Türkçe’ye Çevrilemeyen Kelimeler Vol:2

yaşam

Geçen sizlerle Türkçe’ye çevrilemeyen 10 kelimeyi paylaşmıştım. Nedense benim ilgimi çektiği kadar birçok insanın ilgisini çekti bu konu. Başka kültürlere karşı olan merak duygusu ve onların farklılıklarını keşfetmenin eğlenceli, keyifli bir şekli oldu. İşte bu nedenle şimdi o yazının ikinci kısmını yayınlıyorum. Bakalım hangi dillere ve kültürlere dalıyoruz? İlk yazıyı okumak için https://durumbildirimi.com/2014/11/02/turkceye-cevrilemeyen-10-kelime/

found-in-translation-untranslatable-words-illustrations-anjana-iyer-17

Utepils ( Norveççe) : Güneşli bir günde dışarı oturarak bira keyfi yapmak. İnsan az bulduğu şeye bir şekilde özel isim takıyor tabii. Şimdi bizim bu durumu açıklayan bir kelimemiz olsa normal mi? Değil. Bir de ister istemez merak ediyorsun ‘bira yerine şarap içsek mesela Utepils diyebilir miyiz’

found-in-translation-untranslatable-words-illustrations-anjana-iyer-20

Culaccino ( İtalyanca ) : Bardağın masa üzerinde bıraktığı nem / sıvı lekesi. İşte bizim dilimizde olsa nice titiz teyzelerimizin annelerimizin lakabı olacak kelimeymiş. İnsan neden yok olması iki saniyeni almayacak bir şeye ‘isim’ koyar? Ey sevgili İtalyanlar farkındayız konuşmayı seviyorsunuz.

found-in-translation-untranslatable-words-illustrations-anjana-iyer-30

Ilunga ( Kongo Dili ):Suistimal edildiğinde İlk defasında affeden, ikinci defasında tolere eden, üçüncü defada büyük çıngar çıkartan insan. Bir çeşit mevlana sabırlı kişi. Bunun yanında argoda ‘enayi’ olarak çevirebileceğimiz saf ruhlu arkadaşlar. Yarın bir gün Kongo konuşan biri sizi üç kere kırarsa çıngar aşamasında Ilunga diye bağırın o sizi anlar.

found-in-translation-untranslatable-words-illustrations-anjana-iyer-26

Age-otori ( Japonca ): Saç kestirdikten sonra daha kötü görünen kişi. Japon kadınlarının neden böyle bir kelimeye ihtiyaç duyduklarını anlamak kolay aslında ama aklınızda bulunsun bir gün kötü bir kuaföre denk gelirseniz eğer sertçe ‘age- otori’ diye bağırın belki korkar bir daha ki sefere güzel olur. Aman canım kökü sizde nasıl olsa.

found-in-translation-untranslatable-words-illustrations-anjana-iyer-24

Won ( Korece ) : Bir ilüzyon karşısında kişiliğinizin bir parçasının ayak diretmesi. Bir çeşit direnç ya da havada duran adamın altında ip olduğunu seyirci önünde bağırma sendromu. Akıl yürütemeyeceğim kadar gereksiz durum hali. Bu kavram sözlüklere düşse yeri.

found-in-translation-untranslatable-words-illustrations-anjana-iyer-28

Tokka ( Fince ): Büyük rengeyiği sürüsü gütmek. Ren geyiği vardı da biz mi Tokka’lamadık yani. Sonuçta tamam Noel baba bizim insanımız ama henüz kelime dağarcığına alacak kadar yoğun bir üretimimiz yok bu konuda.

found-in-translation-untranslatable-words-illustrations-anjana-iyer-27

Wabi-Sabi ( Japonca ) : Büyümek ve çürümek ( ölüm ve yaşam ) döngüsünü kabullenmek. Bir çeşit gerçekçi insan hali ama wabi-sabi arasındaki dönemi bu gerçeklik ile yaşamak kolay olmasa gerek. Allah başka dert vermesin tabii.

found-in-translation-untranslatable-words-illustrations-anjana-iyer-18

Tingo ( Polinezya Dili) : Komşularının evinden eşyalar ödünç alıp iade etmeme yoluyla sahiplenme. Bir çeşit üstüne yatmacılık. Hiç hoşlanmadığımız bir davranış modeli olması yanında komşusunu kıramayan, seven sayan bir kültüre sahip olduğumuz için öyle rencide edici kelimeler uydurmuyoruz biz. Biri sizi Tingo’lasa hoşunuza gider mi canım?

found-in-translation-untranslatable-words-illustrations-anjana-iyer-6

Pochemuchka ( Rusça ): Çok soru soran insan. Evlerden, ortamlardan ırak zor insan tipi. Bir de bunların çocuk versiyonları var tabi genelde 3-5 yaş civarı görülüyor. Bir çeşit Pochemuchka sendromu var yani bu kitlede. Onlar kişilik özelliği bildirmekte kullansın benim için tam bir sendrom kelimesi.

found-in-translation-untranslatable-words-illustrations-anjana-iyer-19

Schilderwald ( Almanca ) : Çok fazla trafik işareti olan yol. Avrupa birliği ülkesinde yaşamak zor olsa gerek. Adamlar artık her şeye tabela takacağız, kural koyacağız diye kısa yoldan tek kelime ile anlatma ihtiyacı hissetmiş. Girdin mi çıkmanın zor olduğu bir döngü yol sanırım.

Zeytin Dalı

yaşam

 

İnsan en çok savaşı olan varlık sanki. Vahşi doğada bile bu kadar acımasız, dinmeyen bir savaş şekli yok. İnsan önce kendisi ile sonra çevresi, tanıdığı tanımadığı insanlar, inançlar, inançsızlıklar ile savaş halinde. Bu savaşın en acımasız ve tek taraflı olanı ise insanın doğa ile savaşı.

Yıkmayı, yok etmeyi, yokmuş gibi davranmayı en çok doğaya karşı gösteriyor insan. Acımasızsa kesiyor, köklüyor yok ediyor. Yerine doğanın bütünü ile uyumsuz şeyler inşaa ediyor. Sanıyor ki doğa aldığı her yarada biraz daha güçsüz kalıyor. İşte insan en çok bu noktada yanılgıya düşüyor. Doğa ana o ürkek ve yenilir gözüken tavrının altında gerçek gücünü saklıyor. İnsan kendi varlığını bile borçlu olduğu bu sisteme zarar verdikçe kendini tehlikeye atıyor. Şaşkınlıkla haberleri izliyor. Gelmeyen yazların, gitmeyen kışların, mevsim karmaşalarının, beklenmedik fırtınaların, yükselen denizin, yağmayan karın haberlerini izliyor. Oysa bilmiyor ki kırdığı her dal, üstüne basıp geçtiği her kök yerin altından daha da büyüyerek onun doğaya aykırı yapılarına tehdit oluşturuyor. İnsan kıydığı her ağaçta bir kez daha intihar ediyor.

Bu yazı bugün bu ülkede katledilen 6000 fidanın acısını içimde hissederek yazılmıştır. Mitiolojik tarihten bugüne bize 'barış simgesi' olan binlerce zeytin dalı bugün yok olmuştur. Bugün insan oğlu bir kez daha doğanın ona uzattığı zeytin dalını kırmıştır. Ve birileri fazlasını doğaya vermediği sürece bize uzanacak bir dal kalmayacaktır.

Kimilerini gözyaşlarına boğan ağaç, kimileri için yalnızca yolu tıkayan yeşil bir engeldir. İnsanın kendi neyse, gördüğü de odur. Ağaçların yerine gri binalar gören herkes adına bir kez daha utanıyorum.

 

 

Ağaç dikmek, yapabileceğimiz şeyler arasında bencillikten en uzak olanıdır. Dünyaya çocuk getirmekten de saf bir eylemdir o.

THORTON NIVEN WILDER