Crossfit Vol:1

sağlık, sağlıklı yaşam

2408b07fed88680181ccd9e1476affa3

Uzun zamandır üstünde okuduğum ama bir türlü başlamaya fırsat bulamadığım Crossfit ile ilgili bundan böyle sizinle bol bol konuşacağız. Öncelikle  benim kafamda olan soruları cevap buldukça size aktarmaya çalışacağım. Hikayemizin baş rolündeki kızımız, yani ben yıllardır onlarca spor salonuna kayıt yaptırmış bazılarına gitmiş sonuç almış ama sıkılmıştır. Bazılarının kapısından geçmeyi unutmuştur ve en büyük kabusu o koşu bandına çıkıp, bandın içindeki televizyondan dizi izleyerek spor yaptığını sandığı günlere geri dönmektir.

crossfit-girl

Açıkçası benim crossfit ile tanışmamı iki şey sağladı. Birincisi eşimin bir süredir bu sporu yapıyor olması ( evet gerçekten önemli bir etken) diğeri ise artık sıkıcı spor salonlarında saatler harcayıp, suratsız eğitmenlere katlanmaktan sıkılmış olmam. Yani içinde aşırı spor aşkı olmayan insanların gerçekten bir spor dalından keyif almaya başlaması çok önemli bir etken. Öncelikle içinizden bir ses size sürekli ‘boş ver ya’ dediği için onu susturacak daha motive edici bir şeye ihtiyacınız var. İşte ben o daha motive edici etkiyi ‘crossfit’te buldum.

crossfit-nedir

Şimdi adım adım gidelim. Öncelikle bakalım bu crossfit nedir sorusunun cevabına

  • Crossfit bir kuvvet ve kondisyon programı.
  • Crossfit kardiyo, ağırlık ve esneme temellerine oturmuş bir spor dalı.
  • Olimpik halter, jimnastik ve atletizm dallarından faydalanan bir spor.
  • En büyük ve beni çeken özelliği kısa süreli ve çok etkili olması.

ad7131dc83bab7a878d880af916d3874

Peki ben neden crossfit seçtim?

  • Öncelikle başta söylediğim uzun süreli günlük antremanlar yerine kısa süreli ve etkili bir yol olduğu için.
  • Fonksiyonel odaklı antreman yapmanın daha orantılı sonuçlar doğurduğunu gördüğüm için
  • Her gün değişen antreman programı ile asla sıkılmanın mümkün olmaması.
  • Ve her gün değişen (wod) günün antremanları ile hem kendinle hem aynı programı yapan diğer kişiler ile yarışabiliyor olman. ( henüz bu eğlenceyi sadece kendimle yarışarak yapıyorum gerçi)
  • Hedefin kilo vermekten daha çok kendini kas kuvveti olarak güçlendirmeye motive ettiği için bu sayede kg sayısı takıntısından kurtulman.
  • Kendine ait bir dili ve felsefesi olması. (Ne alaka demeyin resmen ayrı bir dünyaya inmiş uzaylı gibi oluyorsunuz. Kendi dili olan spor 🙂 ve ofsaytı öğrenmek daha kolay 🙂 )
  • Günde sadece bir saat ayırıp bütün siniri, stresi vücuttan atmanız mümkün.

Peki bu sporu kimler yapabilir?

İşte benim takıldığım ve en büyük engel gibi gördüğüm şey buydu. Sanki bu spora başlamadan önce kilo vermeliyim, spor temelim olmalı ya da erkek sporu gibi bloklarım vardı. Asla değil! Kilonuz size engel değil tam tersi gelişmenizi görmek için fırsata çevireceğiniz bir etken. Spor temeli olmasına gerek yok, tam tersi ilk olarak bu sporla başlayanlar bence çok daha şanslı ve asla bir sadece erkek sporu değil. Bugün başta Amerika olmak üzere bu sporu en iyi yapan isimlerin çoğu kadın! Ve inanın bir kadına halter ancak bu kadar yakışır 🙂

Bu yazı crossfit sporuna sadece bir giriş yazısı niteliğinde olsun. Bundan sonra merak edenler için hem teknik, programlar, crossfit beslenmesi, nerede yapılmalı, videolar ve benim gelişimime yönelik fotoğraflar gibi birçok alt başlıkta görüşeceğiz.

16. İzmir Kısa Film Festivali 

Tavsiyem Var

  
Dünyadaki tüm sinema severlerin gözlerini İzmir’e çeviren organizasyon İzmir Kısa Film festivali bu sene 17-22 kasım 2015 tarihinde 16. kez gerçekleşiyor. 

Kısa filmlerin gösterimleri dışında sanat severlere birçok workshop ve etkinlik imkanı sunan bu organizasyonun her yıl büyüyerek devam ettiğini görmek ve artık markalaşmış bir festival olması İzmirliler için gurur verici bir durum. 

Animasyon, belgesel, deneysel ve kurmaca kategorilerinde yarışmak üzere; aralarında İran, Mısır, Almanya, Porto Riko, İspanya gibi ülkelerin bulunduğu 73 ülkeden 700’den fazla film başvuruda bulunmuş. Eğer siz de filmleriniz ile bu etkinlikte yer almak istiyorsanız 15 Ekim 2015 tarihine kadar vaktiniz var. 

Neresinden Tutsak Elimizde Kalıyor

yaşam

95fcb18da5c89ab0a8d5bcdca6842be6

Her gün bu klavyenin başına geçip bir şeyler yazıyorum. Bazen gördüğüm ve paylaşmak istediğim bir etkinlik oluyor bu bazen aklıma gelen esprili bir iki şey ya da en çok konuşulan konulara benim bakış açılarım. Her gün bir şeyler için bu klavyeyi açıyorum ve yazıyorum. Elimden geldiğince özgün içerik üretmek için kafa patlatsam bile bazen birilerinin gözlerinden kaçmıştır diye bazı şeyleri düzenliyorum, yorumluyorum yazıyorum vs.

Sonra iş paylaşma aşamasına geliyor. Tüm düzenlemeler tamam, fotoğraflar eklendi vs ama elim o ‘yayına gir’ tuşundan önce başka şeye gidiyor. Taslak olarak kaydet! Neden mi? Öncelikle sosyal medyayı açmalıyım, sonra gazeteleri incelemeliyim çünkü birileri dakika başı ülkenin göbeğine ateş topları salmaya başladı, çünkü birileri yediğimiz boğazımıza düğüm olsun, aldığımız nefes yarım kalsın diye çalışıyor. Ve inanın neredeyse iki üç aydır her gün bunu yaşıyorum. Severek, eğlenerek, keyif alarak yaptığım yazma eylemi bile bu kadar karmaşık hale gelebiliyor. Peki paylaşsam ne olur? Sakın birilerinin tepkileri yüzünden paylaşmadığım düşünülmesin. Elbet etkisi var ama tek etken bu değil. İçimden gelmiyor. Ben böyle bir ülkede bir şeylere kafa patlatıp üç beş cümle yazarken ‘zorunlu olarak hayatının bilmem kaç ayı’ bir sınırda, bölgede olması gereken insanların ölmüş olması beni mahvediyor. Bunu bir şeyleri ‘korumak’ adına yapmış olmaları ve o bir şeyler içinde benim de canım olması beni utandırıyor. Hem bitmiyor ki! Bakmayın her gün bir iki satır konuşuyoruz diye tek gündemimizin bu gibi gözükmesine. Her gün bu ülkede senin içine oturması için çalışan adamlar var. Senin yediğin yemek, içtiğin içki, aldığın herhangi bir şey, gerçekten eğlenerek attığın bir kahkaha, sana kocaman gelen derdin birden bire içine otursun, dert olsun, bugün de bu ülkede nefes alama diye çalışan bir kurul var sanki ve işlerini çok iyi yapıyorlar.

Ben buradan ağıtlar yazmak istemiyorum. Giden CAN ise gerisi o kadar boş ki! Her şeyin bittiği nokta değil mi ölüm? Bilmem giden için başka bir kapı açılıyor mu ama kalanları için cümle orada bitiyor işte. Bir tane olursa konuşulmayan ama aynı günde sekiz tane olursa gündeme oturan CAN’lar bir bir gidiyor. Ne uğruna falan sorgulamıyorum artık. Aynada kendi yüzümü ne kadar tanıyorsam o kadar net görebiliyorum nedenleri. Ülkeyi neresinden tutsak elimizde kalıyor. Bizler artık ruhsuz biyolojik varlıklar gibi ortada dolaşıyoruz. Kimse duyarsız değil. Duyar bu kadar basit ölçümlenen bir şey değil bir kere. Biliyorum ki herkesin ama herkesin bir dakika bile olsa boğazında o düğüm oluyor. Bu yazıyı umut dolu bitirmek için uğraşıyorum dakikalardır. Şu şu şu olursa biter, geçer demek için çabalıyorum ama uzun süredir ben ölen canlara rağmen umut dolu olmaya UTANIYORUM…

Kadının Soyadı Yok

yaşam

Çok keskin köşelerden kaçınarak yazmaya çalışacağım. Bildiğiniz gibi ülkemizde evlenen her kadın kocasının soy ağacına kayıt ettirilir ve o günden itibaren kadın kocasının soyadı ile yaşamaya başlar. Bu tespitten sonra biraz başa dönelim. Ortalama olarak 27-30 yaşına kadar ailenizin adı ile, kendi soyunuza ait bir isim ile büyüyorsunuz. Hatta eğitim hayatınız, ilk iş deneyiminiz vs hep bu soyadı ile oluyor. Evlendiğiniz tarihe kadar ilk imzanız, aldığınız kredi, gittiğiniz hastane kaydı, üye olduğunuz klüp ya da sosyal çevrenizde aynı soyisim ile var oluyorsunuz. 

  
Bir gün aşık oluyorsunuz, mantığınıza yatıyor ya da görücü usulu vs ile evleniyorsunuz. Sonra o güne kadar attığınız o imzalar, isim vs yetkisini kaybediyor. Soyunuzdan çıkıp başka bir soya geçiyorsunuz. Hayatınız boyunca gidip görmediğiniz bir şehir belki de sizin kütüğünüz oluyor. Bu kadının asimile olması değil midir? Kadının eş seçiminin onun imzasını değiştirmesi sizce de üstünden düşünülmesi gereken bir konu değil midir? 

  
Bu noktada şöyle konulara takılabiliriz; 

  • Aile birliği nasıl sağlanır? (Sizce aileyi bir arada tutan şey soyadı mıdır? Aynı soyadına sahip bu kadar birbirine yabancı insanlar varken) 
  • Çocuk yabancılaşır, hangi kütüğe geçeceği tartışılır, karışır (çocuk zaten kütük, soy meselesini sizden öğrenecektir. Bu biraz sizin bakış açınızı empoze etmektir. Çocuk farklı soyadı taşıyor diye onu doğuran anne babaya yabancı olur mu) 
  • Kadın yasal haklarından mahrum kalabilir. (Hayır kalmaz çünkü doğru zemine oturan her yasa iyi işler) 

Bu konu size feminist bir yaklaşım ile ele alınmış gelebilir oysa bu konu sadece insani yaklaşımla ele alınmıştır. Bir kadının günümüzde kendi soyadını da kullanma şansı vardır evet ama hak verirsiniz ki bu çokta kullanışlı, pratik bir durum değildir. Sistemdeki her şey kadını yok sayma, asimile etme ve kimliksizleştirme üzerine kurulu sanki. Henüz resmi nikahı bile yaptırmakta yaptırım gösteremeyen bu sistem kadını asimile etmekte sonsuz başarılı olmaktadır. 

  
Ben eşimin soyadını taşıyan bir kadınım. Bunu hiç dert etmeden, sevgi ile, sorgulamadan yaptım ve daha nikah defterine ilk imzamı yeni soyadımla attım. Bunun içten ve istek ile olması çok farklı bir yön ama kadının kimliğinde kütük değişimine kadar giden yenilenme kadının üstünde bir baskı yaratmakta. Evlilik sonrası sadece soyisim değişikliği için üç kimlik, banka bilgileri, tapu vs kaydı ne varsa değiştiriyorsunuz. Devlet evliliğiniz nedeni ile bir dosya dolusu evrak ile üstünüze çöküyor. Kadının zaten adı olmayan bu ülkede soyisimler bir bir değişiyor… 

Bir yazar der ki; Medeniyet bir koşul değil, harekettir. Liman değil yolculuktur. 

İşte bu yolculukta kadın sadece olmayan adı ile ortadadır. Gerisini beyi bilir… 

Bugün Ne Yesek?

sağlıklı yaşam

İster evde yemek yapan kişi olun ister sadece tüketen taraf olun günümüzün çok önemli bir zaman dilimi ‘bugün ne yesek’ sorusu ile geçiyor. Biraz Akdeniz coğrafyası etkisi, ailenin bir masa etrafında toplanması öğretisi ve sayabileceğimiz daha birçok etken bizi ‘yemek’ odaklı bir yaşam şekline sürüklüyor. Okuyoruz, görüyoruz özellikle kadınların her gün ‘akşama ne yemek yapılacak’ sorusuna cevap bulması aslında yemek yapma durumunda çok daha yorucu hale geliyor.

934bbb1897f2760dfe0986d2d4017726

Ülkemizde kurulan birçok sofra ‘tek çeşit’ seçeneğinden çok çok uzakta. En az iki mümkünse üç, dört farklı çeşit yemek sofraya konulmadan rahat edilemiyor. Bu noktada aklınıza ‘gelir düzeyi’ farkı gelebilir ama bahsettiğim şey bu değil. Biz damak tadı ile değil göz ile doyan bir toplumuz ve gün geçtikçe artan bir tüketim sorunu içine giriyoruz. Aynı yemeği iki gün yemeyenler, yemek seçenler (ki bunlardan biri benim) mutlaka şu olmalı diye takıntılı olanlar. Oysa yemeğin bir amaç olmaktan çıkıp araç haline geldiği bir düzen düşlüyorum.

9810a5cdcb8051697da09bafa654bb36

Hepimiz biliyoruz ki her insanın biyolojik saati ve ritmi farklı. Aynı aileye ya da kod yazılımına sahip bireyler bile olsanız ailenin her bireyinin acıkma ya da doyma şekilleri farklı. Bu farklar bizim gibi toplumlarda yok sayılıyor tabi. Herkesin aynı saatte , aynı düzen ve sıklıkta yemek yemesi bir zorunluluk halini alıyor. Böylelikle ailede karar veren kimse herkes o düzene göre kendi ritmini düzenliyor.

e9ab9a5d8d6924f4de137d93588a5aae bda085d7dcc6718264c11ca99fefaef9

Bir arada olmanın, bir sofrayı paylaşmanın güzelliğini ve önemini yok saymıyorum sadece o sofrada bir araya gelmenin temel olgusunun ‘yemek’ olması beni biraz rahatsız ediyor. Biraz daha özgür bir mutfağın kişiler üzerinde olumlu etki yapacağına inanıyorum. Bütün hafta sabah bir araya gelemeyen bir ailenin bir pazar kahvaltısında bir araya gelmesi o öğünü özel yapar ama bunun tüm öğünlere uygulanması özellikle hazırlayan tarafından büyük bir soruna dönüşebilir. ‘Yaşamak için yemek’ ile ‘yemek için yaşamak’ arasında kelimelerin yerleri dışında daha büyük farkları var.

b34260de3f3e0036043cdbb90a4c8fcc

Peki benim hayalimdeki mutfak düzeni nedir?

  • Haftalık olarak hazırlanan bir menü fikri bence çok cazip ama bu menüyü sadece hazırlayacak olan kişi değil tüm aile bireylerinin fikirleri oluşturmalı.
  • Buzdolabında her aile bireyine ait bir raf olmalı ve burada herkesin kendi zevki ve damak tadına göre ara öğün ve atıştırmalıkları olmalı.
  • Ailenin çalışma, spor yapma vb özelliklerine göre yemek saatlerinde bir esneklik sağlanmalı ve ‘aile birliği’ vurgusu için haftada üç akşam yemeği, bir kahvaltı beraber yenilecek şeklinde bir esneyebilir kural olmalı.
  • Yemek yapma görevi tek kişi üzerinden alınıp, uygun öğünlerde ailedeki her bireye görev düşecek şekilde belirlenmeli. Eminim en beceriksiz insanın bile iyi yaptığı bir şeyler vardır.
  • Yemek istemiyorum diyen kişiye saygı duyulmalı ve bir şeyler için zorlanmamalı. (çocukların üstünden elimizi çekelim anneler babalar)

388528c61ee2a9e7ed4b706e20201e34

Bunun gibi her ailenin ya da bireyin kendine göre belirleyeceği düzenler daha mutlu ve sağlıklı mutfaklar kazandıracaktır eminim.

İnsan, dünyaya gelme amacını gerçekleştirdiği zaman ideal konumuna ulaşır. Peki aklın ondan talep ettiği şey nedir? Çok kola bir şey; kendi tabiatına uygun biçimde yaşaması.