Biz Ayrılamayız

anne, baba, bebek, bebek ile yaşam, ev, seyehat, sosyal bebek, sosyal hayat

Şimdiye kadar olan yazılarımda bebeğimden ayrı olarak sosyalleşmenin biraz nefes almanın önemini ya da gerekliliğini bol bol anlattım. Kızım memeden kesilip normal beslenmeye başladığından beri aile büyüklerinin desteği ile kendime zaman ayırmam biraz daha kolaylaştı. En azından spora gidebilmek ya da arkadaşlarımla bir kahve için bir kaç saat ayırmak benim için bulunmaz fırsatlardı.
Bu hafta sonu ise biraz daha fazla cesaret ederek ayrı bir hafta sonu geçirme planı yaptık. Kızım babaannesinde kalacak ve bizde cumartesi gününü eski günlerdeki gibi sadece “sevgili rolü” ile geçirecektik. Tabi bu planı hayata geçirmek için koca bir hafta üstüne düşündüm. İlk kez bir gece ayrı kalacaktık ve bunu hayal etmesi bile benim için çok güçtü.

Anneliğin verdiği duygularla sanki biz olmadan bebekler rutinini yaşayamaz gibi hissediyoruz. Aslında bunlar sadece bizim güdülerimiz ve kendimize koyduğumuz bloklar. Beslenmesini düzenleyip kendini evinde hissettirecek oyuncak ya da eşyaları yanınıza aldığınızda adapte olmaları hiç zor değil daha doğrusu değilmiş.

Pera’nın öncelikle küçük el çantasını hazırlamak yeteri kadar garipti. Onun başka bir yere gidecek olması hissi büyük bir boşluk. Bir yandan eşim ile beraber böyle bir nefese ihtiyacımız olduğunu hissettiğim için bu motivasyon ile sürekli en kötü yirmi dakika mesafe atlar gideriz diye kendimi telkin ederek hazırlıkları yaptım.

Sonuç olarak sorunsuz bir hafta sonu geçirdik. Aslında bir çok şeyi kafamda ne kadar sorun haline getirdiğimi fark ettim. Sonuçta çok sevdiği aile büyükleri ile oyunlar oynayarak, gezerek bir gün geçirdi ve bizi gördüğünde kafamda sinirli olur, ağlar gibi düşündüğüm hiçbir tepkiyi vermedi.
Açıkçası kızım ile doğduğundan beri çok iç içe bir yaşam sürüyoruz. Bu durum elbet çok keyifli ve dileğim her an beraber olabilmek ama onun bana çok bağımlı olması durumu ileride sosyalleşmesi adına kötü bir durum. Benim dışımda da güvende olabileceğini, düzenini sağlayabileceğini öğrenmesi gerekiyor. Çalışan anne babanın kızı olarak hayatımda bunun pozitif yönlerini hep yaşadım. Daha sosyal daha dışa dönük ve iletişimi kuvvetli bireyler oluyor bu çocuklar.

Bir diğer yönden bakınca bizim onu özlememiz onun bizi özlemesi ikili ilişkimizde ve iletişimimizde pozitif etkiler yaratıyor. Burada önemli olan onu bir yere bırakıp kaçmışız hissi vermeden ona açıklayarak bunu yapmak. Genelde aman ağlamasın diyerek oyuncakları ile oyalanırken evden kaçarak çıkmak gibi davranış modelleri duyuyorum oysa bu durum çocuk üzerinde terk edilmiş hissi yaratıyor. Oysa onun o gün orada kalacağını, çok eğleneceğini anlatıp öperek el sallayarak gitmek çok daha etkili. Yaşadığımız her ilk bir hikaye tadında oluyor. Hepsi o kadar yeni deneyimler ki bunları yaşayarak bir rutin oluşturacağız. Büyüme sürecini hem bebek hem bizler için daha keyifli kılmak ve akılcı hareket etmek kafamızdaki blokları, engelleri yıkmak ile mümkün. Her anın tadını çıkarmak lazım bazen ondan uzak olmanın bile.

Asla Unutma

anne, anı, baba, bebek, bebek ile yaşam, bir yaş, bir yıl, doğum günü, erkek, fotoğraf, hatıra, kadın, yaşam

Doğum yapalı ve kızımızın hayatımıza gireli sadece on ay oldu. Bu kadar kısa denilebilecek bir sürede bile ilk hafta fotoğraflarına bakınca neredeyse kızımı tanıyamayacağım. Her günü, her haftası, her ayı yeni bir insan yeni biri oluyor sanki. Bu değişim hızına kendinizi kaptırınca daha geçen ay çekilmiş fotoğraflar karşısında şaşkınlığınızı saklayamıyorsunuz.
İşte bu nedenle bir yaşımız yaklaşırken bu yıla dair unutmamam gereken şeyleri not almak istiyorum.

Bebeğim ,

  • Takip etmeyi çok seviyorsun.
  • Hapşırma, öksürme gibi eylemlerde çıkan seslere çok gülüyorsun. 
  • Bu çocuk hiç yüz üstü yatmayacak mı derken şimdi sırt üstüne çeviremiyoruz.
  • Uyurken esniyorsun. (bilimsel açıklaması olmalı) 
  • Sokağa çıkmak gün içindeki tek amacın ama uyku saatleri ev konforu arıyorsun.
  • Rüzgara karşı dilini çıkarmak seni çok eğlendiriyor.
  • Emeklemeden önce sıraladın şimdi ise kucakta durmak senin için en sıkıcı şey. Ses sistemi ve televizyona tırmanma girişimi en büyük hedeflerin içinde. 
  • Hayır sözcüğünü anlıyorsun ama her zaman dinlediğin söylenemez. 
  • Sokakta yola düşen gölgeler seni çok eğlendiriyor. 
  • Asla çorap giymek istemiyorsun. Hatta üstün hep ince olmalı. (Neyse bizim mevsim geldi)
  • Pütürlü yemeğe başladın ama şu an işine gelenleri yemek, sebze pütürlerini ret etmek için öksürüyor numarası yapıyorsun. (Anne bu numarayı yemez. Aynı yoldan geçtik.)
  • Daha 10 aylıksın ama sana istemediğin bir şeyi yaptırmak imkansız. (Babana göre bana, bana göre babana çekmiş bu huyun)
  • Aramızda yatmayı seviyorsun ama aslında o aramızda olmuyor. Çünkü bizi yataktan itmeyi başarma süren on dakika. 
  • İnsanları tanıyorsun ve yabancılara karşı yaptığın değişik bir bakışın var. (İnsanlar niye sinirli bu diyor yapma)
  • Oyuncaklar sana değil kendimize aldığımız şeyler. Pet şişe, mutfak aletleri, dvd ve kumandalar varken kim ne yapsın oyuncakları değil mi?
  • Güneşe bakamıyorsun ve hemen minik burnunu kırıştırıyorsun. ( Çok şeker gözüktüğün için arada özellikle ortam yarata biliyorum )
  • Ellerin seni tanımlayan en önemli uzvun. Sürekli hareket halindeler ve bir şeyler anlatıyorlar sanki. 
  • Suyun her şekline bayılıyorsun. Banyo yapmak ya da içmek ne olursa olsun suyun içinde yaşamayı seviyorsun.

Bunun gibi sayacağım onlarca madde daha var ona dair. İnsan iyi, güzel şeyleri çabuk unutuyor. İşte bu yüzden bazen şöyle bir liste yapıp güncel tutmak istiyor kendini.

Bebekler ile ilgili söylenebilecek onlarca şey var ama en önemlisi bebeklikleri çok kısa sürüyor. İşte bu yüzden ne yaparsan yap bir köşeye not al her anı. Onlara dair biriktirdiğimiz her şey biliyorum ki kendilerini daha kolay tanımaları, şekillendirmeleri için gerekli oluyor.
Ve insan kucağında ona sarılırken geçen her günü özlüyor. Sanırım annelik birazda özlemek. Yanında olanı özlemeyi becerebilmek.

Her Doğum Kendi Masalını Yazar

ameliyat, anne, anı, baba, bebek, doğum, doğum fotoğrafçısı, doğum fotoğrafı, epidural, sezeryan

Her doğumun kendi içinde özel, masalsı bir hikayesi var. Herkesin yaşadığı ‘o’ an başka duygular barındırıyor. Doğum zamanı yaklaştıkça bilgisayarı karşıma alıp onlarca doğum hikayesi okuduğumu, videolar izlediğimi, fotoğraflar baktığımı hatırlıyorum. İnanın hiçbiri bana o gün geldiğinde ‘evet bunu okumuştum, biliyordum’ dedirtmedi. Öyle bir an öyle bir zaman dilimi yaşıyorsunuz ki hastaneye ayak bastığınız dakikadan itibaren her şey yeni, farklı, merak uyandırıcı oluyor.
Ben ve doktorum son kontrollerim yaklaşırken bazı nedenler dolayısı ile doğumun sezeryan olması konusunda karar verdik ve ben doktoruma olan ‘olması gereken’ sonsuz güvenim ile kafamda hiçbir soru işareti kalmadan bu fikri doğru buldum. Hamileliğim boyunca gittiğim tüm hamilelik, doğum, anne bebek eğitimlerinde derslere giren uzmanlardan aldığım tek ortak bilgi buydu. ‘Doktorunuza ve iç sesinize güvenin’

Sezeryan doğum yapmış biri olarak o günü daha programlı yaşama şansınız oluyor tabi. Sonuçta hastaneye gideceğiniz saat, kanınızın alınacağı saat her şey belli ve bir aksilik yaşanmadığı sürecede her şey plan doğrultusunda işliyor.
Hastaneye ben, eşim ve ailem hep birlikte gittik ve bir gece önce heyecanın verdiği adrenalin ile sabahın en erken saatinde dikildiğim için kahvaltıyı hastanede yaptık. Not olarak onlar yaptı ben izledim malum ameliyat öncesi açlık halleri.  O sırada sürekli elim karnımda ‘şu kadar saat sonra yanımda, kucağımda’ diyerek kendimi telkin ettiğimi hatırlıyorum.
Bir süre sonra doğum sürecinden sorumlu olan danışman hemşiremiz yanıma geldi ve kan tahlilleri, hazırlık aşamaları için odamıza çıkmamız gerektiğini iletti. İşte o an hayat durdu ve bir film şeridi akmaya başladı. Heyecan, korku, sabırsızlık aklınıza gelebilecek her duygu ile sarsılıyor ağlarken gülüyor gülerken ağlıyorsunuz.
Odamıza çıktık tahliller, kıyafet değişimi vs derken hemşire gelip ‘epidural için hazırız’ dedi. İşte benim günlerce bilgisayar karşısında ter dökmemi sağlayan an o andı. Doğumdan daha çok bir iğnenin belime girecek olması, orada kalacak olması, sonrasında yaşatabileceği dayanılmaz baş ağrılarını düşünerek ameliyathaneye indik.

Önümde bir hasta bakıcıya tüm gücümle dayanmış halde arkamda anestezi uzmanının oluşabilecek komplikasyonları anlatmasını dinlerken birden ‘tamam bitti şimdi biraz bekliyoruz’ dediğini duydum. Evet aynen böyle oldu. İnanamamıştım. ‘Aylardır araştır dur hiçbir şey hissetme yani’ dediğimi hatırlıyorum. Bu arada komplikasyonlara gelince doktor cümlesini tabi bunların görülme az şeklinde bitirdiği için gönül rahatlığı ile uyuştum. Burada süre kişinin eşiklerine göre değişiyor tabi ama çok uzun süre beklemediğinizi söyleyebilirim. O anda kızımın karnımın içinden son kez beni tekmelediğini hissettim. ‘anne ben geliyorum’ dedi.
Benim bu hazırlıklarım yapılırken eşim yan odada ameliyathane kıyafetleri giymekle meşguldü. Ben masaya yatırıldım ve eşimi içeri aldılar. İşte o an tüm endişelerim, korkularım yok oldu. Bence eşin o doğumda olması çok önemli ve gerekli. O özel ana tanıklık etmesinden çok bana ev huzurunu hissettirdi. Bana bir şey olmaz, kızıma bir şey olmaz babamız yanımızda duygusu çok önemli bir duygu. Bu konuda kafası karışık olan anne adaylarının biraz bu yönden düşünüp karar vermelerini isterim.

Bu anlattığım uzun hazırlık sürecinden sonrası o kadar hızlı geçiyor ki bu nedenle anılarınız hep ön hazırlıkla ilgili oluyor. Doktorumun gelmesi, yardımcı cerrahların esprileri, melek hemşirelerim hepsinin o gülen yüzleri sayesinde her şey güzeldi.

Vücudunuza dair hiçbir şey hissetmeseniz bile o ilk ağlama sesi geldiği anda kalbimin tüm vücuduma hükmederek titrettiğini hatırlıyorum. O ağlama sesi hayatımda duyduğum ilk ‘ ilahi ses’ sanki.
Gözlerim eşimde onun gözleri kızımızın olduğu noktada acaba bir şey yakalar mıyım diye izledim dakikalarca. İşte o aşamada doktorunuz, ameliyat ekibi o kadar önemli ki. Saniye saniye ne yaptıkları bildim. Bu içimi rahat tutmamı sağladı ve inanın kızım kucağıma getirilirken önce kokusu geldi. Ameliyathane ortamının steril kokusuna rağmen ayırt ettim.

Ne yazık ki o an çok uzun sürmüyor. Bebeği ilk kontrolleri ve hazırlığı için sizden alıyorlar. Eşinizde bebekle birlikte yola çıkıyor ve sizin dikiş aşamanız başlıyor. O anlar geçmeyeceği için sanırım o aşamada bana bir sakinleştirici verip dikiş işlemi bitene kadar yarı baygın dinlenmemi sağladılar. Sonra uyandırma odasında geçmeyen on beş dakika ve sonunda odanıza ailenizin yanına dönüşünüz.

Doğan minik ile ameliyathanede tanışmış olmamıza rağmen odaya getirilişini sabırsızlıkla bekledim. Sanki yıllardır hayatımda varmış ve yıllardır görmemişim gibi hasretle sarıldım ona. O andan itibaren yaşanan duygu değişimleri tarif edilemez hisler. Değişen hayatın en güzel meyvesini yemek gibi. Aslında her duygudan arınmış ‘saf’ bir şeyi elinizde tutuyorsunuz.

Şimdi özellikle bu yazıyı yazarken neleri hatırlıyorum neleri hatırlayamıyorum diye düşünürken o günün gizli oyuncusunun önemini unutmamam gerek. Doğum fotoğrafçımız Burçin Çobanoğlu. Öyle profesyonel oluyorlar ki varlıklarını hissetmiyor ama her anda yanınızda olduğunu fotoğraflardan fark ediyorsunuz. Şimdi bir kez daha o anları fotoğrafladığımız için çok memnunum. Sizin görmediğiniz bir çok anda fotoğrafçı orada oluyor ve o anlara bu sayede tanıklık ediyorsunuz. Bize hatırlattığı her an için sonsuz teşekkür ediyorum. Merak edenler için adresi :  http://www.burcincobanoglu.com/
Ve tabi asla ama asla unutamayacağım incelikler sunan Acıbadem Maslak Hastanesi ve sağlık ekibi iyi ki varlar. Yeni doğum yapmış bir kadına duş şansı sunup odasına kuaför getirtmek ancak onların yapabileceği bir incelikti sanırım. Enerjimin tavan yaptığını hatırlıyorum.
Ve bu uzun yolu bizimle gece gündüz aşan Prof. Dr. Bülent Tıraş ve ekibi hayatımın en güzel hediyesine onlar sayesinde kavuştum.
Bunları neden söylediğimi düşünüyor olabilirsiniz. İnanın bu isimler aklınıza hayatınıza kazınıyor. Bu bir ekip çalışması halini alıyor ve gözünüz kapalı kendinizi ellerine emanet edebileceğiniz bir ekiple yürümek tüm zorlukları kolayca aşmanızı sağlıyor.
Şunu unutmayın ‘her doğum kendi masalını yazar ve masalın kahramanı sizsiniz’ Eğer bu süreçleri daha yaşayacaksanız size tek tavsiyem ‘kendinizi akışa bırakın’ ve ‘masalınızı dinleyin’

İğne Babalara Çuvaldız Annelere

anne, baba, bakım, bebek, kadın, yaşam, yeni doğan

Yeni anne olmuşsan ya da bu sürece hazırlıksız yakalanmışsan ve henüz pratiklik kazanmamışsan ‘yeni doğan’ büyütmek ve onunla ortak bir hayat kurmak beklenilenden daha zor olabiliyor. Ben doğum yaptığım ilk günlerde 52 santimetrelik bu küçük devin beni nasıl bu kadar kusursuz parmağında oynattığına inanamamıştım. 

Bu süreç öyle bir dönem ki anne hem değişen hormonlarına hem emzirme ritüeline hem bebek bakımının getirdiği yeni hayat tarzına alışmaya çalışırken öyle bir koşuşturma içine giriyor ki başka her şeye kendini kapatabiliyor. İşte bu dönemde evde en çok göze batan kişi tabii baba oluyor. Baba, zaten nasıl geçtiğini anlamadığı dokuz aylık bir sürecin ardından anne ile aynı anda aynı şeyleri hissetmesi beklenen kişi haline geliyor. Oysa bizleri yönlendiren ve hamilelik sürecinde bizi anne olmaya hazırlayan hormonların onlarda olmadığını düşünürsek babaların bebek konusunda motive olmaları için yüksek psikolojik konsantrasyon gerekiyor.
Hepimiz birden bire girdiğimiz bu yüksek iş yükünün altında yaşarken ara ara çevremden duyduğum ya da okuduğum şekilde bebeği ile sadece eğlenen, oyun oynayan ama taşın altına elini sokmayan baba modelinden şikayet ediyoruz. İşte bu aşamada annelere koca bir çuvaldız batırma vakti gelmiştir bence. Başta kendim olmak üzere bir çok annede gördüğüm davranış modeli babaya ‘sen yapamazsan çekil’ mesajı ile yaklaşmak. Öyle anlar geliyor ki bizim bebek ile daha fazla zaman geçirmemizden kaynaklı pratikliğimizin bir anda onlarda da olmasını bekliyoruz. Neye ellerini atsalar ‘dur sen şimdi yapamazsın, ben halledeyim, ben yediririm hemen dur’ gibi cümlelerle biz baştan zaten bebek büyütmek anne işidir mesajını veriyoruz. Tabi bu aşamada babalara bir iğne geliyor. Onlarda bizim bu sabırsız tavrımız karşısında işlerine gelir şekilde tüm bebek bakım işlerinden ellerini çekiyorlar. İşte o aşamadan itibaren sizin yaptığınız tüm ‘ben hallederim’ işleri sizin göreviniz haline geliyor. 
Ben başlarda çocuklu hayat öyle uzun bir süreç ki bırak bu işleri ben halledeyim zaman içinde babaya da çok iş düşecek diye düşünenlerdendim. Bir yandan bütün gün işte yorulan eşin bir de akşam bunlarla uğraşmasının onu yorabileceğini düşünen melek yüzüm vardı. Geçmiş zamanlı konuşuyorum çünkü işin doğrusu bu değil. 
Baba-çocuk ilişkisi öyle anne ile olduğu gibi doğal yollardan bir anda kurulması çok mümkün olmayan bir ilişki bu nedenle anneler dokuz ay önde başlıyorlar bir nevi. İşte bu yüzden baba bebek ile temasa ne kadar hızlı geçer ve iletişimde olursa ileride birbirlerine olan bağları çok daha kuvvetli oluyor. Bunu sadece ben söylemiyorum tabii şimdiye kadar okuduğum bir çok yayın babanın bir an önce oyuna as oyuncu olarak alınması yönünde.
 Bırakın bezi bir kere yanlış bağlasın, bırakın çorabını ters giydirsin, mamasını yere döksün ama yeter ki bırakın yapsın. Bir şeyler bir an önce olacak diye oluşması gereken bu bağın önünde bir engel olarak durmayın. Bu üç kişilik bir oyun ve burada rakibiniz baba değil karşınızda duran minik canavar.Onlar o kadar zeki ve bitmez bir enerji ile dünyaya geliyorlar ki sizin yanınızda size omuz verecek o as oyuncuya ihtiyacımız var. Ben bu konuda şanslı annelerden biriyim. Baba rolünün ona sunulandan fazlasını gösteren bir eşe sahibim ama bunun benim için değil kızımız için önemini anlamış olduğu için çok şanslıyım. Kafanızdaki kız çocuk babaya, erkek çocuk anneye klişelerini yıkın. Bu hayat hep beraber oynayabileceğimiz en güzel oyun. Sadece arada sırada geri çekilip izleyici olmayı da öğrenmemiz gerek.  

Baba bu ilişkinin neresinde?

anne, baba, bebek, evlilik, ilişki

Son haftalarda blog üzerinden yazdığım yazılarda fark ettim ki anne&bebek üzerinde durmuş hatta içimde ne yaşadıysam o şekilde aktarmışım. Bu aktarım aslında çok eksik kalmış. Anne&bebek ilişkisinin aslında en önemli anahtarı olan babaya çok yer verilmemiş. Belkide bu konu çok yönlü olduğu için insan içine girmeye çekiniyor. Ne var canım demeyin. Annenin bebekle, bebeğin baba ile olan ilişkisi bir yandan tüm temeli sağlayan annenin babanın birbirleri ile olan ilişkisi üzerine düşünmeye başladınız mı sonsuz bir derya açılabiliyor önünüze.

Hiç kuşkusuz ki bir çok kalıplaşmış ön yargıların aksine ‘evlilik’ bir ilişkinin gelebileceği en güzel nokta.Size bunun aksini düşündürten deneyimler zaten temel konu olan ‘doğru insan’ sorunu yüzünden ortaya çıkıyor. Hep konuşuyoruz ya hiçbir şeyin tek doğrusu yok diye aslında eş seçiminde de bu geçerli sanırım. Dışarıdan doğru bulmadığımız bir çok ilişki eğer böyle güzel ilerleyebiliyorsa aslında doğru insan kavramı bizim beynimizde koyduğumuz kalıplardan ibaret. Neyse anlatmak istediğim bu değil aslında. Evlenmek için bile bu kadar sancılı bir karar dönemi yaşadığımız insanın ‘doğru baba’ olduğuna karar verebilmek asıl en büyük kumar. İyi bir aşık, iyi bir arkadaş olabilir ama iyi bir baba olur mu? Sevgili olarak seçerken belki eski ilişkilerinde yaşadıklarını bir veri olarak kendinize alabilirsiniz ama iş baba olmaya geldi mi işte o tamamen zarın kaç kaç geleceğini bilmemek. 

Biz sevgilim ile sekiz senelik bir ilişki üzerine evlilik kararı verip evlendik .Çocuk fikrine alışıp, onu gerçekten istememiz ise artı beş sene daha aldı. Hayatın getirdikleri, verilen kararlar, şehir değişiklikleri derken bu zaman uçtu gitti. Aslında benim hormonlarımın seslerini yükseltmesi asıl etkenlerden biri oldu. Hamileliğim boyunca hep şunu düşündüm ; ‘ben 9 aylık bir zaman diliminde anne olmaya fiziksel ve ruhsal olarak hazırlanıyorum peki o bir günde baba mı olacak’ 
Aslında bu soruyu düşünürken sadece onu izlemem cevabı bulmak için yeterliymiş. Çünkü sevgilim en az benim kadar o maratona hazırlandı. Her gün kızımızla dakikalarca konuştu, elini bir an olsun karnımdan çekmedi, beslenme düzenimizde destek oldu. Baba bu işin teknik kısmı ama en önemli kısmı çoğu zaman. Beni rahatlatan en büyük etken oldu. Ve hastanede kızımın altını değiştirdiğini gördüğüm ilk sahnede tamam dedim doğru insan ile doğru bir yola çıktın. Çok basit gibi gözüken bu hareketin anne gözündeki önemini zamanı geldiğinde mutlaka anlarsınız.
Kızımızın geldiği o an itibari ile geçtiğimiz yeni aile düzeni içinde siz artık anne ve babasınız. Bu roller o kadar çekici ve egonuzu besleyen roller ki bir an geliyor şunu fark ediyorsunuz ‘benim sevgili rolüme’ ne oldu ? İşte o an beyniniz allak bullak olabiliyor. Anne olmak sizi öyle doyuruyor ki başka bir kazanılmış role ihtiyaç duymuyorsunuz ta ki o aydınlanma anı gelinceye kadar. Ben birinin annesi babası olduğum kadar birinin sevgilisi, karısı, kocasıyım ve o sıfatımı çok özledim. Ben bu aydınlanmayı çok ufak bir şey ile yaşadım. Bir gün bilgisayarda her zaman olduğu gibi kızımın doğum fotoğraflarına bakarken bir an da o dosyanın içine karışmış tatil fotoğraflarımızı buldum.İçinde sadece bizim olduğumuz, şimdi bana biraz eksik gelen ama o dönem için sadece biz olan fotoğraflar. Bir tanesini altına hiçbir şey yazmadan eşime yolladım ve aynı cevap geldi. ‘Biz birbirimizi biraz ihmal mi ettik? Seni özledim’ İşte o tehlikeli sınırdan döndüğü nokta ilişkinin. Çocuk yüzünden yıpranan hatta bitme noktasına gelen ilişkiler işte bu bölgede sıyrılamayan ilişkiler oluyor. Evet kızımın annesi olmak çok çok güzel ama eşimin sevgilisi olmak da bir o kadar güzel, önemli benim için. 
Unutulmaması gereken şey aslında ikili ilişkinin heyecanı, güzelliği devam ettiği sürece bebeğinize yansıttığınız enerji çok farklı ve güzel oluyor. Mesela benim bebeğimin en çok bize güldüğü hatta bazen kahkahalar attığı zamanlar sevgilimle birbirimizi öptüğümüz, sarıldığımız anlar. Tabi en çok birbirimizi öptükten sonra aynı anda ona saldırıyor olmamızı seviyor. 

Ben birbirine sevgisini her zaman gösteren, çocuğun yanında birbirlerine dokunmaktan, öpmekten çekinmeyen bir ailede büyüdüm ve bunun çocuğun ilişki gelişimi için önemli olduğuna inanıyorum. 
Sonuç olarak unutmamak gereken şey ebeveyn olmak sizin sevgili olmanızın önüne geçen bir rol değil onu besleyen bir rol olmalı. Anne&baba birbirini mutlu edebildiği sürece yetiştirdikleri bireyin mutlu olmamak için  bir nedeni yok. Belki eskisi gibi özgürce, bir sonraki adımı düşünmeden yaşayamıyorsunuz ilişkinizi ama yarın beraber aynı saatte bebeğinizi yıkayacağınızı bilmek size aynı heyecanları yaşatabiliyor. Önemli olan hayat içindeki rollerimizi birbirleri ile kavga ettirmemek ve doğru düzende hepsinin keyfini çıkartmak.