#minipost

mini post

IMG_2066.JPG

Binbir yüzümüz var bizim. Her aynaya baktığımızda bile gördüğümüz başka insan. Her nefes alışında artık bir saniye önceki insan değilsin mesela. İşte iyi/kötü insan kavramı buradan çıkıyor.

O yüzlerin içinde ne kadar çok iyi varsa iyisin ne kadar çok kötü varsa kötü. Ondandır en nefret edilen insanların bile sevenlerinin olması. Onlar başka yüzünden görmüştür onu. Yüzde yüz iyi diye bir şey zaten yok. Herkesin içinde mutlak bir kötülük vardır. Bende yok diyorsun şu an değil mi? İşte sana kötü haber o “bende yok” diyen egon senin kötü yönün. İçindeki o yüzlerle yüzleşmeni engelledikçe aslında kocaman bir baskılanmış kötülük birikiyor içinde.

Gelelim ikiyüzlülük meselesine o iyi değil işte. Binbir yüzle harmanlanmış değil bir kere. İyiler kötüleri bastıracak kadar güçlü değiller. O yüzden asıl mesele iyi yüzlerini çok tutmak. Hayali kötülük denen şey romantik ve çeşitlidir. Gerçek kötülük kasvetli, monoton, boş ve sıkıcıdır. Hayali iyilik sıkıcıdır. Gerçek iyilik ise daima yeni, muhteşem ve baş döndürücüdür.

Maugham’ın tiyatro için yazdığı bir eserde şu geçer; Kötülüğün açıklaması yoktur. Kötülük evren düzeninin gerekli bir parçası olarak görülmeli. Onu yok saymak çocukluk, ona hayıflanmaksa mantıksızlıktır. Şimdi en iyisi kötülere hayıflanmak yerine iyiler için biraz çalışalım. #durumbildirimi #minipost

Yok Böyle Festival

yaşam

Aslında bir festival ülkesi olduğumuz söylenemez. Henüz daha müzik festivallerine bile yeni yeni adapte olurken bir yandan dünyanın çok farklı noktalarında var olan ve neredeyse dinler öncesi tarihe kadar uzanan festivalleri görünce ‘bizde olması imkansız’ diyor insan. Bu noktada elbette ‘onlarda var ne güzel’ falan dediğimi düşünüyor olabilirsiniz ama yok öyle değil. Birçoğu hem dini inanışlarına hem toplumsal adetlerine dayanıyor. Burada önemli olan nokta ise bu festivallerin o ülkeler için turizm fırsatına dönüşmüş olması. Videolarını izlediğim ve hakkında okuduğum festivaller içinde bana garip, ilginç, imkansız gelen beş tanesini sizinle paylaşıyorum. İçlerinde bir tanesi var ki onu izlerken aklımdan sadece şu geçti; Neden?

Chees Rolling: İngiltere’nin Gloucester şehrinde Cooper’s tepesinde gerçekleştirilen bu festival o bölge için tam bir turizm kaynağı halini almış. Dünyanın her noktasından insanı her yıl mayıs ayında tepeye toplamayı başaran festivalin tarihsel bilgisi çok net değil. Sadece Roma dönemlerine kadar dayandığını şehir efsanesi olarak dolaşıyor. Bölgeye özgü olan coopers peyniri, Cooper’s tepesinde kadar çıkartılıp oradan aşağıya yuvarlanıyor. Bu noktada yarışmacının amacı o peynir bitiş çizgisine gelmeden onu yakalamak. 250 metre civarında olduğu bilinen tepeden peynir peşinde koşan yarışmacıların ortaya çıkardığı görüntüler ise bir o kadar absürt. İşte ilk başta anlattığım ve soruyu sormamı sağlayan festival bu. İzleyin siz karar verin.

Monkey Buffet Festival: İşte bir diğer içinden çıkılmaz festival haberi Tayland’ın başkenti Bangkok’un bir kasabasından. O bölgede özgürce yaşayan ve serbest dolaşan 3000 adet maymun için her yıl kasım ayının son pazar günü halk açık büfe bir masa kuruyor. Rivayete göre Maymun Kral zor bir durumdayken Ramayana’nın kahramanı Prens Rama’ya (Vishnu’nun reenkarnesi) yardım etmiş.Taylandlılar da bu efsaneden yola çıkarak Maymun Kral’ın soyuna şükranlarını sunuyorlarmış. Sadece o manzarayı izlemeye her yıl o dönemde yüz binlerce turist bölgeye geliyor.

El Colacho Festival : İspanyolların ne ilk ne de son garip festivallerinden biri ‘Bebek Üzerinden Atlama’ festivali. El Colacho’nın tarihi 1620 yılına dayanıyor. Katolik bayramı Corpus Christi gününde gerçekleşen festivalde yeni doğan bebekler sokaklardaki halıların ya da yatakların üzerine konuluyor ve gariplik bu noktadan sonra  şeytan kostümü giymiş elinde sopalarıyla yetişkinlerin bu bebeklerin üzerlerinden atlaması ile devam ediyor.  Bu törenin çocukları günahlardan arındıracağına, hastalıktan koruyacağına ve kötü ruhları kaçıracağına inanılıyor. Aynı zamanda şehrin sokaklarında mistik kıyafetli kişiler çeşitli dans gösterileri yapıyor. Şeytanı kovacağım diye bu kadar emek gerçekten takdir edilesi 🙂

Noche de Rabanos: Meksika’da yapılan bu festival 1897 yılından beri düzenleniyor. Turpların Gecesi Festivali, manavların heykeltraşlığına sahne oluyor. En güzel turp heykelini yapan manav ödüllendiriliyor. Ortaya çıkan sanat eserleri güzelde bölgede oluşan kokuyu tahmin etmek bile istemiyorum.

Up Helly AA: Aslında içlerinde en güzel görsel şölen haline dönüşen festival Up Helly AA. Belki çocukluğumuzun bir vazgeçilmezi olan Viking çizgi filmi bu festivale az torpil geçmemi sağlamış olabilir. Aslında bu adalar kısmının festivalleri say say bitmez nitelikte ve hepsi ilginçlikte birbiri ile yarışır. 1468’de İskoç yönetimine geçen Shetland’da 1870’den beri ateşle düzenlenen bu etkinlik, aynı zamanda Avrupa’nın en büyük ateş festivali olarak biliniyor. Yerli halk, adalarındaki Viking izlerini unutmamak için festival geleneğine sahip çıkıyor. Sanırım bu festivaller içinde sadece bu festival için giderim dedim. Sanırım ateş beni çağırıyor 🙂