Kod Adı: Fernweh

yaşam
Sonunda beni en iyi anlatan kelimeyi buldum o da Almanca çıktı. Bilmiyorum bu bir kader mi? Yani beni en iyi anlatan kelime bile Türkçe değilse hatta Türkçe’de tam karşılığı yoksa bu bir işaret mi? Şaka bir yana bu kavramı duyduğumda ve araştırdığımda ‘işte o başka ülkelere gitme isteği, sınırlara olan isyan’ falan yerli yerini buldu.


İşte açıklıyorum benim hissettiğim şey tam olarak “Fernweh” etkisi. Aslında dilimize ‘sıla özlemi, ülke hasreti’ gibi çevirmişler ama hiç alakası yok. Tam olarak ‘yabancı ülkere gitme isteği, başka ülkeleri özleme, uzaklarda, uzak ülkelerde olmaya duyulan hasreti’ ifade ediyor. Hatta bazı ülkelerde bu kelime altında buluşan gruplar var. Bir çeşit kitap klubü gibi düşünün. Bu gitmek istedikleri ülkeleri paylaşıyorlar, tartışıyorlar. Fransızca’da ise bu kelimenin alt anlamında ‘gidip görmediğin halde kendini o ülkeye, şehire ait hissetme’ de var. Tam olarak bir yolda olma isteği baskın oluyor.

Seyahat etmek elbet bir zevk. Yani bu pek seyahat etmeyi sevenler için kullanılan bir kavram değil. Daha çok kendi yaşadığı kültüre ve topluma yabancılaşan ve başka ülkeye duyulan hasreti anlattığı söyleniyor. Bu açıdan bakınca bende o kadar kronik ve köklü etkileri olmasa bile zaman zaman içimde tutamadığım ‘gitme’ isteğini elimdekilerden bir vazgeçiz değil ama başka yerlere duyulan özlem olarak açıklayabiliyorum.
 
Ve bu duyguyu çok yoğun hissettiğim iki ülke var. Aslında bu iki ülkenin birbirine hiç benzer yerler olmaması ve kültürel açıdan farklılıkları olması bana ayrıca ilginç geliyor. Bir yanım Amerika’nın o karmaşık, gıcıklayıcı, hiç durmayan şehir yaşantısının tam göbeğini Newyork’u özlerken bir yanım İtalya’nın güneyinde el değmemiş bir kasabaya hasret duyuyor. Peki sizlerin Fernweh şehir/ülkesi neresi?

 

 

 

 

Turkish Sosyal Medya

yaşam

Çok değişik bir milletiz. Bu cümleyi ispatlamak için her birimiz en az on tane farklı neden sunabiliriz biliyorum. Bizim en iyi yaptığımız şey ise 'başkası icat etsin biz onu kendimize göre şekillendirelim' Tamam bunda belki çok garipsenecek bir şey yok ama Avrupa'yı hala 'sizde taharet musluğu yok ya' seviyesinde eleştirdiğimizi düşünürsek gerçekten bazı şeyleri hayatımıza monte ederken garip davranışlar sergilediğimiz gerçek.

Bundan sadece on taş çatlasın onbeş yıl önce cep telefonlarına ilk insanın taşa verdiği tepkiyi verdiğimizi düşünürsek bugün sosyal medyayı kullanım şeklimize çok şaşırmamak gerekir. Biz tuttuk elin Amerikalı insanın yarattığı sosyal ağlara örf, anane, toplum kurallarımızı sokuşturmaya başladık. Hatta öyle anlar geliyor ki benden büyük biri beni takip etmeye başladığında 'aa teyzecim amcacım lütfen uf edin olur mu önce ben sizi takip edeyim' falan demek istiyorum. Şimdi size birkaç madde ile nedir bu Turkish sosyal medya onu anlatıyım. Not : bu maddelerin direkt olarak hiçbir hesap, kitap ile bağlantısı yoktur. Profesyonel bie birikimle değil baya ortasından yazılmıştır.

  • Öncelikle twitter'a sabah günaydın, hayırlı işler, bereketli cumalar gibi saygılı bir ileti ile giriş yapacaksınız. Ve size gelen tüm günaydın mentionlarını aynı nezaket ile cevaplayacaksınız. (Şimdi fav adeti çıktı neyse fav yaparsanız valla seni gördüm seviyorum sallamıyorum sanma demiş oluyorsunuz)
  • Twitter denen mecra ilgi alanlarına göre birilerini, bir yerleri takip et kendine vizyon yarat hatta mikro blog özelliği ile kendinü ifade et diye kurulmuş olabilir ama sen reel hayatta tanıdığın hatta markette karşılaştığın arkadaşının arkadaşını bile takip etmek zorundasın. Ayıp bi kere ne soğuk falan derler.
  • Öyle kafana göre kimseyi takipten çıkarmak yok. Ne kadar saygısızca. Bi kere bizim kültürümüze aykırı. Biz nefret etsek bile yüzüne gülen bir toplum olduğumuzdan mentionlaştığın bir kere bile özel mesaj ile konuştuğun birini takipten çıkaramazsın. Yoksa seni sona yaza yaza 'ne oldu bi hata mı ettik uf ???????' gibi tweetler ile cümle aleme gösterirler. Sende 'ayyy bi hata oldu hep bu kullandığım bla bla programı yüzünden' tweetini taslaklardan çıkarır yollarsın. (Ama twitter çok zeki hoopp sessize al diye bir şey yaptı tam akrabalık)
  • Bir kere eski mahalleler kalmadı artık canım diye hayıflanma. Aç bi twitter hesabı aşk, nefret, dedikodu, akşamki dizi, mahalle gruplaşması, sen aşağı mahallenin çocuğusun bizimle oynayamazsın tribi ne ararsan var. Ee öyle büyüdük.
  • Bir de mesela konuştuğun her kişi sanki 20 yıldır aynı duvar üstünde çiğdem çitlediğin, askerliğinde şafak saydığın kankanmış gibi trip yapma, o seviyede konuşma hakkı var. Pardon ama hayatıma bir dakika önce follow tuşu ile girmişsin canım ciğerin ne ayak? diyemezsin ! Ayıp.
  • Bu işin bir de Facebook yönü var. Şimdi bu twitter, instagram falan mahalle ise facebook senin evin. Yani öyle mahalleden her geçen giremez. Bir kere en az 3 ortak arkadaş şartı var. Yani sosyal medya mahallenden en az 3 kişi o kişiyi tanıyor olacak ki Fb listene girsin.
  • Gelelim sanat ve sanatçının dostu etiketler ile dünyayı ekranına döken instagrama. Şimdi sosyal medya dediğin olaya facebook ile girmiş ve ısınmış bir kitleye ki bu kitle bir haftasonu tatili dönüşü üç albüm çıkartabilir potansiyele sahip bir grup. Bunların eline çek çek koy yayınla like al diye bir program verirsen ne olur? Çarşı karışır. Sen istediğin kadar içinden sıyrıl 'ay ben çok sanat yani hep sanatsal' diye tribe gir o fotoğraf altına bir yorum gelir işte o sanat hayatın orada biter. Benim bir fotoğrafım altından 48. Yorum sonunda ertesi gün için buluşma programı yapanlar oldu. O değil beni çağırmayı unuttular.
  • Bir kere çocuğun varsa, modadan anlıyorsan, yemek seviyorsan o instagramı açacaksın arkadaş. Hele kedin varsa mümkünse ona ayrı hesap bile aç yani. Hadi bunlar sorun değil ama ig'yi bir soru cevap hatta bir google olarak kullanan insanlar biliyorum ben. Ayrıca akıllı telefonların hedef kitlesi türk teyzelere kadar uzandığı için artık resmi olarak ig bizler için bir çeşit facebook'tur. Şimdilik oyun isteği yok ama ekran görüntüsü alıp can isteyebilirsiniz.
  • Şu beni kim takipten çıkardı, aldı, sevdi bağrına bastı programlarını kim çıkardıysa allah tepesinden baksın. Her gün 100 uf yesin. Bugünün gıcıkları, salakları, bana dayanamayanları, kıskançları gibi damga yiyip ifşa edilmeniz an meselesi. Çünkü turkish sosyal medyada takipten çıkarmak 'seni kıskanıyorum, sevmiyorum, arkadaşımı uf etmişsin, sen kendini ne sanıyorsun' falan demek. Oysa bazen annesini uf ediyor insan yapmayın.
  • Ve son madde bu tüm mecralara hakim. Takip edeni takip ederim beni beğenenin kırk yıl kölesi olurum kafası. Valla sizi takip edenleri bir fan club olarak görüyorsanız turkish sosyal medya damarlarınıza işlemiş demektir. Hele sizi takipten çıkaran kişiyi saniyede taikpten çıkarıyorsanız acaba biraz ara mı verseniz?
Biliyorum bunları okuyup alınan falan olacak ama bu sadece size değil elbet kendime de tutulan bir ayna. Bak işte bu açıklamayı yapma zorunluluğu hissettiriyor insana. Oysa sadece eğlenmiyor muyuz? Ben eğleniyorum.

 

 

Sınırsızlık Hakkı

yaşa, yaşam

Sürekli ağzımızda bir cümle “bu ülkeden gitmek istiyorum” Bir yandan için burkuluyor ama bir yandan her saniye gündeme düşen bir haber seni gitmeye motive ediyor. Ezberden ‘gitmek istiyorum’ demek kolay ama cümlenin içine girip bir bakayım dedim ben gerçekten ‘neden’ gitmek istiyorum.

 

 
Sonuçta belirli standartlarda, ülkenin en yaşanabilir şehirlerinden birinde, çağdaş denilen bir çevrede mutlu mutlu yaşarken bana ortalama 600-700 km uzaklıktaki bir meclis binasının içindeki insanların bu duyguyu aşılaması çok garip değil mi? Bence bu açıdan etki alanları gerçekten büyük. Peki sadece bu insanlar mı bana git diyen? Hayır. Onlardan daha çok toplumun kendini devşirdiği hali beni daha çok korkutuyor. Öncelikle mutlu insanlar yok, şiddet artık altıncı duyu organı gibi bünyemize işledi, en çok güvendiğimiz vicdanımızı ara bulasın. Bitmedi. Sabrımız yok, dinlemeyi unuttuk, kendimizi ifade edemiyoruz zaten etsek bile duvardan geri dönüyor. Eskiden akla gelmez sadece tv’de realty showlarda gördüğümüz şeyler hemen kapı önümüzde yaşanıyor. İnsan gözümle bakınca hal böyle siz bir de kadın gözümle gördüklerimi dinleyin. Öncelikle resmi olarak eşitliğimiz bitmiştir beyler bayanlar. Kadınların erkeklerden bir adım geride durduğu ve pasif kılındığı anlayış içimize işledi. Şimdi buna itiraz edenlerin biraz kafalarını metropol kumundan kaldırıp bir de öyle bakmalarını rica edeceğim. Çok uzağa bakmayın ha açın gazetelerin 3. Sayfasını orada hor görülen, itilen, özgürlük istedi diye bilmem kaç yerinden bıçak yiyen, çalışamayan, zorla evlendirilen kadınlara bakın. Sonra çok uzağa değil solda duran 2. Sayfaya magazin sayfasına bakın. Kadının sadece gögüs, kalça ölçüsü ile haber olabildiği ya da biri ile sevişip sevişmediğini sorgulayan haberlere bakın. Hatta sonra yeni başbakan eşinin sayfa sayfa ‘jinekoloji ve kürtaja’ karşı olduğu haberlerini okuyun.

Örnekler bitmez hatta yorar. İşte bu gitmek lazım cümlesinin bir başka yönü ise nereye gitmek lazım elbet. Sonuçta kaçtığımız şeyler olmasa bile birçok ülkede benzer onlarca sistem sıkıntısı var. Kendimi hiçbir ülkede tüm hayatımı geçirebilecek şekilde hayal edemediğimden ben gerçekten ne istediğimi buldum. Ben ‘sınırsızlık’ istiyorum. Bundan binlerce yıl önce mağarasının önüne o ilk sınırı çeken ters dönsün. Bu dünyaya geliş şeklimizi ve dünyayı dışardan izlediğimde aslında sınır olanın insan olduğunu keşfettiğimde üzülüyorum ben. Ben sadece insan olarak doğduğuma inanmak istiyorum. Üstünde doğduğum kara parçasının beni bu kadar şekillendirmesi ve sınırlandırması beni üzüyor. Birileri bir yerleri görmek için benden vize ve para istediğinde ‘ben bu dünyaya doğdum arkadaş sen ne hakla karışırsın” demek istiyorum. Bir ülkeyi görebilmek için o ülkeyi bombalamayacağıma ya da başkanlarını falan öldürmeyeceğime ikna etmek zorunluluğu beni yıldırıyor.

Yani işin özü ben bu ülkeden gitmek istemiyorum ben önüme çekilen sınırlar kalksın istiyorum sadece. Bürokrasi benim dünya vatandaşı olmamın önünde koca bir kaya gibi durdukça ben nereye gitsem boş gibi geliyor işte. Sınırlardan arınmış dünyayı düşlemeye devam bakalım bürokrasi ne kadarını keşfetmeme izin verecek?

 

 

 

 

 

Tanıdık mı Geldi?

ya, yaşam

İstanbul’da yasayan fotoğraf çekmeyi ve fotoğraf bakmayı seven herkese bir yarışma haberim var. İETT İstanbul’un simgelerinden biri olan tramvayın değişen yaşam içinde geçirdiği yolculuğu göstermek ve bu tarihi simgeyi canlı tutmak için bir yarışma düzenliyor. Yarışma tamamen online platformda ilerliyor ve şu an 3. Haftasına girdi.

 

Açıkçası seçilen konunun İstiklal caddesi olması dünden bugüne belediyeciliğin nasıl şekil değiştirdiğine ve tarihi dokuyu korumakta ne kadar başarısız olduğumuzu görmek adına ironik olduğunu düşünüyorum. Yeni çekilen fotoğraflar çok güzel olsa bile eskilere bakıp iç geçirmemek çok zor. Yarışmanın katılım şartlarını görmek ya da sadece oylama yapmak için İETT Tanıdık mı Geldi adresini tıklamanız yeterli

 

Maalesef değişen İstiklal caddesi bana pek tanıdık gelmedi

 

 

 

 

 

Fotoğraf Severlere Tavsiye

Tavsiyem Var

Fotoğraf sanatına ilgili olanlar için bir tavsiyem var. Eğer internette bu konu üzerine sürekli araştırma yapan ve farklı sanatçıları takip etmeyi seven biriyseniz apple store bizim için harika bir kapı aralamış. Dünyanın dört bir yanından fotoğraf sanatçıları portfoliyolarını app store üzerinden ücretsiz uygulamalar ile yayınlıyor.

Yapmanız gereken şey çok basit. Arama bölümüne portfolio yazıp süzgeçten fotoğraf kısmını seçmek. Sadece fotoğrafçıların kişisel sayfaları değil aynı zamanda birçok fotoğraf festivalinin arşivlerine ulaşmak mümkün.

Bu sanat içinde her farklı göz insana başka bir vizyon katıyor ve insan böyle zamanlarda gerçekten teknolojiye teşekkür ediyor.

Bizim ülkemizden olan fotoğrafçılara çok fazla rastlamadım ama eminim zamanla bu akıma ayak uyduracak isimler olacaktır.

Ağırlıklı olarak moda fotoğrafçıları bulunuyor olsa bile biraz derin araştırmaya girerseniz çok zengin bir dünya sizi bekliyor.

DOROTHEA LANGE'in bir sözü vardır. Fotoğraf makinesi insana, fotoğraf makinesi yokken nasıl bakılması gerektiğini öğreten bir aygıt. İşte bu yüzden her baktığımız fotoğraf ayrı bir bakış açısı getiriyor sanki.

Nesneleri yalnızca ne olduklarına göre değil, başka ne olabileceklerine göre fotoğraflayan insanların işlerini görmek gerçekten keyifli.