El Tiryakisi

yaşam

Şimdiye kadar ben ve birçok blog yazan arkadaşım sosyal medya bağımlılığı üzerine yazılar yazdık. Neredeyse hepimiz vakit kaybetmekten ve sosyal medya yüzünden birçok şeyi yapamamaktan şikayet ettik. Birçok kişi hala bu konuda onlarca paylaşım yapıyor. Hepimiz hem bırakmak istiyor hem de takılmaktan keyif alıyoruz.

images

Eğer keyif aldığınız iş biraz ucundan internet ile ilgili ise zaten vazgeçmek ya da bırakmak zorlu oluyor. Şimdi bunu okuyan bazı insanlara çok garip geliyor biliyorum. Yani bizler kadar bulaşmamış olanlara. Açıkçası yeni çağ bu ve bunda garip bir durum yok. Ben hep bunu savundum. Ben bazen google’dan önce sosyal medya hesaplarımdan arama yapıp fikir alıyorum mesela. İşe yarar olması ise vazgeçilmez olmasını destekliyor. Buraya kadar tamam ama aslında şöyle bir gerçek var. Bir şey yazmak, okumak istemesek bile çoğumuz sosyal mecralarda vakit geçiriyoruz. Bunun nedeni ise bizler için bir tiryakilik oluşmuş olması. ben buna el tiryakiliği diyorum. Aynı sigarada olduğu gibi evet. bazı insanlar içmekten çok içme eylemini sevdikleri için bırakamazlar sigarayı aynı o hesap. Ve aynı insanların sigarayı bırakma hikayelerinde şu vardır. Paket bitmeden dolu hali ile attım ve bir daha içmeyeceğim dedim. Peki aynı şeyi sosyal medya detoksu için uygulamak mümkün mü? Evet mümkün.

Social media communication concept

Öncelikle facebook’tan başlayalım. Facebook hesabınızı süreli dondurabiliyorsunuz. Kendinize bir hedef koyup hesabınıza 10-14 gün sonra tekrar aktif et komutu vererek kapatmanız mümkün. Hem istediğiniz zaman açabileceğinizi bilmek iyi bir his olabilir. Instagram için ise hesabınızı kapattıktan sonra aynı hesap ile geri dönüş yapmanız çok mümkün değil. Bu yüzden eğer tamamen kapatmak istiyorsanız eğer ig’de depolanmış fotoğraflarınızı bilgisayarınıza indirebileceğiniz çok fazla program var. Twitter’a gelince. O mecranın da geri dönüş yolu açık. İstediğiniz zaman dondurup açabiliyorsunuz. Bunların hepsini bir kenara bırakırsak eğer biraz ara vermek niyetiniz varsa cep telefonlarınızdan uygulamaları silmek ve kafanızda belirlediğiniz süreyi ajandaya kayıt ederek o süreci farklı şeyler ile değerlendirmek en kesin yol. Sosyal medya yüzünden derya deniz internetin birçok nimetini kaçırıyoruz. Keşfedilmesi gereken onlarca blog onlarca site var. Öğrenilecek, gezilecek yerler var. Paylaşmadan o anı yaşamanın tadı var. Eğer biraz frene basmanız gerektiğini hissediyorsanız net bir karar vererek uygulamaya geçin derim. Özellikle kitap okumayı çok seven insanlardan ‘sosyal medya yüzünden kitap okuyamıyorum’ diye yorumlar duyuyorum. İşte telefonu bir kenara atmak için en güzel nedenlerden biri.

142533837

Eminim el tiryakiliğini yendikten sonra buralarda vakit geçirmek çok daha keyifli ve etkin hale gelecek bizler için. Şimdiden Amerika’da ve birkaç Avrupa ülkesinde kliniklerde sosyal medya bağımlıları için bölümler açıldı ve hastaları yok değil. O aşamaya gelmeye hiç gerek yok. İnsan insana iletişimden çok insanın kendi iç sesini duymasını engelliyor buna eminim. Bazen insan kendini dinlemeli. Bu yazı ilgini çektiyse bir de şuna tıkla bakalım. https://durumbildirimi.com/2014/09/21/yeni-cag-sikintisi/

Kahve Kokusunun Peşinde!

Tavsiyem Var

20141225_65256132-50ad-448f-8efa-4b0307bd9229

İstanbul’da yaşayan kahve severler yine çok şanslı. Eğer kokusuna aşık olduğunuz bu meyvenin hikayesine dalmak ve tadımlar ile damağınızı şenlendirmek istiyorsanız size bir haberim var. 31 Ocak 2015 tarihinde Pera Müzesi sizi kahve kokusunun peşinden gitmeye davet ediyor.

Nerole işbirliği ile gerçekleşecek etkinlik için müzenin çağrısı şöyle; Bir günde ortalama 23 bin kere nefes alırız, bu da 23 bin kere kokladığımız anlamına gelir. Koku hariç tüm duyular rasyonel bir süreçten geçerken, koku doğrudan duygu durum ve hafıza işleme sistemini uyarır. Bu yüzden anıları hafızamıza kokularıyla kaydederiz. Kahve Molası: Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahvenin Serüveni sergisi kapsamında düzenlenen atölyede katılımcılar sergi turunun ardından Nerole ile kahve kokusunu yeniden keşfediyor ve bu kokunun kültürle ilişkisi üzerine düşünmeye davet ediliyorlar. Kahve kültürünü oluşturan diğer öğeleri de kapsayan çeşitli koklama denemeleri ve kolektif etkinliklerle farklı bir deneyime hazır olun!

peramuzesi

Beni okuduğumda bile çok heyecanlandıran bu etkinliğe fırsatı olan tüm kahve severler fırsatını yaratıp gitsin derim. Belki bu yazıyı okuyup giden olursa fotoğraflarını bizimle paylaşır. Saat 14:00-16:00 arası gerçekleşecek etkinliğe Perakart sahipleri %50 indirimli katılabiliyormuş. Etkinlik 50 tl. Ve yaş sınırı 15. Katılanlara bol kafeinli ve mis kokulu bir gün dilemek bize düşer.

ec285278cc2d506c943b551e84fdfce0

MiniPost

mini post, Mini post

2015/01/img_1151.jpg

Süreceksin o boyaları yüzüne sanki esen rüzgar seni yıkmak için değilmiş gibi, sanki şapkan uçmuyormuş gibi dimdik duracaksın bir kere. Ben sadece manzaraya bakıyorum edası ile duracaksın hayatın getirdiklerine karşı. Her yaşadığın şeyi “sen” yaşamak istediğin için başına geldiğine inanacak herkes ama önce sen inanacaksın. Seçimlerinin arkasında dimdik duracaksın.

Fırtınayı melteme, dalgayı su damlasına sadece duruşun çeviriyor. Ve gün gelecek kendini bırakacaksın. O kumun tadını alacaksın. Yeri tadacaksın ki bulutu görebilesin. Bu böyle. Evren, sistem, karma ya da her ne ise işte tek bir duruşun üstüne kurulu bazen. Senin gerçeğin yüzündeki boyaların olacak sadece ama illa o boyalar sürülecek.

Nasıl yaşamak gerektiği sorusunun dışında her şeyin çözümü bulundu der Jean Paul SARTRE. Benim cevabım ise “geçmişimi seviyorum. Bugünümü seviyorum. Sahip olduklarımdan utanmıyorum ve artık sahip olmadığım için üzülmüyorum” olurdu sanırım. İyi geceler #minipost #durumbildirimi

Anti Akademik Oscar Yorumu

Tavsiyem Var

oscars.1

Benim için en önemli sinema ayları başladı. Akademi Oscar adaylarını açıkladı ve 22 şubat gecesi yapılacak olan Oscar ödül törenine kadar film maratonu başlamış oldu. Açıkçası şimdiye kadar akademi ile çok fazla paralel görüşlerimiz olmadı. Neredeyse on yıldır aralıksız ve özenerek izlediğim törenlerde sonuçlar konusunda çoğu zaman hayal kırıklığına uğradım.

Kimilerine göre bu benim iyi bir film izleyicisi olduğumu gösteriyor. Bunun nedeni ise artık akademinin ödülleri dağıtırken eski ‘objektif’ bakış açısında olmaması. Her yıl ufak tefek yapılan aday/sonuç seçim değişikliklerine baktığınızda Oscar’ı almak için çoğu yönetmenin çözmesi gereken şifreler ortaya çıkıyor gibi.

Bende oturdum düşündüm madem öyle ben bir maratona girdim bu süreci sizlerle paylaşayım. Filmler hakkında spoiler vermeden genel görüşlerimi yazacağım merak etmeyin. Görüşlerimin hepsi anti akademik olup, hiçbir uzmanlık, bilmişlik içermemektedir. Patlamış mısır yanı yazılan yorumlardan ibarettir.

<> on October 19, 2009 in Santa Clarita, California.

Öncelikle ilk postta ‘En İyi Film Adayları’ listesinden başlayalım. Henüz listeyi tamamlamadım. Zaten parça parça gitmek daha iyi olur. Bu seneki aday listesi şöyle;

American Sniper
Birdman
Boyhood
The Grand Budapest Hotel
The Imitation Game
Selma
The Theory of Everything
Whiplash

İşte şimdiye kadar izlediklerim:

birdman-1407226414

BIRDMAN

Bir zamanlar ikonik bir süper kahramanı canlandıran Raymon Carver (Keaton) zamanla popülerliğini yitirir. Bununla birlikte egosuyla savaşmaya başlayan Carver, ailesini, kariyerini ve kendisini yeniden iyileştirmesi gerekmektedir. Ego, iç ses ve daha fazlasını içeren filmde oyunculuklar gerçekten başarılı ama ‘en iyi film’ mi derseniz benim için değil. Açıkçası Birdman adına benim beklediğim ödül ‘en iyi yönetmen’ olur. Filmi izleyenler açılara, mekanlara ve çekim şekline hayran kalacaktır eminim. Alejandro Gonzalez Inarritu birçok filminde olduğu gibi Birdman’de de çok iyi iş çıkarmış.

Whiplash-genel

WHIPLASH

Whiplash şimdiden 2014 yılı içinde birçok ödüle doydu. Aslında filmin içeriğinden çok uzun metraj filme dönüş hikayesi de çok ilginç. Yönetmeni bu filmi ilk olarak kısa metraj olarak çekiyor ve daha sonra gördüğü ilgi dolayısı ile uzun metraja döndürüyor. Aslında izleyen çoğu kişiyi o anda çok etkileyen bu filmde biraz ‘Black Swan’ kokusu almıyoruz değil. Hırslara ve hırslar için bir insanın nereye kadar gidebileceğini gösteren filmler her zaman işliyor. Bu filmde başrol ve yardımcı erkek oyuncu başlı başına alkışı hak ediyor. Akademi popüler kültür dokunuşlarına aldanır mı bilmem ama ben ‘en iyi film’ olarak ödül alacağını düşünmüyorum. Yardımcı erkek oyuncu adayı olan J.K Simmons performansı ile alkışı hak ediyor.

MV5BNDkwNTEyMzkzNl5BMl5BanBnXkFtZTgwNTAwNzk3MjE@._V1_SY317_CR0,0,214,317_AL_

THE IMITATION GAME

Gerçek hayat hikayeleri hele içinde biraz kahramanlık bulunduruyorsa seyirci üzerinde her zaman etki bırakır. Ödüllerden bağımsız baktığımda son dönemde beni etkileyen ender filmlerden biri oldu The Imitation Game. Senaryo, dönem kıyafetleri, oyunculuklar baştan sona kusursuzdu. Açıkçası şimdiye kadar izlediklerim içinde benim en güçlü adayım sanırım bu film. Altında yatan gerçeklik duygusu filme ilk dakikadan itibaren bağlanmanızı sağlıyor. Ünlü matematik dehası Alan Turing’in hayatının anlatıldığı filmde, Turing’i Benedict Cumberbatch canlandırıyor. Bu noktada şunu eklemem gerekiyor ki Sherlock rolü ile akıllara kazınan Cumberbatch performansı ile harikalar yaratmış. Filmde, 2. Dünya Savaşı sırasında Almanların şifreli haberleşmelerinin kodlarını çözen Alan Turing’in Nazileri durdurma başarısı anlatılıyor. Film tek anlamsız bulduğum adaylığı ise yardımcı kadın oyuncu adayı Keira Knightley. Sıradan, tek düze ve alışıldık bir performanstı benim için.

MV5BMTYzNDc2MDc0N15BMl5BanBnXkFtZTgwOTcwMDQ5MTE@._V1_SY317_CR0,0,214,317_AL_

BOYHOOD

Boşanmış bir çiftin hikayesini ve onların çocuklarının boşanma sonrası yaşadıkları çalkantılı, yeni düzene alışma sürecini konu alan film senaryo olarak klasik gibi gözükse bile filmin gerçek zamanlı olarak çekilmiş olması çok ilgi çekici. Birbirine benzeyen kişiler ile yapılan castlara alışık olduğumuz için çocukların 6 yaşında başlayan bu yeni tecrübesini 12 yıl boyunca sürecek olan bir büyüme evresine yayan yönetmen filmi 12 yılda aralıklarla çekerek tamamlamış. Zaman kavramını sorgulatan ve hızlı geçişlerinde oyuncuların değişimleri ile şaşırtan film sinema izleyici için kesinlikle bir zaman kaybı değil. Oscar adına çok fazla şans vermesem bile bu filmi bir kenara not edin ve mutlaka izleyin. Filmin başrollerini Ellar Coltrane, Patricia Arquette ve Ethan Hawke paylaşıyor.

Bu arada bir dip not eklemem gerekiyor. Bildiğiniz gibi aday filmlerin çoğu ödül gecesinden önce ülkemizde gösterime girmemiş oluyor. Yani bu filmlerin bir çoğu maalesef internet üzerinden izleniyor. Elbette sinema salonunda izlemek gibi olmasa bile eğer Oscar gecesini merakla bekleyenlerden biri iseniz içinizdeki korsan ruhunuzu ortaya çıkarmanız gerekiyor. Bu sene farklı olarak Digitürk bu aday filmlerden bazılarını salonlarına ekledi. En azından dijital platformlar bu şekilde bir çalışma yaparsa sinema severler gerçekten mutlu olacaktır. Kalan filmlerin yorumları ile devam edeceğiz. Herkese iyi seyirler.

Bir Fotoğraf Görürsün

yaşam

IMG_1109

Bir fotoğraf görürsün ve bir sanat içine işler. Aynen böyle oldu. Flamenko dansından bahsediyorum. Sosyal medya üzerinden takip ettiğim sanat galerisi sayfalarından birinde gördüm bu fotoğrafı. Kadının duruşu, bakışı ve vücudunun aldığı şekil bana isyanı, acıyı, gücü hissettirdi birden bire. Elbet bu dansı biliyordum. Birkaç kere filmlerde ve bazı şenliklerde izleme şansımda oldu ama hiç üstüne düşünüp, yorum yapma isteği oluşmamıştı içimde.

9bc4853dc80a57f5d242e54af7db1c29

Vikipedi ve sözlük  bilgisine göre ‘Dansın kökenine ilişkin iki görüş vardır. Bazıları İspanya’nın güneyindeki Endülüs bölgesinde ortaya çıktğını söylerken, bazıları da bu bölgeye çingeneler tarafından Pakistan ve Hindistan‘dan geldiğini söyler. Flamenko dansı gitar eşliğinde yapılır. Dansta el çırpma ve ayak hareketleri baskındır. Flamenko dansçısının dansı kadar giysileri de önemlidir. Flamenko teriminin,mevcut olan bir cok varsayima ragmen hala tam olarak nereden ciktigi tesbit edilememistir.kaynaklardan elde edilen teoriler sunlardir;
– ispanyol yahudiler dini sarkilarini, rahatsiz edilmeden soyleyebilecekleri yerlere goc etmisler ve bu sarkilar ispanyada kalan yahudilerce flamenco olarak adlandirilmistir
– flamenko kelimesi -fellah minküm – diye okunan -senin gurubundan ciftci – anlamina gelen arapca kelimelerden elde edilmistir.
– flamenko kelimesi 19.yy baslarinda kibirli, küstah insan anlamina gelen bir argo kelime olarak kullanilmistir.daha sonra ise ilk once cingeneleri tanimlamak sonra da onlarin sarki ve danslarini tanimlamak icin kullanilmis ;hem cingene hem de cingene olmayan halklardan dogan bir andalucia sarkisi icin de cante flamenco gibi genel bir terim, 19.yy’in ikinci yarisinda yaygin olarak kullanilmistir.
flamenko uzmanlari bu kelimenin nereden ciktigi konusunda halen bir mutabakata varamamislardir.

e00c03734ab08aba9ec2b80787faa78f

 

Şimdi bu geleneksel, teknik ya da tarihsel bilgileri bir kenara bırakalım. Şimdiye kadar birçok yazımda sanatın herhangi bir dalının bir toplumun geldiği ve gittiği yönü gösterdiğine inandığımı hep söyledim. Toplumsal travmaları, acıları, vazgeçiş ya da kazanımları sanata aktarabildiğinizde yaralarınız daha çabuk kabuk bağlıyor sanki. Toplumların kendilerini gün geçtikçe çirkinleşen politik ifade biçimlerinden bir an önce sıyırması ve kendilerini sanat ile anlatması çok önemli. Sanat konusunda çok gerilediğimiz şu günlerde bunun acısını daha çok hissediyorum. Sanat halktan uzaklaşıp parası çok olan insanların doldurduğu salonlara taşınıyor. Oysa sanatın yeri hayatın tam ortası, sanatçının yeri ise sokaklar. Avrupa’da bugün flamenko gibi birçok sanat dalı ‘özellikle moder sanatın dans kolları’ kendini sokakta teşhir ediyor.

Elimden geldiğince ruhumun bir kısmını her gün estetik bir şeyler izlemeye ayırıyorum. Bizlerin yara bandı ve iyileştirici gücü estetik sanatlardan geçiyor eminim. Şimdi kendiniz için birkaç dakika ayırın ve videoyu izleyin. İzlemediğiniz için olur mu bilmem ama izlediğiniz için pişman olmayacaksınız.

Joaquin Cortes

 

Bu da Madrid sokaklarından