çıksa yerim’ derler ya ben ise ‘Ahmet Ümit ne yazsa okurum’ diyenlerdenim. Beyoğlu Rapsodisi ile tanıştığım bu yazarın bendeki yeri çok farklı. Hiçbir denemesinde, romanında, öyküsünde hayal kırıklığı yaşamadım. İstanbul’da İstiklal caddesinde yürürken bir ara sokakta karşılaşmıştım kendisi ile. Yanımda bir romanı vardı tesadüf bu ya. Tüm naifliği, kibarlığı ile vakit ayırmış sohbet etmişti bizimle. Ruhundaki o incelik romanlarına yansıyor kesinlikle. Bu son romanında yine tarlabaşının arka sokaklarında başlayan hikaye bizi dünü, bugünü, yarını düşündürtüyor. Bir zamanlar İstanbul’un en güzel yeri olan Beyoğlu’nun hazin hikayesine tanıklık ediyoruz.

0aeeb70c-4bc0-466a-a448-7d462e075625

 

Önce Zayıfla Afrodit !

diyet

Mitoloji sever misiniz ? Bir süre üstünde vakit harcadığım ve özellikle belirli karakterler üzerine okuduğum bir konuydu benim için. Peki hiç adını çok duyduğumuz mitolojik karakterlerin resmedildiği eserlere ya da yayınlara dikkat ettiniz mi? Mitolojik tarihten bugüne bütün doğurgan, anaç ya da güzelliği temsil eden mitolojik kadınlar hiç zayıf olmayan tam tersi hani etli butlu dediğimiz türden vücut şekilleri ile çizilmiş. Hatta bulunan bir çok tarihi bulguda o sadece mitolojik tarihte değil dünya tarihinde de bir çok doğurganlık simgesi olan kadın kilolu kadınlar. Peki tarihten bugüne geldiğimizde bugün kısırlığın, çocuk sahibi olamamanın en büyük etkeni olarak gösterilen ‘fazla kilo’ neden birden bire günah keçisi oldu. Elbet tıbbın gerçeklerine karşı bir tez oluşturacak değilim. Kilonun kısa ve uzun vadede kadına yaşattığı sıkıntıları en iyi bilenlerden biriyim. Benim üstüne konuştuğum konu tarihte kadının cezbeden, çekici, dişi yönlerinin o kadınsal kıvrımlar ile resmedilirken bugün geldiğimiz doğurgan ya da çekici kadın imajının nasıl bu kadar değiştiği yönünde.

3901

Her ne kadar ‘kadın dediğin etli butlu olur kardeşim’ diyenlerin sayısı çok olsa bile bugün televizyonlarda, görsel ya da basılı medyada kadın sadece ‘zayıf, 90-60-90 ölçülerinde olmalı’ mesajını görüyoruz. Oysa hem toplulumuzun bize getirdiği beslenme biçimi ve mutfak hem tarihten bugüne gelirken olan süreç bize kadını kıvrımları olan bir varlık olarak sunmakta. Bu konuyu doğurganlık çerçevesinde incelememiz gerekirse özellikle bir çok kadın doğumcu bugün nedensiz kısırlıklarda eğer kadın kilolu ise ‘önce kilo ver’ şeklinde yaklaşımlarda bulunuyor. Tıbben fazla kilonun bu konuya etkisi olduğu gerçeği olsa bile kadının sadece bu konuya takılı kalması ve bu konu üzerinde strese girmesi bence ona çok daha fazla veriyor. Eğer bir kadının rutin değerleri normal ise, kendini sağlıklı hissediyorsa ve var olan kilosu ona negatif yönde bir etki yapmıyorsa bence o kadının hamile kalmaması için hiçbir neden yok. Olsa sanırım hamile kalmayacak ilk insanlardan biri ben olurdum. Fazla kilolu hamile kalmanın elbet çıkardığı zorluklar var ama bu başlı başına bir engel değil. Ne yani güzelliği ile ünlü Afrodit ya da Roma’lıların doğurganlık tanrıçası Bona Dea bugün yaşasa doktorlar onlara önce zayıflayın mı diyecekti ? Hiç sanmam.

adonis

Bunun yanında estetik açıdan baktığınızda neredeyse erkek egemen tüm sektörler reklamlarını yaparken estetik kavramını bize kalıplaşmış bir kadın vücudu tanımı ile sunuyorlar. Kadının bir cinsel obje olarak bu kadar kalıplaştırılması ve fabrikadan çıkmış şekilde talep edildiğinin işlenmesi bir çok sektörü besliyor. Kozmetikten modaya bir çok sektör bu pazarlama şeklinden memnun. Oysa bugün bir çok güzellik merkezine adını veren tanrıçaların hepsi dolgun vücut hatları ile isim yapmış simgeler.

aphrodite-ares-cupid

Siz kendinizi nasıl kadın hissediyorsanız sizin estetik kalıbınız o olmalıdır ve doğrudur. Fabrikada üretilmiş robotlar gibi olmanın ya da tek bir elden çıkmış kuklalar gibi dolaşmanın alemi yok. Önceliğiniz sağlığınız olsun. Kendinizi sağlıklı hissettiğiniz vücut şekli ne ise sizin doğrunuz o. Mutluluğunuz önceliğiniz olsun.  Hem Afrodit’in bir bildiği olmalı değil mi ?

havva1