Abartma Sanatı

anne, çocuk, bakım, bebek, bebek ile yaşam, hayat, insan hali, psikoloji

Annelik bir günde olmuyor. Ruhsal ve fiziksel anlamda dokuz ay boyunca öyle bir sınavdan geçiyoruz ki bu sınavın bitiminde ruhumuzda kalan izler bizi baştan yaratıyor. Hamilelik haberini aldığınız noktada bir gün önce sizin için normal bir gün iken ertesi gün genetik kodlarınız, hormonlarınız bambaşka bir insan yaratıyor ve bebeğinizle beraber siz de bir gelişim sürecine giriyorsunuz. Genel olarak kadınların hayata, olaylara biraz daha “fazla duygu” katarak yaşadığını biliyoruz. İkili ilişkiler olsun, evlilik olsun hatta çok rutinde yaptığınız her hangi bir durum olsun biraz daha üstten yaşamayı biraz daha kendimizi duygularla ifade etmeyi seviyoruz. Burada istisna olan daha sakin yapılı hemcinslerimi ayrı tutuyorum.

İşte bu yüksek duygu duruma başka bir insanın sorumluluğu yüklenince birden bire yeni bir bakış açısı kazanıyoruz. Bir insanı dokuz ay boyunca içinizde taşıma durumu üstüne düşünüldüğünde fazlaca mucize dolu ve o insan doğup sizden bağımsız hale geldikçe bu bahsettiğim yüksek duygular çok farklı bir yön alıyor. Sizin içinizdeyken oluşturduğunuz güvenli çemberi dışarıda ona kurabilmek isteği anneliği bir ‘abartma sanatı’ haline döndürüyor.

Hamileyken sadece kendinizi besleyerek onu beslemek mümkünken ya da dinlenerek, huzurlu bir ortam oluşturarak ona bunu yansıtmak kolayken birden bire o varlığın dışarıda size eşlik ediyor olması her olayı büyük bir konu haline getiriyor. Beslenmesi, ilk adımı, kıyafeti, psikolojik gelişim vs sayabileceğimiz onlarca başlık altın anne kendini öyle bir durumda buluyor ki o konular gündemin bir numarası değil gündemin kendisini oluşturuyor.

İşte bu aşamada annelerin çevresindeki bekar ya da henüz doğum yapmamış kişiler ‘sanki sadece sen anne oluyorsun abartma’ düşüncesi ile gizliden gizliye sıkılabiliyor. İşte bu noktada bilmeniz gereken şey annelik tam bir abartma sanatı. Başkası adına karar vermenin zorluğu tarif edilemez. Şöyle düşünün arkadaşınız, eşiniz, dostunuz ile en ufak bir plan yaptığınızda ya da her hangi bir karar verme anında ‘sen bilirsin, sen seç’ denildiği zaman bile insan buhranlar geçirebiliyor. İşte bu abartılı sanatta hep ‘siz’ biliyorsunuz. Bilmek, karar vermek ve uygulamak sizin sorumluluğunuz.
Bu nedenle çevrenizdeki annelerin bu sanatına saygı duyun ve eğer anneyseniz bir konuda özgürce abartma hakkımızın keyfini çıkarttın çünkü bu sanatta sizi alkışlayacak tek kişi bebeğiniz olacak. İnsan daha ne ister.

Ne Kadar Dağınık O Kadar İyi

anne, çocuk, bebek, beslenme, dağınık, düzen, hijyen, oyun, oyuncak, temizlik

Hayatım boyunca her zaman çok düzenli, titiz bir insan olduğumu söyleyemeyeceğim. Temiz, derli toplu evi hep severim ama genelde annem bu işi üstlendiği için iş başa düşünce zorlandığım zamanlar oldu. Sonra evliliğin bünyenize oturması ile siz yapmasanız bile doğru bir organizasyonla evin temiz ve düzenli olmasını sağlıyorsunuz. Ben daha çok önce evin her yerini dağıtayım sonra hepsini birden toplarım tarzı bir insanım. Kendimi dağınık bulurdum ama meğer esas dağınıklık bebek ile beraber geliyormuş.

Hem bebeğin irili ufaklı malzemeleri hem her yerden çıkabilen her boy oyuncağı bir anda evin savaş harbi havasına bürünmesini sağlıyor. Ev sürekli temiz, düzenli olmalı öğretisi nedeni ile ilk başlarda baya bir zorluk ve iç sıkıntısı yaşadım. Tabi bu bölümde bebeği ile eve bin tane yardımcı alan kişilerin beni anlamasını çok beklemiyorum. Belirli bir düzende gelen temizlikten sorumlu yardımcımız dışında her gün gelen bir desteğimiz olmadı. Bu nedenle bebeğe mi bakayım, evi mi temizleyeyim yoksa düzen mi vereyim derken bir süre bebeğe bakma dışında bir işlev göstermedim.
Öyle bir takıntıya dönüştü ki yere maması düşse hemen silinecek, oyuncaklar saat başı toplanacak derken günü hem kendime hem kızıma işkence haline getirmeye başladım.

Sonra yavaş yavaş gözüm açıldı tabi. Deneyimli anneleri, uzmanları okumaya başladım. Instagram üzerinden anne bebek fotoğraflarının fonlarına bakmaya başladım. Bir de ne göreyim. Herkesin mama sandalyesi yemek sırasında yemeğin yarısını yiyor herkesin salonu artık küçük çaplı bir oyuncak dükkanı halini almış. Bu aşamada içim rahatlamaya başladı.
Sonra birazda gelişim uzmanlarını okumaya başlayınca doğruyu buldum. Bebek gelişimini dağıtarak sağlıyor. Yemeklerle oynayan bebekler kendi kendilerine yemek yemeyi, pütürlü yemeklerle baş etmeyi daha çabuk öğreniyorlar. Oyuncaklarını birbirleri ile ilişkilerini anlamlandırması için ne kadar dağınık olursa o kadar iyi. Bu demek değil tabi elinizdeki tüm oyuncakları önüne atın bırakın oynasın. Birbiri ile ilişkilendirebileceği oyuncakları gruplayıp, başta beraber olmak şartı ile oynamaktan bahsediyorum.

Bebeğin dikkat edilmesi gereken en önemli şey kişisel hijyeni. Eğer bunu sağlıyorsanız ve bulunduğu ortam yeteri kadar temiz ise ona özgür alan yaratmanız onun için en iyisi. Evet dağıldıkça toplamak baş etmek daha zor biliyorum ama onların gelişimini önde tuttuğumuz noktada bunun bir önemi yok. Bir deterjan firmasının dediğim gibi ‘kirlenmek güzeldir’ Yaratıcı insanlar dağınık çalışır.
Bence fırsatımız varken onlarla biraz yaramazlık yapmanın keyfini çıkartmak lazım. Şimdi dört gözle odasının duvarını kocaman bir kağıt ile kaplayıp özgürce boyama yapacağımız günleri bekliyorum. Bazen ne kadar dağınık o kadar iyi. Herkese iyi eğlenceler.

Kadınsam Günahım Ne ?

çocuk, erkek, gelişim, kadın, yaşam, şiddet

İnsan cinsiyetini seçemeden geliyor dünyaya. Hangi olanaklara, hangi ülkeye, hangi topluma üye olacağını bilmesen bile zaman içinde seçimlerin doğrultusunda bunlarda kolayca değişiklik yapabiliyorsun. Oysa cinsiyet senin seçmediğin ama sen doğmadan yaşadığın toplumda çoktan kuralları konmuş bir kader oluyor. Aklınızdan  ‘istersen değiştirirsin’ cümlesi geçmiş olabilir ama zaten bunun zorlukları, toplumsal baskısı ve ülkemizdeki bakış açısı ortada iken çok kolay bir seçim olmadığını biliyoruz.

Aslında yazmak istediğim konu bu ülkede ‘kadın’ olmak bu kadar zor iken ‘tercihli kadın’ olmayı hiç tartışmaya gerek yok. Peki bu kadar ataerkil gözüken ama aslında doğudan batıya evlerin içinde anaerkil yapı varken neden kadınlar şiddet gören, ikinci sınıfa itilen, seks objesi olarak görülen ve çoğu yerde sadece doğurganlık görevi için kenarda tutulan varlıklar haline geldi.
Belki anaerkil bir yapımız olduğuna itiraz edenleriniz olabilir ama ülkemizde özellikle bir çok Anadolu kentinde, köyünde kadının sözü erkeğin sözü kadar geçerli durumda. Bu yapılara baktığımızda teorikte işleyen sistem ile pratikte işleyen sistem çok farklı. Bir toplum bilimci değilim ve bilimsel açıdan bu konuyu inceleyecek yetkinliğim yok ama sadece ‘kadın’ olgusu ile ilgili bir kaç görüşümü paylaşmak istiyorum.

Neden son zamanlarda bu kadar çok şiddet gören, öldürülen, eğitim hakkı elinden alınan kadınlar arttı ? Aslında artmadı sadece bizlerin farkındalık düzeyi arttı. Kadın cinayetleri ya da sığınma evlerinin istatistik kurumu verilerine bakarsanız rakamlar arası çok büyük oynamalar yok. Tabi bu demek değil ki bu konu çok abartılıyor. Tam tersi bu konu hakkında harekete geçme konusunda geç kaldığımızı düşünüyorum. Sürekli televizyonlarda ya da yazılı medyada ‘kadın eğitim düzeyi’ düşüklüğünü neden gösteren konuşmacılar duyuyor, okuyorum. Sanki hiçbir eğitimli kadın bu tacize ve şiddete maruz kalmamış gibi gördüğü şiddette neden olarak yine kadını suçlayan sözde uzmanlar. Evet kişinin kendini geliştirmesi önemlidir ama bu ona sadece böyle bir durum ile karşı karşıya kaldığında neler yapabileceğini öğretir. Bizim eğitmemiz gereken, müdahale noktamız şiddeti gösteren kişi ya da kişilerin eğitimi olmalı.

Şimdi diyebilirsiniz ‘eğitimli erkek şiddet uygulamıyor mu’ işte bu noktada eğitimden ne anladığımız önemli. Benim bahsettiğim ne gidilen okullar ne okunan kitaplar. Bu sosyal soruna karşı eğitim sadece aile tarafından verilebilir. Birincil olarak bu eğitimden sorumlu olan kişi yine erkeğin annesidir. Doğdukları andan itibaren öyle bir ‘sen farklısın’ ‘sen erkeksin’ ‘sen güçlü olansın’ ‘sen özelsin’ algısı ile büyütülüyorlar ve kendi seçmediği sadece yaratan tarafından doğanın ona verdiği cinsiyeti bir başarı hikayesiymiş gibi ona sunuyorlar ki tabi bu çocuklar büyüdükçe ona göre diğer olan cinsiyeti üstünde baskı kurabileceği bir şey olarak görüyor. Bunun yanında evde anne, babanın önünde sadece ona hizmet eden bir varlık olarak yaşıyorsa çocuğun kafasında bu algı yer ediyor.
İşte bu noktada çalışan, hayatın içinde olan anne modelinin önemini her zaman söylerim ama özellikle erkek annesi olanların çocuklarının kafasında yaratacakları ‘kadın’ rolü açısından görevleri büyük. Daha çocukluk aşamasında ya da ergenliğinde onun kız arkadaşları için söyleceğimiz tek bir yanlış cümle onun kafasındaki bir çok algıyı etkileyecektir.

Sadece anne değil elbet annenin baba ile olan ilişkisinde çocuğun önündeki rol model baba olacaktır. Erkek çocuk babasının tıraş olmasını nasıl taklit ediyorsa, kız çocuk annesinin makyajını nasıl taklit ediyorsa kadın erkek ilişkisini de bu iki rol model üzerinden öğrenecektir.
Toplum olarak gurur duymamız gereken iki şey hapishane ve sığınma evleri sayılarımız ve bu ikisinde de gün geçtikçe sayılar trajik oranlarda ilerleme gösteriyor.  Dikkatler bu kadar ‘kadın’ üzerinde çekilmişken umarım müdahale edecek konumda olan insanlar öncelikle aile içi eğitim üzerinde çalışırlar.
Zaten çalışma hayatı içinde tutunmasının zor olduğu, reklamlarda bile cezbeden seks objeleri olarak gösterilen kadınların aşması gereken onlarca sorun var iken bir de sadece erkek olmadığı için şiddet görüyor olması yeterince ağır. Umarım öncelikle biz kadınlar gerçek ‘erkekler’ yetiştirmeyi beceririz.

Murphy Annelerin Peşinde

anne, çocuk, bebek, kanun, murphy

Mutlaka bir gün, bir yerlerde Murphy Kanunlarını duymuşsunuzdur. Bilmeyenler için Murphy Kanunları’nın temeli şu öze dayanır :

      
     “Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir.”
     “Ters gidebilecek her şey, ters gidecektir.” 


Genel kuralları ise şöyle : 
  1. “Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir.”
  2. “Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır.”
  3. “Bir şeyin olma olasılığı, isteme olasılığı ile ters orantılıdır.”
  4. “Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır.”
  5. “Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.”
  6. “Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi.”
  7. “Ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir.”
  8. “Çözülen her problem yeni problemler yaratır.”
  9. “Her şey yolunda gidiyorsa, kesin bir terslik vardır.”


Peki bu Murphy’nin en çok uğraştığı kişiler kimler biliyor musunuz ? Tabii ki anneler ! Aklınıza yatmadı mı yoksa genel kuralları okurken kafanızda canlanan anılar siz ve bebeğiniz üzerine mi ? Şimdi size Murphy’nin anneler üstüne uyguladığı olaylar örgüsünü yazıyorum. 


  1. Kahveniz piştiği anda mışıl mışıl uyuyan bebeğiniz uyanacaktır. (sanırım bir gün beşinci kahve pişirmemde de uyanması üzerine bendeki en büyük etkisi bu )
  2. Bu öğünde çok güzel yedi dediğiniz anda minik yarısını ya da tamamını üstünüze çıkartacaktır ( genelde saatlerce kendi ellerinizle hazırladığınız yemekler için geçerli )
  3. Çişini yaptığı için altını değiştirip salona döndüğünüzde mutlaka kakasını yapar. ( özellikle o an izlediğiniz bir program varsa ya da yemek yiyorsanız)
  4. Kıyafetlerini güzelce giydirip dışarı çıkmak üzere pusete yerleştirdiğinizde ya kusacak ‘tok olmadığı halde’ ya da altını kirletecektir. ‘yeni değiştiği halde’ 
  5. Banyosunu yaptırıp temiz pak şekilde yerine yerleştirdiğinizde mutlaka ama mutlaka üstünü lekeliyeceği bir şeyi eline geçirecektir. (bizimki genelde mama önlüğünü eli ile kaldırıp kıyafetine dökerek gerçekleştiriyor)
  6. Başkalarına bebeğiniz ile anlattığınız her türlü pozitif şey onların yanında tam tersi olarak gerçekleşecektir. ( özellikle anane, babaanne, dedeler yanında)
  7. Bebeğiniz öğlen hiç uyumadığı kadar huzurlu ve kesintisiz uyuyor mu ? Hemen dolabı açın ve kendinize yiyecek bir şeyler hazırlayın hemen uyanacaktır. ( Kimin umurunda uyanalı 8 saat olmasına rağmen yemek yiyememiş olmanız)
  8. Uzun süredir ilk kez eşinizle bir kaçamak yapıp dışarıda bir organizasyon mu yaptınız? Bebeğinizin dişi o gece çıkmaya karar verecektir. 


Bunun gibi listeyi onlarca madde daha ekleyerek çoğaltabiliriz tabi ama bu yazıyı henüz anne adayı aşamasında olan arkadaşlarımızında okuduğunu düşünerek kısa kesiyorum. Tabii ki işin şakası bu yönde. Bu maddelerin hepsi birebir yaşanıyor olsa da inanın bunlar sizi eğlendirmeye başlıyor. Bir gülüş size ‘sevgili Murphy bildiğini oku’ dedirtiyor. 
Sizinde aklınıza buna benzer örnekler geliyorsa yorum olarak yazın. Murphy hepimize başka oyunlar oynuyor olabilir.