#imzaben

yaşam

Sanırım hayatım boyunca içinde yer almaktan gurur duyduğum, mutlu olduğum ender projelerden biri oldu İmza Ben kitabı. Hem kitaba katkı yapan isimlerin verdiği gurur hem içeriğinin en çok sevilene sarf edilen sözler olması benim için çok özel yaptı. Kızıma ya söyleyemezsem dediğim her şeyi söyleme fırsatı oldu benim için. Biliyorum o satırlar onun için her zaman değerli olacak. Bunun yanında belki o kitabın içinde insanların sevdiklerine söyledikleri o sözler bir çoğumuz için bir işaret olacak. Bu şansı bana veren ve projede bir imza atmamı sağlayan proje yaratıcılarına teşekkür ederim. Şimdi size onların mesajını yayınlıyorum.

22 Nisan 2014 saat 14:00 da İzmir kitap fuarında kitabı imzalamak ve sizlerle görüşmek için biz Destek yayınları standında olacağız. Hepinizi bekliyorum.

imzaben

 

KOLEKTİF KADIN MEKTUPLARISERİSİ NOKTAYI KOYUYOR:

“İMZA: BEN”

Kadınlara son bir söz söyleme fırsatı sunulursa…

İkiydik, üç olduk.

Onduk, yüz olduk.

Katlanarak çoğaldık, kocaman bir güç olduk. Birlikten kuvvet doğar atasözünün canlı kanıtı, biz yüzün üstünde kadın, duygularımızı damıtıp her birimiz birer mektup olduk. Her mektupla şifalandık, şifalandırdık.

Minnetimizi dillendirirken ya da kuytumuzda biriken acıları akıtmaya çalışırken başka yaralara da merhem olalım dedik; kitapların gelirini bizden daha az şanslı olanlara hediye ettik.

İmza: Kızın’da “ilk erkeğe” seslendik. Teşekkür ettik ya da “Neredeydin?” dedik. Erkenden göçüp gidenlerin arkasından gözyaşı dökerken, gölgesini bile hissedemediğimize “Kulağıma küpe olacak bir sözünüz bile gelmiyor” diye hesap sorduk.

İmza: Karın’da sözümüz “o adama”ydı. “Ruh eşim” deyip aşkla dolu olandan “Mezarına gelip bu mektubu okuyacağım” deyip nefretini kusana kadar geniş bir yelpazede yazıp, söyledik.

Şimdi noktayı İmza: Ben diye imzalayarak koyuyoruz. Kime, ne diyeceğimiz varsa onu diyerek. Bu kitapta sevgi bulacaksınız. Bu kitapta öfke bulacaksınız. Bu kitapta çok yakından tanıdığınız kişilere farklı bir açıdan bakacaksınız. Bu kitapta şükür, azim, korku bulacaksınız. Bu kitapta hayatın ta kendisini bulacaksınız. Bir de bir kez daha kadının gücünü bulacaksınız.

Önsözünü Prof. Dr. Yankı Yazgan’ın yazdığı, yazarlarının en saklı hayallerini okuyacağınız kitabın geliri, serinin diğer iki kitabı gibi yine çok güzel bir amaca hizmet için ayrılıyor.  İmza: Ben kitabının telif geliri, görmeyenlerin dünyasında da minik de olsa bir ışık yakabilmek hedefiyle, bu yıl 10. Yılını kutlayan Türkiye Görme Özürlüler Kütüphanesi’ne (TÜRGÖK) bağışlanıyor. Kitabın ayrıca sesli kitap versiyonu da görme engelliler için TÜRGÖK tarafından oluşturuldu.

Yaşama bir kez daha kadın gözünden bakmak, yüreğinden geçenleri anlamak isterseniz İmza: Ben size eşsiz bir fırsat sunuyor.

 

Keyifli okumalar…

 

Esra Aylin Akalın &Banu Özkan Tozluyurt

#imzaben

Twitter: https://twitter.com/imzabenkitabi

Facebook: https://www.facebook.com/imzaben

 

 

 

Bilmiyorum!

yaşam

Hayatın içinde gerçek olabilmek, her gün bir adım daha gelişebilmek, öğrenmek, bakış açısı genişletmek, yeni bilgilerle başka bilgilerin kapısını açmak yani kısaca gerçekten bilmek için ilk öğrenmemiz gereken tek şey bu basit kelime ‘bilmiyorum’. Nedenleri kişiden kişiye değişebilir ama bugün bizim yaşadığımız toplum içindeki birçok hasta düşüncenin, bilgisizliğin hatta cahilliğin en büyük nedenlerinden biri bu kelimeyi kullanamamak.

25c66dc995cc177e35413904a9ca51db

Belki başkaları sizi eksik görmesin, eleştirmesin, o konuda üstünlük sağlamasın diye söylemediğimiz ama aslında biliyorum demenin çok daha riskli olduğunu görmüyoruz. Biri size bir şeylerin doğrusunu anlatmaya çalışırken o kişinin sözünü bıçak gibi kesen o biliyorum kelimesi aslında ne anlatıcı karşısında sizi bir seviyeye çıkartır ne de sizi bir yere taşır. Oysa bir şeyleri bilmemek çok güzeldir. Bilmediğiniz şeyler merak uyandırır. Merak sizi araştırmaya, öğrenmeye sevk eder. Bu çaba size yeni insanlar, yeni kitaplar, yeni kelimeler kazandırır. Böylelikle sizin başka bilmeyenlere anlatacağınız şeyler çoğalır, büyür. Her zaman içimizdeki çocuğu beslememiz gerektiğini ya da içimizdeki çocuğun hala var olduğunu söyler dururuz havalı havalı oysa eğer o çocuk içindeyse eğer gerçekten bir çocuğun göstereceği saflık ve merak ile sarılmalısın konulara. İnançlarının, hayat deneyimlerinin, öğrenilmiş bilgilerin bir tabu gibi beyninin önünde durmasına izin vermemelisin. Çocuk öğrenir gelişir çünkü çocuk bu saydığım şeyler ile kendini henüz bir kapana sokmamıştır.

ac2cd0aee73d23cf54d11fac3468a749

Bunun yanında biliyor gibi göründüğün konularda aslında hiçbir şey bilmediğini karşı tarafın anlaması için sadece bir iki cümle daha yetiyor. Biliyorum demek aslında seni gerçekten küçük düşürebiliyor. Günümüzde sosyal medya sayesinde aslında birçok yerden, eğitimden insanı bir arada görüp bu tahlili yapmanız kolay oluyor. Sadece kendi düşüncesini söylemek için orada olan, değişime kapalı, eğitime kapalı cahilliği seçmiş insanların kendi vicdanlarının nasıl katilleri olabildiklerini görüyoruz, okuyoruz. Bizim en büyük sorunumuz eğitimsizlik diyoruz ya aslında bizim en büyük sorunumuz önce okuma, yazma öğrenmemiz. Okumadan yazmadan önce düşün-sorgula-soru sor öğretilmeli insanlara. Bunu yapamayan insanın her okuduğuna inanması, soru sorup gelişmesi, sorgulayıp gerçeğe ulaşması mümkün değil. Bugün ülke olarak bile ‘cehalet’ olarak adlandırdığımız şey okuma yazma değil sorgulamayan ve düşünmeyen insanların seçimleri ile yaşamamız.

Okuduğum bir kitapta Nietzsche aynen şöyle demişti ‘Bildiklerimizin tümü halen bilinmeyenlerden son derece azdır. Büyük bilgelik ile büyük sığlık aynı çatı altında uyumla yaşayıp gider’ İşte tam bu yüzden bizim bilgelik olarak gördüğümüz çatımız aslında büyük bir sığlığın göstergesi olabilir.Hiç zor değil sadece tek kelime BİLMİYORUM!