yaşam

Bir Kabulleniş Yazısı

İnsan, yaratılmış en çözülemez canlı. Biyolojik olarak keşfetmek mümkün olarak görülse bile ruhsal anlamda insanı anlamak ve bozuk kodunu tamir etmek bence her şeyden çok daha zor. Bir hastalığın üstünde yüksek bilimsel gelişmeler ile belki söz sahibi olabiliyorsunuz ama içsel duygu durum değişiklikleri için bence hala bilimin eli bomboş. Her insanın kodu başka yazılmış işte. Var olan her birey kadar farklı duygu durumlar var. İşte bu yüzden de herkesi kendimiz gibi sanmamız bizi büyük bir kaosa sürüklüyor.

412d58364251f41500290952e57a15b3

Kendi içsel yolculuğumuza bile anlamlar katmamız ya da kesinlik kazandırmamız bu kadar zorken bir de başkaları ile ortak yaşam mücadelesi veriyoruz. Yani işimiz zor insanoğlu. Sadece belirli ortak özelliklerde oluşan kümeler ile bir araya geliyoruz ama hepimizi tek bir kümeye toplayacak kesinlikte bir birlik hiç mümkün değil gibi duruyor. İşte bu çok çeşitli ruhsal haller bizi ayırıyor, birleştiriyor, kırıyor, üzüyor, mutlu ediyor ama çoğu zaman zorluyor. Yaşam içinde en moda tabiri ile ‘stres’ dediğimiz şey başkalarına karşı olan esneme, dayanıklılığımız ile şekil alıyor. Uyumlu olabilen ya da kendinden emin olan insanlar bir şekilde daha az stres altına giriyor ama katı duruşlar bizi her gün saran bir hastalık gibi ruhumuza işliyor.

05877f7ed9aa5142116cd0b561f31b50

Her ruhun ayrı bir oluşum olduğunu kabul edersek eğer ‘tek doğru’ peşinde koşmak ya da kalıplar oluşturmak bizi sadece bir bilinmeze sürüklüyor. Aslında ‘olduğu gibi’ kabul etmek biraz olsun hepimizi dingin hale getirir gibi hissediyorum bazen. Bakmayın söylerken kolay uygularken imkansızı zorlayan bir şey bu biliyorum. İçimizde kendi doğrularımızla yoğrulmuş kalıplarımız ve onu pasta kreması gibi süsleyen egomuz ile birilerini olduğu gibi kabul etmek çok zor. Farklı düşünenden çok bizim gibi olan insanları bu çerçevede değerlendirirsek aslında bir şeyleri anlamamız daha kolay. Aslında birlikte olmayı sevdiğimiz, ailemiz, arkadaşlarımız hatta doğurduğumuz çocukla bile olan farklılıklarımız hayat için bir kilit. Biz sadece bazı insanlara daha çok esniyor bazılarına karşı daha katı duruyoruz. Öğrenilmiş her kalıp ve bakış açısı başka bir insana karşı yüksek yargılara dönüyor. Öyle ki daha gençliğin başında ‘ne kadar az insan o kadar huzur’ diyen insanlar haline dönüşüyoruz. Oysa hayatımıza aldığımız her insan bir keşif. Uzun süre hayatınızda olup olmaması değil size ne öğrettiği ile değer katıyor aslında.

da2f9829b002609b79183eb11b1e1d8b

Bir kabullenişe ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Toplumsal anlamda bunun imkansız olduğunu elbette biliyorum ama öz hayatımızda bu kabullenişin bizi gerçekten daha huzurlu insanlar yapacağına inanıyorum. Seni olduğun gibi kabul ediyorum diyebilecek esnekliğe ulaşmayı istiyorum. Ve eminim ruhsal esnemeler bizi daha mutlu yapıyor.

Biolog ve aynı zamanda bir toplum bilimci olan Edward Wilson şu soruyu sorar; Nedendir türümüzü topluca tanımlayan şu didinme, hasret, dürüstlük, estetik, çoşku, aşk, nefret, kandırmaca, deha, kibir, tevazu, utanç ve aptallık?

Sahi sizce neden?

Bir şey söyle ?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s