Minipost 

minipost

  

Hayat genelde “yol” olarak tasvir edilir. Başı sonu olan, engelleri, taşları, düzlükleri, inişleri çıkışları olan bir yol. Yol anlatır da hiç bu yolu yürürken giyeceğin ayakkabıdan bahseden olmaz. Bir kere bu yola çıktın madem asla birine, bir şeye tutunmak zorunda olduğun ökçeleri giymeyeceksin. Hele dengesiz yapıyorsa seni aklından bile geçirmeyeceksin. Kesişse bile bu yol senin. Başkasının dengesine, gücüne güvenmeyeceksin. 
Buradan da “kimseye güvenme, destek alma” anlamını çıkarma. Tam tersi asıl sen yolun getirdiği her şeye hazırlıklı iken ayağında en rahat spor ayakkabıların varken takıldığın anlara odaklanacaksın. Hiç beklemediğin, ben bu yolu koşarım dediğinde ilk sendelemende kim tutar seni ona bakacaksın. Görünür değil görünmez desteklerin olacak. Ve aynı şekilde sen de zamanı gelince engel değil yol olacaksın. Yolun kendisi sensin. Sen ve seçimlerin. 
Önce kendi yarattığın engelleri yok et. Sonra zaten tüm düzlükler senin. #minipost #durumbildirimi

Denge Formülü 

yaşam

  
İnsan kendi hayatına yabancılaştığı zaman cümleleri ile belli ediyor kendini. Bunu ise iki türlü yapıyor. Ya çok fazla ben demeye başlıyor ya da çok fazla sen, o, onlar. 
Kendinden kaçısı ya “ben” ile saklıyor ya da başkalarının hayatlarını kendine maske yapıyor. Biliyor ki ne kadar çok başkası üzerinden konuşursa o kadar az “sen” diyen olur. Ya da o kadar çok “ben” diyor ki karşısındaki ona dair hiçbir şeyi merak edemez hale geliyor. 
Oysa denge en çok bu noktada değer kazanıyor. Kendini başkası ile gölgelemeden ama kimseye yabancılaşmadan yaşamaktan. Biz aynı hayatı farklı nefeslerle yaşıyoruz. Dinamiğimiz farklı. Ne bir başkasından beslenmek ayıp ne de bir başkasının senden beslenmesine içerlenmek doğru. Her şeyin temeli kendini kabullenmekten geçiyor ama bu kabulleniş körü körüne olmayacak. Olursa gelişimin, değişimin önü kapanıyor. Yani dostlar hayat karmaşık değil aslında. Karmaşık olan denge formülünü unutmak. O formülü yaydın mı hayatına gerisi geliyor.
 Aforizmalar kitabında COLETTE şöyle bir sözü var. Geçmişimi seviyorum. Bugünümü seviyorum. Sahip olduklarımdan utanmıyorum ve artık sahip olmadığım için üzülmüyorum. Ne dersiniz formul bu olabilir mi? #minipost #durumbildirimi 

Yeni Güne, Yeni Düne 

minipost

  
Bazı şeylerin ruhu bitmez. Bunu en çok yeniden başlamaktan yılmayanlar bilir. Yeni ruhu bitmez. Yenilenme yaşatır. Eski kök saldırır ama yeni dinç tutar. Zamandan bağımsızdır aslında yeni. Yeni sensindir. Sen ayağa kalkıp başladığın her gün yenidir, gündür, yıldır. Yılma. Yılmamak için çabala ama yılmayı bir kaybediş olarak görme. 

Her şeyi yeni kılmak bazen bir sözle, bir hareketle, bir yazı ile mümkün. Bugün bu yazı ile benden sana gelsin “yenilenme gücü” ama yarın benim ihtiyacım olduğunda sen de paylaşmayı ihmal etme. Yeni güne, yeni düne ve gelecek tüm yeni anlara… #minipost #durumbildirimi 

Hayal Kurmanın Gücü 

yaşam

  
Biri size “hayallere inanır mısınız” diye bir soru sorsa ne düşünürsünüz? Ya soruyu yönelten kişinin bu dönemde romantik ruhunu koruduğunu ya da hayallerin çocuk işi olduğunu mu? Yoksa hayallerin bile maddesel ihtiyaç listelerine dönüştüğünü mü fark edersiniz? 

Peki ben size “hayallerin gücüne inanır mısınız” desem. Burada beyninizde fotoğraflar haline getirin, onları evrene postalayın gibi bir çabadan bahsetmeyeceğim. Bir çocuk üstüne hayal kurmanın nasıl etki ettiğini anlatacağım. Aslında bunu sadece iki gündür deniyorum. Biraz hastalıktan, biraz evde kalmanın verdiği enerji deposundan dolayı uykuya ve yemeğe direnen bir kızım var. İki seferdir onu bir hayal dünyasına çekiyorum. İlk olarak hayalin sonunda bizi çok acıktıran bir yöne doğru yönlendirdim konuştuklarımızı. Ve hayalin bitiminden sadece birkaç dakika sonra çok acıktığını söyleyerek koca bir kase çorbasını içti. 

Uyku vakti geldiğinde (ki gündüz 4 saat öğle uykusu uyumuş bir canavardı) ormanda keşif ile ilgili bir hayal kurduk. Ağaçlara tırmandık, kulelere çıkıp gökyüzünü izledik, çeşitli hayvanlarla tanıştık, gölde su şakası yaptık, meyve topladık vs derken hayalin sonunda gerçekten çok yorulduk, son cümleyi uyumak üzere eve gittiğimizi söylerek bitirdik. Sonuç 3 dakika sonra “anne çok yoruldum uyuyorum” cümlesi ile uyudu. Şimdi buna rastlantı diyebiliriz. Denk gelmiş, bir daha dene olmaz diyebiliriz ama ben onun gözünde hayal kurmanın iyi gelen etkisini gözlerimle gördüm. 

Hayal ya bu. Hani denemesi bedava. İlla çocuğun olmasına da gerek yok. Belki çok kötü giden gününü değiştirir bir dene derim. 

Bana inanmazsan bak Picasso demiş ki; Hayal edebildiğiniz her şey gerçektir. 

Minipost 

yaşam

  

Kusurlarım var, zaaflarım, içimden geçen kötü haller var, beğendiğim şeyler kadar beğenmediklerim var. Yanlışlarım var, pişmanlıklarım. Yarım bıraktıklarım var. İçimden tamamlamak gelmeyen yollarım. Bunca şeyin merkezinde ise sadece BEN varım. 
Ben kendimi sevdiğim kadar bir o kadar da kendimi acıtırım. Zehiri akıtmak için yaraya bıçak vurmak gibi. Bunlar sadece BEN’im. 
Bunlar benim rengimin tonları. Tek renk değiliz biz. Ruhumuza ters bir kere. Ve bu rengarenk durum içinde sadece net renkler olması imkansız. Ben en çok ara renklerimim. Ana rengime ihanet etmemek tek dileğim. #minipost #durumbildirimi