Arabanızla Keşfedebileceğiniz Güzel Ülke: Yunanistan

seyahat

Araba sahibi olmanın bir güzelliği, hafta sonu veya daha uzun bir tatil için direksiyon başına geçip sevdiklerinizle yola çıkabilmek. Türkiye’nin dört bir yanında birçok güzel yer olduğu gibi komşularımızı da es geçmemek lazım. Uluslararası ulaşım şekillerinin, internetin ve teknolojinin gelişmesi vize gibi prosedürleri olmasa da zihnimizdeki sınırları kaldırmayı başardı.

Yunanistan için geçerli bir Schengen vizeniz olması gerekiyor. Onun dışında, uluslararası ehliyet şartı kalktı ve On İki Adalar’da kapıda verilen vizenin 72 saate çıkarılması için görüşülüyor. Hal böyleyken, tam da bahar ayları gelmişken Yunanistan’ın tarihi ve doğal güzelliklerini görmemek olmaz.

Yunanistan’ın yolları gayet iyi durumda ve fazla kalabalık değil. O yüzden rahat bir seyahat sizi bekliyor. Trafik sigortanız orada geçerli olmayacak. İyi bir kasko sigortası yaptırmanız önemli. Böylece arabanızda ummadığınız bir hasar olursa bu hasar dönüşte karşılanabilir ve tamir edilebilir. Şimdi bunları bir kenara bırakıp Yunanistan’da gezebileceğiniz yerlere bakalım.

IMG_3527

Atina

Atina, Yunanistan’ın başkenti. Ayrıca tarihte eski Yunan olarak bildiğimiz uygarlığın da beşiği. Atina birçok doğal güzellik de sunuyor ama esas olarak binlerce yıl öncesinden kalan arkeolojik alanlar ve buralardan çıkarılan tarihi eserleri sergileyen müzeleri görmek için gidilebilir. Dünyaca ünlü Akropolis de burada bir tepede yer alıyor. Atina Havaalanı’nda sizi karşılayan afişlerde dediği gibi: “Kitaplarda okuduklarınızı gerçekten görmeye hazır olun.”

IMG_3529

Selanik

Atatürk’ün evinin de bulunduğu Selanik arabayla Atina’dan daha kolay ulaşabileceğiniz sevimli bir şehir. Ayrıca tüm şehri seyredebileceğiniz güzel bir kale de var. Kordon’a benzeyen sahili ve leziz yemekler sunan ekonomik tavernalarıyla ünlü bu şehirde harika bir hafta sonu geçirebilirsiniz.

IMG_3528

Kavala

Kavala, Türkiye sınırına göre Selanik’ten daha önce yer alan, deniz manzaralı bir kasaba. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın evini görebilir ve restoranlarda taze deniz mahsullerinin tadını çıkarabilirsiniz.

IMG_3530

Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe

Batı Trakya şehirlerinden biri olan Dedeağaç sınıra sadece yarım saat uzaklıkta. Diğer şehirlerde yaklaşık birer saat aralıklı. Bir hafta sonuna hepsini sığdırabilirsiniz.

IMG_3531

Meteora

Burası UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan eşsiz bir yer. Doğanın sunduğu güzelliklerle insanın çabası mükemmel bir şekilde bir araya gelmiş. Her yer bir tablodan çıkmışçasına muhteşem. Buraları gezmenin en ideal aracı araba, o yüzden şanslısınız.

IMG_3532

On İki Adalar

Yunanistan’ın Türkiye sınırlarına yakın on iki adası çeşitli şekillerde ziyaret edilebiliyor. Kıyılardan feribot kalktığı için arabanızla buralara geçmeniz mümkün. Ama araçlar için yerler nispeten az olduğu için biletinizi internetten önceden almanızda yarar var.

Ayvalık’tan Midilli’ye, Çeşme’den Sakız’a, Bodrum’dan Kos’a, Kuşadası’ndan Samos’a, Marmaris’ten Rodos’a (ve isterseniz Rodos’tan Datça’nın karşısındaki Simi’ye), Kaş’tan da Meis’e geçebilirsiniz. Rodos bu adalar arasındaki en büyük, en turistik ve en uzak olanı.

Şimdiden keyifli yolculuklar!

Sen Bir Babasın

yaşam

Sen bir babasın! Belki 9 ay karnında taşımadın ya da vücudundan bir organ ile onu beslemedin ama sen bir babasın. Sen o elmanın yarısısın. Sen kız çocuğun oldu diye öyle bir kenara çekilip oturamazsın. Tam tersi sen artık bir kız çocuğu babası isen sahaya çıkma vaktin geldi demektir. Bakma sen annenin baş rollerde gibi gözüktüğüne. Anne belki sağlıklı kılacak kızını ama ruhu ancak seninle şekil alacak.

c6f57b25cd3832b46860fc008894c461

Ey kız çocuğu babası. Kalk oturduğun yerden. Belki futbol oynayamazsın ama (ki oynamamak için bir neden yok) evcilik babasız oynanmaz. Kız çocuğu babası kalk ve kızının saçlarını tara. İnan senin onu beğeniyor olman ya da saçlarına dokunuyor olman annesinin beğenisinden çok daha önemli. Biliyoruz bütün gün çok yoruluyorsun. O şirkette, işte her nerede ise seni çok çalıştırıyorlar ama eğer ileride daha mutlu bir hayat istiyorsan bugün kızınla vakit geçir. Sen kız çocuk babası kızının altını değiştir, onunla temas et, gözlerine bak, gülümse ileride sana daha büyük gülümsemeler getirecek bugün temas ettiğin her an. Sen babasın. Yok anneden bir farkın. Aslında var sen ruh heykeltıraşısın. Senin o kız çocuğunun ruhuna vereceğin oyuklar, törpüler, kıvrımlar onu kadın, anne, insan yapacak. Yok öyle oyundan çekilmek.

64420c0c45195602290e286c0de6cd53

Seni seviyorum demek zor mu geliyor? Olabilir. Belki doğanda yok. Öyle yetiştirmediler seni ama hemen vazgeçme. Bak teknoloji gelişti. Belki tutmaz yerini dilden dökülen sıcak kelimelerin ama olsun hiç duymamasından iyidir. Mektup yaz, mesaj yaz, mail yaz ama mutlaka söyle. Seni seviyorum kızım de! Geç aynada kendi kendine söyle önce. Bak içini nasıl bir sıcaklık kaplayacak gör. Eğer kızına seni seviyorum demeyi başarırsan inan kızının mutlu evliliğine, mutlu arkadaşlıklarına, mutlu hayatına şahit olacaksın. Demiyorum ki mutlaka iyi şeyler yaşayacak ama sevilmediği zamanı anlamayı öğrenecek. Sevilmediği erkeğin yanında durmamayı öğrenecek. Senin ‘seni seviyorum’ demen onun bir ömür boyu sevgisiz kalmasını engelleyecek.

8546ab6e1f9f5af90e4160c29ef5f2ed

Sen bir babasın. Kızına mal, mülk, para bırakma peşine düşme. Bunları yapabiliyorsan ne ala ama bunu ondan vakit çalarak yapma. Unutma senden gelen para erir gider belki ama senin yarattığın anılar onunla yaşar sonsuza kadar. İlk adımını attığında, ilk kelimesini söylediğinde, ilk kep töreninde en çok sen alkışla. Ellerin acıyana kadar alkışla. Akşam eve geldiğinde bütün gününü ona anlat. Seni üzen şeyleri de anlat. Derdini, tasanı, mutluluğunu anlat. Anlat ki anlatmayı öğrensin. Eğer kızının sırdaşı olmayı başarırsan artık sırtın yere gelmez unutma.

Sen bir kız çocuğu babasısın. Sen çok şanslısın. Her zaman bir kadın tarafından koşulsuz sevilme şansını yakaladın. Kalıplarını yıktığın kadar başarılısın bunu unutma. Bir çocuğun babasının kim olduğu önemli değil, çocuğun onu kim olarak hatırladığı önemli. Seni memnun etmek için yaşayan bir çocuk yaratma. Ne yaparsam yapayım babam gurur duyar diyen bir çocuk için çalış. Hadi şimdi oyuna girme zamanı.

cropped-db13.png

Her zaman yanımda hissettiğim babama ve her zaman kızımın yanında olan sevgilime… Siz böyle olmasanız doğrunun bunlar olduğunu bilemezdim.

“İçerideki Çocuklara” Anaokulu

yaşam

Resim1

Anneleri cezaevinde olduğu için, parmaklıklar arasında yaşamak zorunda kalan 0-6 yaş arası cezaevi çocuklarının oyun ve eğitim imkanlarının iyileştirilmesi için “İçeride çocuk var” adıyla bir sosyal proje başlatıldı.

Projeyle Türkiye genelindeki 7  kadın ceza infaz kurumundaki anaokullarının iyileştirilmesi amaçlanıyor. Projenin ilk adımı Adalet Bakanlığı’nın izni ve işbirliğiyle İstanbul Bakırköy Kadın İnfaz Kurumu’nda atıldı.

Çeşitli meslek gruplarından 24 duyarlı vatandaşın gönüllü olarak yola çıkıp, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı ile bir araya gelerek başlattığı İçeride Çocuk Var adlı projenin amacı,  cezaevlerinde, annelerinin hem yatağını hem de kaderini paylaşan miniklerin hayatına dokunarak geleceklerine katkıda bulunmak. Proje,cezaevi çocuklarına öğrenebilecekleri, eğlenebilecekleri eksiksiz bir anaokulu ortamı oluşturmak, yeşil alanlar yaratarak doğayla tanışmalarını sağlamak, gelişimlerine uygun yemek hazırlanabilecek mutfak inşa etmek ve dış mekan oyun alanı kurarak cezaevi içinde özgür bir yaşam alanı yaratmayı hedefliyor.

Resim11

İstanbul Bakırköy Cezaevi’nde başlayacak proje kapsamında, mahkum annelerinin kaderini yaşamak zorunda kalan cezaevlerinin masum çocukları için kaynak bulmak amacıyla çeşitli etkinlikler ve kampanyalar yapılacak. Ayrıca, İstanbul Valiliği’nin izniyle alınan 4528’e gönderilecek SMS’ler ve banka hesap numarasına yapılacak bağışlarla kampanyaya gelir sağlanacak. Böylece, mevcut anaokullarının  iyileştirilmesi ve anaokulu bulunmayan kadın ceza evlerinde de yeni ana okullarının yapılmasında kullanılacak. Hedeflenen anaokullarının çocuklara kazandırılmasından sonra ise proje,  cezaevi çocuklarının dışarıdaki yaşıtları ile eşdeğer eğitim şansına sahip olmalarını sağlamak ve cezaevi yaşam koşullarının iyileştirilmesi için devam edecek.

Resim111

 

İlk adım İstanbul’ da

Türkiye’deki 7 tane kadın ceza infaz kurumunda yaklaşık 5 bin kadın mahkum var. Bunlardan 370 Kadın mahkum,0-6 yaş arası çocuklarını kendi yatağında yatırarak cezaevinde büyütüyor. Örneğin, İstanbul Bakırköy Kadın Cezaevi’nde mahkum anneleriyle cezaevinde yaşayan 0-6 yaş arası 53 çocuk var. Bakırköy Cezaevi’ndeki çocukların bir kreşi var ancak bu kreşin deiyileştirilmesi, eğitici oyuncak ve kitaplarla yeniden elden geçirilmesi gerekiyor. Projenin ilk adımı da Adalet Bakanlığı’nın izni ve işbirliğiyle Bakırköy Cezaevi’nde atılacak.

 

Oyuncak ve oyun arkadaşları yok

Cezaevinde doğan ya da annelerinin kucağında parmaklıklar arkasına gelen, cezaevlerinin masum çocukları, hayatlarının en önemli evrelerini yaşıtlarının sahip olduğu birçok şeyden yoksun, olumsuz koşullarda geçiriyor. Oyun oynama ve eğitim almaları gereken zamanlarını annelerinin koğuşunda, çeşitli suçlardan mahkum,yetişkin kadın koğuş arkadaşlarıyla geçiren çocukların,bu süreçte yaşadıkları deneyim,hayatlarının sonraki dönemlerini özellikle ergenlik ve gençlik yıllarını ne yazıkki derinden etkiliyor.Koğuşlar kalabalık olmasın diye her koğuşa sadece bir çocuğun konulduğu cezaevi çocuklarının oyuncak ve kendi yaşıtı oyun arkadaşları yok.

“İçerde Çocuk Var” projesi ilk adım İstanbul’da Bakırköy Kadın İnfaz Kurumu’nda atıldı. Tüm mimari ve inşaat hazırlıkları tamamlanan anaokulunun çok yakın bir zamanda tamamlanması hedefleniyor. Bakırköy Kadın İnfaz Kurumu tamamlandıktan sonra Türkiye’de bulunan diğer Kadın cezaevlerine de anaokulu kazandırılacak. Böylece proje ile cezaevi çocukları, kreş, oyuncak ve oyun arkadaşlarına kavuşacaklar.

Proje ile ilgili detaylı bilgiye www.icerdecocukvar.com sitesinden ulaşabilirsiniz.

Bağış için ;

COCUK yazıp 4528’ e SMS gönderilebilir.

Banka bağışı için; VakıfbankKadıköy Şubesi, Şube kodu 012 Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı (TL)

TR 94 0001 5001 5800 7303 0490 01

Bilgi :Arife Avcu Çallıoğlu

İletişim Ofisi Halkla İlişkiler Ajansı

arife.avcu@iletisimofisi.com / 0212 324 80 17

Bana Kamu Spotu Verme

yaşam

kamu-spotu

Sosyal medyada bu ara sürekli Amerika Başkanı Barac Obama’nın eşi Michelle Obama’nın obeziteye karşı yaptığı çalışmaları okuyoruz, izliyoruz. Bir devlet başkanının eşinin konserlerde, televizyon programlarında çıkıp gençlerle beraber dans ediyor olması ve bunu sahtelikten uzak gerçekten eğlenerek yapıyor olmasını hayranlıkla izliyoruz.

Siyasilerin bizim ülkemizdeki görevi ‘birbirini yemek’ ve ‘koltuğumu bırakmam’ strateji üzerinden yürüdüğü için reklam ajanslarının kamu spotları dışında bizlerin bir şeyler görmesi elbette zor. Açıkçası her zaman ‘bak onlarda böyle’ demekten kaçınmaya çalışırım. Elbette her toplum kendi yapısına göre davranış modelleri sergiler ama konu ‘halkı bilinçlendirmek’ ise işte bu noktada başkalarını izlemek, örnek almak önemlidir. Hem başkanlık sistemini örnek aldığın bir ülkenin bilinçlendirme projelerini örnek almak sorun olmaz.

Elbette Cumhurbaşkanı ya da başbakanın eşi çıksın dans etsin demiyorum. Zaten estetik açıdan böyle bir körelme yaşamak yaşamak istemem ama eğer gerçek bir lider olmak istiyorsanız halka yakın olmak zorundasınız. Bunu sadece şu an yönetimde olan kişiler üzerinden değerlendirmeyin lütfen. Bu gelmiş, geçmiş ve gelecek tüm yönetimler için geçerlidir. Ben ‘kamu spotu’ istemiyorum ben kamuyu peşinden sürükleyen gerçek hareketler görmek istiyorum. Eğer derdin obezite ise elini taşın altına koyup hareketin içine girmenizi istiyorum. Beş yıldızlı otellerin toplantı salonlarında sizinle aynı statüde! kişiler ile yaptığınız sıkıcı toplantılar bizi ilgilendirmiyor. Eğer sorunun ‘kaybolan çocuklar’ ise çığlık at dışında daha vizyoner bakış açıları ile yazılmış çözümler istiyorum. Eğitim sistemi içine giydirilmiş kamu spotları daha çok işe yarar eminim. Elbet bir çocuğun matematik, sosyal bilimler, fizik, kimya öğrenmesi iyidir ama aileden eğitim alamayacak çocukları ön görüp her konuda eğitimin okul düzeyinde başlaması gerektiğine inanıyorum.

Mesela elinizde harika bir bayram var. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı sizce de çocukları obeziteye karşı korumak ve spora yönlendirmek için harika bir fırsat değil mi? Aa pardon artık statlarda spor gösterileri yapılamıyordu değil mi? Ya da hazırladığınız kamu spotları okullarda proje olarak çocuklara hazırlamaları için verilse çocuk mesajları daha iyi sahiplenmez mi? Bizde gençlerimiz, çocuklarımız olaylara nasıl bakıyor görmüş olmaz mıyız? Aa ama pardon çocuğun öncelikle dini eğitim alması onun için çok daha önemli değil mi?

Belki gelecek size çok uçsuz bucaksız ve uzak geliyor olabilir ama bugün zaman kaybetmemiz yarından bir gün daha çalıyor. Ve elindeki devlet gücünü halk adına, halk için onlarla beraber harekete geçerek kullanan bir yönetime sahip olmadığımız sürece gelecek çok yakın değil. Gelecek, halinden memnun insanlar tarafından yaratılmaz. Biraz rahatsız olmanın vakti geldi sanırım.

cropped-db13.png

Kim Bu Bibliyofil?

yaşam

11111537_1608867452660830_1898572949_n

Geçen gün IAN. EDEBİYAT gazetesini okurken bir kavram dikkatimi çekti. Bibliyofil! Bu kavramın derinine ineceğiz ama içimdeki kitaplarını paylaşamayan, kitap koklayan, istediği kitabı o an alamadığı zaman sancılanan kadının bir adının olması hoşuma gitti. Tabi kavramı oluşturan tüm maddelere girince yüzde yüz bu teşhisi kendime koymak zor ama Bibliyofil olma yolunda hızlıca ilerliyorum. Lütfen bu yazıyı ‘kitap okumak benim için yaşam tarzı, bir bütün’ diyenlere hava atıyor gözü ile bakanlar okumasın ama içinizdeki kitap kurdunu gıdıklayacak kavramın ayrıntıları şöyle.

062d3aac34ae1babbbbd10ca7fc54234

IAN EDEBİYAT yazarı Selçuk Altun bu kavramı tanımlarken gerçek bibliyofil sayılmak için 15 madde olduğunu söylemiş.

  • Nitelikli bir tutkun okursanız
  • başkalarının kitaplarını okumayı sevmiyor ve okuduğunuz kitabın sahibi olmak sizin için elzemse
  • Bir kütüphaneniz varsa ve niceliğinden çok niteliği ile övünüyorsanız
  • Kitap seçmek için dergi, internet vb tüm ortamları kullanıyor ve sahaflarda saatlerce kendinizi kaybediyorsanız
  • Bir kitaba ulaşmaya çalışırken başka kitaplara ulaşmayı seviyorsanız
  • Sahibi olmaya karar verdiğiniz sipariş aşamasından eline geçmesine kadar tüm sürecin keyfini çıkartıyorsanız

0e9052a9793a3617e571ec439a20afeb

  • Bibliyofil, nitelik koşulunu göz ardı etmeksizin; imzası, çıktığı kitaplığın önemi, cildi, kapağı, adı, resimleri  ve açılış cümlesi için hatta sadece kokusu için bile kitap alıyorsanız.
  • Bu kitapların hepsini okudun mu gibi talihsiz sorulardan çok rahatsız oluyorsanız
  • Kütüphanenizi aileniz gibi görüyor ve oradan bir kitabın geçici olarak çıkması bile sizi rahatsız ediyorsa.
  • Sizi bibliyomania (kitap hastalığı) ile karıştırmalarından rahatsız oluyorsanız.
  • Sadece kitap koleksiyoneri olarak görülmekten rahatsızlık duyuyorsanız
  • Önceliğiniz kütüphanenizin niteliğini yükseltmekse.
  • Bazı kitapları gerekirse atlayarak okuyup ya da yarıda bırakıyorsanız ve içinizde ‘daha sırada çok kitap var’ hissi varsa
  • Konu kitapsa zaman kavramınız yoksa
  • Bibliyofillerin atası Aristoteles ve Jorge Luis Borges kitapları olmazsa olmazlardan ise

İşte bu ülkede sayılı olan Bibliyofiller arasına hoş geldiniz.

Okuma oranı bu kadar düşün olan bir ülkede eminim çok fazla rastlayamayacağımız bu kişileri koruyalım ya da olma yolunda olanları destekleyelim.