Biz Ayrılamayız

anne, baba, bebek, bebek ile yaşam, ev, seyehat, sosyal bebek, sosyal hayat

Şimdiye kadar olan yazılarımda bebeğimden ayrı olarak sosyalleşmenin biraz nefes almanın önemini ya da gerekliliğini bol bol anlattım. Kızım memeden kesilip normal beslenmeye başladığından beri aile büyüklerinin desteği ile kendime zaman ayırmam biraz daha kolaylaştı. En azından spora gidebilmek ya da arkadaşlarımla bir kahve için bir kaç saat ayırmak benim için bulunmaz fırsatlardı.
Bu hafta sonu ise biraz daha fazla cesaret ederek ayrı bir hafta sonu geçirme planı yaptık. Kızım babaannesinde kalacak ve bizde cumartesi gününü eski günlerdeki gibi sadece “sevgili rolü” ile geçirecektik. Tabi bu planı hayata geçirmek için koca bir hafta üstüne düşündüm. İlk kez bir gece ayrı kalacaktık ve bunu hayal etmesi bile benim için çok güçtü.

Anneliğin verdiği duygularla sanki biz olmadan bebekler rutinini yaşayamaz gibi hissediyoruz. Aslında bunlar sadece bizim güdülerimiz ve kendimize koyduğumuz bloklar. Beslenmesini düzenleyip kendini evinde hissettirecek oyuncak ya da eşyaları yanınıza aldığınızda adapte olmaları hiç zor değil daha doğrusu değilmiş.

Pera’nın öncelikle küçük el çantasını hazırlamak yeteri kadar garipti. Onun başka bir yere gidecek olması hissi büyük bir boşluk. Bir yandan eşim ile beraber böyle bir nefese ihtiyacımız olduğunu hissettiğim için bu motivasyon ile sürekli en kötü yirmi dakika mesafe atlar gideriz diye kendimi telkin ederek hazırlıkları yaptım.

Sonuç olarak sorunsuz bir hafta sonu geçirdik. Aslında bir çok şeyi kafamda ne kadar sorun haline getirdiğimi fark ettim. Sonuçta çok sevdiği aile büyükleri ile oyunlar oynayarak, gezerek bir gün geçirdi ve bizi gördüğünde kafamda sinirli olur, ağlar gibi düşündüğüm hiçbir tepkiyi vermedi.
Açıkçası kızım ile doğduğundan beri çok iç içe bir yaşam sürüyoruz. Bu durum elbet çok keyifli ve dileğim her an beraber olabilmek ama onun bana çok bağımlı olması durumu ileride sosyalleşmesi adına kötü bir durum. Benim dışımda da güvende olabileceğini, düzenini sağlayabileceğini öğrenmesi gerekiyor. Çalışan anne babanın kızı olarak hayatımda bunun pozitif yönlerini hep yaşadım. Daha sosyal daha dışa dönük ve iletişimi kuvvetli bireyler oluyor bu çocuklar.

Bir diğer yönden bakınca bizim onu özlememiz onun bizi özlemesi ikili ilişkimizde ve iletişimimizde pozitif etkiler yaratıyor. Burada önemli olan onu bir yere bırakıp kaçmışız hissi vermeden ona açıklayarak bunu yapmak. Genelde aman ağlamasın diyerek oyuncakları ile oyalanırken evden kaçarak çıkmak gibi davranış modelleri duyuyorum oysa bu durum çocuk üzerinde terk edilmiş hissi yaratıyor. Oysa onun o gün orada kalacağını, çok eğleneceğini anlatıp öperek el sallayarak gitmek çok daha etkili. Yaşadığımız her ilk bir hikaye tadında oluyor. Hepsi o kadar yeni deneyimler ki bunları yaşayarak bir rutin oluşturacağız. Büyüme sürecini hem bebek hem bizler için daha keyifli kılmak ve akılcı hareket etmek kafamızdaki blokları, engelleri yıkmak ile mümkün. Her anın tadını çıkarmak lazım bazen ondan uzak olmanın bile.

Abartma Sanatı

anne, çocuk, bakım, bebek, bebek ile yaşam, hayat, insan hali, psikoloji

Annelik bir günde olmuyor. Ruhsal ve fiziksel anlamda dokuz ay boyunca öyle bir sınavdan geçiyoruz ki bu sınavın bitiminde ruhumuzda kalan izler bizi baştan yaratıyor. Hamilelik haberini aldığınız noktada bir gün önce sizin için normal bir gün iken ertesi gün genetik kodlarınız, hormonlarınız bambaşka bir insan yaratıyor ve bebeğinizle beraber siz de bir gelişim sürecine giriyorsunuz. Genel olarak kadınların hayata, olaylara biraz daha “fazla duygu” katarak yaşadığını biliyoruz. İkili ilişkiler olsun, evlilik olsun hatta çok rutinde yaptığınız her hangi bir durum olsun biraz daha üstten yaşamayı biraz daha kendimizi duygularla ifade etmeyi seviyoruz. Burada istisna olan daha sakin yapılı hemcinslerimi ayrı tutuyorum.

İşte bu yüksek duygu duruma başka bir insanın sorumluluğu yüklenince birden bire yeni bir bakış açısı kazanıyoruz. Bir insanı dokuz ay boyunca içinizde taşıma durumu üstüne düşünüldüğünde fazlaca mucize dolu ve o insan doğup sizden bağımsız hale geldikçe bu bahsettiğim yüksek duygular çok farklı bir yön alıyor. Sizin içinizdeyken oluşturduğunuz güvenli çemberi dışarıda ona kurabilmek isteği anneliği bir ‘abartma sanatı’ haline döndürüyor.

Hamileyken sadece kendinizi besleyerek onu beslemek mümkünken ya da dinlenerek, huzurlu bir ortam oluşturarak ona bunu yansıtmak kolayken birden bire o varlığın dışarıda size eşlik ediyor olması her olayı büyük bir konu haline getiriyor. Beslenmesi, ilk adımı, kıyafeti, psikolojik gelişim vs sayabileceğimiz onlarca başlık altın anne kendini öyle bir durumda buluyor ki o konular gündemin bir numarası değil gündemin kendisini oluşturuyor.

İşte bu aşamada annelerin çevresindeki bekar ya da henüz doğum yapmamış kişiler ‘sanki sadece sen anne oluyorsun abartma’ düşüncesi ile gizliden gizliye sıkılabiliyor. İşte bu noktada bilmeniz gereken şey annelik tam bir abartma sanatı. Başkası adına karar vermenin zorluğu tarif edilemez. Şöyle düşünün arkadaşınız, eşiniz, dostunuz ile en ufak bir plan yaptığınızda ya da her hangi bir karar verme anında ‘sen bilirsin, sen seç’ denildiği zaman bile insan buhranlar geçirebiliyor. İşte bu abartılı sanatta hep ‘siz’ biliyorsunuz. Bilmek, karar vermek ve uygulamak sizin sorumluluğunuz.
Bu nedenle çevrenizdeki annelerin bu sanatına saygı duyun ve eğer anneyseniz bir konuda özgürce abartma hakkımızın keyfini çıkarttın çünkü bu sanatta sizi alkışlayacak tek kişi bebeğiniz olacak. İnsan daha ne ister.

Asla Unutma

anne, anı, baba, bebek, bebek ile yaşam, bir yaş, bir yıl, doğum günü, erkek, fotoğraf, hatıra, kadın, yaşam

Doğum yapalı ve kızımızın hayatımıza gireli sadece on ay oldu. Bu kadar kısa denilebilecek bir sürede bile ilk hafta fotoğraflarına bakınca neredeyse kızımı tanıyamayacağım. Her günü, her haftası, her ayı yeni bir insan yeni biri oluyor sanki. Bu değişim hızına kendinizi kaptırınca daha geçen ay çekilmiş fotoğraflar karşısında şaşkınlığınızı saklayamıyorsunuz.
İşte bu nedenle bir yaşımız yaklaşırken bu yıla dair unutmamam gereken şeyleri not almak istiyorum.

Bebeğim ,

  • Takip etmeyi çok seviyorsun.
  • Hapşırma, öksürme gibi eylemlerde çıkan seslere çok gülüyorsun. 
  • Bu çocuk hiç yüz üstü yatmayacak mı derken şimdi sırt üstüne çeviremiyoruz.
  • Uyurken esniyorsun. (bilimsel açıklaması olmalı) 
  • Sokağa çıkmak gün içindeki tek amacın ama uyku saatleri ev konforu arıyorsun.
  • Rüzgara karşı dilini çıkarmak seni çok eğlendiriyor.
  • Emeklemeden önce sıraladın şimdi ise kucakta durmak senin için en sıkıcı şey. Ses sistemi ve televizyona tırmanma girişimi en büyük hedeflerin içinde. 
  • Hayır sözcüğünü anlıyorsun ama her zaman dinlediğin söylenemez. 
  • Sokakta yola düşen gölgeler seni çok eğlendiriyor. 
  • Asla çorap giymek istemiyorsun. Hatta üstün hep ince olmalı. (Neyse bizim mevsim geldi)
  • Pütürlü yemeğe başladın ama şu an işine gelenleri yemek, sebze pütürlerini ret etmek için öksürüyor numarası yapıyorsun. (Anne bu numarayı yemez. Aynı yoldan geçtik.)
  • Daha 10 aylıksın ama sana istemediğin bir şeyi yaptırmak imkansız. (Babana göre bana, bana göre babana çekmiş bu huyun)
  • Aramızda yatmayı seviyorsun ama aslında o aramızda olmuyor. Çünkü bizi yataktan itmeyi başarma süren on dakika. 
  • İnsanları tanıyorsun ve yabancılara karşı yaptığın değişik bir bakışın var. (İnsanlar niye sinirli bu diyor yapma)
  • Oyuncaklar sana değil kendimize aldığımız şeyler. Pet şişe, mutfak aletleri, dvd ve kumandalar varken kim ne yapsın oyuncakları değil mi?
  • Güneşe bakamıyorsun ve hemen minik burnunu kırıştırıyorsun. ( Çok şeker gözüktüğün için arada özellikle ortam yarata biliyorum )
  • Ellerin seni tanımlayan en önemli uzvun. Sürekli hareket halindeler ve bir şeyler anlatıyorlar sanki. 
  • Suyun her şekline bayılıyorsun. Banyo yapmak ya da içmek ne olursa olsun suyun içinde yaşamayı seviyorsun.

Bunun gibi sayacağım onlarca madde daha var ona dair. İnsan iyi, güzel şeyleri çabuk unutuyor. İşte bu yüzden bazen şöyle bir liste yapıp güncel tutmak istiyor kendini.

Bebekler ile ilgili söylenebilecek onlarca şey var ama en önemlisi bebeklikleri çok kısa sürüyor. İşte bu yüzden ne yaparsan yap bir köşeye not al her anı. Onlara dair biriktirdiğimiz her şey biliyorum ki kendilerini daha kolay tanımaları, şekillendirmeleri için gerekli oluyor.
Ve insan kucağında ona sarılırken geçen her günü özlüyor. Sanırım annelik birazda özlemek. Yanında olanı özlemeyi becerebilmek.

Annem Demişti

anne, anne oldum, çatışma, ergenlik, hayat, kuşak farkı, kız, kız annesi, sevgi

Hepimizin içinin içine sığmadığı, her söyleneni eleştiri olarak algıladığı ve kırılganlığın doruk noktasını yaşadığı ‘ergenlik’ dönemi olmuştur. Hani bu arkadaşların daha değerli geldiği ama aynı şeyleri aileden duysak büyük yaygaralar kopardığımız o deli çağlar. Belki ergenlik bir dönem ve gelip geçici bir süreç ama anne kız arasında yaşanan dalgalanmalar sadece bu dönemle sınırlı değil. Belki aynı cinsi paylaşıyor olmanın verdiği bir çatışma belki en sevdiğinizden gelene karşı daha kırıcı olmakla ilgili ama şöyle bir dönüp geriye baktığımda annem ile yaşadığım çatışmalara şimdi gülüyorum. Peki şu an yaşamıyor muyum? Elbet yaşıyorum ama şekli ve konuları değişti. Benim annemin bana en çok söylediği ve belkide bir çoğunuzun kulaklarında çınlayan o ünlü söz ‘anne olunca anlarsın’ sözüne verdiğim cevapları şimdi tek tek yutuyorum.

Kızım daha 10 aylık ve belki erken gibi geliyor olabilir ama inanın çoktan ben annem olmaya başladım bile. Sağlığım, güvenliğim ile ilgili endişeleri şimdi daha iyi anlıyorum. Bana bir şey olduğunda ne bileyim mesela moralim çok bozuk olduğunda, ağladığımda neden anneminde aynı duyguları yaşadığını ve benimle konuşabilmek için çaba sarf ettiğini daha iyi anlıyorum. Neden iyi bir şey yaptığımda onun kızı kötü bir şey yaptığımda şaka ile karışık babamın kızı olduğumu daha iyi anlıyorum. Geleceğime dair endişeleri olmasını ve hatta bir çok noktada müdahale etme ihtiyacı duymasını daha iyi anlıyorum. Ben daha şimdiden kızımı üzebilecek insanların nasıl önüne geçerim nasıl geleceğini güvence altına alırım diye düşünürken anneme ‘aman anne daha çok var o zamanlara’ cümlemi hala duyuyor ve kendime gülüyorum.
Aşk acısı çektiğimde, bir arkadaşım ile kapıştığımda ya da o zaman hayatımın yolunda gitmediği her noktada ‘anne beni rahat bırak’ diye isyan ettiğimde neden yanımda olmak istediğini çok iyi anlıyorum.

Annelik kendi ebeveynlerini anlamak için gerekli belkide ama bir kızın kendi annesini anlaması için tek şansı bu sanki. Erkekler anneleri ile daha az belki hiç çatışma yaşamadıkları için ya da aynı hormonları taşımadıkları için bunları farklı yaşıyorlar.
Bazen öyle davranış modelleri sergiliyorum bazı konularda öyle değişik kararlar alıyorum ki bir an onu annem yapmış gibi hissediyorum. Sezen Aksu der ya ‘Anneni daha sık anımsıyorsan hatta anlıyorsan içindeki çocuğa sarıl’ işte o içinizdeki çocuk sizin içinizden çıkan çocuk oluyor.
Biliyorum yıllar ilerledikçe daha fazla örnek yaşayacak ve daha fazla aynı dediğim olaylar zinciri göreceğim. Garip olan o zaman isyan ettiğim bu durumların şimdi yüzümde bir gülümseme oluşturup beni anneme daha çok bağlaması. Sonuçta insan sadece onun yanında tekrar cenin olabiliyor bir tek onun yanında hayat sıfırlanıyor.

Şimdi ise tek dileğim ‘Anne olunca anlarsın kızım’ cümlesine verdiğim ‘Ben asla senin gibi yapmayacağım’ dediğim her olayı yutarken annemden bir kez daha özür dilemek ve ona teşekkür etmek. Her ne kadar şimdi torununa asla laf söyletmeyen bir anane olmuş olsa bile eminim bir yerlerde o hep bana hak verecek ve o hep benim ‘çok bilen annem’ olacak.
Ben sen oldum anne iyi ki sen oldum !

Ne Kadar Dağınık O Kadar İyi

anne, çocuk, bebek, beslenme, dağınık, düzen, hijyen, oyun, oyuncak, temizlik

Hayatım boyunca her zaman çok düzenli, titiz bir insan olduğumu söyleyemeyeceğim. Temiz, derli toplu evi hep severim ama genelde annem bu işi üstlendiği için iş başa düşünce zorlandığım zamanlar oldu. Sonra evliliğin bünyenize oturması ile siz yapmasanız bile doğru bir organizasyonla evin temiz ve düzenli olmasını sağlıyorsunuz. Ben daha çok önce evin her yerini dağıtayım sonra hepsini birden toplarım tarzı bir insanım. Kendimi dağınık bulurdum ama meğer esas dağınıklık bebek ile beraber geliyormuş.

Hem bebeğin irili ufaklı malzemeleri hem her yerden çıkabilen her boy oyuncağı bir anda evin savaş harbi havasına bürünmesini sağlıyor. Ev sürekli temiz, düzenli olmalı öğretisi nedeni ile ilk başlarda baya bir zorluk ve iç sıkıntısı yaşadım. Tabi bu bölümde bebeği ile eve bin tane yardımcı alan kişilerin beni anlamasını çok beklemiyorum. Belirli bir düzende gelen temizlikten sorumlu yardımcımız dışında her gün gelen bir desteğimiz olmadı. Bu nedenle bebeğe mi bakayım, evi mi temizleyeyim yoksa düzen mi vereyim derken bir süre bebeğe bakma dışında bir işlev göstermedim.
Öyle bir takıntıya dönüştü ki yere maması düşse hemen silinecek, oyuncaklar saat başı toplanacak derken günü hem kendime hem kızıma işkence haline getirmeye başladım.

Sonra yavaş yavaş gözüm açıldı tabi. Deneyimli anneleri, uzmanları okumaya başladım. Instagram üzerinden anne bebek fotoğraflarının fonlarına bakmaya başladım. Bir de ne göreyim. Herkesin mama sandalyesi yemek sırasında yemeğin yarısını yiyor herkesin salonu artık küçük çaplı bir oyuncak dükkanı halini almış. Bu aşamada içim rahatlamaya başladı.
Sonra birazda gelişim uzmanlarını okumaya başlayınca doğruyu buldum. Bebek gelişimini dağıtarak sağlıyor. Yemeklerle oynayan bebekler kendi kendilerine yemek yemeyi, pütürlü yemeklerle baş etmeyi daha çabuk öğreniyorlar. Oyuncaklarını birbirleri ile ilişkilerini anlamlandırması için ne kadar dağınık olursa o kadar iyi. Bu demek değil tabi elinizdeki tüm oyuncakları önüne atın bırakın oynasın. Birbiri ile ilişkilendirebileceği oyuncakları gruplayıp, başta beraber olmak şartı ile oynamaktan bahsediyorum.

Bebeğin dikkat edilmesi gereken en önemli şey kişisel hijyeni. Eğer bunu sağlıyorsanız ve bulunduğu ortam yeteri kadar temiz ise ona özgür alan yaratmanız onun için en iyisi. Evet dağıldıkça toplamak baş etmek daha zor biliyorum ama onların gelişimini önde tuttuğumuz noktada bunun bir önemi yok. Bir deterjan firmasının dediğim gibi ‘kirlenmek güzeldir’ Yaratıcı insanlar dağınık çalışır.
Bence fırsatımız varken onlarla biraz yaramazlık yapmanın keyfini çıkartmak lazım. Şimdi dört gözle odasının duvarını kocaman bir kağıt ile kaplayıp özgürce boyama yapacağımız günleri bekliyorum. Bazen ne kadar dağınık o kadar iyi. Herkese iyi eğlenceler.