Bir Dilim Sohbet

Anjelika Akbar ile Röportaj

Bazı insanları kelimelere sığdırmak ya da bir kaç cümlede anlatmak hiç kolay olmuyor. Anjelika Akbar kesinlikle bu isimlerden biri. Hayattaki duruşu, sanatının ona kazandırdığı estetik ve ruhunun güzelliğinin her cümlesinde ortaya çıkıyor. Türkiye’den uzakta başlayan hayatının buraya uzanmasını, mesleğini, anneliği konuştuk. Şimdi bu güzel sohbeti sizlerle paylaşıyorum.

Zeynel_Abidin4

  • Biyografinize bakınca sanki ‘müzik’ için doğmuşsunuz. Çok erken yaşta fark edilmiş bir yeteneksiniz. Bugün bulunduğunuz yerde olmanızda ailenizin müzik geçmişi olması ve sizin erken yaşta fark edilmiş olmanızın etkisi var diyebilir miyiz?

Muhakkak ki ailemin rolü büyüktür. Hem annemin, hem babamın müzisyen olmaları (babam orkestra şefiydi, aynı zamanda felsefe profesörüydü) yolumu kolaylaştırdı. Yeteneğimi ben daha birkaç aylık iken fark eden onlar oldu. Yolumu açanlar da onlardı. 2.5 yaşımda notaları biliyordum, annemin bana oyun ile öğretti. Zaten inanılmaz isteğim varmış, her şeyi olağanüstü hızla içime çekiyormuşum adeta… Sadece müzik bilgisi değil; ailemin beni 2 yaşımdan itibaren senfoni konserlerine, operaya sürekli olarak götürmesi de; sergileri gezmem; bunlar hepsi beni çok geliştiriyor ve ilham veriyordu.

  • Belki herkesin çok bilmediği ‘mutlak kulak’ yeteneğine sahipsiniz. Yani sizin için hayatın içindeki her şey bir nota gibi. Bu geliştirilebilir bir yetenek mi yoksa sadece doğuştan mı geliyor?

Hayır, “mutlak kulak” geliştirilebilecek bir özellik değil, tamamen doğuştan geliyor. Beyindeki müzik algısı bölgesi farklı çalışıyor, araştırmalar bunu gösteriyor. Bu aslında kulak ile ilgili bir konu değil; daha çok hafıza ile ilgilidir. Ve elbette “mutlak kulak” özelliğine sahip olup olmadığınızı anlamanız için nota bilmeniz gerekiyor. Kim bilir kaç kişi “mutlak kulak” sahibi olabilir, ama nota bilgisi olmadığı için, bu özelliğe sahip olduğunu bilmiyor…

IMG_51680

  • Eğitim hayatınız Türkiye dışındaki ülkelerde başlamış ve devam etmiş olmasına rağmen birden bire Türkiye’ye yerleşme kararı vermişsiniz. İcra ettiğiniz sanatın en zor yapıldığı ülkelerden birine gelme kararını nasıl verdiniz?

Ben karar vermedim. Öyle oldu. Daha SSCB dağılmadan önce Rusya’da UNESCO üyesiydim. Eski eşim ile birlikte Türkiye’ye Uluslararası bir film projesi için geldim; eski eşim filmin senaristi, ben ise bestecisiydim. Hamileydim ve oğlum Yuri (Yürek) İstanbul’da doğdu, çünkü doktor artık uçağa binmeme izin vermedi. O zaman henüz SSCB dağılmadı, ve Ruslar henüz Türkiye’ye gelmiyordu. Sanırım ilk gelen ben ve eski eşim idikJ Bebek biraz büyüsün diye birkaç ay burada kalmaya karar verdik. Ve o sırada, hiç Türkçe bilmeden bile, bazı Türk insanları ile kurduğum gönül diyalogu bana çok özel ve güzel geldi. O zaman tanıştığım o güzel insanlar bana Türkiye’yi muhteşem taraftan tanıtmış oldular; sözlerle değil, ama gözleri ve gönülleri ile… Daha sonra SSCB dağıldı, ama zaten kalbim ısrarla Türkiye’de kalmak istediğini bana söyleyince; ve hayatım boyunca kalbimin sesini dinleyen biri olarak başka bir şey düşünemedim bile. Tüm ailem ilk başta şoktaydı…Çünkü kararımda onlara göre “hiçbir mantığı yok”tu…  Sonra herkes yavaş yavaş alıştı. Sonra da hepsi Türkiye aşığı oldular zaten!..

  • Bir kadın olarak ve bunun yanında sanatçı kimliğiniz ile Türkiye’de ki sanat gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanat insanoğlunun varoluş yansımasıdır…İnsanlık var olduğu sürece sanat da olacak. Her ülke sanat yolunu tarihi, coğrafi, kültürel, geleneksel özelliklerine güre oluşturuyor. Her bir yol diğerinden ne üstün, ne de eksik. Sadece özgündür. Türkiye harika bir ülke; harika gönüllere sahip insanların ülkesi. Ve burada sanat her yerden fışkırıyor. Daha fazla eğitim gerekiyor sanat konusunda, bu bir gerçektir. Fakat zaten mükemmelleştirilmenin sonu yoktur, sanat öyle bir olgudur… Eğitim sadece sanat dallarında değil, her disiplin için gerekiyor. Anne olarak, eğitimci olarak bunu her zaman vurguluyorum. Sanat önemli olduğu kadar, sanat ve estetik algısı da bir o kadar önemli. Sanatı algılama yeteneği zamanla gelişen, üzerinde durulması gereken bir konu. Ve okulda bile değil, ailede başlar… Dolayısı ile yeni nesillerin zarafet, sanat algısının oluşması ve gelişmesi için anne babanın, özellikle de annenin bu konuda yeteri kadar örnek teşkil etmesi gerekir diye düşünüyorum…

DSC_0090

  • · Vivaldi’nin “Dört Mevsim” keman konçertolarının dünyada ilk kez solo piyano uyarlamasını siz gerçekleştirdiniz. Yaptığınız müziğin aslında deneysel bir yönü olduğunu söylemek mümkün mü?

Elbette deneysel yönü var. Eğer sadece yorumcu, icracı değilseniz, besteci iseniz, deneysel olmadan zaten olamazsınız. Doğaçlama, deneysellik besteciliğin olmazsa olmazıdır. Besteci olarak kendisi sadece bir müzik disiplini ile asla sınırlamadım. Müzik denilen olağanüstü olgunun sınırı asla olamaz; doğasına aykırı olur. Sınırları insanlar çizer, sonra da çizdikleri sınırları ya kendileri, yada başkaları kaldırırlar zamanla. Benim çalışma alanım birçok yönde gelişiyor; senfonik orkestra için atonal, avant-garde besteler; tonal, oldukça kolay algılanabilecek romantik besteler; birçok enstrümanlar ve grupları için çağdaş klasik, veya romantik, veya hafif klasik besteme rastlayabilirsiniz; film müzikleri; çocuklar için besteler; vokalizler; romanslar, ayrıca transkripsiyonlar ve etnik kökenli müziğin klasik müzik ile kucaklaşması diyenilceğim çalışmalar…Bana bırakılırsa çizgi film müziklerini de bestelerdim, ama öyle bir fırsatım henüz olmadı.

  • Batı müziği eğitimi alıp doğu müziğinin etkin olduğu bir coğrafyada yaşamanın size katkısı nedir?

Bana muazzam bir katkısı oldu. Eskiden, Rusya’da, hatta Özbekistan’da iken bile ukala, elitist, klasik (ve bir müddetten sonra atonal, çağdaş müzik) dışında kalan tüm müzik türlerine burnumu kıvıran; halk müziği basit gören bir müzisyendim. Çünkü aldığım eğitimin böyle konservatif bir yönü vardır. Bundan kaçamazsınız. Klasik eğitimini aldığınız formasyon sizin bir klasik müzik fanatiği olmanızı hazırlıyor; ki yüzyıllardır var olan bu müzik türünün sert kural koruyucusu olunuz diye. Aslında her bir formasyon kendini savunmak için böyle bir mekanizmaya ihtiyaç duyar. Fakat aynı zamanda, yüzyıllardır klasik müziğin içinde tüm dogmalarla tanışıp ve dogmalara karşı çıkıp onları yıkan insanlar çıktı. Her yeni besteci bunu yaptı. Yani o konservatif duruşunu yıkıp akıntıya ters yüzmüştü. Ve bu da klasik müziğin gelişmesi için olmazsa olmazı. Ortada bir tezat var. Ve bu tezat sayesinde klasik müzik hem kendini koruyor, hem de geliştiriyor. Ben eskiden sıkı koruyucular kampında olup, sonra akıntıya ters yüzenler kampına geçmiş oldum. Ve benim için bunu sağlayan Türkiye’ye gelişim ile birlikte tam anlamı ile Doğu müziği ile tanışmamdı.

Zeynel_Abidin5

  • Atatürk’e ithaf ettiğiniz bir besteniz var. ‘Güneşin Doğduğu Ufuk’ Bu bestenin dünyaya açıldığı şehir ise İzmir oldu. Bu bilinçli bir seçimiydi ve bestenin doğuş hikâyesini anlatır mısınız?

Türkiye’ye 23 sene önce ilk geldiğim gece TRT ekrarnında dalgalanan bir Türk Bayrağını ve üzerinde bir adamın fotoğrafını gördüm. Bir de fonda çok güzel bir müzik çalıyordu. Ekranda gördüğüm adamın gözlerine kilitlendim… Bildiğim gözlerden değildi o… Ruhumun derinliklerine kadar etkilendim. Gözlerin ne şekli, ne rengi, ne başka fiziksel bir özellik idi beni etkileyen. Oradan bakan ruh idi bana dokunan. Gözler ruhun yansımasıdır. Ve etkilenen de ruh oluyor. Müziğin İstiklal Marşı, adamın da Mustafa Kemal Atatürk olduğunu daha sonra öğrendim. Türkçe bilmiyordum, ama birkaç fotoğraflı kitap buldum. Sürekli fotoğraflara bakarak, bu insanı ve yaptıklarını hissetmeye çalıştım. Türkiye tarihi ile ilgili bir şey bilmiyordum. Ama hiç bir şey. Tamamen beyaz sayfada ruhen hissettiklerim vardı. Ve bunlar aniden müzik olarak içimden akmaya başladı. Bu bestem Türkiye’de yaptığım ilk besteydi, Senfonik Orkestra ile Piyano için Rapsodi. Eserde Piyano – Atatürk idi, orkestra ise tüm Türk insanları…

Dünya Prömiyeri İzmir’de oldu, ama bu özellikle planlanan bir şehir değildi; Rengim Gökmen yönetiminde İzmir Senfoni Orkestrası ile gerçekleşti, piyano solisti bendim.

  • ·        2011 yılında ‘İçimdeki Türkiyem’ adında bir kitap çıkarttınız. Bu kitap aslında bu ülkeye karşı olan sevginizin bir ürünü gibi oldu. Bu projeye başlama fikri nasıl çıktı ve yazarlık üzerine farklı çalışmalar yapmayı düşünüyor musunuz?

Türkiye’de yaşamamın 20. yılını kutladım bir anlamda. Bir anlamda bu kitap paylaştığım duygular Türkiye’ye ödediğim bir vefa borcu oldu. “Yazmasaydım olmazdı” idi… Sadece kitap değil, aynı adı ile albüm da çıktı; hatta bahsettiğim Atatürk bestem de o albümde yer alıyor. Türkiye’de yaşadığım bunca olay, duygu bende sadece kelime olarak değil, elbette ki besteler olarak ortaya çıktı; çoğu o albümde var. Albüm hala satılıyor… Yazarlığa gelince, ses kadar söz da benim için daima önemli idi. Okul yıllarında çok sayıda şiir yazmıştım, Rusya’da yayınlanmıştı. Birkaç tiyatro oyunu için senaryo yazmıştım ve sahneye koymuştum. Daha sonra felsefi masallar yazdım, hem Rusya’da (Moskova’da) hem de Türkiye’de (İnkılap ve daha sonra Kırmızı Kedi tarafından) yayınlandı. Yani yazmayı her zaman seviyordum. Türkçe dersi hiç görmedim, yıllar içinde kendi kendime algıladım, öğrendim kadar kullanıyorum. İşte kendimi Türkçe’de biraz rahat hissetmeye başladığımda ilk önce Türkçe şiirler yazmaya başlamıştım, daha sonra işte bu kitap ortaya çıktı. Devam ediyorum. Sırada üç kitap var. Bir tanesi hazır, diğer ikisi proje aşamasında.

izmirJazz2

  • Özel hayatınızda neler yapıyorsunuz? Müzik dışında sizi gerçekten mutlu eden şeyler neler?

Elbette ailem benim çok büyük mutluluk kaynağımdır. Eşim ve iki çocuğum ile zaman geçiriyoruz. Yani sadece besteci ve piyanist değilim, bildiğiniz kadın ve anneyim:) Kadınlar ve anneler ne yapıyorsa, ben de yapıyorum.

Sinema sanatını da müzik kadar seviyorum, özel ilgi alanımdır. Fotoğraf çekmeye seviyorum… Pasta yapmayı bayılıyorum… Ve de “hakiki insan nasıl olunur” konusunda bir yolculuk yapıyorum. Çünkü bizim bu Dünya’ya geliş sebebinin bu olduğuna inanıyorum…Ve gerçek anlamda “insan” olmak zor bir zanaattır… Bu da zaten her ne yaparsanız, nerede olursanız olun, hep içinde bulunduğunuz haldir…

  • İki tane çocuğunuz var ve mesleğiniz dışında bir de annesiniz. Anne olmak ve bunun getirdiği değişimler müziğinize yansıdı mı? Kadınlar gerçekten anne olduktan sonra değişiyorlar mı sizce?

Anne olmak müziğime  şefkat ve duygu seli kattı… Tüm kadınlar için konuşamam, ama bence muhakkak değişiyorlar. Bence bir çocuk doğurup değişmemek için taş olmak lazım:)

820

  • Bir süredir sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorsunuz. Birçok sanatçının tersine gerçekten tüm doğallığınız ile yazdığınıza inananlardan biriyim. Sosyal medya araçlarının size ve yaptığınız işe yabancı olan insanlara müziğinizi anlatabilmek için bir araç olduğuna inanıyor musunuz?  Ve bunun için bir şeyler yapıyor musunuz?

Bunun için bir şey yapmıyorum. Tanımadığım insanlar olsa da, ben o insanları “yabancı” olarak görmüyorum. Eğer yabancı olarak görürsem, sahnelerde ne işim var ki… Bırakın yabancı olmayı, konserlerden sonra akraba gibi oluyoruz. Twitter ve Facebook’ta benim için “yabancı” yoktur; o yüzden aklımdan ve kalbimden ne geçerse, paylaşıyorum. Kaygısız olarak.

  • ·        Ünlü piyanist Arthur Schnabel ‘Notalara diğer piyanistlerden daha fazla hakim değilim ama notalar arasındaki o ‘es’ler yok mu… İşte sanat orada yatıyor” demiş yeteneği ile ilgili bir soru için. Peki, siz nasıl tanımlardınız?

“İçimdeki Türkiyem” kitabımda dedim ki; Piyanist misin, yoksa besteci diye soranlara verdiğim cevap: ben sadece piyano enstrümanını iyi kullanan bir besteciyim. piyanist olarak farkım,10 parmak yerine 10 kalbim var; tuşlara onlarla dokunuyorum”…

Fotograf Yurek Akbar  1

  •     Son olarak bundan sonraki projeleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Film müziği projesi var, aynı zamanda baş rollerinden birini oynayacağım bir film; aynı zamanda 10 sene önce planladığım ama o sırada teknik nedenlerden dolayı gerçekleştiremediğim bir projeyi önümüzdeki sezonda gerçekleştireceğim İnşallah. Ve ayrıca sırada bekleyen kitaplarım var…

Aşağıdaki videoda Anjelika Akbar’ın Atatürk ve İstiklal Marşından etkilenerek bestelediği ‘Güneş’in Doğduğu Ufuk’ eserini dinleyebilirsiniz.

Bir şey söyle ?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s