İstanbul’a …

istanbul, izmir, yaşam, yaşam tarzı, şehir

Şehirler üzerine hep düşünmüşümdür. İnsanlar doğdukları şehirlerden başka şehirlerde doğsalardı acaba aynı insan olabilirlermiydi? Cevap ise bana göre çok açık. Mümkün değil. Blogu açtığım ama açtığımı unuttuğum yıllarda “bir şehirdir insan” diye bir yazı yazmıştım. Bana bu yazıyı yazdırtan güdü doğup büyüdüğüm ve gerçekten aşk ile bağlı olduğum İzmir’den kariyer nedeni ile taşınmamız olmuştu.

İstanbul öyle büyük öyle karmaşıktı ki her fırsatta İzmir’e kaçmak sığınmak istiyordum. Sonra zaman geçtikçe İstanbul’a dair olan her şeye alışmaya bir şrkilde adapte olmaya başladım. Açıkçası kolay motive olan ve değişimlere kolay uyum göstermem sayesinde bu alışma süreci çok uzun sürmedi. İşte o noktadan sonra bu yeni şehir kanıma girmeye kendine alışturmaya başladı.

Her zaman İzmir’i evim, sığınağım olarak görsem bile o sistemin içinde yeni şehirde yeni alışkanlıklarım oluştu. Hiçbir dağa çıkıp “yeneceğim seni İstanbul” demedim çünkü ben İstanbul ile savaşı değil beraber omuz omuza yaşamayı seçtim. İzmir’e her geldiğimde kaldığım yerden devam etsem bile İzmir’e kıyasla çok hızlı yaşayan İstanbul beni değiştirdi. Bu değişim benim adıma her zaman pozitif yönde oldu.

Konunun ana fikrinden şaşmayalım. O noktada durup baktığımda gördüğüm yaşadığı şehirin insanı bir hamur gibi şekilden şekile soktuğu, kendi tarzına göre şekillendirdiği gerçeğiydi.
Bunu şimdi tekrar doğup büyüdüğüm noktaya döndüğümde daha net görüyorum. İzmir’e nasıl aşk ile bağlı isem İstanbul’a da beni bağlı tutan bir çok göbek bağı ile döndüm.

Nasıl sevmem bana kızımı veren o şehri. Nasıl özlemem kızıma adını veren o güzel Pera’yı. İnsan göbek bağı ile hayata geliyor ve hayat içindeki göbek bağlarını kendi seçiyor. Şimdi olduğum noktaya, bana kattığı her yeni şeye baktıkça en güçlü bağım İstanbul’a teşekkür etmeyi borç biliyorum. Teşekkürler İstanbul bize sarıldığın için ve teşekkürler en güzel hediyemi bana verdiğin için. Şimdi sen özlenensin ve hep özelsin. Ana şehrimin rahat kucağından sana selam olsun.

Anlat Nasıl Olursa Olsun Anlat

erkek, fotoğraf, hayat, hobi, ifade, insan, istanbul, izmir, kadın, yaşam, yaşam stili, zaman., şehir

Doğamız gereği ilk olarak kendimizi anlamı olmayan sesler ile ifade etmeye başlıyoruz. Sonra bu sesler yerini hecelere, yarım kelimelere, kelimelere ve cümlelere bırakıyor. Bir yandan jestler, mimikler geliştir ve bir bütün oluşturuyoruz. Tek derdimiz ise kendimizi ifade edebilmek. Bir kaç yabancı dil öğrenmeye çalışıyoruz çünkü kendimizi yabancı, farklı ortamlarda da ifade etme ihtiyacı hissediyoruz. Beyin ve ruh bu amaç için öyle bir ahenk ile çalışıyor ki sanki bir orkestra şefi güzel bir opera bestesi yönetiyor. 

Yaşadıkça sadece konuşarak ifade etmek bazılarımız için yetersiz geliyor. Bazılarımız ise bu kelimeleri öyle güzel kullanmayı beceriyor ki bunlar tadı damağımızda kalan kitaplara dönüşüyor. Kelimeleri seçmeyen insanlar ise bir çok ifade biçimi seçiyor. Sanat insanın kendini ifade etme ihtiyacından doğuyor bir nevi. Kimisi eline fırça alıyor hiç bilmediğimiz renkler ile bize kendini anlatıyor. Doğayı, yaşamı notalarla duyanlar bize müzikleri ile ruhlarını açıyor. İnsan ifade güdüsü ile üretiyor. 

Kendini anlatabilmek, ruhunu beslemek hatta sadece başkası kendini senin aracılığın ile anlatabilsin diye üretiyor insan. Bu öyle fark etmeden öyle birden bire çıkıyor ki ortaya insan bazen bunu ben mi söyledim diyebiliyor. Herkes doğru ifade biçimini doğuştan fark edemiyor. Hatta bazı insanlar hayatlarının sonuna kadar doğru kanalı bulamadığı için gerçekten anlatmak istediğini anlatamadan gidiyor bu döngüden.
 
O nedenle ‘kendini ifade etmek’ için yapılan ya da sadece kendi ruhunu besleyen insanların ortaya çıkardığı şeyleri eleştirmeden sadece ne anlatmak istemiş sorusu ile incelemeyi seviyorum. Ben kendimi uzun zamandır fotoğraf çekerek besliyorum. Bu konuda uzmanlaşmak, üstüne bir şeyler katıp bunu meslek haline çevirmeyi ara ara aklımdan geçirsem bile bunlardan sıyrılmış halde sadece ‘bakın ben bunu böyle gördüm’ demek için çekmeyi seviyorum. 

Başkaları için ya da beğeni almak için çekmiyorum elbet ama bir reaksiyon aldığım zamanda mutlu oluyorum. İstanbul’a ilk yerleştiğimiz zaman aklımda sadece bunun eğitimini almak vardı. Araştırdım ve tekniğini öğrenmek için eğitimini aldım. Bunu sadece ‘doğru’ anlatmak için yaptım. Örnek vermem gerekirse kendini kelimeler ile ifade etmeyi seçen birinin kalem tutmayı, daktilo kullanmayı öğrenmesi gibi gördüm. 

Şimdi yeni anne olmam, yaşadığımız şehir değişiklikleri vb nedenler ile uzaklaştığım makinemi özlediğimi fark ettiğim için bu yazıyı yazıyorum aslında. İnsana kelimeler yetmiyor bazen. 
Kendiniz için iyi bir şey yapmak istiyorsanız durmayın kendinize bu konuda düşünmek ve keşfetmek için zaman ayırın. Doğru kanalı bulduğunuzda bir şeyleri o yolla daha iyi ifade edebildiğinizi göreceksiniz. Ve bu yine başkaları için değil ilk olarak kendinizi kendinize ifade edeceksiniz. Durun ! Çekiyorum !

Bir şehirdir insan

insan, istanbul, izmir, şehir

Doğum , yaşam , ölüm döngüsü içinde hayatı sorguluyoruz çoğu zaman. Neden doğduk ve neden ölüyoruz kısmına takıldıkça arada kalan yaşam bölümünü es geçiyoruz. Yaşadığının farkındalığı aslında doğum ve ölümü önemsiz kılıyor bu döngü içinde . Bu farkındalığa ulaşmanın onlarca yolunu söylesede insanoğlu aslında yaşadığın şehirde yatıyor bütün cevaplar . Aslında sorularıda soran o şehir oluyor zaman zaman .

Doğduğun şehirde yaşadığın zaman bunu anlamak zor oluyor insan için ama doğduğun şehiri terk ettiğin zaman başlıyor işte o bütün sorgulamalar , sorular ve cevaplar.

İzmir’de doğdum ben ve hayatımın otuz senesini o şehirde yaşadım . Aslında uyanmak istemeyeceğiniz bir rüyadır İzmir . Zorlamaz sizi . İzin verir ne isterseniz yaşamınıza. Hiç bitmeyen onbeş tatiller gibidir İzmir. Ya da aklınızdan hiç gitmeyen o çok sevdiğiniz melodinin huzurunu verir size. Sen istemeden birşey yapmana zorlamaz seni . Özgürlüğe alıştırır seni sorgulanmamaya ama en çok yaşamayı öğretir sana .
Otuz sene sonunda bu şehrin tam zıttı bir şehirdeyim şimdi İstanbul’da. İnsanı zorlayan , sınırlandıran , mecbur bırakan ve yoran . Aslında hiç gelmeyen onbeş tatiller İstanbul . Bu anlatımla ortaya çıkan İzmir iyidir İstanbul kötüdür gibi basit bir yargı diyebilirsiniz ama işin aslı o değil işte . Yaşayan şehirdir İstanbul , uyumana , gözünü kapatmana izin vermeyen şehir. Seni içine aldımı bir daha çıkmanın zor olduğu bir hortum misali . İzmir’in rahatlığına aşıksın ya İstanbul’un enerjisine aşık olursun bir anda . İzmir senden birşey beklemezken İstanbul talepkar bir sevgili gibi sürekli bekler senden.
Bu iki şehiri yaşayan insan şanslı insandır aslında. İçinde İzmir’in naifliğini bir kalkan gibi sararsın vücuduna durursun İstanbul’un karşısında. Herşeyden önce doğduğun yerin bir anne gibi ne zaman dönersen dön kucak açacagını bilirsin ya işte o zaman daha güvenli olursun burada.
Yaşadığın şehiri tanıman önemli . Bu biraz da kendini tanımanın ilk yolu. Sokaklarını , caddelerini bilmek değil şehri tanımak . Aynı bir insanı tanır  gibi hangi durumda ne yapacağını bilirsen tanırsın ya , şehirde öyle işte. Tüm duygu durumlarda sana ne verdiğidir aslında.
Öğretici olması güzeldir , sana yenilikler sunması , olduğundan farklı yere taşıması ve herşeyden önemlisi seni sen olarak baştan yaratması.
Beklemekten çok gitmektir bir şehiri yaşamak. Tam kalbine gitmek ve o nokta da durmak . Orada olduğunu ona göstermek ve sana verebileceklerini farketmek . Yoksa yürüdüğün sokak aynı sokak , gezdiğin cadde aynı cadde . O sokakları istediğin yere çıkarmakta işte o yaşadığını farketmek .