Kimliksiz Zeka

yaşam

Sosyal medya ile tanıştığım ilk günlerden bugünlere başta twitter olmak üzere birçok kanalda bambaşka beyinler ile tanıştım. Hepsi ile fiziki olarak bir araya gelmek mümkün değil elbet ama onları çekici kılan zaten fiziki özellikleri değil zekaları. 

  
Bu 7-8 senelik sosyal medya geçmişinin özellikle Gezi direnişi döneminde ortaya çıkan orantısız zekalarını gördük. Kimdi bu çocuklar, onları bu kadar akıllı kılan neydi ya da yaşadıkları (yaşadığımız) travma mı bu zekayı ortaya çıkarmıştı diye düşünürken aslında şunu fark ettim; Onları zeki kılan şey kimliksiz profillerinde özgürleşen beyinleriydi. Kim ne derse desin biz mahalle baskısının, sen küçüksün sus tacizinin, her yerde öyle aklına gelen söylenmez öğretisinin çocuklarıyız. Oysa sosyal medya ile beraber gelen kimlikten bağımsız özgür düşüncesi ifade etme lüksü beyinlerdeki tabuları kırdı tek tek. Tabii bunun yanında vpn denen nimeti de unutmamak gerekir.

Sadece Gezi Direnişi değil elbet bugün bile en çok güldüğüm, en şaşırdığım kişiler kimliksiz özgür beyinler. Yani aslında bu ülkenin zekasının önünde oturmuş mahalle baskısı, kültürü, aileyi ve çevreyi koruma dürtüsü var. Aslında karanlıkları aydınlıklara çıkartmaya çalışırken yapmamız gereken şey salt insanı ortaya koyabilmek. Kimliksiz olma ihtiyacı güdmeden kendi benliğin ve düşüncen ile var olmak bizi iyi bir yerlere taşır. 

Bunu sadece sosyal medya olarak görmeyelim tabii. Yanlış anlaşılma korkusu ile en sevdiğimiz insanları bile özgürce eleştiremiyoruz. Ya da kendimizi ifade ederken o kadar çok sansür uyguluyoruz ki, ortaya sadece tanımlanmış bir cisim çıkıyor. 

  
SIDNEY MADWED der ki; Bir insana verebileceğiniz en güzel hediye, cesarettir. Oysa hiç kimse potansiyeli ölçüsünde gelişebilmek için gereksinim duyduğu cesareti çevresinden bulamaz. Herkes gelişimi için gerekli cesareti alabilseydi birçoklarının içindeki deha çiçek açardı ve dünya hayallerimizin ötesinde bir bereketle dolup taşardı. 

İşte o cesaret ve zeka kimliklerle özgürce ifade edildiği gün işte o gün her şey bir başka olacak. Ne dersiniz? 

Sen 2016’sın Kendine Gel

yaşam

  
Yok öyle artık güzellik yarışması kızı dilekleri falan. Anladık ki bu Santa bu işi bilmiyor. Öyle duygusal vedalar ile giden yılı yolla yok büyük umut cümleleri ile yeni yılı karşıla falan işlemiyor kardeşim. İşte bu yüzden felsefemiz baştan atarı, azarı vereceksin bak nasıl oluyor. Hem bu Noel Baba bizim Nasreddin Hoca ile aynı topraklardan değil mi? Bak hoca testi kırımadan nasıl yapıştırıyor tokatı. Şiddete karşıyız elbet ama bazen “geliyor bak terlik” kıvamına geliyoruz yani. 

Bak güzel kardeşim 2016 bize daha ilk günlerinden hatta yılbaşı gecesi alkolü kandan temizlenmeden garip garip şeyler yaşatma bir kere. El insaf canım. Koca koca devlet bile tatil yapıyor 1 gün az izin ver kendimize gelelim.

Tamam biliyoruz mevsimler art arda gelecek zaten ama ne olur mayısta kaban, aralıkta tişört giydirme yani. 

Zaten yılda iki kere saati oraya al ileri it derken yurdum insanı jetlag kafası yaşıyor. Seçimler vs bile erteleniyor yani. Şahsi fikrim cahil kadar okumuş, okumuş kadar aydınların da siyasetten uzak duracağı, alın şu topu arka sokakta oynayın dediğimiz bir yıl rica ediyorum. 

Bir kere baştan anlaşalım bu yıl gençlere dokunmak yok. Hele güzel gülen gençlere sakın ilişme. Zaten çok azaldık bu yıl bari sen yapma. 

Tamam biliyorum belki bir an da mucizeler sunamıyorsun bizlere ama bari derdi yanında getiriyorsun bir iki de çare al be yanına. 2015 çok yaşlandırdı ülkeyi yok mu şöyle neşemizi bulacağımız bir şeyler? 

Canlı algısının sadece insandan çıkıp tüm canlılar kapsadığı günler yakın mı mesela? Unutma onu da getir. 

Bak sevgili 2016 bizi dinlendirecek, kendimize getireceksen falan gel inan fazlasına halimiz kalmadı. 

Hem çift sayıları çok severim ben. Biliyorum iyi niyetli bir arkadaşsın. Bırak senin için özgürce yazabilsin gazeteler bırak özgürce oynasın kalemler ki iyiliğin de yer bulsun dört bir tarafta. Yoksa Can’mı dayanır? 

Şimdi diyeceksin ki iyi ama 2015’in acısını benden çıkartıyorsun bu kadar olmaz. Sen de haklısın ama yorgunuz anla. Biraz kıyak istiyoruz o kadar. Bak adres karışmasın diye yine yazıyorum. 36° – 42° Kuzey enlemleri, 26°-45° Doğu boylamları. 

Bu kadar şey içinde kendime kıyak yapıp koca bir liste yapardım ama olsun en iyisi sağlık olsun gerisi gelir. Değil mi? 

Minipost

minipost

  
Sıkı bir kahkaha atın! Burada mı demeden. Elalem ne der düşünmeden. Gülecek bir şey yok ki diye kendinizi sınırlandırmadan. Sıkı bir kahkaha. En bulaşıcı şey değil mi zaten? Dünyayı kurtarmak mı istiyorsun ya da sadece kendini çekip almak mı kahkahaya sığın. İçten başlamasa bile içtenleşecek. Biliyorsun hiçbir karanlık, fırtına, yağmur sonsuz değil. O güneş mutlaka çıkıyor, çıkacak.
 

  Hem bak neler oluyormuş o sırada bize; Kahkaha devam ettiği sırada zihni gevşetir ve güçsüzleştirir, yetileri zayıflatır ve ruhun tüm kudretlerinde bir tür açılma ve çözünmeye neden olur. Bu açıdan kahkaha insan tabiatındaki bir zayıflık gibi görülebilir. Ancak sıkça beraberinde getirdiği rahatlama ve zihnimizi karartan, ruhumuzu bunaltan kasveti geçici ama beklenmedik sevinç ışıltılarıyla dağıtışı göz önüne alınacak olursa, yaşamın böylesine büyük bir zevkini hor görmemek gerekir. #durumbildirimi #minipost