Ben Dünyayı Seven bir Dünyalıyım

yaşam

Geçen gün sosyal medya hesabımdan yazdığım bir ileti sonrası aslında bu konuda anlatmak istediklerimin 140 karaktere sığmayacağını düşündüm. Bilmeyenler için yazdıklarım aynen şunlardı ; 

                                             gdgdg

Ben ülkesini seven bir vatandaşım ve bu sevgimin neden sadece çaresizce bu ülkede doğmuş olmak değil. Gerçekten birçok ülkeye göre paha biçilmez görüyorum ülkemi. Zenginliğini seviyorum ama bu aklınıza gelen turizm reklamlarında kullanılan klişe zenginlik, çok kültürlülük falan değil. Ben bu ülkenin öz zenginliğini seviyorum. Verimli topraklarını, üretken insanlarını, çalışmadan gocunmayan ruhunu, doğa zenginliğini hatta yaşattığı duygu zenginliğini. Belki en önemlisi bu. Duygu zenginliği. Size başka ülkeler bambaşka duygular yaşatabilir ama duygu zenginliği olan ülke çok az. Toprağının her köşesinden ayrı bir duygu hali akıyor sanki. Bazı kıyılar neşelen diyor insana, bazı içte kalmış topraklar inan diyor, bazısı kal diyor, git diyor, ağlatıyor, bağlıyor, sevdiriyor ve acıtıyor. İşte bu ara bu ülke beni en çok acıtıyor. Sanki bir duygu çarkının içinde paslanıp kaldı ibremiz. Acıyı geçemiyoruz. Bir adım ötesi belki huzur ama itiyoruz bir kesim ama pas tutan ruhlar ‘hayır’ diyor acı güzel. 

Ben ülkesini seven bir vatandaşım. Bana öğretilen kuralları uygulayan bir vatandaş. Öde derler öderim, oy ver derler koşarım, çalış derler çalışırım, biz şuraya yardıma yetişemiyoruz sen para yatır azıcık derler yatırırım hiç gocunmam aslında gocunmazdım ama artık öyle değil. Şimdi kendi emeğimden kesip verdiğim her kuruş vergi, iş bulamadığım her güne olan isyanım biraz daha acıtıyor beni. Çünkü karşılığı yok. Sevildiğinizi hissetmediğiniz bir ilişkideki o çaresiz ruh hal gibi işte. Değer verilmiyor hissi. Bu ülke bana değer vermiyor hissi. Ben ‘insan’ olduğumu hissetmediğim her saniye kalbim biraz daha uzaklaşıyor bu ülkeden. Ağzımızda sürekli bir gitme cümleleri. Eskiden biraz vicdanımız sızlardı şimdi o da yok sanki. Sistem bataklık gibi çekmiş bizi içine bacağını kurtaran sanki kaçıyor. 

Ben ülkesini seven bir vatandaşım. Umutlarım var çünkü ve kötüsü elimde bu umutları beslemek için hiçbir neden kalmamış olmasına rağmen umutlarım var. Bir kahraman beklemiyorum eski saf halimle. Biz ülke olarak o hakkımızı bir kere kullandık çünkü biliyorum. İşte bu yüzden hayali kahramanlar yaratan insanların tercihleri ile yaşıyoruz artık. Uzun, kısa, şişman, zayıf adam fark etmez. Demokrasinin en çok acıttığı zamanları yaşıyoruz işte. Bu yazının sonu çözümlere bağlanmayacak. Hatta çözümlerim yok. Bu sadece ‘ben artık oynamıyorum’ yazısı. Ben bu oyunda yokum. Ben her gün beni sisteme biraz daha kelepçeleyen bu döngüde yokum. Ben artık ‘bana ne’ hakkımı kullanıyorum. Benim için oy hakkı eline gelmiş bir okeyden farksız artık. Biteceğin kesin değil ya da dışarı atmak için döneceğin de. 

Ben ülkesini seven bir vatandaşım ve ben artık sadece insan olmak istiyorum. Ne siyasetten anlamak, ne bundan nemalanmak ne de politikanın aynılığından günlerimi kaybetmek istemiyorum. Ben sadece bu ülkeye değil bu dünyaya doğdum. Birilerinin keyfi çizdiği sınırların artık ruhumu daha fazla yaralamasını istemiyorum. Ben artık sadece  bu ülkeyi değil dünyayı seven insanlar yetişsin istiyorum. 

Ben dünyayı seven bir dünyalıyım. Merhaba dost !

Bir Bayram Yazısı

yaşam

                                                     8d668806ab1236358d27a2e6c3f7bf3c

Kendime göre inancı kuvvetli biriyim. Bir var eden olduğuna inanmak ve her zaman beni dinleyen ‘o’ olduğunu bilmek bana hep iyi geldi. Hiç körü körüne inanmadım ben. Sorguladım. Hala sorgularım. Kitapta yazan ile insanların yazdıklarını ayırmaya çalışırım. İsterseniz işine geldiği gibi deyin isterseniz seninki de din mi deyin önemli değil bu benim inanışım ve şimdiye kadar hiç yanılmadım. Zaten nasıl yanılabilirim? Bu benim inanışım, benim dinim benim var edene seslenme yolum. Yani bu inanışta sadece ‘ben’ varım. O , yüzden hiç kimseyi dinlemedim. Hatta kimsenin dinine,inanış şekline, orucu tutup tutmamasına, namazına ya da araya din koymadan sadece yaratana inanmasına karışmadım. Ne haddime? Ne haddinize? 

                                                          9d23125737b04a637c5e52b9637e9b7e

Şimdi sadece ‘benim’ dinime göre size bir bayram mesajı yazayım o zaman ben. Dünyada bir tane bile aç çocuk varsa, komşun hasta mı sağ mı bilmiyorsan, bir yerlerde her gün onlarca çocuk ‘siyasi’ çıkarlar doğrultusunda öldürülüyorsa, birileri sadece orası benim diyor diye sınıra çocuklar diziyor ise, şehirlere bombalar yağıyorsa, sadece din kardeşlerimin değil dinsiz kardeşlerimin yaşam hakkına dair bencilce davranılıyorsa, pis politika kokan savaşlar din savaşına çevriliyorsa işte oraya bayram gelmez benim dinimde. Benim inandığım din sadece kendi mezhebini değil tüm dünya insanını kapsar çünkü hatta ondan sadece yaratan ve kul vardır. O yüzdendir ki bir kul bile özgür değilse o sene bayram gelmez benim dinime. 

Biliyorum hepiniz hatta ben de pozitif şeyler konuşmak istiyoruz. Biliyorum bugün bayram ve insanın aklına iyi şeyden başka şey gelmiyor ama işte eğer konu eğer gerçekten din bayramı ise insan bunu sorguluyor ama konu sadece tatilse hadi hepimize iyi bayramlar. 

Uyma Sen Onlara

bebek ile yaşam

Kendi kendime bir söz vermiştim. Bir daha sosyal medyada var olan kimseyi eleştirmeyeceğim hatta madem alıcısı var saygı duyacağım diye. Nedense bazı örnekler öyle üst üste geldi ki yine tutamadım kendimi. Ey yeni anne ey kafası karışık anne ey başkasının bilgisini kendi hissiyatından önde gören anne bu yazı sana bir dur, nefes al yazısı.

Bahsedeceğim şeyler kesinlikle bir kişiye yönelik yazılmıyor önce bunda anlaşalım. Çünkü o kadar çoklar ki neredeyse bir uzman havuzunda yüzüyoruz sosyal medya kanalları üzerinden. Bir kişinin deneyimini paylaşmasında bir soru yok elbet bunu hepimiz yapıyoruz ama bir kişinin deneyimlerini tek doğru kabul edip bunları ticari bir alış verişe çevirmesinde büyük bir hata var. Bir kaosa doğru sürükleniyoruz. Biz nedense en çok annelere yükleniyoruz. Anneliğin ne kadar kavram karmaşaları ile dolu olabileceğini zaten onlarca kez anlattık işte bu kaos ortamında kendini ‘uzman’ olarak tanımlayan kişilerin sözde tavsiye ve önerilerini okuyup bir de üstüne ‘kar amacı’ gütmesi beni rahatsız etmeye başladı. Ey sevgili anneler hamileliğim ve hamilelik sonrası katıldığım tüm seminerlerde gerçek uzmanlar kendilerine yöneltilen sorulara ilk olarak şu cevabı verdiler ‘önce o interneti bir kapatın’ evet lütfen kapatın. İnternet aracılığı ile alacağınız hiçbir terapi,tedavi hatta net öneriler sizi doğruya götürmez. Bebeğiniz hastalandığı zaman doktorunuz size bir tweet atsa ya da mail ile size ‘şunları için geçer’ yazsa o kişiye güveniniz kalır mı? Kalmaz. Kalmamalı. Yüz yüze birebir temas etmediğiniz hiçbir uzman sizi doğruya taşımaz. Hele psikolojik danışmanlık, beslenme ve ilaç konularında sonsuz güveni sağladığınız insanların önerileri nasıl tek doğru olarak kabul edilebilir.

1e7bf5af7f418aa29a03f751b8a01b0f

Sevgili yeni anne biliyorum kafan çok karışık. elinde pimi çekilmiş bir bomba ile yaşadığını hissediyorsun belki ama şunu unutma eğer doğa sana doğurabilirsin dediyse bununla beraber sana çok önemli hisler yükledi. Annelik hissiyatı üzerine hiçbir sanal uzmanlığın sana faydası olmayacak. Fikir almak ile fikir satın almak arasındaki farkı fark et. Sevgili kafası karışık anne unutma senin bebeğin senin dna ile dizayn edildi ve onu senden sonra en iyi tanıyacak olan kişi yine senin seçerek uygun bulduğun doktorun olacaktır. Çocuğun konuşmuyorsa, yemiyorsa ya da sana göre yapması gerektiğini düşündüğün şeyleri yapmıyorsa lütfen bir uzmana danış ‘gerçek’ etten kemikten bir uzmana danış. Biliyorum çok kolay geliyor. Elindeki çok akıllı telefonunda yazıp ortalama 10 saniye sonra alacağın cevap bazen daha çekici geliyor insana ama yapma. Tabii ki senden daha önce bir şeyleri deneyimlemiş anneler ile görüş. Bazen onların çocuklarını izlemek bir ön gösterim gibi oluyor ama iş ‘sağlık’ gerçekliğine dayanıyorsa lütfen önce sen düşün, tart ve yolunu çiz. Tek doğru sensin. Uyma sen onlara.

Bekleyiş

yaşam

 

680bf07fca6aba893c5bf94c820ee018

Oldum olası sevmem beklemeyi ve bekletmeyi. Sonu yok gibi gelir. O bekleyiş bitmeyebilir ya da o anın sonunda bir vazgeçiş olabilir. Ya beklediğin gelmekten vazgeçer ya da sen beklemekten.

Oysa beklemenin bir de başka türlüsü varmış meğer. Sevdiğin birinin ‘daha’ iyi olmasını beklemek. Duvarlardaki, yerdeki her çizgiyi sana ezberleten bekleyişler. Hastaneler. İnsanların gerçek oldukları ender yerlerden biri bence. Sahte olmanın çok zor olduğu yerler. Kimsenin neden ağladığını ya da neden güldüğünü sorgulamadığı sadece herkesin kendi o anını yaşadığı yerler. Bilimin, tıbbın ve buna aracılık eden insanların gözünüzde bir adım daha öne geçtiği yerler. Beklemek… En çok o ameliyathane kapısının açılmasını beklemek. Çıkan doktorun konuşmaya başlayacağı o bir saniyelik sessizlikte bile yüzünden hemen bir şeyleri çözmeye çalışmak. Dudakların aralanma anının yavaşladığı, kalbinizin atımını duyduğunun bir saniyelik bekleyiş.

İnsanın zaman kavramını bükmek istediği, saatlerin saniye olmasını dilediği o zaman dilimleri. Sonuç ne olursa olsun ama bekleyişin bittiği an sanki saatin daha hızlı dönmeye başladığını görmek. İnsanın hayatını en güzel sorgulayacağı yerler hastaneler. Zamanın ne kadar sen olduğunu ve aslında zamanın sayılarla değil duygularla aktığını anladığın yerler.

Elbet kimse yaşamasın böylesini ama boş vermenin ve hayat bir tane be arkadaş demenin hali hastane bekleyişleri. Bir yandan her şey yolunda giderse sokağa, hayata döndüğünde her şeyin, hayatın eskisi gibi bir koşturmaca içinde geçeceğini bilmenin dengesiz ruh hali. İnsanlık böyle bir şey. O an ders alıp değiştirme kuvvetini aramayı unutmak gibi bir şey.

Bekleyiş… Senin beklemekten vazgeçmediğin beklediğinin gelmeyi ihmal etmediği zaman gerçek olan aslında. Bekleyişin kendini kavuşmaya devşirmesi anı için mi yaşıyor insan? Zaman sadece O an mı?

Dur Hali

yaşam

Günlerdir ‘yeni yazı ekle’ bölümünü kaç kere açtığımı ve kaç kere vazgeçip kapattığımı bilmiyorum. Bu aralar içimde çok fazla ‘dur hali’ var. Kendini çok dinleyen ve gerçekten iç sesin başka bir ruh olduğuna inananlardanım. Yani kalbin ya da mantığın karar verdiğine ‘hey dur bakalım’ ya da ‘yürü zamanıdır’ diyen ayrı bir ruh gibi. Bu ara ne yapmaya başlasam ya da ne yapmak istesem içimden hep bir fren geliyor. Buradan çıkan sonuç ‘mutsuzluk’ değil ya da bir bunalım eşiği hiç değil tam tersi biraz ‘hiçbir şey’ olmama hali, bir yenilenme belki.

728dd11c95beea02e8483fb3b9b2b455

İnsan kendini dinlemeli elbet. Hayatın çok sesli tarafının o sesi bastırmasına izin vermemeli ama bir yandan o iç sesin hayatın çok sesliliğine karşı bir sağırlık hali yaratması da mümkün. İşte bu noktada yine aynı şey çıkıyor karşımıza ‘denge’. Tam olarak bir sörf üstünde en uzun kalma yarışı gibi geçiyor hayat. Oysa bazen o dengeyi kaybetmeli ve denizin soğuk, tuzlu yüzü ile tanışmalı değil mi insan? Her dengesizlik kötü değildir hatta bir kendini bulma halidir bu.

efc01b32420230f7d5c5990359d701e1

 

Aslında bu yazıyı biraz şeytanın bacağını kırma olarak yazıyorum. İçimden,ruhumdan gelmeyen ama yazarsam kendimi daha dinç, işe yarar, var hissettiğimi hatırlamak için yazıyorum. Araştırmayı, okumayı, üstüne düşünmeyi ne kadar çok sevdiğimi unutmamak için yazıyorum. Arada denize düşmekten, ıslanmaktan korkmayalım. Ya da her sorgulamayı bir bunalım, çıkılmaz yol olarak görmeyelim istiyorum. Kazanacak bir dünya zevkimiz var, kaybedecek can sıkıntımızdan başka bir şeyimiz yok demiş Gündelik Yaşamda Devrim kitabının yazarı. Canımızın sıkılması için ya da durmak için fazla renkli bir dünyada yaşıyoruz. Ne dersiniz?