Özür Dilerim Türkiye

yaşam

Yazma diyorum kendi kendime. Gündemi bu kadar göz önünde tutma. O zaman başka konulara kafa yorayım, düşüneyim diyorum ama olmuyor içimden başka herhangi bir konuda yazmak gelmiyor. Elbet rutin hayatım devam ediyor. Kızımla ilgileniyor, evin düzenini planlıyor, sosyalleşiyor hatta eğleniyorum. Sonra bir an geliyor yeni bir haber, kayıt, gelişme oluyor ve yine nefesim ruhumu boğuyor. Ben doğduğum, büyüdüğüm ülkede boğulmaya başladım. Bundan daha kötüsü var mı bilmiyorum. Gitmek geliyor içimden sonra neden diyorum. Ben değilim ki ihanet içinde olan, gözü bağlanan, kalbi kararan. Şimdi ise bu yazıyı iğneyi de çuvaldızı da kendime batırmak için yazıyorum. 

Ben 34 yaşındayım. Yanı bugün ki var olan iktidarın seçildiği tüm seçimlerde oyumu kullanmış bir vatandaşım. En azından sandığa gidip yaz demeden, tatil demeden kış demeden oyumu kullanmış olmanın huzurunu yaşıyorum ve aksini yapanları aklım almıyor. Sandıklara hasta yataklarında giden nineleri, dedeleri görerek mutlu olmayı tercih ediyorum neyse gelelim özür konusuna. Sevgili güzel ülkem ben senden özür dilerim. 12 yıldır vatandaş olarak yapabileceğim tek şeyin oy kullanmak olduğunu sandığım için, ses çıkarmanın aslında çok kolay olduğunu görmediğim için, iktidar iliklerimize kadar hukuka, kamuya işlerken ilgisiz kaldığım, fark etmediğim için özür dilerim. Onlar bugünler için büyütülür, yetiştirilirken ben oy kullanmadan oy kullanmaya vatandaş olduğumu hatırladığım için özür dilerim. Senin her toprağında hakları olduklarını ve seni bu kadar rahat kullanabileceklerine inanmalarını sağladığım ve onlara daha yolun başında DUR diyemediğim için özür dilerim. Vatandaş olmanın partilerden bağımsız gerekirse sadece tek bir ağaç için siper olabilmek olduğunu bu yaşıma kadar öğrenmediğim, bilmediğim için özür dilerim. Canım ülkem seni bırakıp gitmeyi dilediğim her gün için senden özür dilerim ama beni anla. Çok yoruyor, yıpranıyor, üzülüyoruz ama merak etme sonra bir cengaver çıkıyor içimizden gazların içinden sallıyor o kırmızı bayrağı işte o an kendime geliyorum hayır diyorum ben değilim gidecek olan. Bu ülkede ırklardan, farklılıklardan rahatsız olmadan tam tersi bu farklılıklar sayesinde bir olmayı başaran insanların bugün GEZİ ruhu olarak isim ve beden bulmasından mutluyum. Benim için tünelin ucu hala aydınlık biliyorum. Sadece ahirette değil burada kirlettikleri, çarpıttıkları sistemin tam ortasına düşecekler bir gün biliyorum. O zaman o parktaki ağaç kazanacak. Bu o ağacın zaferi olacak. 

Hala konuşabiliyor ve kendimi ifade edebiliyorken senden özür dilemek istedim ve asıl bundan sonrası için söz vermek. Esas sözüm bugün var olan hükümete değil. Asıl iktidar gittiğinde yeni gelen iktidara. Asıl sizin işiniz çok zor. Bu hükümeti sevmemek için bir nedeniniz daha var çünkü farkında olan, araştıran, kendi medyasını yaratan bir halk bırakıyorlar size. Bundan sonra bu ülkenin tek bir ağacının bile vatandaşa sorulmadan kesilemeyeceğini bilerek gelin geliyorsanız. Ama lütfen eğer temiz yüreğiniz yoksa şimdiden hiç yola çıkmayın çünkü bir halk uyandı ve bu halkın elinde sadece sabır kalmadı. Sana söz güzel ülkem birimiz ölsek bile binimiz doğuyor artık. Yalnız değilsin…

Aryalar bu kez şiddet mağdurları için söylenecek

yaşam

 

 

4 İtalyan sopranodan oluşan LE DIV4S Türkiye’de sahneye ilk kez Aile İçi Şiddete Son Kampanyası’nın 10. Yıl Konseri’nde çıkıyor

 

Aryalar bu kez şiddet mağdurları için söylenecek

 

 

Le Div4s Türkiye’deki ilk konserini Hürriyet’in Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası’nın 10.Yıl etkinlikleri kapsamında İstanbul’da gerçekleştiriyor. Penti ana sponsorluğunda, Borusan, Most Production, Penti ve Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nin proje ortaklığında gerçekleşecek konserin tüm geliri şiddet mağdurlarına destek veren Acil Yardım Hattı’na aktarılacak.

 

LE DIV4S, yeni bir şarkı söyleme konsepti sunma hayaliyle yola çıkmış dört İtalyan sopranodan oluşan, dünyaca ünlü bir grup. Tarihin en büyük opera bestecilerinin ünlü operalarını yenilikçi bir yorumla seslendiriyor, dünyanın her yerinde büyük kalabalıklara söylüyorlar.

 

Mozart, Bellini, Verdi ve Puccini’nin en ünlü ve etkileyici parçaları, tabii ki her zaman orijinallerine sadık kalarak, bu dört ses için yeniden düzenleniyor. Repertuarın geri kalanı, orkestra sesli sofistike pop ezgileriyle sunulan ünlü İtalyan ve uluslararası şarkılardan oluşuyor.

 

Klasik müzik eğitimi alan Denise, Isabella, Vittoria ve Sofia, ilk defa Andrea Bocelli eşliğinde 2008 yılında Roma’da sahneye çıktılar. O tarihten bu yana Bocelli’yle yaptıkları işbirliğinin yanı sıra, dünyanın pek çok yerinde önemli kültürel kuruluşlar, uluslararası canlı etkinlikler ve TV şovlarında sahne aldılar. Gördükleri sanat eğitimi ve projelerinin orijinalliğiyle her zaman beğeni topladılar.

 

Le Div4s Türkiye’deki ilk konserini 8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasında İstanbul’da gerçekleştiriyor. Konser, Hürriyet’in Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası’nın 10. Yılı vesilesiyle, kampanya kapsamında 7 gün 24 saat hizmet veren Acil Yardım Hattı yararına düzenlenecek. Penti ana sponsorluğunda Borusan, Most Production ve Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nin proje ortaklığında gerçekleşecek konserin tüm geliri şiddet mağdurlarına destek veren Acil Yardım Hattı için Aralık Derneği’ne bağışlanacak.

7 Mart 2014 tarihinde saat 20:30’da, İstanbul Zorlu PSM’de gerçekleşecek konserin biletleri Biletix’ten alınabilir.

 

Le Div4s hakkında

 

DIV4S bugüne kadar dünyaca ünlü yıldızlarla yan yana Palma de Mallorca (Ono Stadyumu), Atina (Odeion of Erode Atticus ve Salle de Megaron), Londra (02 Arena), Dublin (The 02), Manchester (Men Arena), Singapur (Gran Prix F1), Belgrad (Sava Center Hall) gibi önemli sahnelerde, festivallerde, Varşova’dan Singapur’a pek çok şehirde konser verdi. Andrea Bocelli’yle birlikte, Dublin, Belfast, Liverpool, Birmingham şehirlerini kapsayan başarılı bir turne ve Brezilya, Sao Paolo’da 20.000 kişilik dinleyici kitlesi önünde açık hava konseri gerçekleştirdi. Opera adlı ilk albümleri, Div4s’in iki yıl boyunca dünya çapında icra ettiği canlı performanslarda bir gezinti niteliğinde.

5stx26cm yeni (7)

Acil Yardım Hattı hakkında

 

Hürriyet Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası kapsamında 2007’de açılan Acil Yardım Hattı,

0212 /0549 656 96 96 şiddet mağdurlarına 7 gün 24 saat hizmet veriyor. Telefonlarına sadece uzman psikologların  ve avukatların baktığı Hat, bugüne kadar 38 bin çağrı aldı. Yaklaşık 18 bin şiddet mağduruna destek olan Hat, Türkiye’nin her şehrinden ve 14 farklı ülkeden arandı. 2000’e yakın acil ve hayati tehlike içindeki şiddet mağdurunu emniyet güçleriyle işbirliği yaparak güvenli ortamlara ulaştıran Acil Yardım Hattı’nı arayaların yüzde 92,8’i kadın, yüzde 4,3’ü erkek ve yüzde 2,9’u çocuk.

Her iki mağdurdan biri  fiziksel şiddetten şikâyet ederek arıyor. Bunların yarısına yakın kısmı ise fiziksel şiddetin yanı sıra bir ya da birkaç şiddet türüne maruz kalıyorlar. 3 mağdurdan 1’i sözel, duygusal şiddete maruz kaldığını ifade ediyor. Sadece sosyal, ekonomik yada cinsel şiddetten söz edenlerin oranı yüzde 26.

 

 

 

 

 

 

Bilgi için:

Bernaylafem İletişim ve Marka Yönetimi

0212 343 67 68 – info@bernaylafem.com

 

Annelik Her Zaman Tozpembe Değil çekiliş zamanı

Hediyemiz Var

Ben ne zamandır kitap çekilişi yapmamışım kimse beni uyarmıyor. Ne yapalım açığı bir haftada kapatırız o zaman. Bu hafta ilk çekilişin kitabı anneler için gelsin. Hatta sadece anneler için değil annelikten gözü korkanlar için olsun 🙂 Sosyal medya kullanıcısı olan anneler @blogcuanne Elif Doğan’ı tanır. Onun içimize su serpen aman yalnız değilmişim dedirten kitabı ‘Annelik Her Zaman Tozpembe Değil’ bu haftanın hediyesi. Yapmanız gereken ise çok basit. Bu linki sosyal medya hesaplarınızdan #durumbildirimi etiketi ile 17 Şubat 2014 21:00 a kadar paylaşmak. Hesaplarınızda kilit varsa mutlaka bloga yorum bırakın. Çekiliş sonucu instagram video ile yayınlanacak. Herkese bol şans !

Kitabın bir bölümünü okumak için tıklayın  http://www.dogankitap.com.tr/kitap/Annelik+Her+Zaman+Tozpembe+De%C4%9Fil-1716 

 

annelik-her-zaman-toz-pembe-degildir-blogcu-anne_avatar_orj

Anne Sütünün Antibiyotik Kullanımı Gerektiren Hastalıkları Azalttıgını Biliyor Muydunuz?

Tavsiyem Var

Sevgili anneler, anne sütü mucizedir, bebeğiniz ilk doğduğu andan itibaren büyüme ve gelişme için gerekli olan tüm sıvı, enerji ve besin ögelerini içerir. Eşsiz içeriği ile bağışıklık sistemi gelişimini destekler, antibiyotik kullanımı gerektiren hastalıkları azaltır.

Bebeğinizin bağışıklığını guclendirmek için onu 2 yaşına kadar anne sütü ile besleyin. Anne sütü alımı azaldığındaysa bebeğinizin bağışıklığını Aptamil ile desteklemeye devam edebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.

Bir boomads advertorial içeriğidir.//

brightcove.createExperiences();

İnsanlığın Duvarı Korku

yaşam

Yaşadığım bir kaç saniyelik bir olayın birkaç gündür içimdeki ‘insanlık’ ve ‘vicdan’ köşelerini törpülediği günler yaşıyorum. Belki bazılarınız anlattığım zaman abarttığımı düşünecek ya da bunun sadece benim ile ilgili bir yoldan çıkma olduğunu öngörecek. Oysa biliyorum benim yaşadığım o birkaç saniyelik olay bugün tüm toplumu bir hastalık gibi sarıyor. En iyisi önce anlatayım.

Geçen akşam arkadaşımla hoş bir gece geçirmek için araba ile evden çıktım. Karşıyakayı bilen bilir. Bostanlı feribot iskelesine girdim ve son saniye feribotu kaçırdığım için oradan dönüş yapıp tekrar sahil yoluna girmek için ışıklarda durdum. Sıra olarak ikinci sırada duruyordum. O an da karşıdan karşıya geçmeye çalışan görme engelli bir bey yolların onlar için düşünülmüş olmamasından kaynaklı olarak yaya geçidinin ortasında yer alan trafik lambası direğine hızlıca çarpıp yere düştü. İşte o 2-3 saniyelik anda o adam bir kaç saniye bile olsa çaresiz şekilde orada yatıp kaldı. O anda karşı taraftan geçen başka bir yaya müdahale edip o beyi kaldırdı. Peki yardım eden kişi o tarafa geçene kadar olayın hemen önünde olan arabalarda olan bizler neden arabadan inmedik. Neden müdahale edemedik? Sadece o bir kaç saniyede aklımdan ilk geçen şeylerden o kadar vicdan azabı duydum ve o kadar kendimi sorguladım ki. Aklıma ilk gelen arabadan insem biri çantamı açık kapıdan alır mı? Acaba bu bir kumpas olabilir mi? Yardım eden başkası var mı? Bunun gibi birkaç saniyeye sığan komplo teorileri ürettim. Anında harekete geçip o adamı ilk kaldıran omuz olmak varken toplumun, deneyimlerin, sistemin bana yüklediği korkuların insanlığımın önüne geçmesine izin verdim. Her gün haberlerde duyduğum ‘şöyle kandırıp gasp etmişler, böyle yapıp soymuşlar’ haberlerinin bilinçaltımda insanlığımı, vicdanımı nasıl çürütmeye başladığını tokat gibi gördüm. Ve aynı şekilde o anda orada ışık bekleyen onlarca arabanın da aynı korkular ile kapıları kitli durduğunu gördüm. İstem dışı elim ilk kilit düğmesine gitti devamında çünkü bana pompalanan kork emri devreye girdi. Önce kendimi suçlarken adamın yardımı aldığını görüp tekrar ayağa kalktığını gördükten sonra egom bu sefer yolları yapanları, engelli vatandaşları düşünmeyenleri suçlamaya başladı. İçimi rahatlatmanın tek yolunu ancak başka birilerini ve sistemi eleştirmekte buldum birçok olayda yaptığım gibi.

Aslında bu utancı yaşamaya ihtiyacım varmış. O görme engelli adam bugün birine bir tokat attığının farkında değil biliyorum ama ben o tokatı yedim. O adamı bu çağ dışı yollarda, basit bir baston ile yürümeye mecbur bırakanlara karşı onun hakkını savunamadığım için utandım.  Dinlediğim, izlediğim haberlerin benim kalbimi körleştirdiğini görüp yerin dibine girdim. O adam o yoldan kalktı ama ben o yola o an çakıldım. Tek derdi bir an önce yeşilin yanması olan insanlardan olduğum için utandım. hep başkasının yardım etmesini beklediğimi görüp kendime sıkı bir küfür ettim mesela. 

Hayat dersler ile dolu ise gerçekten o dersin kimin tarafında verileceğini ve zamanını bilmiyorsunuz. Ben dün sınıfta kaldım ama öğretmenim söz artık daha çok çalışacağım.