Minipost 

minipost

  
İnanmak ne güzeldir. Sadece inanmak. Hayata bağını gösterir. Yarına dair umudunu gösterir. Hele kendine dairse inancın cesaretini gösterir. İlk nefes ile gelen cesaretinin tüm hayatına yansıması için ise daha çok şeye inanmak gerekir. 

Ben dolunaya inanırım. O ihtişamın bir mesajı olmalı. Günlerce parça parça olsan, yarından çoğun karanlıkta bile kalsa bir gün yine tam olursun, bütün olursun der sanki. Ben doğanın mesajlarına inanırım. Tanrının, enerjinin, karmanın, evrenin bizimle sadece yazılı kitaplar ve kurallarla konuştuğuna inanmamı beklemeyin benden. 

Nice güzel mesaj saklı gökyüzünde, yer yüzünde, yer altında. Ben en çok dolunaya inanırım bir de içimi ısıtan, yüzümü kızartan güneşe. Der ki çok fazla aynı yöne, aynı yüzünle bakma bakıyorsan da kızarmasını bil.

 Bu gecenin kıssadan hissesi bu olsun. Gözümüz, kulağımız doğada olsun. Onun anlattığı şey masal değil hayat. #durumbildirimi #minipost #blog #instablog 

Minipost

minipost

  
Nedendir yaratabildiğimiz şey bu kadar az ve sınırlıyken var olanı yok etme hırsı, nedendir kalbini kazanabileceğimiz insan bu kadar az ve öz iken önümüze gelen herkesi yıkıp geçme savurganlığı, sınırlı olduğunu bile bile aldığımız nefesin olmadık telaşlar ve endişeler ile nedir hızlı hızlı tüketme israflığı. 
Yaşarken göremediğimiz nedir? Ve daha sonrasında göreceğimize bile emin değilken nasıl bu kadar emin tavırlarımız. 

Belki ilk emir Oku’dur senin için ama aslında yazılı olmayan ilk emir “yaşa”dır. İlk nefesin ile sana verilen tek şey yaşadır! Yaşa! #durumbildirimi #minipost #amsterdam #tb 

Yeniden Günlük Yazıyorum

yaşam

İlk günlük tuttuğum zamanlar 8-9 yaşlarındaydım, daha sonra yerini bir dönem hatıra defterleri aldı. Hani şu arkadaşlarınız hakkında anketler olan, size ne kadar tatlı iyi olduğunuzu söyleyen cümlelerin olduğu. Tabi ergenlik ile beraber hatıra defterinin imaja yaptığı kötü etkisi ile ben tekrar günlüklere döndüm. Her gün, bazen günde birkaç kere yazardım. Bugünden o günlere bakınca aslında kitap okumak kadar önemli olduğunu şimdi anlıyorum. Bir kere yaşadıklarınıza uzaktan bakmak, anlatıcı olarak olayı tekrar tanımlamak bambaşka bakış açıları kazanmanızı sağlıyor.

 

Gerçi anne baba tarafından günlüklerin keşfedilmesi ile beraber gelen değişik bakış açıları çok güzel anılar yaratmıyor söyleyeyim. Onun için ise ergen arkadaşlarımıza dip not bir tavsiye anne babanız için sıkıcı, çok tatlı ve akıllı biri olduğunuzu gösteren bir günlük yazın ve saklamış gibi davranın. Bunun yanında tamamen dürüst olduğunuz defterinizi de hiç yanınızdan ayırmayın %100 çalışıyor. Anne babalarınıza özel hayatınıza saygı göstermelerini söyleyin diyeceğim ama gerçekleri konuşalım.

 

Günlük yazmayı neden bıraktım ya da ne noktada bıraktım şu an hatırlamıyorum ama tekrar döndüm. Hem de hiç beklemediğim bir şekilde oldu. Bir gün bir şeyler karalarken defter kendini günlüğe çevirdi. İşte o noktada tekrar kağıt kalem tutarak, içten ve sansürsüz kendime bakabilmemin bir şeyleri tespit etmede ya da çözümlemede ne kadar önemli olduğunu hatırladım. Düşüncelerin ya da yaşananların kelimeler ile karşınızda vücut bulması aynalama yapıyor. Bunun yanında kalem ile yazmayı unutan elinize binen ağrı ile yaşadıklarınızın ağırlığı gidiyor sanki. El yazımın yazı yazmadıkça ne kadar değiştiğini fark ettim mesela. Oysa insanın karakteri değil mi yazısı, imzası. Dijital yazmak karakterimizi değiştiriyor mu sizce?

 

Size imkansız gelse bile çantanıza bir not defteri ve kalem atarak işe başlayın. Duygularınızın yazdıkça aldığı şekil sürekliliği getirecek inanıyorum. Kendimizi okumak için önce yazmamız gerekiyor işte. Hadi kaleminize kuvvet.

 

“Yeni Seksi” Tanımı

yaşam
Her yeni yılın gelmesi ile beraber en çok konuşulan konulardan biri Pirelli takvimi oluyor. Kadını estetik yönü ve üstünlüğü ile ele alan ve sadece fiziken değerlendiren yaklaşımları neredeyse 50 yıldır her sene gördük, tanıklık ettik. Bu sene ise Pirelli yeni seksi tanımını yaptı ve takvimlerinde estetik görünüşleri dışında hayattaki güçlü, zeki, fark yaratan çizgileri ile ses getiren kadınlara yer verdi.
 
 

Başarı ve zekânın değişen dünyada artık ‘yeni seksi’ kabul edildiğini düşünen Pirelli’nin 2016 konseptinin tamamı Leibovitz’e ait.

Gerçek seksiliğin güçten geldiğini vurgulayan çekimler tüm dünyada çok ses getirdi. Takvimde yer alan başarılı kadınlar arasında; Oyuncu Amy Schumer, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin İyi Niyet Elçisi Yao Chen, Naked Heart Russia Yardım Vakfı’nın kurucusu Rus top model Natalia Vodianova, dünya sıralamasında bir numarada yer alan kadın tenisçi Serena Williams ve performans sanatçısı Yoko Ono gibi isimler bulunuyor.

Estetik algısının bedenden güce ve zekaya kaymasının tek örneği olmasa bile en güçlü örneklerinden biri oldu Pirelli. Kadını cezbeden bir varlıktan öteye ‘insan’ noktasına taşınması açısından tüm dünya medyasının takip ettiği markaların bu tarz girişimleri çok önemli.

 
Kamera arkası çekimleri, tüm fotoğraflar ve daha fazlasına erişmek için tık. pirellicalendar.pirelli.com/en/the-cal-2016/home

 

 

 

 

 

 

Minipost 

minipost

  

Ağlamak, arınmak için yapılan bir kutsanma sanki. Aslında en saçma soru değil mi “neden ağlıyorsun” Zaten başladıysa göz yaşları akmaya iyileşme başlamıştır ruhta. Dibe çöküş değil tam tersi hızlı bir zıplayıştır ağlamak. Ruhunu yıkar, dinç kılar. Evet saklanır insan ağlarken çünkü özeldir. Özü akar. Öz herkesin yanında akmaz öyle. Bir ritüeldir ağlamak. Nefes almak kadar önemlidir aslında. Şanslıdır ağlayanlar. Ağlamak umuttur. Hala taşlaşmadığını gösterir. Gerçek güçtür işte. Tekrar tekrar tekrar ben varım bu oyunda demektir.

Sadece acı değildir ağlamak. Sevinçtir, gururdur bazen. İnsana dair en doğalıdır. Ağrı keser, ağırlık atar. Ağlamak gururdur. Kendine dair gurur duyacağın bir şeydir. Aslında başkaları için görünür ama aslında sensindir. Ağlamak kimliktir. #durumbildirimi #minipost