Bugün 31 Mart

yaşam

secim

İki tane senaryo yazacağım. 31 Mart sabahı seçim sonuçlarına göre bir vatandaş olarak ne yapacağım ya da ne yapmayacağım. Bunu görmek için çok beklemeyecek olmak iyi çünkü sadece bir haftada bir ülke vatandaşının ruh halinin ne çok değişebildiğini görebileceğiz.

İlk senaryoda iktidar partisinin kendilerine göre ‘başarılı’ bir sonuç almış olduğunu düşünüyorum.

  • İnancımı kaybedeceğim. Evet bu kadar net. İnsanımıza karşı tüm inancımı kaybedeceğim.
  • İktidar partisi belediyelerinden şikayet eden tek bir insanı bile dinlemeyeceğim çünkü inancım olmayacak.
  • En büyük savaşımızın ‘cehalet’ ve en korumasız kaldığımız silahın ‘para’ olduğunu kabulleneceğim.
  • Umudum kırılacak, üzüleceğim.
  • O gün ve takip eden bir kaç gün ağzımın tadı olmayacak.
  • Anlam vermekte zorlanacak ve asla anlamayacağım.
  • Toplumsal değerlerimizin değiştiğini anlayacağım. Eli kirli bir şeylere dokunmuş insanların baş tacı yapıldığı bir ülkede bize öğretilen toplumsal değerleri sorgulayacağım.
  • Bir kaç gün sonra ben sonuçları sindirdikten sonra titreyip (fuatavni titremesi değil) kendime geleceğim ve sadece bir yıl sonra genel seçimler olduğunu hatırlayacağım. Umudum kırık ama yılmamış olacağım.
  • Unutturmayacağım! Berkin’i, Ali İsmail’i, tekme yiyen kızları, gaza boğulan insanları, elimizden alınan özgürlükleri unutturmayacağım.
  • Seçimlerde sahtekarlık yaptılar konuşmalarını okuyacak ama yeterli bulmayacağım. Hiçbir bahaneyi kabul etmeyeceğim.

İlk senaryoyu düşünmek bile nefes alışımı değiştiriyor. Bir diğer senaryo ise muhalefet partilerinin olması gereken düzeyde yüksek oy aldığı ve kale olarak görülen yerlerin bu partileri seçmiş olma ihtimaline dayalı.

  • Umutlu olacağım!
  • İşte benim gerçekten tanıdığım ülkem bu diyeceğim.
  • Haksızlıklara ses çıkaran ve cevabını veren bir ülkenin vatandaşı olmaktan gurur duyacağım.
  • İnanmanın ve çalışmanın sonucunu alanları alkışlayacağım.
  • Daha özgür hissedeceğim.
  • Sesimi çıkardığımı ve birilerinin duyduğunu düşüneceğim.
  • Asla zafer olarak görmeyeceğim. Bunun bir başlangıç olduğunu fark edeceğim.
  • Oyumun peşinde olacağım. Hizmet almak ve özgürlüğüm için verdiğim oyun gerçekten hak edildiğini görene kadar okuyacak, araştıracak sorgulayacağım.
  • Sadece bir yıl sonra genel seçimlerde aynı başarıyı göstermeleri için çevremdeki herkese yaşadıklarımızı hatırlatacağım.
  • Hepsinden önce kitap okuyacağım, müzik dinleyeceğim, sosyal medya tatili vereceğim kendime.

İki finalli filmler gibi oldu biliyorum ama ne olursa olsun her iki sonuçta da önce biraz rehabilite edeceğim kendimi. Çok yüklendik ruhumuza. Çok yüklendiler bize. En çok bizden çaldıkları yaşam anlarının cezasını çekmelerini dilerim. İnanıyorum bu bahar çok güzel olacak.

 

#twitter susar #vicdan susmaz

yaşam

20140324-040738.jpg

Uyuma diyor içimden bir ses. Uyuma ve yazı yaz. Nedenini bilmiyorum. Sadece yazmak istediğimi biliyorum. Nasıl günlerden nasıl sınavlardan geçiyoruz? Bu sınavların bir sonu var mı? Ya da kim gerçek kazanan olacak? Bu soruların hiçbirinin tek bir cevabı yok. Hatta bu savaşın asla galibi olmayacak çünkü biz yara aldık. İnsanlığımızdan vurulduk. Kırıldık, döküldük, ayrıştık, ayrıldık, farklılaştık ama en kötüsü öldük. Biz sekiz can ile beraber öldük. Elimizde kalan son canı ise son bir nefes, bir ışık olarak kullanmaya çalışıyoruz.

Bilmiyorum yazıyı okurken aklınızdan neler geçiyor. Durun durun aslında biliyorum. Artık hepimiz tek bir dili konuşuyoruz. Belki bu iyi bir şey gibi geliyor kulağa ama ülke insanının çok sesliliğine aşık biri olarak değil.

Benim sosyal medya sitelerinde keyifli vakit geçirmemin ilk nedeni buydu. Hayatın bizi aynı noktada buluşturamayacağı insanlar ile bir arada olabilmek. Aynı anda binlerce yerde olabilmek gibi. Yani bir nevi twitter vb şeyler benim için zaman bükücü. Daha doğrusu öyle idi! Bitti! Susturuldu! Benim insan tanıma özgürlüğüm elimden alındı. Herkes bunu ifade özgürlüğü olarak ifade etse bile işin temelinde bu var. İnsan tanıma, bir olma, ses çıkarma daha doğrusu aynı an içinde yumruğu masaya vurma gücü. Oysa ben bunu biraz bizim milletin zekasını küçümsemek olarak gördüm. “Aa yasak mı tamam o zaman kapattım” diyeceğimizi sandılar sanki.

Oysa biz yasakların, günah o olmazların, yapma çocuğum akşam gelince babana söylerim tehdininin çocuklarıyız. Yani biz zaten bu toplumda birçok şeyi birilerine rağmen yaşamak zorunda olanlarız.

Susturmak ya da susturmak için baskılar oluşturmak aslında yasak koyucunun kendi vicdanına kulaklarını kapatmasıdır. Kendinden kaçan insan yasaklar, sesini yükseltir çünkü vicdanın sesi öyle bir ses ki insanı bastırır, yıldırır. Artık nedenleri, nasılları bu noktada konuşmak istemiyorum aslında ama tek söylemek istediğim “Tüm kurallara uyarsan, tüm eğlenceyi kaçırırsın” Ve benim bunu kaçırmaya hiç niyetim yok. Peki ya senin? “>

20140324-040745.jpg