#comeseeturkey

yaşam

Ekran-Resmi-2014-04-17-23.29.58-870x400

 

Son zamanlarda özellikle instagram üzerinden ülkelerin sosyal medya pazarlama faaliyetlerine denk geliyorum. Açıkçası şimdiye kadar olanların içinde Türkiye’nin yaptığı çalışma kadar ilgimi çeken ve başarılı bulduğum olmadı.Şimdi burada belki kendi ülkem olduğu için ayrımcılık yaptığımı düşünebilirsiniz ama gerçekten değil. Zaten projeyi incelediğinizde fark edeceksiniz. Başlatılan kampanyayı geç fark ettim. Sanırım bu aralar sonlandı ama instagram üzerinde #comeseeturkey bir akım haline geldi.

Dünyanın dört bir tarafından gelen en iyi instagram fotoğrafçıları mayıs ayı başından beri ülkemizi gezip bu yerleri fotoğraflıyor ve bunları comeseeturkey etiketi ile paylaşıyor. Etki alanları yüksek olan bu fotoğrafçıların insanlar üzerinde oluşturdukları etkileri zaten alt yorumlardan fark ediyorsunuz. Uluslararası turizm tanıtımların fes, dansöz gibi bizim kültürümüz ile hiç alakası olmayan şeyler ile anılmasından çok rahatsız olan biri olarak bu proje beni gerçekten çok mutlu etti.

İtalya, Endonezya, Danimarka, Amerika gibi birbirinden çok farklı ülkelerden gelen fotoğrafçılar belirlenen rotalarını geziyor blog ve instagram hesapları üzerinden paylaşıyor. İşte bu fotoğrafçılardan bazıları.

http://instagram.com/dariszcahyadidariszcahyadi

http://instagram.com/felecool

felecool

http://instagram.com/grether

grether

 

http://instagram.com/puanindyapuanindya

http://instagram.com/samhorine

samhorine

http://instagram.com/sezyilmaz

sezginyilmaz

http://instagram.com/thomas_k

thomas_k

http://instagram.com/wisslaren

wisslaren

 

Bunun yanında projenin instagram hesabı  http://instagram.com/comeseeturkey üzerinden takip etmeniz mümkün. Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği sponsorluğunda olan bu çalışmanın öncü olmasını dilerim. Bu aralar hepimizin biraz güzelliklerimizi fark etmeye ihtiyacı var.

Tavsiyem Var: Sosyal Hürriyet

Tavsiyem Var

Bir süre önce sosyal medya üzerinden en çok takip ettiğim gazetelerden biri olan Hürriyet gazetesinin bir geri sayım içinde olduğunu gördüm. Neredeyse tüm yazarları belli bir heyecan içindeydi. Açıkçası ben yeni bir sayfa tasarımı ya da yeni bir yan haber sitesi haberi beklerken birdenbire hayatımıza ‘Sosyal Hürriyet’ girdi. Önce insanların beğenilerini hemen sonra ‘çok bilgi istiyor’ eleştirilerini okumam merak uyandırdı ve hemen giriş yaptım.

hurriyet_gazetesi_logo

Açıkçası sosyal medyada internet gazeteciliğinin en iyilerinden biri olduğunu düşündüğüm Hürriyet gazetesi beni şaşırtmadı. Herkesin kendi gazetesini oluşturabilmesi fikri zaten baştan çok cazip. Biri internet sitesinin yıldırıcı reklamlardan, ilgi alanım olmayan haberlerden ya da hiç okumadığım yazarlardan arınmış sadece benim için yaratılmış bir portal haline gelmesi bence harika bir fikir. Bunun yanında fikirlerinizi kendi sayfanız üzerinden paylaştığınız bir sosyal tabanlı haber sitesi olması çok önemli bir gelişme. Özellikle birdenbire gelen sosyal medya yasakları yaşayan bir ülke olarak fikirlerimize ses veren alternatif bir site olması bence cankurtaran gibi bir şey. Bu noktada bir yanlış anlamayı açıklama ihtiyacı hissediyorum. Twitter üzerinden sanki köşe yazarlarını ya da haberleri okumak için mutlaka bu sosyal hürriyet’e üye olmak gerektiği gibi bilgiler dolaşıyor. Günlük olarak her zaman girdiğimiz hurriyet.com.tr bir yere gitmiş değil. Eskisi gibi istediğiniz haberleri okuyabiliyorsunuz. Mobil uygulamaları hiçbir giriş istemiyor. Buna rağmen bugün bu sitenin istediği bilgileri isteyen onlarca sosyal medya kanalını aktif kullanıyoruz. Bunun bir itici güç olarak görülmesini sadece yeniliklere verilen ilk direnç olarak görüyorum.

Resim1

Artık  hem Hürriyet yazarları hem de diğer okuyucularla interaktif ilişki kurabileceğimiz,  tartışma yaratabileceğimiz bir platforma sahibiz. Yazarların sadece köşe yazıları değil; kişisel postları da gün içinde paylaşılıyor. Bunun yanında ‘Öne Çıkart’ butonu ile önemli bulduğum ve gündeme getirmek istediğim haberleri kendi Hurriyet.com.tr ana sayfama taşıyabiliyorum. Sosyal medyadan kullanmaya alıştığımız hastag (etiket) ile haberler hakkındaki yorum ve paylaşımları kolayca süzüyorum. Yani daha çok insan ile daha çok haber paylaşıyor bunun yanında daha özgür haber alıyorum.

Bundan önce #hurriyetsenin etiketi ve reklamı ile çok ses getiren bu yayın grubu yarattığı portal ile bunu kanıtlamış durumda. Artık gerçekten Hürriyet benim.

 

Tanıtım Filmi İçin Tıkla

Tavsiyem Var: YapilacaklarListesi

Tavsiyem Var

Yaşadığınız şehri ne kadar tanıyorsunuz? Sürekli başka ülkeleri, şehirleri merak ederken hiç yaşadığınız şehri gerçek anlamda ne kadar tanıdığınızı düşündünüz mü? Sürekli gidip geldiğiniz yollar, semtler ve size tanıdık gelen yüzlerin bile arkalarında birçok keşif noktaları saklayabileceğini biliyor musunuz? Ben doğma büyüme İzmir’liyim. Açıkçası şehri tanıma konusunda da kendime güvenim sonsuz. Hani biri size bir yerleri anlatırken eğer orayı biliyorsanız zihninizde canlandırır ve gözünüzün önüne getirirsiniz ya işte İzmir’in her noktası bende o etkiyi yapardı. Yapardı diyorum çünkü 3,5 yıl İstanbul’da yaşayıp döndükten sonra çok iyi bildiğim İzmir elbet yerinde saymadı. Değişti, farklılaştı. Bunun yanında bazı yerleri aynı kaldı kimseler dokunmadı.

d973f4cb5610bb4b5a6d12fbc698beb9

İşte bu aradan sonra acaba bu şehirde neler değişti diye düşünürken bir toplantıda bir blog sahibi ile tanıştım. Keşfetmeyi, şehri yaşamayı ve bunu insanlar ile paylaşmayı hayatının çok önemli bir parçası haline getirmiş ve gerçekten bu işi keyifle yaptığını belli eden bir kız. bahsettiğim blog www.yapilacaklarlistesi.co

IMG_4453

Aslında kurumsal hayatın tam içinden gelen biri o. Kurumsal hayatın üstünde yarattığı baskıya dayanamayıp, dışarıda akıp giden hayatı kaçırdığını fark edip topuklularını kenara atıp spor ayakkabılarını ayaklarına geçirip ‘hadi bakalım hayat beraber akalım’ deme şansını yakalamış. İzmir’de de yapılacak bir şey yok diyenlere inat her gün yepyeni yerler, mekanlar, etkinlikler keşfederek bunları paylaşmaya başlamış. Kısa zamanda da yapilacaklarlistesi.co özellikle instagram ve facebook hesabı ile birçok takipçiye ulaşmış. Şimdi birçok şehirdeki ağları sayesinde bu isim büyümüş ve artık birçok şehirden keyifli yerleri takipçileri ile paylaşıyor.

Processed with VSCOcam with p5 preset

Hepimiz birçok tavsiye yazılarına denk geliyoruz ama bu blogun sahibi olan Çağrı’nın farklı özellikleri var. Öncelikle mekanları tavsiye etmeden önce en az iki kere deniyor. Bunun yanında mekanda çalışanların onun bir blog yazarı olduğundan haberi olmadığı için daha objektif değerlendiriyor. Paylaştığı yerlerin güncel ve devamlılığını sürdürmesine dikkat ediyor. Bunun yanında paylaştığı etkinlikler hep ileri tarihlerde. Yani gittim gördüm yazdımdan çok ileriyi yazmayı seviyor. Bu sayede o şehirde yaşayanlar etkinlikleri kaçırmadan takip edebiliyor.

Processed with VSCOcam with t1 preset

Biliyorum kulağa çok keyifli geliyor ama şunu söylemek gerekirse hiç kolay değil. İki kere bu yaptığı şehir turlarına onunla gittim. Sonuç bol yürüyüş hatta çok çok yürüyüş demek çünkü şehir ancak yürüyerek keşfedilebiliyor. Bunun yanında mekan incelemeleri o kadar kolay değil. Bir çok kritere göre değerlendirdiği için oturduğu süre bir sürü inceleme ile geçiyor. Size bu ara takip etmenizi önerebileceğim blogların başında geliyor. Bir sonraki yazıda Çağrı ile beraber keşif yaparken karşımıza çıkan yerleri yazacağım. Keşif herkesin gördüğünü görmek ama oraya dair onların düşünmediklerini düşünmektir. Bir bakın bakalım belki sizden farklı gördüğü bir şeyler vardır.

22f8658e695e329b9b52ba5d2e02d827

Şimdi Sakince O Reklamı İndir

yaşam

782a7629c7957ec5da42fb94859231f6Markalar adına ve özellikle marka sorumluları adına sosyal medya kullanımının ülkemizde artması bir çoğu için yeni bir ışık oldu. Klişeleşmiş televizyon ve basılı medya araçlarının sıkıcı reklamlarına bir seçenek olarak hatta birçoğunun önüme geçerek yaygınlaştı. Gazete, dergi internet sitelerine verilen reklamlar dışında yoğun kullanılan sosyal ağlara verilen reklamların etkinliği elbet tartışılamaz. Hatta çoğunda hedef kitlenize göre filtrelemeler yapıyor olmanız daha az maliyet ile tam onikiden vurmanızı sağlıyor.

Ne kadar son zamanlarda en eski blogger’lar biraz ilk olmanın verdiği öz güven ile ‘bitiyor artık blog işleri’ dese bile aslında tam tersi ülkemizde bu iş daha yeni başlıyor. Nedeni ise markaların sosyal medya nedir, dengeleri nelerdir gibi sorulara daha yeni yeni yanıt bulmuş olması. Ben bir pazarlama dahisi değilim ama yüksek lisans dahil eğitimimi bu ana çerçevede aldığım içim gönül rahatlığı ile şunu söylebilirim ‘sosyal medya reklamları hala yerini bulmuş değil’ Yani tam olarak doğru işlenmiyor.

3ccad22b82ab41f1e289c80f42b39aec

 

Gelelim şimdi neden nasıllara. Markaların sahada tüketici ile birebir yani anca son tüketiciye ulaşan sıcak satışta elde edebilecekleri verileri onlara sağlayan kanal bloglar. Blog sahipleri okuyucu kitlelerini çok iyi tanıyorlar. Hatta bir çoğu ile instagram, twitter ve facebook sayesinde birebir iletişim içindeler. İşte bu yüzden kendisine inanmış bir kitleye bir ürünü en iyi ne şekilde tanıtabileceğini bilmesi gerekir. Bilmelidir çünkü onu takip eden blog okuyucuları reklam için paylaşılan ürün ile inanılmış, gerçekten kullanılan ürünün farkını çok iyi analiz ediyorlar.
Yani ürünü gerçekten üstüne giyen blogger ile elinde tutup gösteren blogger reklamı arasında etki anlamında azımsanmayacak farklar var.
Tüketici gözü ile şunu söylebilirim ‘bana x ürününü gönderen y firması gerçekten harikasınız’ notu ile fotoğrafa iliştirilmiş mesaj ile paylaşılan hiçbir ürün tüketici gözünde çekiçi olmuyor. Akıla ilk gelen ‘promosyon ürün’ algısı tüm satın alma kararını negatif yönde etkiliyor. Ona bedava gelen bir ürüne ben niye para ödüyorum diyor bilinçaltı. Bunun yanında gerçekten bir ürünü hayatına alıp onun hayatına kattığı değeri yani markadan önce hayatına kattığı değeri ortaya çıkartan reklam metinleri çok daha etkili.
Burada reklam metni dediğime bakmayın orada kullanılan cümlelerin bile o blogger’dan mı yoksa marka müdüründen mi çıktığını anlamamız hiç zor değil. Sadece yazılarından takip ettiğiniz birinin hangi cümleleri ne şekilde kurabileceğinizi biliyorsunuz.
Tabii bunun bir başka yüzü daha var ki blogu sadece takipçi sayısı nedeni ile bir telesatış sitesine çevirmiş olanlar. Hangi marka hangi ürün için reklam verse kabul etmiş. Sitesinin her köşesini döşemiş ve kendi içerikleri reklamlar arasında kaybolmuş. Evet emek verdiğiniz bir işten para kazanmak önemli ve güzeldir ama sadece para için emeğe haksızlık etmemek lazım. Zaten bu noktada suç reklamı veren kişinin tamamen sanal olan ve gerçekliği tartışılır takipçi sayılarına göre hareket etmesi.

b28c1d4e4c3a0ae62b618e355742ff91

Peki ben bu yazıyı neden yazdım? Beni okuyan blogger arkadaşlar olduğunu biliyorum belki onların biraz bunları görmesini istedim. Ee bir de meslek hastalığı açıldı mı pazarlamacının çenesi kapanmak bilmez. Sonuç olarak sevgili blogger arkadaşlar ve markalar beraberlik çok önemli evet ama şimdi yavaşça o sıradan reklamlarınızı yere bırakın artık biraz fark yaratma zamanı.

b15b39b8fa94c6330a3a2daf13ef6a82

 

Teknik Anne Pratik Anneye Karşı

bebek ile yaşam

c9d55a657614b8c18d90d7f14b4572dd

Şimdi başlığı okuyunca ortada bir savaş varmış algısı oluşmuş olabilir ama yok bugün anlatacaklarım aslında aynı cephede bin bir savaşçı olması ile ilgili. Annelik meselesi üzerine binlerce post konusu çıkabilir ama artık şunu kabul edelim ‘bu konuyu neresinden tutarsak tutalım elimizde kalır’ Dediğim gibi aslında kalıpları olmayan, başlıklara sığdırılmayan bu durumun bugün en temel iki tipini inceleyeceğiz. Teknik anneler ve onların hunharca ezdiği pratik anneler.

99b66d8dfaf02dfa815e9a6d20d96903

-Teknik anne için annelik yaşattığı üst duygu dışında bir çeşit disiplin ve kariyer işidir. Kuralları vardır ve doğal afet dışında bu kuralların uygulanmaması mümkün değildir. Pratik anne daha çok memur kafasıdır. Nasılsa ben doğurdum elbet beni sevecek kafası ile biraz daha rahattır.
-Teknik annenin çocuğu fetus halinden itibaren kitaplarda o ay ne yazıyorsa yapmak zorundadır. Hatta mümküse bir iki ay önden gitmesi daha iyi olur. Pratik anne için bu önemli değildir çünkü o kitapların çoğundan habersizdir. En fazla kendi annesine ‘ben ne zaman yürüdüm, konuştum’ diye sorarak kendince gen haritası çıkarır.
-Teknik annenin çocuğunun o hafta ne yiyeceği planlıdır. O gün demiyorum bakın o hafta. Hatta kendi içlerinde ayrılan teknik annelerin bazılarının vitamin tablosu yazdığı görülmüştür. Pratik anne biraz daha allah ne verdiyse canım ya şeklinde olaya yaklaşır. Elbet o da çocuğuna yemek yapar ama zaman zaman köfteciyi aramaktan çekinmez.
-Teknik annenin çocuğu mümkünse anne karnında bile konuşur. Teknik anneye kaç kelime biliyor sorusunu yönelttiğinizde size isimler, sıfatlar vs gruplarına ayrılmış bir kağıt çıkarması olasıdır. Pratik anne soru karşısında önce soruya defans geliştirir. Kelime derken? Hayvan sesi sayılır mı? Kendi dilinde mi bizim dilde mi gibi.
-Teknik annenin çocuğunun okul planı, hedef yan dilleri, yapacağı sporlar az çok bellidir. Bunun üzerine bir ‘school files’ masa üstünde kayıtlıdır. Gerçi çocuk daha bir yaşındadır ama olsun. Pratik anne daha kadercidir. İnsan yarına çıkacağını biliyor mu canım şeklinde olaya yaklaşabilir. Bu türlerin çalışsın kazansın eşşek şeklinde yaklaşanları mevcuttur.
-Teknik annenin çocuğu atomu parçalar, kansere çare bulur. Pratik annenin çocuğu ‘ee birileri ayak işini yapmalı’ canımdır. Yok yok bu son madde işin tamamen şakası elbet.

Bu iki tür annenin tek bir ortak özelliği vardır. İkisi de çocuklarını sever. Aynı şeye ağlar, aynı şeye güler. İkisininde yoktur aslında bundan başka yolları.
Peki iki tür anneye kendini yakın bulanlar yok mu? Elbet var. İşte onlar ortaya karışık anne. En tadından yenmeyen o belkide. Ne demiş bir Aziz ‘çocukların ruhunu yontan kişi, tüm ressam ve heykeltraşlardan daha üstündür. Ee sanatçılar arası olur o kadar kapışma.

20140520-235841-86321936.jpg