Ben Bireyim !

anne, bebek, bebek ile yaşam, disiplin, eğitim, kural, sosyal bebek, yaşam

Annelik ne kadar bebeğini ilgilendiren her konuya karşı duyarlı, algısı açık olmayı gerektirse bile bazen bu kadar açıklık bazı konuları kaçırmamıza neden oluyor. Bebeğin doğduğu andan itibaren gerek iç güdüsel olarak bizim gerekse okuduğumuz bilgiler doğrultusunda bazı kurallar belirliyor ve saat saat hatta zamanlama hiç şaşmadan bu kuralları uygulamak istiyoruz. Sabah kahvaltısı, emmesi, uyku düzeni, banyosu, hava şartlarına göre giyimi vs daha aklınıza gelebilecek bir çok başlık altında bazı kararlar veriyor ve eksiksiz uyguluyoruz ya da uygulamaya çalışıyoruz.

Yeni doğum yaptığımız dönemde belki pratikliğin artması adına ya da yeni hayata adapte olmak adına bu kurallar aile için işe yarıyor diyebiliriz. En azından hangi saatte ne yapılacağını bilmek, daha planlı olmak yeni annenin daha rahat karar almasını sağlıyor.
Bu düzenin yeni doğan dönemi dediğimiz ilk üç ay için çok etkili olduğunu söylesek bile öyle bir zaman geliyor ki kurallar tepe taklak oluyor. Tepe taklak oluyor diyorum çünkü anne için bu beklenmedik bir gerçek oluyor. Çok okuyarak, araştırarak ve üstün annelik iç güdüleri ile koyduğu kurallar bir anda geçersiz kalıyor. Anne adına bunun beklenmedik olmasının sebebi ise bu kuralları koyarken bir gerçeğin unutuluyor olması. ‘Elinizde tuttuğunuz bebek bir insan’ ve ‘birey’
İşte bu bizim bazen kaçırdığımız çok önemli bir nokta oluyor. Bebek adına karar almaya o kadar çabuk alışıyoruz ve buna kendimizi o kadar çok kaptırıyoruz ki onun ‘birey’ olduğu gerçeğini es geçiyoruz. İçinizde eminim ‘sadece bir bebek’ abartmamak lazım gibi düşünen vardır ama inanın daha hayatın çok başlarında olan bu güzel varlıkların en az bizler kadar karar mekanizmaları, istekleri, beğenileri var.

Bu noktada kısa bir süre empati yapalım. Ne kadar disiplinli olursanız olun her gününüz her gününüz ile aynı mı? Mesela her gece aynı saatte mi uyumak istiyorsunuz? Ya da çok sevdiğiniz bir yemeği hiç mi yemek istemediğiniz zamanlar olmuyor ? Sizi çok güldüren bir film ya da her hangi bir şeyin artık eğlenceli gelmediği zamanlar olmuyor mu? Bir kaç gün üst üste evde ailenizle kesintisiz vakit geçirdiğinizde hiç mi arkadaşlarınızla başka bir ortamda sosyalleşmek istemediniz ?
Eminim bu soruların çoğuna olumlu cevap verdiniz. İşte bebeklerinde tercihleri aynen bu şekilde değişimler gösteriyor.

Ben kızıma yeni doğduğu dönemden itibaren uyguladığım düzenden gayet memnundum. Bir gün her zaman uyuduğu saatte uyumadığında, en sevdiği mamayı püskürttüğünde, en güldüğü oyuncağını elinden fırlatmaya başladığında ve sokağa çıktığımız zaman gittiğimiz yerlere göre tepkileri değişinceye kadar.

Evet bebeğin bir düzeni olmalı ve çocukluk döneminde disipline edebilmek adına bu döneminden itibaren bu kurallar oluşmalı doğrudur ama bu kurallar asla değiştirilemez değildir. Zaman geçtikçe onlar büyüdükçe bu kuralları, düzen revize etmek bir zorunluluk. Her akşam aynı saatte kızımı uyumaya zorladığımda geceleri çok sık uyanıyor mesela. Ben ise bir gün yarım saat geç bir gün yarım saat erken şeklinde saatleri ile oynayarak onun bunu tercihi olarak algılamasını sağlıyorum. Mesela sürekli gittiğimiz evimize yakın olan bir alış veriş merkezinin bebek bakım odasında sürekli ağlıyor ve oranın duvarındaki büyük bebek resimlerinden rahatsız oluyor. Yani o odaya gitmemek onun tercihi ve ben o merkez ile ilgili plan yaparken o odayı kullanmaya ihtiyacımız kalmayacağı şekilde planlıyorum. Bunun gibi girmeyi sevmediği bazı mağazalar bile var. Yani algımızı biraz onun bakış açısına göre ayarlamak bu ufak ayrıntıları yakalamamızı sağlıyor. Mama düzenine geçtiğimizden beri ise yemek saatlerimiz uyku saatlerimiz gibi az sürelerle öne geriye oynuyor. Meyve ve yoğurt gibi ara öğünleri onun tercihine göre belirleniyor.

Böyle ufak dokunuşlar inanın hayatınıza sihirli bir değnek olabiliyor. Sadece onun kurallarına göre yaşamak değil ama kendi isteklerimizi uygularken onun tercihleri olabileceğini ara ara göz önünde bulundurmak eminim bebeğin psikolojisi için önemli.
Her şeyin fazlası zarar deriz ya işte düzen, disiplin gibi konularda da fazlaya kaçarken birey oldukları gerçeğini unutmamak lazım. Onlar hayata daha açık bilinç ile gelen bebekler ve karar vermek onların hakkı.

Her Doğum Kendi Masalını Yazar

ameliyat, anne, anı, baba, bebek, doğum, doğum fotoğrafçısı, doğum fotoğrafı, epidural, sezeryan

Her doğumun kendi içinde özel, masalsı bir hikayesi var. Herkesin yaşadığı ‘o’ an başka duygular barındırıyor. Doğum zamanı yaklaştıkça bilgisayarı karşıma alıp onlarca doğum hikayesi okuduğumu, videolar izlediğimi, fotoğraflar baktığımı hatırlıyorum. İnanın hiçbiri bana o gün geldiğinde ‘evet bunu okumuştum, biliyordum’ dedirtmedi. Öyle bir an öyle bir zaman dilimi yaşıyorsunuz ki hastaneye ayak bastığınız dakikadan itibaren her şey yeni, farklı, merak uyandırıcı oluyor.
Ben ve doktorum son kontrollerim yaklaşırken bazı nedenler dolayısı ile doğumun sezeryan olması konusunda karar verdik ve ben doktoruma olan ‘olması gereken’ sonsuz güvenim ile kafamda hiçbir soru işareti kalmadan bu fikri doğru buldum. Hamileliğim boyunca gittiğim tüm hamilelik, doğum, anne bebek eğitimlerinde derslere giren uzmanlardan aldığım tek ortak bilgi buydu. ‘Doktorunuza ve iç sesinize güvenin’

Sezeryan doğum yapmış biri olarak o günü daha programlı yaşama şansınız oluyor tabi. Sonuçta hastaneye gideceğiniz saat, kanınızın alınacağı saat her şey belli ve bir aksilik yaşanmadığı sürecede her şey plan doğrultusunda işliyor.
Hastaneye ben, eşim ve ailem hep birlikte gittik ve bir gece önce heyecanın verdiği adrenalin ile sabahın en erken saatinde dikildiğim için kahvaltıyı hastanede yaptık. Not olarak onlar yaptı ben izledim malum ameliyat öncesi açlık halleri.  O sırada sürekli elim karnımda ‘şu kadar saat sonra yanımda, kucağımda’ diyerek kendimi telkin ettiğimi hatırlıyorum.
Bir süre sonra doğum sürecinden sorumlu olan danışman hemşiremiz yanıma geldi ve kan tahlilleri, hazırlık aşamaları için odamıza çıkmamız gerektiğini iletti. İşte o an hayat durdu ve bir film şeridi akmaya başladı. Heyecan, korku, sabırsızlık aklınıza gelebilecek her duygu ile sarsılıyor ağlarken gülüyor gülerken ağlıyorsunuz.
Odamıza çıktık tahliller, kıyafet değişimi vs derken hemşire gelip ‘epidural için hazırız’ dedi. İşte benim günlerce bilgisayar karşısında ter dökmemi sağlayan an o andı. Doğumdan daha çok bir iğnenin belime girecek olması, orada kalacak olması, sonrasında yaşatabileceği dayanılmaz baş ağrılarını düşünerek ameliyathaneye indik.

Önümde bir hasta bakıcıya tüm gücümle dayanmış halde arkamda anestezi uzmanının oluşabilecek komplikasyonları anlatmasını dinlerken birden ‘tamam bitti şimdi biraz bekliyoruz’ dediğini duydum. Evet aynen böyle oldu. İnanamamıştım. ‘Aylardır araştır dur hiçbir şey hissetme yani’ dediğimi hatırlıyorum. Bu arada komplikasyonlara gelince doktor cümlesini tabi bunların görülme az şeklinde bitirdiği için gönül rahatlığı ile uyuştum. Burada süre kişinin eşiklerine göre değişiyor tabi ama çok uzun süre beklemediğinizi söyleyebilirim. O anda kızımın karnımın içinden son kez beni tekmelediğini hissettim. ‘anne ben geliyorum’ dedi.
Benim bu hazırlıklarım yapılırken eşim yan odada ameliyathane kıyafetleri giymekle meşguldü. Ben masaya yatırıldım ve eşimi içeri aldılar. İşte o an tüm endişelerim, korkularım yok oldu. Bence eşin o doğumda olması çok önemli ve gerekli. O özel ana tanıklık etmesinden çok bana ev huzurunu hissettirdi. Bana bir şey olmaz, kızıma bir şey olmaz babamız yanımızda duygusu çok önemli bir duygu. Bu konuda kafası karışık olan anne adaylarının biraz bu yönden düşünüp karar vermelerini isterim.

Bu anlattığım uzun hazırlık sürecinden sonrası o kadar hızlı geçiyor ki bu nedenle anılarınız hep ön hazırlıkla ilgili oluyor. Doktorumun gelmesi, yardımcı cerrahların esprileri, melek hemşirelerim hepsinin o gülen yüzleri sayesinde her şey güzeldi.

Vücudunuza dair hiçbir şey hissetmeseniz bile o ilk ağlama sesi geldiği anda kalbimin tüm vücuduma hükmederek titrettiğini hatırlıyorum. O ağlama sesi hayatımda duyduğum ilk ‘ ilahi ses’ sanki.
Gözlerim eşimde onun gözleri kızımızın olduğu noktada acaba bir şey yakalar mıyım diye izledim dakikalarca. İşte o aşamada doktorunuz, ameliyat ekibi o kadar önemli ki. Saniye saniye ne yaptıkları bildim. Bu içimi rahat tutmamı sağladı ve inanın kızım kucağıma getirilirken önce kokusu geldi. Ameliyathane ortamının steril kokusuna rağmen ayırt ettim.

Ne yazık ki o an çok uzun sürmüyor. Bebeği ilk kontrolleri ve hazırlığı için sizden alıyorlar. Eşinizde bebekle birlikte yola çıkıyor ve sizin dikiş aşamanız başlıyor. O anlar geçmeyeceği için sanırım o aşamada bana bir sakinleştirici verip dikiş işlemi bitene kadar yarı baygın dinlenmemi sağladılar. Sonra uyandırma odasında geçmeyen on beş dakika ve sonunda odanıza ailenizin yanına dönüşünüz.

Doğan minik ile ameliyathanede tanışmış olmamıza rağmen odaya getirilişini sabırsızlıkla bekledim. Sanki yıllardır hayatımda varmış ve yıllardır görmemişim gibi hasretle sarıldım ona. O andan itibaren yaşanan duygu değişimleri tarif edilemez hisler. Değişen hayatın en güzel meyvesini yemek gibi. Aslında her duygudan arınmış ‘saf’ bir şeyi elinizde tutuyorsunuz.

Şimdi özellikle bu yazıyı yazarken neleri hatırlıyorum neleri hatırlayamıyorum diye düşünürken o günün gizli oyuncusunun önemini unutmamam gerek. Doğum fotoğrafçımız Burçin Çobanoğlu. Öyle profesyonel oluyorlar ki varlıklarını hissetmiyor ama her anda yanınızda olduğunu fotoğraflardan fark ediyorsunuz. Şimdi bir kez daha o anları fotoğrafladığımız için çok memnunum. Sizin görmediğiniz bir çok anda fotoğrafçı orada oluyor ve o anlara bu sayede tanıklık ediyorsunuz. Bize hatırlattığı her an için sonsuz teşekkür ediyorum. Merak edenler için adresi :  http://www.burcincobanoglu.com/
Ve tabi asla ama asla unutamayacağım incelikler sunan Acıbadem Maslak Hastanesi ve sağlık ekibi iyi ki varlar. Yeni doğum yapmış bir kadına duş şansı sunup odasına kuaför getirtmek ancak onların yapabileceği bir incelikti sanırım. Enerjimin tavan yaptığını hatırlıyorum.
Ve bu uzun yolu bizimle gece gündüz aşan Prof. Dr. Bülent Tıraş ve ekibi hayatımın en güzel hediyesine onlar sayesinde kavuştum.
Bunları neden söylediğimi düşünüyor olabilirsiniz. İnanın bu isimler aklınıza hayatınıza kazınıyor. Bu bir ekip çalışması halini alıyor ve gözünüz kapalı kendinizi ellerine emanet edebileceğiniz bir ekiple yürümek tüm zorlukları kolayca aşmanızı sağlıyor.
Şunu unutmayın ‘her doğum kendi masalını yazar ve masalın kahramanı sizsiniz’ Eğer bu süreçleri daha yaşayacaksanız size tek tavsiyem ‘kendinizi akışa bırakın’ ve ‘masalınızı dinleyin’

İğne Babalara Çuvaldız Annelere

anne, baba, bakım, bebek, kadın, yaşam, yeni doğan

Yeni anne olmuşsan ya da bu sürece hazırlıksız yakalanmışsan ve henüz pratiklik kazanmamışsan ‘yeni doğan’ büyütmek ve onunla ortak bir hayat kurmak beklenilenden daha zor olabiliyor. Ben doğum yaptığım ilk günlerde 52 santimetrelik bu küçük devin beni nasıl bu kadar kusursuz parmağında oynattığına inanamamıştım. 

Bu süreç öyle bir dönem ki anne hem değişen hormonlarına hem emzirme ritüeline hem bebek bakımının getirdiği yeni hayat tarzına alışmaya çalışırken öyle bir koşuşturma içine giriyor ki başka her şeye kendini kapatabiliyor. İşte bu dönemde evde en çok göze batan kişi tabii baba oluyor. Baba, zaten nasıl geçtiğini anlamadığı dokuz aylık bir sürecin ardından anne ile aynı anda aynı şeyleri hissetmesi beklenen kişi haline geliyor. Oysa bizleri yönlendiren ve hamilelik sürecinde bizi anne olmaya hazırlayan hormonların onlarda olmadığını düşünürsek babaların bebek konusunda motive olmaları için yüksek psikolojik konsantrasyon gerekiyor.
Hepimiz birden bire girdiğimiz bu yüksek iş yükünün altında yaşarken ara ara çevremden duyduğum ya da okuduğum şekilde bebeği ile sadece eğlenen, oyun oynayan ama taşın altına elini sokmayan baba modelinden şikayet ediyoruz. İşte bu aşamada annelere koca bir çuvaldız batırma vakti gelmiştir bence. Başta kendim olmak üzere bir çok annede gördüğüm davranış modeli babaya ‘sen yapamazsan çekil’ mesajı ile yaklaşmak. Öyle anlar geliyor ki bizim bebek ile daha fazla zaman geçirmemizden kaynaklı pratikliğimizin bir anda onlarda da olmasını bekliyoruz. Neye ellerini atsalar ‘dur sen şimdi yapamazsın, ben halledeyim, ben yediririm hemen dur’ gibi cümlelerle biz baştan zaten bebek büyütmek anne işidir mesajını veriyoruz. Tabi bu aşamada babalara bir iğne geliyor. Onlarda bizim bu sabırsız tavrımız karşısında işlerine gelir şekilde tüm bebek bakım işlerinden ellerini çekiyorlar. İşte o aşamadan itibaren sizin yaptığınız tüm ‘ben hallederim’ işleri sizin göreviniz haline geliyor. 
Ben başlarda çocuklu hayat öyle uzun bir süreç ki bırak bu işleri ben halledeyim zaman içinde babaya da çok iş düşecek diye düşünenlerdendim. Bir yandan bütün gün işte yorulan eşin bir de akşam bunlarla uğraşmasının onu yorabileceğini düşünen melek yüzüm vardı. Geçmiş zamanlı konuşuyorum çünkü işin doğrusu bu değil. 
Baba-çocuk ilişkisi öyle anne ile olduğu gibi doğal yollardan bir anda kurulması çok mümkün olmayan bir ilişki bu nedenle anneler dokuz ay önde başlıyorlar bir nevi. İşte bu yüzden baba bebek ile temasa ne kadar hızlı geçer ve iletişimde olursa ileride birbirlerine olan bağları çok daha kuvvetli oluyor. Bunu sadece ben söylemiyorum tabii şimdiye kadar okuduğum bir çok yayın babanın bir an önce oyuna as oyuncu olarak alınması yönünde.
 Bırakın bezi bir kere yanlış bağlasın, bırakın çorabını ters giydirsin, mamasını yere döksün ama yeter ki bırakın yapsın. Bir şeyler bir an önce olacak diye oluşması gereken bu bağın önünde bir engel olarak durmayın. Bu üç kişilik bir oyun ve burada rakibiniz baba değil karşınızda duran minik canavar.Onlar o kadar zeki ve bitmez bir enerji ile dünyaya geliyorlar ki sizin yanınızda size omuz verecek o as oyuncuya ihtiyacımız var. Ben bu konuda şanslı annelerden biriyim. Baba rolünün ona sunulandan fazlasını gösteren bir eşe sahibim ama bunun benim için değil kızımız için önemini anlamış olduğu için çok şanslıyım. Kafanızdaki kız çocuk babaya, erkek çocuk anneye klişelerini yıkın. Bu hayat hep beraber oynayabileceğimiz en güzel oyun. Sadece arada sırada geri çekilip izleyici olmayı da öğrenmemiz gerek.  

Korkular İçerir Annelik

anne, özlem, bebek, hayat, korku, sağlık, sevgi

Korkular içerir annelik. Sadece bebeğinize dair korkular değil bazen en acısını kendinize dair yaşarsınız. Doğum yapalı dokuz ay oldu. Dokuz aydır her gün aklımdan zamanlı zamansız bir düşünce geçiyor ‘ya yeteri kadar yanında olamazsam’. Bazılarınız bunu psikolojik problem bazıları gereksiz bir telaş olarak görebilir ama onu izlediğim, ona dair günleri düşündüğüm bazı anlar diyorum ki ‘ o gün yanında olmalıyım’.

İlk kelimesinde, ilk adımında, ilk hecesinde, cümlesinde, okulunda, mezuniyetinde, aşk acısında, genç kızlığında, işe girdiğinde, her sorununda, mutluluğunda, düğününde doğumunda yanında olmalıyım. Korkuyorum. Aslında zaman geçtikçe ona yapabileceğim en önemli iyiliğin kendime iyi bakmak olduğunu fark ediyorum. Çünkü ben annemden bunu istedim ve o yanımda oldu hala yanımda ve bende kızımın elinden bu hakkını almak istemiyorum. Yanında olmanın dışında sağlıklı olarak yanında olmak istiyorum.

İnsan konuşamıyor çoğu zaman böyle şeyleri. Karşınızda birine söylediğinizde ‘aa saçmalama düşünme böyle kötü şeyler’ diyerek içinizden akıtmak istediğiniz bu duyguyu içinize kilitliyor bazen. Ben o kilidi açmak istedim. İçimdeki bu korkuyu dışarıya çıkarıp yok etmek istedim. Öylede oldu.
Kendisi için bir şeyler yapamaması zordur insanın. Bazı insanlar vardır ya başkası için her şeye koşar konu kendi oldu mu yan çizer, tembelliğe geçer. Ben biraz bu cinsim sanırım ve annelikten en çok bunu öğrendim işte. Ona verebileceğim en önemli şey benim ve ben iyi olmalıyım.
Şimdi sizlerin karşısında buradan kızıma söz veriyorum. Elbet her şey yüce yaratanın takdiri kızım ama ben bu saydığım her günde senin yanında olacağım. Bunun için gereken ne ise yapacağım. Sadece dokuz aydır hayatımda olmana rağmen bana öğrettiğin her şey için teşekkür ederim. Seninle beraber hayata gelen yeni ben öncekilerden çok farklı daha özel.

Bu yazıyı okuyan ve bu enerjiyi benimle paylaşan herkesin elini tutan, sırtını dayadığı güç her kim ise hep hayatında olsun. Yazdıklarım negatif bir ruh hali anlatmasın size. Tam tersi sadeleşmiş duyguların en rahat şekilde dışa vurumu bunlar. Ben ilahi güce ve onun içime verdiği huzura hep inanıyor, güveniyorum.
Bebeğinize iyi bakmak, beslemek, büyütmek herkesin yapacağı şeyler ama onların bizim elimize, varlığımıza, kokumuza ihtiyacı var. Sadece annelere diyorum ki ”kendinize iyi bakın hemi’ ve siz iyi olunca onun zaten iyi olduğuna şahit olacaksınız.

Anneler Yarışıyor

anne, bebek, bebek bakım, bebek gelişim, kadın

Annelik konusunu düşündükçe altından o kadar çok konu çıkıyor ki hangi biri üstünde düşünüp yazsam diye şaşırıyorum bazen. Dışarıdan bakıldığında sadece anne ve bebeği ilgilendirmesi gereken bir ilişki nasıl oluyor da bir yarışa dönüşebiliyor ? Annelerin deneyimlerini paylaşması, yönlendirici olmaları özellikle benim gibi yeni anneler için gerçekten çok etkili ve önemli oluyor.

 İnternet aracılığı ile okuduğum deneyimler yeni annelik döneminde bir imdat çekici gibi. Buraya kadar gerçekten sorun yok ama öyle bir an geliyor ki bebeğiniz büyümeye başladığında bu karşılaştırmalar sizin için korkunç bir hal almaya başlayabiliyor. Bebeğinizle aynı ayda olan bebeklerin yapabildikleri ya da yapamadıklarını okudukça içten içe soru işaretleri beyninizde kocaman bir yer kaplıyor. Bak onun bebeği pütürlü yiyor, bak dişi çıkmış, daha üç aylık dönüyormuş, emeklemiş, adım atmış derken bir an sanki bebeğinizde eksiklikler varmış gibi hissedebiliyorsunuz. İşte bu noktada çok ince bir çizgi var. Ya doktorunuza ve iç güdülere güvenip bunları kulak arkasına atacaksınız ya da o yarışın içine gireceksiniz. O kadar korkutucu örnekler okuyorum ki hangi birini paylaşsam şaşırmış durumdayım. bebeğini bir kez bile görmemiş insanlara bebeğinin neden yürümediğini, yemediğini, ateşini sorabiliyor anneler. Sanki algılar kapanıyor ve gizli bir hırsla benimki daha iyi olmalı yarışına giriyor. 

Gerçekten algılamadığım şey ise bebeğin bir şeyleri yaşıtlarından önce yapmasını üstün bir zeka ve başarı örneği olarak görüp bunu başka anneler üstünde bir üstünlük olarak yansıtan örnekler okuyorum. Bu örnekler altına yazılan üzgün suratlı ‘ama benim bebeğim neden yapamıyor ya’ gibi yorumlar yazan anneler. Bir bebeğin her şeyi ayında düzgün bir şekilde yapması yeterliyken neden daha önce yapmalı, başarmalı algısı oluşuyor ki? Sağlıklı olduğu için şükredip sadece kendi bebeğinin gelişimi ile ilgileneceğine neden bu yarış. Peki bu yarış ne zaman bitiyor ? Söyleyeyim hiçbir zaman. Daha bu aşamada bu kadar yarışçı bir anne olmaya başlayan kişiler eğitim hayatında, iş hayatında çocuklarına aynı baskıları yapıp hatta başkalarının çocukları ile karşılaştırıp çocuklarına hayatlarını bir yarış olarak öğretiyorlar. Her bebeğin sosyal, fiziksel, psikolojik gelişimi birbirinden çok farklı. Hepsi ayrı bir gen yapısı ile doğuyorlar ve bu bebekler bizlerin egolarını, hırslarını yüklenmek zorunda değiller. 
Kendimden bazı örnekler vermek istiyorum bu noktada. Kızım yedinci ayının başlarından beri ek gıdaya başladı ve daha çok püre formunda yiyecekler yediği için şu an dokuzuncu ayında olmasına rağmen pütürlü yiyeceklerde zorlanıyor. Tabi bende bir çok anne gibi önce internete başvurarak bu sorunu nasıl çözeceğimi araştırıp duruyordum. Çevremde neredeyse anne babası ile aynı formda yemekler yiyen bebekler gördükçe bir yerde hata yapıyorum diye kendimle çelişkilere düştüm ta ki bunun bir sorun olmadığını anlayana kadar. Benim sorunum bu konuya sorun olarak bakmaktı ve bu aşamada kızıma bir kaç gün zorla pütürlü gıdalar vererek ona nasıl işkence ettiğimi gördüm. Peki neydi beni bu psikolojiye sokan etkiler? Başkaları ! evet diğerleri ve onların parmak sallayarak söylediği sözler. Bizimki bu ayda köfte yiyordu, yok şimdi almazsa üç sene almaz vs. Sonra ülke çapında isim yapmış bir pediatristin internette bir röportajına rastladım buna göre kızımın yemek şekli normal sayılabilirdi ve bu dönemdeki baskıcı yaklaşımlar yeme bozukluğu yaratıyordu. İşte o an dedim ‘ben kiminle yarışıyorum’. 
Şimdi kızımın her konudaki gelişiminde sadece o ve ben varız. Bu onun yapısı ve onun seçimi. Sağlıklı olduğu sürece elbet yürüyecek, yemek yiyecek, konuşacak. Neden bunları zamanından önce yapsın ki? Ne acelesi var? Hiç! Benim tek görevim yemediğinde yiyeceğini yapmak, teklediğinde elinden tutmak, hecelediğinde kelimeyi öğretmek daha fazlası değil. Ben ona bu hayatta eşlik eden kişiyim onu yarıştıran, üstünde egolarını şişiren kişi değil. Ne olursa olsun o benim hayattaki en önemli varlığım ve benim hayatta aldığım en güzel hediyem. Bebeklerimizle aramızdaki ilişki hırslardan, egolardan, yarışlardan sıyrılmış sadece güzel  duygulardan beslenen anılarla dolu olmalı. Unutmayın sizin için hayatta tek birinci var o da o !