Yapışık İkizimi Doğurdum

bebek ile yaşam

Zaman geçtikçe, algıları açıldıkça kendi kendine daha fazla vakit geçirir ya da ne bileyim oyuncakları ile oynar falan diye düşünüyordum ben. Meğer iş o algı açıldıktan sonra başlıyormuş. Memeye yapışmayan çocuk paçaya öyle bir yapışıyormuş ki anne tek bacakla yürüyormuş. (Bu noktada şükret çocuğum teyzelere sesleniyorum elbet şükür, elbet iyi ki var) Bebeklik döneminde ben bu arkadaşı kanguruya yok yatağa falan koyup o eblek eblek bakınırken her işimi hallederdim şimdi bırakın iş halletmeyi çişimi yalnız yapabildiğim zaman banyomuzdan havai fişekler atılıyor.2a7f10a2b5deb0d562b5e2c5e5a65ae3

Tamam ona hak veriyorum. Keşif ve öğrenme dönemleri bunun yanında korkuları var, bağlılıkları var. Her şeyi geçtim anneyi seviyor çocuk elbet vakit geçirmek ister ama benim en büyük korkum ‘ya bu çocuk sosyal olmazsa’ durumu. Yani ne yemesine, içmesine ne başka şeylerine bu kadar takılmıyorum ben. Tek derdim insan sevsin, öğrenmeyi sevsin, araştırmayı sevsin, cingöz olsun yani. Ee bunları benim paçamın arkasından ne kadar etkili yapabilir diye arada kara kara düşünüyorum. Gerçi parka gittiğimiz ya da dışarıda olduğumuz anlarda insanlar ile girdiği iletişimden memnunum ama yaşıtı yok doğru düzgün çevremizde. Ee tembel amca vs yüzünden kuzeni zaten yok. İş böyle olunca ben başladım okul araştırmaya. Ne olursa olsun benden ayrı geçireceği 2-3 saat ve bu saati yaşıtları ile faaliyet, aktivite ile geçireceği için eminim katkısı olacak. Şimdi tabii ‘erken, hasta olur, etkilenir’ yorumlarını kulaklarımı öyle bir tıkadım ve öyle bir göz kararttım ki deneyeceğim. Belki tükürdüğümü yalarım belki çok pişman olurum ama büyük ihtimal onun adına iyi bir şey yapmış olacağıma inanıyorum.

6be982efd32c4a75fefb98d2f88fbbd1

Evde son 6 aydır üretmeye çalıştığım faaliyetin artık sonu geldi yani sanatçı burada biraz tıkandı. Ee her baby tv açtığımda bir yerlerde bir pedagog ölüyor o yüzden böylesi daha iç rahatlatıcı geliyor. Şimdi annelik vicdanı burada ortaya çıkıyor ve onu tek başına bir okulun içinde düşününce içimde bir şeyler beni kemirmeye başlıyor. Gerçi baktım okulun bahçesinde bir sote yer buldum bir süre oraya saklanmayı ve komando yöntemleri ile izlemeyi düşünüyorum. Şaka bir yana bu elbet bir gün olacak. Yani o bir gün gelecek ve benden daha fazlasına ihtiyaç duyacak. Benim ona dair her yeteneği fark etmem ya da onu bu konuda doğru yönlendirmem mümkün değil. Daha okulu gezerken bile drama sınıfında ses eğitimi veren öğretmen Pera ile 10 dakika geçirip iyi bir kulağı olduğunu ve kolay ses taklit ettiğini söyledi mesela. Eminim kendimi daha az eksik hissedeceğim bu sayede. Yapışık ikizimden saatli bile ayrılmak bana şimdiden çok koysa bile onun birey olma yolunda bu adıma ihtiyacı var biliyorum. Yoksa annelik zaten kendi kendini yeme sanatı. Bırakın ben kendimi yerim o yeter ki mutlu olsun.

H3NBİLMEMKAÇ

yaşam

Sayın çok meşhur virüs geldi beni buldu. Tam ‘bir ben kaldım yahu hasta olmayan’ dediğim günlerin ortasında boğazımdan bir yapıştı kaldı ve günde beni yere serdi. Henüz ailede sadece bende var ve umarım bu skor böyle kalır çünkü bebeklerin çok daha derinden geçirdiğini biliyorum.Ne hastalık, ne eklemlerin içini kemirmesi ya da başını sıkan ağrılar hadi uyanık olduğum her an maskeli dolaşmak bir yana kızıma dokunamıyor, öpemiyor olmak en beteri. Hadi ben neden sonuç ilişkisi kuruyorum ama 20 aylık bebeye ‘sana dokunmuyor isem bu senin iyiliğin için kızım’ cümlesini anlatmak kolay olmuyor. Hani bu filmlerde babası zengin onunla daha rahat yaşar diye sezerciğe ‘seni sevmiyorum her zaman yük oldun bana’ diye bağıran Hülya Koçyiğit edaları ile dolaşıyorum evde.

1601461_10152249254572238_1237200015_n

Tabii ne kadar ben hiçbir iş yapmıyorum gibi olsa bile bildiğin azılı disiplinli bir kontrol memuru gibi ‘yemek saati, puzzle yapın, şimdi resim saati, uyuması lazım, su verdiniz mi’ soruları ile evde estiriyorum. Eminim sadece bu yüzden iyileşeyim diye dua eden çok. Ee annenin hastalık nazı böyle oluyor demek. Yani ilaç içiyorum bir kaç güne toparlarım diyemeyeceğim bir saçma hastalık olduğu için gidişat ile ilgili tek dileğim şu an mikrop saçan organizma olmaktan kurtulmak. Bu notu da buraya yazıyorum ki yarın bir gün bizim bıdık çıkıp ‘ben küçükken sen benimle ilgilenmedin ondan psikolojim bozuk’ kafası yaşarsa ona okutmak. Ben de isterim annem çık tepeme altlı üstlü depişelim ama şu an adı bile olmayan H3BİLMEMKAÇ virüsünü tepikleyim ilk senin ağzına burnuna yapışacağım.

Neyse hanımlar beyler siz siz olun bu aralar direncinizi düşürücü işlere girmeyin. Vitamini bol sıvıyı ihmal etmeyin bir sürede mümkünse öpüjem diye dolanmayın. Bırakın sizi soğuk bilsinler. Bana bu mikrobu atıp giden arkadaşım ise her kimse terlik elimde bekliyorum vuracağım ağzına ağzına.

Bunaltan Sosyal Medya İnsanı

yaşam

Sosyal medya artık hayatımızın bir parçası değil neredeyse hayatımızın ta kendisi oldu. Çoğumuz sevincimizi, üzüntümüzü, görüşlerimizi, dedikodumuzu orada paylaşıyoruz. Özellikle dışarıda sosyalleşmenin trafik, kalabalık, zamansızlık üçgenine takıldığı büyük şehirlerde yaşayanlar için bulunmaz bir nimet halini aldı. Hem gündemi avucumuzun içinde tutup hem arkadaşlarla konuşabilmek hepimize cazip geliyor. Hatta bazı bebekler gözümüzün önünde büyüyor, yeni sevgililer evlenme aşamasına geliyor, yeni evlilerde hamilelik haberi geliyor, işe girenler, çıkanlar, müdür olanlar, kovulanlar derken her anımıza tanığız. Bunlar işin güzel yanları bir de bunaltan sosyal medya var şimdi bir kaç madde altında bunu yazacağım. 

                                                                               Resim

  • Özellikle gecenin bir vakti bir ünlüyü öldüren troller ve bundan prim yapan kullanıcılar,
  • Mention’a cevap almadı diye küsenler, trip yapanlar. Dağın dağa küsüp haberi olmaması durumu.
  • Takip ettiği kişi hakkında istediği her yorumu yazabilecek olduğuna inananlar.
  • İnsanları fikirlerinden dolay işaretlemeye çalışıp, cümle aleme ifşa etmeye çalışanlar.
  • Bak bu bana bulaştı hadi ekip yürüyün tarzı lise kafası yaşayanlar
  • Sadece tek konu takıntılı yazanlar.
  • Her konuda yazacağım diye bilgisizce saçmalayanlar.
  • Sadece haber linki yapanlar
  • Her türlü ff aşkı bitmeyen
  • Takip edeni takip ederimciler. Takip edenin ağzına banyo terliği ile vururum dedirtenler.
  • Takibi bırakınca anında takibi bırakanlar. Yani ‘ben sana dm atma ihtimalimi sevdimciler’
  • Bir konuda duyarlı olacağım diye insanı konudan soğutanlar.
  • Beni takibe alın, ürünlerime bakın diyen tüm hesaplar.
  • ‘Sen kimsin’ciler
  • Fenomen olmak için fenalaşanlar.
  • #hastag #olmadan #konusamayanlar 

Ve milyonlarca insanın var olduğu yerde elbet bunlar olur beğenmiyorsan girmeciler.

HaberTurk’e Açık Mektup

yaşam

Bazı konular üzerinde yazarken gerçekten doğru cümleleri bulmakta zorlanıyorum. Hani kabalaşmadan, haklıyken haksız duruma düşmeden anlatabilmek için kıvranıyorum. Ben habercilikten anlamam. Hayatımda hiçbir basın yayın organında çalışmadım ya da sistem nasıl işliyor bilmem. Hani bu her zaman söylenen ‘yanlı gazetecilik’ neden nasıl olur onu hiç bilmem. Bilmem ama en azından bazı konularda fikir yürütebilecek kadar okuduğuma inanıyorum. 

Geçen gün her zaman ‘kadın’ cinsiyetine karşı çekinmeden bel altı vurabilen gazetelerden biri olan hatta önde bayrak sallayanı olan bir gazetede ‘sözde’ sanatçı ya da sözde ‘toplumun aynası’ olan bir erkeğin kadına karşı şiddeti bir sevgi göstergesi ve normal olarak anlattığına şahit olduk. Bu da yetmezmiş gibi bunun bir çok kadın tarafından normal karşılandığı tezini bile rahatlıkla söyleyebilen bu şahsa şimdi ben buradan ne desem boş. Bu noktada onu cahilliğinde boğulması dileği ile bir köşede bırakıp bu haberi hiç utanmadan, sıkılmadan büyük büyük harfler ile manşete taşıyabilen gazeteye ise söyleyecek çok sözüm var. 

Eğer gazetecilik haberi olduğu gibi yansıtmak ve yargılamadan sadece haberi vermek ise aynı özveriyi bu ülkenin askerinin, gazetecisinin geçtiği acılı süreçte niye yapmadın Haber Türk? Biz gezide ayaklanmış, sesimizi bir mecradan daha duyurmak için yollar ararken bize kulağını neden kapattın? Madem sadece olanı yazmakla yükümlüsün ve yayınladığın her haber o konuyu desteklediğini göstermiyor o zaman neden muhalefet partilerine en az iktidar kadar yer vermiyorsun? 

Zaten şiddet görmüş bir kadının mahrem, kanlı fotoğrafını manşetine taşıyarak neyin yanında olduğunu her zaman gösterdin ve duruşun görüyoruz ki her zamanki gibi çirkin. Bir cahilin bu sözlerinin başlığına ‘ayıplayıcı’ bir kelime yazıp bunun yanlışlığını anlatmak çok mu zor? Bunu yapmak için önce ‘şiddetin’ gülünecek, üstüne geyik yapılacak bir konu olmadığını anlamış ve bilen gerçek gazeteciler ile çalışman gerekiyor. Senin magazin malzemesi olarak manşete taşıdığın haberin toplumun şiddete yakın olan kesimi tarafından bir takdir olarak algılandığını hiç mi anlamadın?

Ben HABER TURK okumuyorum. Bu haberi sadece sosyal medya üzerinde dolaşan bir fotoğraftan gördüm. Ben HABER TÜRK okumamaya devam edeceğim. Okutmayacağım. Paylaşım yapan herkese bu gazeteyi hatırlatacağım. Unutmayın bunlar bu tarz konulardan beslenen organizmalar. Onlar için o haber linkinin eleştiri için bile dolaşması bir başarı öyküsü. Onlara bu hazzı yaşatmayacağım. Eleştirdiğimiz şeylere prim vermemeyi öğreneceğiz. Bu habere konu olan İzzet Yıldızhan’a ise tek bir cümlem var ‘o şiddet gösterdiğin kadına muhtaç kalmanı dilerim’.

Bu yazıda özellikle gazetenin ve o kişinin görselini kullanmıyorum. Hiçbir şekilde hiçbir paylaşıma değmez olduklarını düşünüyorum.

Bir Video Her Şeyi Anlatır

yaşam

Anne olmayı ya da anne olarak ne yapmak istediğimizi sayfalarca anlatıyoruz. Her cümle sanki yeterli gelmiyor sanki bir şeyler hep eksik kalıyor. Şimdiye kadar yazdığım tüm anne olma dueumu ile ilgili olan yazılarımda aslında ne anlatmak istediğimi anlatan bir video izledim. Kızımın hayatta istediği hedefinde sadece yanında olmayı asla ama asla önünde bir set değil sadece omzunda bir el olmayı diledim hep. İşte bu video bunu anlatıyor. Sizlerle paylaşmak istedim. Eminim izlerken cümleye dökemediğiniz her duygu yerini bulacak.
m.youtube.com/watch?v=57e4t-fhXDs