KUVEYT ŞEHİR REHBERİ

yaşam

Arap yarım adasının 6 valiliğe sahip olan ülkesi Kuveyt’in başkenti olan kent, ülkenin ismiyle aynı adı taşımasının yanı sıra oldukça modern mimarili yapılarıyla dikkat çekiyor. Kuveyt şehrinde güzel bir tatil planlıyor fakat bir Kuveyt uçak bileti şehir rehberi arıyorsanız bu yazımıza biraz daha yakından bakmalısınız. ‘’Kuveyt şehrinde nerelere gidilir? Ulaşım nasıl sağlanır? Nereden alışveriş yapılır? Nerede konaklanır? Nerelerde yeme içme noktaları vardır?’’ gibi sorularınızın cevapları yazımızda sizi beklemekte…

Kuveyt Şehrinde Konaklama;

Kuveyt’te konaklamak size biraz pahalıya gelebilir çünkü şehirdeki otellerin pek çoğu 5 yıldızlı lüks otellerden oluşuyor. 5 yıldızlı otellerin yanı sıra şehirde konaklama yapabileceğiniz daha uygun fiyatlı tesisler de mevcut. Salmiya Yarım Adasındaki Symphony Style Hotel sizler için önerebileceğimiz oteller arasında.

Kuveyt Şehrinde Gezilecek Yerler;

90’ların başındaki savaş nedeni ile her ne kadar tahribata uğramış olsa da, hala Ortadoğu’nun en gözde şehirleri arasında olan Kuveyt şehri Basra Körfezine kıyı bir şehir olma özelliğine sahip. Kuveyt’in sahil şeridi ile limanlarını mutlaka görmenizi tavsiye ediyoruz. Mimari yapılar ile Kuveyt tatilinizi renklendireceksiniz. Bunun yanı sıra geleneksel halk pazarlarını, Büyük Cami, Seif Sarayı ve Kuveyt Ulusal Müzesi’ni de görmeden Kuveyt’ten dönmemelisiniz.
Kuveyt Şehrinde Yeme İçme Noktaları; 

Arap yarım adasındaki kent de Ortadoğu mutfağının en güzel yemeklerini bulabiliyorsunuz, ayrıca kent de Uzakdoğu, İtalyan ve Fransız mutfaklarına da rastlayabilirsiniz. Kuveyt kentinde yemek fiyatları oldukça değişken, şehir merkezinde orta ve lüks mekanları bulabilirken, şehir merkezinden uzaklaştıkça oldukça uygun fiyatlara karnınızı doyurabileceğiniz mekanlar mevcut. Lübnan ve Arap mutfağının Kuveyt’teki en önemli sembollerinden olan ‘’Mais Alghanim’’ ve Uzakdoğu yemek kültürüne başka bir pencere ile açılan lezzet durağı, Tatami Japanese Restaurant Kuveyt şehrinde tercih edilebilecek mekanlar arasında.

Kuveyt Şehrinde Alışveriş Yapılacak Yerler; 

Alışveriş tutkunlarının çok seveceği bir şehir olan Kuveyt’te pek çok çarşı ve Pazar bulunmaktadır. Souk Al Mubarayika ve Souk Al-Juma’a şehrin en bilinen çarşılarının başında gelmekte. Bunun yanı sıra pek çok ünlü markanın bulunduğu Alışveriş merkezleri ve mağazalarda mevcut. Şehrin en ünlü alışveriş merkezi Marina Mall’da alışverişin keyfini çıkaracaksınız.

Şehir İçi Ulaşım;

Kuveyt şehrinde raylı sistem maalesef bulunmamakta, fakat otobüsler şehir içi ulaşımı kolaylıkla sağlıyor. Ayrıca Kuveyt şehrinde yaşayanların büyük bir çoğu ulaşımını özel araçlarıyla yapmakta.

Arap yarım adasının kıyı şehri Kuveyt’i yakından görmek için Atlas Global’den erken rezervasyon yaptırın unutamayacağınız anlar yaşayın. Sonbahar dönemi için en uygun Atlasjet uçak bileti fiyatları ise şöyle; Eylül 230$, Ekim 230$ ve Kasım ayı 230 $’dan başlayan fiyatlarla…    

Televizyonsuz Zamanda İzlenecek 5 Film

Tavsiyem Var, yaşam

Fas’a geldiğimiz günden beri televizyon neredeyse hayatımızdan çıktı. Bu aslında iyi bir gelişme olarak düşünülebilir. Hele benim gibi evde ses olsun diye televizyon açan biriyseniz eğer biraz sancılı da düşünebilirsiniz. Burada Türk kanallarına ulaşmak için digitürk şansınız var aslında ama abonelik süreci baştan itibaren ‘vazgeçme’ nedeni. Biz çözümü apple tv’de bulduk. En azından seçerek izleme, güncel film vs gibi şeylere ulaşmak adına daha mantıklı geldi. Geldi ama önce bir internetimiz bağlansaydı 🙂 Otelde kaldığımız neredeyse iki ay boyunca bir hdmi kablosu ve bir laptop ile dünyayı kurtarırcasına filmlerimize kavuştuk. Hızlı internet bağlantısı için otele teşekkür ediyor bir yandan da kotaları için özür diliyoruz 🙂 Uzun lafı kısası televizyonun bizi yönettiği günlerden bizim onu yönettiğimiz günlere hızlıca geçerken severek izlediğimiz beş filmi ( en sevdiklerimizi) paylaşmak istedim. Tavsiyeme güvenip izleyecek olanlara ise iyi seyirler.

Brooklyn

Amerika’da ya da Avrupa’da 1950’li yıllarda geçen filmler her zaman ilgimi çekiyor. Brooklyn,  İrlandallı bir kadının sevdiği iki erkek ve iki şehir arasında kalmasını konu alan bir film ama başrol karakterinin yaşadığı toplumda yer edinme ve kadın olarak bir şeyler başarmak adına mutlaka bir şeylerden feragat edip etmemesi gerektiğini sorgulatması açısından etkili bir film.

 

Filmin ayrıntısı için tık

Demolition

Sanırım son zamanlarda izlediğim ve kafamın içinde saatlerce tilkilerin dolaşmasını sağlayan  başka bir film daha yok. Hayatı sorgulatmasa bile hayattaki zor, imkansız ya da son gözüken şeylerden nasıl küçük bir hareket ile çıkabileceğimizi gösteren bir film.Başrol oyuncu ile ekstra yıldızı hak etmiş olabilir 🙂

 

filmin ayrıntısı için tık

Kral İçin Hologram

Tom Hanks ne çekse, oynasa, yönetse izlerim. Hepsini çok beğenirim. Hatta aynı şeyi üç kere çekse yeni gibi yine izlerim o yüzden sadece Tom Hanks için bile 120 dakikanızı vermeye değer.

filmin ayrıntısı için tık

 

Fundamentals of Crying

Ön yargı ile izlemeye başladığım ama içindeki her karakterin bir felsefe taşıdığı film. Kendi içinde birkaç tane başrol yaratmış. Her bir karaktere bayılarak izledim. Oyunculuklar, senaryo bence harika. Eski bir yazar özel bakım hemşiresi olursa…

 

filmin ayrıntısı için tık

Race

Şöyle bir gerçek var ki imkansızı başaranlar, stres altında başaranlar ya da spor, sanat vb alanlarda başarı için sancılı süreçler geçirenlere dair onlarca film çekildi, çekilmeye devam ediyor. Aslında temelde hepsinin mesajı aynı belki ama Race izlerken bunda  biraz daha fazlasını sorguluyorsunuz. Ben izlerken neden sürekli Bolt dedim bilmiyorum 🙂

filmin ayrıntısı için tık

Nasıl Gidiyor İşler?

yaşam

Türkiye’den ayrılalı 2.5 ay olmuş bile. Zaman dediğimiz şey öyle hızlı ve o kadar elle tutulamaz ki sorsanız sanki daha birkaç gündür burada gibiyim. Birbirinden farklı iki kültürün nasıl uyum sağladığını anlatmak istiyorum aslında biraz. Türkiye’de İzmir’de büyümüş biri olarak Afrika’da kendi içinde iç içe geçmiş kültürleri barındıran bir şehirde yaşamak keyifli olduğu kadar zor da.

20160706_140545

Keşfetmek dürtüsü en büyük motivasyon kaynağı elbet ama bunun yanında süre gelen rutin yaşamı bir çizgiye oturtmak çok kolay değil. İş yapış şekilleri, kuralları, kanunları, sorunlara ya da çözümlere bakış açısındaki farklılık zorlayıcı olabiliyor. Öncelikle başlangıçta her şey kıyas üzerine kuruluyor. Yaşadığımız her ne olursa olsun Türkiye’de olsa şöyle olurdu ya da böyle olmazdı gibi cümlelerle tanımlıyorsunuz. Sanırım bu başka ülkeye alışma aşamalarında birinci basamak çünkü bir süre sonra artık kıyas ortadan kalkıyor. Hatta ülkenin parasını kendi ülkenizin parasına çarpıp, bölmekten bile yavaş yavaş uzaklaşıyorsunuz. Olduğu gibi algılamaya, onlar gibi düşünmeye hatta onlara daha yakın yaşamaya başlıyorsunuz. Su akıyor mecbur direnemiyorsunuz. Direnirseniz mutlu olmanız mümkün değil. Bazı konularda kendi ülkenizi daha gelişmiş ve ileri bir noktaya koyarak da yaşamanız mümkün değil. Ee ülke de sizin için değişecek değil o zaman esneme sırası size geliyor.

20160706_123813_Richtone(HDR)

Fas’ı sadece Casablanca ile yorumlayıp büyük genellemeler yapmak istemiyorum. Her ülkede olduğu gibi batısından, doğusuna her coğrafya ayrı bir doku içeriyor. Sadece okyanus kenarında bir şehirde olmak beni çok mutlu ediyor. Casablanca belki Avrupa’ya yakınlığı belki liman şehri olmasından dolayı sosyal yaşam adına size birçok Avrupa ülkesini sunabiliyor. Öncelikle mutfak konusunda kendi yerel yemeklerinden daha çok dünya mutfağına rastlamanız mümkün. İtalyan, İspanyol ve Fransızların etkisi menülere yansımış durumda. Bunun yanında muhafazakar bir toplumda Avrupa’ya dair etkiler görmek çok değişik bir his uyandırıyor. Hani böyle iç içe geçmemiş ama bir uyum var gibi.

20160702_155431

Bazı şeylerin ucuzluğuna mutlu olurken bazı şeylerin pahalılığı karşısında şaşırıyorsunuz. Genel olarak market vb alışveriş açısından bakarsanız Tr’ye göre baya ucuz ama iş giyinmeye gelince ülkemi mumla arıyor gibiyim. Türkiye’de en ucuz aklınıza gelen mağazaları düşünün ve onların ürünlerinin en az iki katı daha pahalı olduğunu. Belki zamanla farklı alternatifler bulurum bilmiyorum ama bildiğim markalardan giyineyim derseniz ciddi bir para ayırmanız gerekiyor.

20160706_134149

Türkleri ve ülkemizi çok sevdiklerini daha önceki paylaşımlarda söylemiştim. Bazen keşke ben de onlar gibi görebilsem ülkemi diyorum inanın 🙂 Fakat bizi bu kadar çok seven insanlar tutup iki tane Türk ürünü getirmez mi arkadaşım? Peynir olur, bulgur olur olmadı türk kahvesi olur. Yok arkadaş 🙂 Bundan sonra ülkeye giriş çıkış yaparken bavulumda neler olacağını anlamışsınızdır.

Günlük hayat çok aktif geçmiyor bu ara. Pera’nın okulunu araştır, eve taşın, yerleş vs derken hızlı bir dönem geçti. Her gün bloguma onlarca şey yazmak istiyorum ama şu an bile mobil bağlanıyorum 🙂 Neden? Çünkü internet bağlamak o kadar kolay değil. Hani TR’de iki gün geç kalsalar sosyal medyadan bağırıyoruz ya firmalara gelin bir de burayı görün 🙂 Neyse umudum var sanırım bu hafta olacak.

20160704_154023

Geciken içerikler için özür diliyor ve en kısa zamanda eski hızıma dönmeyi umuyorum. Blog üzerinden beni buradaki yaşama dair motive eden herkese tekrar çok teşekkürler. Sorular bir şeyleri keşfetmem için enerji veriyor. Sevgiler…

 

 

Minipost 

yaşam

Hiç yanlışları olmamış gibi konuşuyor insanlar. Gördükleri (kendilerine göre) her yanlışı “asla” yapmazmış gibi büyük büyük konuşuyorlar. Oysa sadece hafızaları zayıf insanların. Başkasının olanı hatırlıyor ama kendisine ait her şey flu. İşte bu yüzden aslında daha çok yanlış yapıyor, daha çok yıpranıyor, daha çok o noktada kalıyor. Başkasına baktığı noktalar yüzünden kendi doğrusu, ekseni kayıyor. Yetinmiyor hatta istiyor ki çevresindeki herkes de onun gibi düşünsün. Hatta ona iki üç kafa sallanıyor diye daha güçlü hissediyor. Oysa hiç güçlü değil çünkü baktığı nokta başkasının. 
Farkında olmadan kendi hayatında başkasına daha çok yer veriyor. Oysa dönse bir içine insan, kendini başkasının tartısında değil kendi tartısında bir tartsa. Kendi boyunun ölçüsünü bilse önce. İşte o da olmuyor. Olsa bile bazen çok geç oluyor. Hatta öyle hassas hale geliyor ki bu sefer her oku üstüne üstüne çekiyor. Söylenen her şeyde kendini atıyor öne. Neden? Çünkü denge noktası başkasının hayatında. 
Oysa bir gölge bulacaksın kendine, sığınacaksın bir ağaca, döneceksin sırtını çevrene, mahallene, arkadaşlarına iç sesinle bağıra bağıra önce bir kendini sokacasın hizaya. Olduğun nokta sen olacak ki başkasına gölge olacaksın zamanında. Bunları söylemek, yazmak ne kolay ama inanın uygulamak da kolay. Yeter ki o gölgeyi bul. 
Kendine gölge ol önce. Yansımanı gör ki, başka yansımalarda kendini tanı. İşte o zaman “ben bu değilim” bu benim gölgem değil demeyi öğreniyorsun. İşte o zaman hayat ritmin oturuyor. #durumbildirimi #minipost #dbcasablanca