Ben Çiçek Değilim

dünya emekçi kadınlar günü, dünya kadınlar günü, erkek, eşitlik, kadın, toplum

909aa51be0514c786c3cd692a9ed107f

8 mart yaklaşırken yine dört bir yanımızı o güne dair hiçbir alt-üst mesaj içermeyen cümleler ile dolu etkinlikler, reklamlar, sosyal çalışmalar sardı. İçime bir türlü sinmeyen bir şeyler var bugüne dair. Anlam karmaşası almış başını gitmiş. O güne dair tarihi okuduğumda başka düşünüyorum, bugün verilen mesajları okuduğumda başka bakıyorum aslında ama ben,m bugün derdim 8 Mart tarihini bayrama çevirenlere ya da kadınları yılda bir hatırlanan duruma sokan algı ile.

3974481e42c24fcaa6f21ba3411fdd5e

Öncelikle bazı konularda anlaşalım. Ben bir çiçek değilim. Ben her sözde, harekette kırılacak, korunmaya muhtaç bir varlık değilim. Ben sadece bana karşı uygulanan şiddet ile anılacak bir canlı değilim. Ben öteki değilim. Ben üstünden ürün pazarlanacak, kampanya yapılacak bir mal değilim. Ben hatırlanması gereken unutulan bir şey değilim. Ben yüzünü dayak yemiş gibi boyayarak empati kuracağın bir varlık değilim.

Ben sadece bir insanım! Şu üstte saydığım hiçbir şeye ihtiyacım yok benim. Benim derdim karşı cinsimle değil. Benim derdim kendi gücünü fark edemeyen hemcinsim ile değil. Benim derdim sistem ile. Benim derdim beni hayatın dışına itmeye çalışan düzen ile sevgili duyarlı arkadaşlarım. Çalışma hayatı içinde cinsiyetçi davranan, sosyal hayat içinde beni baskılayan kişilerle. Ben anılmak, övülmek, dövülmek, hak ettiğimden çok sevilmek istemiyorum. Ben bana İNSAN olarak davranılsın istiyorum. İşveren, adalet, toplum cinsiyetim nedeni ile beni aşağı-yukarı bir yere koymasın eşdeğer tutsun istiyorum. Ben kendini aciz gören hemcinslerim eğitilsin, gözü açılsın istiyorum. Ben erkek-kadın ayrımının sadece doğa döngüsü içinde var olmasını istiyorum. Ben kendimi üstün görmek istemiyorum.

c332bcf2848605f6b6c270bce4ba46d8

Ben 8 Mart tarihinde sadece kadınların toplumda ‘insan’ olmaya ne kadar yaklaştığını görmek istiyorum. Kaçımız daha insan gibi yaşamaya başladık, insani şartlarda çalışmaya başladık, insanca yaşam hakkımızı aldık, insanca eğitim hakkımızı aldık, kendi seçimlerimizle yaşamaya başladık? Kaçımız geçen seneye göre daha mutluyuz? Bana günler, bayramlar vermeyin. Bana çiçeklerle gelmeyin. Hem çiçekleri koparmayın benim için. Kadın için, erkekler için, insanlık için içinize çiçekler dikin. Kadınlarımız çalışmalı şeklinde başlayan ezber cümlelerinizi yutun artık. Bana balık vermeyin bana kendi balığımı tutmam için ortam yaratın yeter.

8 mart adına mesaj atan, sosyal medya mesajı yayınlayan, kampanyalar yapan tüm belediyeler, özel kurumlar ve markaların kadınların ‘eşitlik’ hakkı için kendi bünyelerinde ne yaptıklarını dinlemek beni daha çok mutlu edecektir.

Tarihini merak edenlere kısa bir video

Asla Unutma

anne, anı, baba, bebek, bebek ile yaşam, bir yaş, bir yıl, doğum günü, erkek, fotoğraf, hatıra, kadın, yaşam

Doğum yapalı ve kızımızın hayatımıza gireli sadece on ay oldu. Bu kadar kısa denilebilecek bir sürede bile ilk hafta fotoğraflarına bakınca neredeyse kızımı tanıyamayacağım. Her günü, her haftası, her ayı yeni bir insan yeni biri oluyor sanki. Bu değişim hızına kendinizi kaptırınca daha geçen ay çekilmiş fotoğraflar karşısında şaşkınlığınızı saklayamıyorsunuz.
İşte bu nedenle bir yaşımız yaklaşırken bu yıla dair unutmamam gereken şeyleri not almak istiyorum.

Bebeğim ,

  • Takip etmeyi çok seviyorsun.
  • Hapşırma, öksürme gibi eylemlerde çıkan seslere çok gülüyorsun. 
  • Bu çocuk hiç yüz üstü yatmayacak mı derken şimdi sırt üstüne çeviremiyoruz.
  • Uyurken esniyorsun. (bilimsel açıklaması olmalı) 
  • Sokağa çıkmak gün içindeki tek amacın ama uyku saatleri ev konforu arıyorsun.
  • Rüzgara karşı dilini çıkarmak seni çok eğlendiriyor.
  • Emeklemeden önce sıraladın şimdi ise kucakta durmak senin için en sıkıcı şey. Ses sistemi ve televizyona tırmanma girişimi en büyük hedeflerin içinde. 
  • Hayır sözcüğünü anlıyorsun ama her zaman dinlediğin söylenemez. 
  • Sokakta yola düşen gölgeler seni çok eğlendiriyor. 
  • Asla çorap giymek istemiyorsun. Hatta üstün hep ince olmalı. (Neyse bizim mevsim geldi)
  • Pütürlü yemeğe başladın ama şu an işine gelenleri yemek, sebze pütürlerini ret etmek için öksürüyor numarası yapıyorsun. (Anne bu numarayı yemez. Aynı yoldan geçtik.)
  • Daha 10 aylıksın ama sana istemediğin bir şeyi yaptırmak imkansız. (Babana göre bana, bana göre babana çekmiş bu huyun)
  • Aramızda yatmayı seviyorsun ama aslında o aramızda olmuyor. Çünkü bizi yataktan itmeyi başarma süren on dakika. 
  • İnsanları tanıyorsun ve yabancılara karşı yaptığın değişik bir bakışın var. (İnsanlar niye sinirli bu diyor yapma)
  • Oyuncaklar sana değil kendimize aldığımız şeyler. Pet şişe, mutfak aletleri, dvd ve kumandalar varken kim ne yapsın oyuncakları değil mi?
  • Güneşe bakamıyorsun ve hemen minik burnunu kırıştırıyorsun. ( Çok şeker gözüktüğün için arada özellikle ortam yarata biliyorum )
  • Ellerin seni tanımlayan en önemli uzvun. Sürekli hareket halindeler ve bir şeyler anlatıyorlar sanki. 
  • Suyun her şekline bayılıyorsun. Banyo yapmak ya da içmek ne olursa olsun suyun içinde yaşamayı seviyorsun.

Bunun gibi sayacağım onlarca madde daha var ona dair. İnsan iyi, güzel şeyleri çabuk unutuyor. İşte bu yüzden bazen şöyle bir liste yapıp güncel tutmak istiyor kendini.

Bebekler ile ilgili söylenebilecek onlarca şey var ama en önemlisi bebeklikleri çok kısa sürüyor. İşte bu yüzden ne yaparsan yap bir köşeye not al her anı. Onlara dair biriktirdiğimiz her şey biliyorum ki kendilerini daha kolay tanımaları, şekillendirmeleri için gerekli oluyor.
Ve insan kucağında ona sarılırken geçen her günü özlüyor. Sanırım annelik birazda özlemek. Yanında olanı özlemeyi becerebilmek.

Anlat Nasıl Olursa Olsun Anlat

erkek, fotoğraf, hayat, hobi, ifade, insan, istanbul, izmir, kadın, yaşam, yaşam stili, zaman., şehir

Doğamız gereği ilk olarak kendimizi anlamı olmayan sesler ile ifade etmeye başlıyoruz. Sonra bu sesler yerini hecelere, yarım kelimelere, kelimelere ve cümlelere bırakıyor. Bir yandan jestler, mimikler geliştir ve bir bütün oluşturuyoruz. Tek derdimiz ise kendimizi ifade edebilmek. Bir kaç yabancı dil öğrenmeye çalışıyoruz çünkü kendimizi yabancı, farklı ortamlarda da ifade etme ihtiyacı hissediyoruz. Beyin ve ruh bu amaç için öyle bir ahenk ile çalışıyor ki sanki bir orkestra şefi güzel bir opera bestesi yönetiyor. 

Yaşadıkça sadece konuşarak ifade etmek bazılarımız için yetersiz geliyor. Bazılarımız ise bu kelimeleri öyle güzel kullanmayı beceriyor ki bunlar tadı damağımızda kalan kitaplara dönüşüyor. Kelimeleri seçmeyen insanlar ise bir çok ifade biçimi seçiyor. Sanat insanın kendini ifade etme ihtiyacından doğuyor bir nevi. Kimisi eline fırça alıyor hiç bilmediğimiz renkler ile bize kendini anlatıyor. Doğayı, yaşamı notalarla duyanlar bize müzikleri ile ruhlarını açıyor. İnsan ifade güdüsü ile üretiyor. 

Kendini anlatabilmek, ruhunu beslemek hatta sadece başkası kendini senin aracılığın ile anlatabilsin diye üretiyor insan. Bu öyle fark etmeden öyle birden bire çıkıyor ki ortaya insan bazen bunu ben mi söyledim diyebiliyor. Herkes doğru ifade biçimini doğuştan fark edemiyor. Hatta bazı insanlar hayatlarının sonuna kadar doğru kanalı bulamadığı için gerçekten anlatmak istediğini anlatamadan gidiyor bu döngüden.
 
O nedenle ‘kendini ifade etmek’ için yapılan ya da sadece kendi ruhunu besleyen insanların ortaya çıkardığı şeyleri eleştirmeden sadece ne anlatmak istemiş sorusu ile incelemeyi seviyorum. Ben kendimi uzun zamandır fotoğraf çekerek besliyorum. Bu konuda uzmanlaşmak, üstüne bir şeyler katıp bunu meslek haline çevirmeyi ara ara aklımdan geçirsem bile bunlardan sıyrılmış halde sadece ‘bakın ben bunu böyle gördüm’ demek için çekmeyi seviyorum. 

Başkaları için ya da beğeni almak için çekmiyorum elbet ama bir reaksiyon aldığım zamanda mutlu oluyorum. İstanbul’a ilk yerleştiğimiz zaman aklımda sadece bunun eğitimini almak vardı. Araştırdım ve tekniğini öğrenmek için eğitimini aldım. Bunu sadece ‘doğru’ anlatmak için yaptım. Örnek vermem gerekirse kendini kelimeler ile ifade etmeyi seçen birinin kalem tutmayı, daktilo kullanmayı öğrenmesi gibi gördüm. 

Şimdi yeni anne olmam, yaşadığımız şehir değişiklikleri vb nedenler ile uzaklaştığım makinemi özlediğimi fark ettiğim için bu yazıyı yazıyorum aslında. İnsana kelimeler yetmiyor bazen. 
Kendiniz için iyi bir şey yapmak istiyorsanız durmayın kendinize bu konuda düşünmek ve keşfetmek için zaman ayırın. Doğru kanalı bulduğunuzda bir şeyleri o yolla daha iyi ifade edebildiğinizi göreceksiniz. Ve bu yine başkaları için değil ilk olarak kendinizi kendinize ifade edeceksiniz. Durun ! Çekiyorum !

Arkadaşlık Meselesi

aile, arkadaşlık, dostluk, erkek, ilişki, kadın, sırdaş

Hayat döngüsü içinde kendi seçemediklerimiz ve seçebildiklerimiz var. İçine girdiğimiz aileyi seçemiyor sonra hayat içinde ilişkilerin çeşitlerine göre görüşüp görüşmeme kararını kendimiz alıyoruz. Bunun gibi bulunduğumuz toplum, ülke, yapı hatta gen haritamız bile bizim dışımızda oluşuyor. Öyle bir ilişki şekli var ki o ise sadece bizim seçimlerimiz ile alakalı. Bu da arkadaşlıklar. Aileniz size bir yere kadar eğitiminizi, karakter şeklini şekillendiren katkılarda bulunabiliyor. 

Aileden kopup sosyal çevrenin öneminin arttığı ilk ergenlik ve gelişme döneminde bizi şekillendiren ilişkiler arkadaşlıklar oluyor. Arkadaşlıklar insan için bir kumar gibi zaman. Zarın sürekli 6:6 gelme ihtimali çok düşük ama geldiği zamanda kişiye kazandırdıklarının değeri paha biçilemez. 

Aslında algımızda sanki arkadaşlık ilişkinin belirli bir samimiyet ve düzeyinde kaldığı kişilere söylenirken dostluk sizin her şeyinizi bilen, sırdaş, en yakınınıza deniyor gibi. Oysa bu ayrım aşk ve sevgi ayrımı yapmak kadar zor. 

Çevremde o kadar çok örnek görüyorum ki aynı anne babadan doğan insanlar birbirlerine beş dakika katlanamaz iken hayatlarına aldıkları arkadaşları ile kardeşten öte olanları. Ben ne yazık ki bazı şanssızlıklar yüzünden kardeş duygusunu yaşayamadım. Tek çocuk olmanın pozitif yönlerini sonuna kadar yaşamama rağmen bu duygu adına her zaman bir açlık hissettim. İşte bu yüzden edindiğim tüm arkadaşlıklar benim için kardeş kadar yakın oldu. Kimi kişilerde bu şekilde sahiplenmenin dersini alırken kimi kişilerde iyi ki hayatıma girdi dedim. 
Peki tek çocuk olmak ile ne alakası var bunun derseniz size biraz anlatayım. Eğer tek çocuksanız okul döneminize kadar yaşı ortalama sizden otuz yaş büyük insanlarla birlikte olursunuz, ailenizin tanıdığı kişilerin çocukları ile geçici ilişkiler kurarsınız, evde tek başınıza oynayabileceğiniz oyunlar keşfetmek ve yaratıcılığınızı zorlamak zorundasınız. Yaptığınız bir hata karşısında size arka çıkacak ya da suçu sizin adınıza üstlenecek kimse bulamazsınız. Bu nedenle sizin yaşıtınız olan ya da size yakın olan arkadaşınız bir anda sizin en değerli varlığınız olur. Çünkü sizi anlar, dinler, ne istediğinizi bilir, yargılamaz, eleştirmez. 
Gerçek dostlukları ayırt etmenizin bir diğer yolu ise araya giren zaman ve yollar oluyor. Hayatta edindiğim en yakın bir kaç dostum ile gerek benim gereksiz tafralarım gerek aramıza giren mesafeler nedeni ile ayrı düştük ama ben her zaman şunu bildim ki ‘onlar hep o kapının, telefonun ucunda’
Yaşanan hiçbir uzaklık aranızdaki duygular gerçek ise size zarar veremiyor. Hayatı kaldığınız noktadan tekrar kucaklıyor ve beraber yola devam ediyorsunuz. 
Önemli olan bu uzaklaşmalarda her zaman kapıyı aralık bırakın. Hayatta şunu öğrendim ki ‘hiçbir olay affedilemez değil’ ve hiçbir olay ‘gerçek dostu kazanmak kadar’ önemli değil. 
Hayat insanlar ile şekilleniyor. Az olsun, öz olsun diyerek yalnızlaşmaya hiç gerek yok. Umarım gerçek dostların sevgisi ile nefes aldığınız bir hayat yaşıyorsunuzdur. Umarım kırgın olduğunuz dostlarınız varsa bu yazıyı okuduktan sonra derin bir nefes alır aslında kızılacak hiçbir şey olmadığınız fark edersiniz. Hayat kızgın olmayacak kadar hızlı. 
‘ İyi arkadaşlar yıldızlar gibidir. Onları her zaman görmezsiniz ama her zaman orada olduklarını bilirsiniz’ 

Kadınsam Günahım Ne ?

çocuk, erkek, gelişim, kadın, yaşam, şiddet

İnsan cinsiyetini seçemeden geliyor dünyaya. Hangi olanaklara, hangi ülkeye, hangi topluma üye olacağını bilmesen bile zaman içinde seçimlerin doğrultusunda bunlarda kolayca değişiklik yapabiliyorsun. Oysa cinsiyet senin seçmediğin ama sen doğmadan yaşadığın toplumda çoktan kuralları konmuş bir kader oluyor. Aklınızdan  ‘istersen değiştirirsin’ cümlesi geçmiş olabilir ama zaten bunun zorlukları, toplumsal baskısı ve ülkemizdeki bakış açısı ortada iken çok kolay bir seçim olmadığını biliyoruz.

Aslında yazmak istediğim konu bu ülkede ‘kadın’ olmak bu kadar zor iken ‘tercihli kadın’ olmayı hiç tartışmaya gerek yok. Peki bu kadar ataerkil gözüken ama aslında doğudan batıya evlerin içinde anaerkil yapı varken neden kadınlar şiddet gören, ikinci sınıfa itilen, seks objesi olarak görülen ve çoğu yerde sadece doğurganlık görevi için kenarda tutulan varlıklar haline geldi.
Belki anaerkil bir yapımız olduğuna itiraz edenleriniz olabilir ama ülkemizde özellikle bir çok Anadolu kentinde, köyünde kadının sözü erkeğin sözü kadar geçerli durumda. Bu yapılara baktığımızda teorikte işleyen sistem ile pratikte işleyen sistem çok farklı. Bir toplum bilimci değilim ve bilimsel açıdan bu konuyu inceleyecek yetkinliğim yok ama sadece ‘kadın’ olgusu ile ilgili bir kaç görüşümü paylaşmak istiyorum.

Neden son zamanlarda bu kadar çok şiddet gören, öldürülen, eğitim hakkı elinden alınan kadınlar arttı ? Aslında artmadı sadece bizlerin farkındalık düzeyi arttı. Kadın cinayetleri ya da sığınma evlerinin istatistik kurumu verilerine bakarsanız rakamlar arası çok büyük oynamalar yok. Tabi bu demek değil ki bu konu çok abartılıyor. Tam tersi bu konu hakkında harekete geçme konusunda geç kaldığımızı düşünüyorum. Sürekli televizyonlarda ya da yazılı medyada ‘kadın eğitim düzeyi’ düşüklüğünü neden gösteren konuşmacılar duyuyor, okuyorum. Sanki hiçbir eğitimli kadın bu tacize ve şiddete maruz kalmamış gibi gördüğü şiddette neden olarak yine kadını suçlayan sözde uzmanlar. Evet kişinin kendini geliştirmesi önemlidir ama bu ona sadece böyle bir durum ile karşı karşıya kaldığında neler yapabileceğini öğretir. Bizim eğitmemiz gereken, müdahale noktamız şiddeti gösteren kişi ya da kişilerin eğitimi olmalı.

Şimdi diyebilirsiniz ‘eğitimli erkek şiddet uygulamıyor mu’ işte bu noktada eğitimden ne anladığımız önemli. Benim bahsettiğim ne gidilen okullar ne okunan kitaplar. Bu sosyal soruna karşı eğitim sadece aile tarafından verilebilir. Birincil olarak bu eğitimden sorumlu olan kişi yine erkeğin annesidir. Doğdukları andan itibaren öyle bir ‘sen farklısın’ ‘sen erkeksin’ ‘sen güçlü olansın’ ‘sen özelsin’ algısı ile büyütülüyorlar ve kendi seçmediği sadece yaratan tarafından doğanın ona verdiği cinsiyeti bir başarı hikayesiymiş gibi ona sunuyorlar ki tabi bu çocuklar büyüdükçe ona göre diğer olan cinsiyeti üstünde baskı kurabileceği bir şey olarak görüyor. Bunun yanında evde anne, babanın önünde sadece ona hizmet eden bir varlık olarak yaşıyorsa çocuğun kafasında bu algı yer ediyor.
İşte bu noktada çalışan, hayatın içinde olan anne modelinin önemini her zaman söylerim ama özellikle erkek annesi olanların çocuklarının kafasında yaratacakları ‘kadın’ rolü açısından görevleri büyük. Daha çocukluk aşamasında ya da ergenliğinde onun kız arkadaşları için söyleceğimiz tek bir yanlış cümle onun kafasındaki bir çok algıyı etkileyecektir.

Sadece anne değil elbet annenin baba ile olan ilişkisinde çocuğun önündeki rol model baba olacaktır. Erkek çocuk babasının tıraş olmasını nasıl taklit ediyorsa, kız çocuk annesinin makyajını nasıl taklit ediyorsa kadın erkek ilişkisini de bu iki rol model üzerinden öğrenecektir.
Toplum olarak gurur duymamız gereken iki şey hapishane ve sığınma evleri sayılarımız ve bu ikisinde de gün geçtikçe sayılar trajik oranlarda ilerleme gösteriyor.  Dikkatler bu kadar ‘kadın’ üzerinde çekilmişken umarım müdahale edecek konumda olan insanlar öncelikle aile içi eğitim üzerinde çalışırlar.
Zaten çalışma hayatı içinde tutunmasının zor olduğu, reklamlarda bile cezbeden seks objeleri olarak gösterilen kadınların aşması gereken onlarca sorun var iken bir de sadece erkek olmadığı için şiddet görüyor olması yeterince ağır. Umarım öncelikle biz kadınlar gerçek ‘erkekler’ yetiştirmeyi beceririz.