Kim Ekran Bağımlısı? Ben mi?

pexels-photo-1271137

 

Son zamanlarda birçok internet sitesinde, haberlerde ‘yeni çağ’ hastalığı olan ‘telefon, tablet bağımlılığı’ konusunda haberler yapılıyor. Birçok veriye göre hepimizde var olmaya başlayan bu bağımlılık türü her şeyden önce bir inkar olarak kendini gösteriyor. Çağın gerekliliği olan (tartışılır) akıllı telefonların hayatımızda kapladığı yer ve süre hepimiz için ortak bir noktaya işaret ediyor ve bu işaret ettiği nokta çok parlak değil.

Yaklaşık 2008 senesinden beri blog yazıyorum. Bu süre aynı zamanda sosyal medya uygulamalarını kullanmaya başlamama da denk geliyor. Açıkçası bu 10 yıllık süre içinde ilk günden bugüne interneti kullanma şeklime baktığımda ‘üreten’ kısımdan ‘tüketen’ yani izleyici kısma geçtiğimi fark ettim. Son birkaç yıldır zamanı bahane ederek yazmadığım her blog yazısı, vaktim yok diye ertelediğim her işin altında aslında zamanımı nereye harcadığımı fark etmiyor olduğum çıktı.

Kullandığım telefona gelen ‘ekran süresi’ raporu ise benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Evet kendime dair bir hayal kırıklığı yaşadım. Gün içinde ‘zaman’ bulamadığımı düşündüğüm her şeye zamanım olduğunu ama benim bu zamanı kafamı ekrana gömerek, çoğu zaman bir şey üretmeden sadece izleyici olarak geçirdiğimi gösterdi. İlk raporu aldığımda günde 3,5 saat gibi bir süreyi tamamen telefona ayırdığımı gördüm. Öncelikle her insanın yapacağı gibi kendi kendime bahanelerimi saydım. O hafta hastaydım, evde yatmıştım, başka hiçbir şey yapacak gücüm yoktu vb. Sonraki hafta ise bu süre 2 saate düştü. Önceki rapora göre bir gelişme vardı. Bir sonraki hafta bu rapor vb konular aklımdan çıktı gitti. Nasılsa fark etmiş ve dikkat etmeye başlamıştım. Geçtiğimiz pazar gelen rapor ise tam bir utanç raporuydu. Tam olarak günde 4 saat 45 dakikamı telefonda geçirmiştim. O hafta vakitsizlikten ertelediğim ev içi işlerimi düşündüm. Yazmak isteyip yazmadığım yazıları. Bitirmek isteyip ‘hiç zaman kalmıyor’ dediğim kitapları. Aslında hepsi için vaktim vardı ama ben tercihi daha pasif bir eylemden yana kullanmıştım. Twitter, instagram vb siteler arasında geçen ve artık görecek yeni bir paylaşım kalmayıncaya kadar akışı takip ettiğim saatler.

Bizim nesil teknoloji ile büyüyen bir nesil değil. Yani bizler çalışmadığımız ya da okul olmadığı zamanlarda farklı şekillerde kendini oyalamayı başarmış bir nesiliz. O andan beri sürekli ben o zamanlar ne yapıyordum sorusunu düşünüp durdum. Hatırlıyorum. Gözlerim acıyana kadar okurdum, bir albümü tam olarak ezberleyene kadar müzik dinlerdim, film izlerdim, yazardım ya da mutlaka bir arkadaşımla program yapardım. Şimdi olduğum noktada ise en basit görünen bu eylemler bile ‘zamansızlık’ kılıfı ile erteleniyor.

Bu noktada şunu söylemeliyim ki, bu tamamen bana dair bir tespit olsa bile konuştuğum çevremdeki insanlarda daha aşağı süreler duymadım. Yani hepimiz iletişimin tamamen sanala döndüğü bir düzene alıştık. Hatta bazen sosyal medyada ‘beni aramayın, whatsapp varken bir insan neden arar’ gibi yorumlar bile okuyorum. Düşünebiliyor musunuz? Bırakın yüz yüze olmayı telefonda bile konuşmayı zaman kaybı olarak görmeye başladık. Bir kere birbirimizi merak etmiyoruz. Paylaşımlarını gördüğümüz sürece bizler için herkes ‘iyi’. Bak sabah kahve fotoğrafı paylaşmış. Demek ki iyi, konuşmaya ihtiyacı yok, aramaya gerek yok diyoruz. Belki bilinçli değil ama tavrımız bu yönde.

İşte bu farkındalıkla bir şeyleri değiştirme vakti gelmişti.

Geçen gün telefonumdaki tüm sosyal medya, alışveriş ve gereksiz oyun uygulamalarını sildim. Hesaplarımı kapatmak değil çözüm. O hesapları doğru şekilde kullanmayı öğrenmekte. Bu alışkanlığımı ve davranış modelimi eğitmeden tekrar dönmeyi de düşünmüyorum. Bu arada sadece bakarak, izleyerek paylaşım yapmadan olmuyor bu. Konu çok şey paylaşmak değil zaten asıl önemli olan sadece alıcı olmayı değiştirmek. Sürekli önümüzden akan hayatlar, bilgiler, reklamlar. O kadar yorucuymuş ki. Ben o kadar yorulmuşum ki. Görmeye alıştığım, merak ettiğim arkadaşlarımı zaten arayacağım, soracağım, konuşacağım. Diğer bütün her şey için ise bir molaya ve kendimi eğitmeye ihtiyacım var. İster kabul edin ister etmeyin hepimiz aynı durumdayız.

Sadece iki gün olmasına rağmen sevdiğim şeylere daha çok vakit ayırabilmeye başladım. Evde daha çok konuşan, kafası önüne (ekrana) değil karşısındakinin yüzüne bakan birisi olmak lazım. Bugün elimizde tuttuğumuz akıllı telefonlar bizlere ‘neden’ bu raporları vermeye başladı? Onlar da bu tüketim hızına yetişemeyeceklerini fark etmiş olabilir mi? Sosyal medyada maruz kaldığımız reklamların tüketim alışkanlıklarımızı nasıl etkilediğini hiç düşündünüz mü? Ya da sizin olduğunuz ruh durumuna ters hayatları izlemenin sizi nasıl etkilediğini? Çok mutluyken gördüğünüz acı dolu bir paylaşım ya da mutsuzken önünüze düşen çok mükemmel hayatlar bizleri gerçekte nasıl etkiliyor?

 

Sadece farkında olarak, dengeli tüketerek kullanabilmeyi öğrenirsek böyle bir çağa denk geldiğimiz için çok şanslı insalarız ama bunun bizi tüketmesine izin verirsek elimizde sadece boşa geçmiş zamanlar kalacak.

Hedefim kendimi iyi hissedene kadar sosyal medya uygulamalarını yüklememek, yükledikten sonra zaman ayarlı kullanmak ve 20:00-08:00 aralığında telefondan uzakta kalmayı başarmak. Bence zor değil 🙂 Ne dersiniz?

Bir şey söyle ?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s