yaşam

Kusursuzca Hayatta Olmak

İnsanları neye göre değerlendirdiğinizi düşündünüz mü hiç? Sadece başkalarını değil kendinizi de neye göre, nasıl değerlendirirsiniz? Okuduğunuz okullar, edindiğiniz meslek, kazanılmış para, havadan gelen para, ne çok arkadaşınız olduğu ya da ailenizin mükemmelliği gibi onlarca hatta yüzlerce alt başlık çıkarabileceğimiz özelliklere göre mi değerlendirirsiniz? Hadi biraz yalan söyleyelim mesela ‘ben insanları kişiliklerine, dürüst olup olmadığına göre değerlendiririm’ diyelim. Bu asla ama asla doğru bir yaklaşım olmasa bile kabul etmiş olalım. Sizce bir insanın hayattaki maddi ve manevi konumu onu doğru tanımak için yeterli mi? Yani iyi bir cv sahibi olmak sadece iş değil aynı zamanda bizlere insanlar gözünden iyi bir not mu getiriyor? Hayır ! Nasıl her iyi okul mezunu, donanımlı insan iş bulamıyorsa ya da her zengin insanın çok seveni yoksa bir insanın sadece elle tutulur özellikleri onu gerçek o yapmıyor. Bir insanı tanımanın, anlamanın, hakkında doğru düşünmenin tek yolu ‘hayattan nasıl beslendiğine’ bakmak. İşte bu kadar kolay. Bu sadece başkalarını tahlil ederken değil tam tersi önce kendimizi tanımak için yapmamız gereken şey. Hadi düşünün bakalım ‘Hayattan Nasıl Besleniyorsunuz?’

680bf07fca6aba893c5bf94c820ee018
Ben söyleyeyim biz iyi para kazanmayı, meşgul olmayı, yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi, iş sahibi olmayı hayattan beslenmek sanıyoruz. Oysa çoğumuz 24 saatlik döngünün çoğunu farkında olmadan yaşıyor geçiyoruz. Adına rutin diyoruz, mecburiyet diyoruz ama en başta bu kabulleniş ile hayattan beslenmeyi unutuyoruz ya da zaten hiç öğrenmemiş oluyoruz. Peki nedir bu hayattan beslenmek dediğimiz şey? Hayatı kocaman bir pasta gibi düşünün burada o pastanın neli olduğu sizin hayal gücünüze kalsın. Hatta her dilimi ayrı tatta olsun aynı hayat gibi. Mesela bir dilim insanı olsun o pastanın. İnsandan beslenmeden insan olmak mümkün mü? Bunun için iyi dinleyici olmayı öğrenmelisin mesela. Ne kadar çok dinlersen o kadar çok şey anlatabilirsin aslında. Bir başka dilimi diğer canlılar olsun. Önünden koşup giden bir kedinin, yemek yerken sokakta yanına gelen bir köpeğin, martı diye geçiştirdiğimiz kuşun gerçekten tüm özelliklerini anlatabilir misin mesela? Hayvanı izlemeden, tanımadan neden farklı bir canlı olduğumuzun cevabını verebilir misin? Bir başka bir dilimde hatta bu yemyeşil bir dilim olsun. Doğayı anlatsın bize. Tamam bahane çok şehirde yaşıyoruz bizde doğa aşkının şehir dışına öbeklenen ağaçlar kadar olduğunu zaten biliyoruz falan ama doğada bu kadar var olan çeşit rengin, ışığın bir mesajı yok mu bize? Bu çok renklilik ve çok seslilik aslında bize hayat ile ilgili en önemli mesajı vermiyor mu? Çok ol! demiyor mu? Çoğal, üre, yarat, var et, yaşa demiyor mu bize?
Bir başka dilim çocuklar. Şimdi senin çocuğun var tabi o yüzden böyle düşünüyorsun demeyin. Zaten bu benim pastam benim hayattan beslendiklerim sınır yok ama bir insanın bebek olarak doğması ve yaşam döngüsü içinde en sancılı öğrenme sistemine insanın maruz kalmasının bir nedeni yok mu? Bir çocuğun umursamazlığı, acısını çabuk yenmesi, kendini çabuk yenilemesi aslında bizlere ne kadar güçlü varlıklar olduğumuzu hatırlatmak için var sanki. Düşüp dizleri yara olan bir çocuğun acı ile ağlamasını hayatta sevdiği başka bir şeyi (bir oyuncak, anne vs) gördüğü an unutması aslında bize unutma yeteneğinin bize verilmiş en önemli ilaçlardan biri olduğunu hatırlatması gerekmez mi?

d31364b6a8d41e2291e31f2d80e62659

Hayata dair dilimler elbet sonsuz ama bir insanın hayatı nasıl algıladığı onun kağıt kalem ile kendini anlatacağı özelliklerinden çok daha fazlası. Bir insanı tanımanın ya da gerçek seni anlamanın tek yolu hayatı nasıl öğrendiğinden geçiyor. Bize mesajlar vermek üzere kurulan bu evrene karşı bu kadar sağır, dilsiz, kör olmanın aslında kendi doğamıza yaptığımız en büyük kötülük olduğunu anlamamız lazım. Bunu anlayan ve hayattan beslenen hiçbir insanın hayata dair hiçbir şeye zarar verebilen varlıklar olması mümkün değil. Bizi aydınlatabilecek iki varlık olan bebekler ve ölüler, isteseler de bunun yapamıyorlar demiş bir düşünür. Bu ikisinin arasında kalan zamanı doğru kullanmak gerek çünkü bir kopya veren yok.

İnancım şöyle; İnsan için en büyük mucize hayatta olmak. Tıpkı çiçek,hayvan, kuş için olduğu gibi, insan için de en büyük zafer, olabildiğine canlı, olabildiğine kusursuzca hayatta olmak. Doğmamışlar ve ölüler neyi bilirse bilsin, güzelliği,ten içinde canlı olmanın mucizesini bilemez. Sonra icabına varsın ölüm baksın. Ama yaşamın kanlı, canlı o muhteşem buradası ve şimdisi yalnızca bize, bir süreliğine bize ait. Etimizle, kemiğimizle hayatta olduğumuz, yaşayan evrenin bir parçası olduğumuz için coşku içinde dans etmeliyiz.

88ec7fa0cbac1558500735edd2709578

Bir şey söyle ?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s