Hayatınızı Organize Etme Özgürlüğü

Tavsiyem Var, yaşam

Processed with VSCO with a5 preset

 

Kırtasiyelik her türlü malzemeyi tutku ile seven biriyim. Kalemler, postit, bantlar, silgiler ama en çok ajandalar, defterler. Her sene yeni yıla girmeden bir ajanda mutlaka alırım, bunun yanında çantamda her zaman küçüklü büyüklü farklı defterler olur.

Ajanda tutmak bana kurumsal hayattan kalma bir alışkanlık aslında ama yoğun iş hayatını bıraktıktan sonra ajandaları çok etkin kullanamadım. Bazen haftalarca bazı sayfalar boş kaldı, ajandalarda bazı bilgilere yer verilen alanlar benim ihtiyaçlarım ile  örtüşmedi falan derken internette gezinirken Bullet Journal ile karşılaştım. Öncelikle biraz bu sistemin ne olduğunu anlatacağım.

Bullet Journel çocukluğunda öğrenim bozukluğu yaşayan Ryder Carroll tarafından geliştirilmiş. Aslında buna bir sistem demek daha doğru. Zaman zaman hepimiz hayatımızı planlamada, zaman yönetimi yapmakta zorluklar yaşıyoruz. Bu kişisel günlük sistemi ile amaçlanan biraz da bu sıkıntıyı yaşayan kişilere yardımcı olmak. Ajandaların standart sistemlerini bir kenara bırakıp defterinizi kendi işiniz ve yaşam tarzınıza göre şekillendirip, organize ediyorsunuz.

Bullet Journel’da isterseniz hedeflerinizi, gideceğiniz etkinlikleri, özel günlerinizi, alış veriş listenizi özelleştiriyor ve kendi hayat dinamiklerinizi deftere işliyorsunuz. Aynı zamanda yaratıcılığınızı körüklediğini söyleyebilirim. İnsanların yaptıkları örnekleri gördükçe daha fazla motive olmanız mümkün. Bunları yaparken rengarenk kalemler, postitler, bantlar, çıkartmalar en yakın arkadaşınız oluyor 🙂

Her şeyin dijitale döndüğü günümüzde ben hala bu konuda kalem kağıt savunucusuyum. Maddesel olarak gözle görülür şekilde hazırladığım bu tarz şeylerin etkinliğine çok inanıyorum. Piyasada profesyonel defter üreticileri uzun süredir Bullet Journel defterleri satıyor ama fiyatları 50-100 tl arasında değişiyor. Açıkçası ben başlangıçta buna cesaret edemedim. Alıp bir kenara atma ihtimalimi düşündüm ve uzun süre uzak durdum. Sonra bir arkadaşım aracılığı ile Notedotbook ile tanıştım. Instagram’da www.instagram.com/notedotbook/  hesabına bakabilirsiniz. Büyüklüğü, sayfa sayısı yeterliliği ve tasarımı ile benim çok hoşuma gitti ve Bullet Journel deneyimime onlar aracılığı ile başlamış oldum. Hem ekonomikler hem de kendi sosyal medya hesaplarınden harika fikirler veriyorlar. Aynı zamanda instagram hesaplarımda arada meydan okumalar düzenliyorlar 🙂 Bazı ayların her gününe bir hedef koyuyorlar ve defteriniz için harika fikirler çıkmasını sağlıyor.

Processed with VSCO with a5 preset

Kişiselleştirilen her şeyi hayatımıza bir değer olarak katmak çok daha kolay oluyor. Bu defterler ve bu sistem benim için öyle oldu. Bir ara vakit ayırıp pinterest ve youtube’da bu etiket altında paylaşılanlara bakın.

 

Televizyonsuz Zamanda İzlenecek 5 Film

Tavsiyem Var, yaşam

Fas’a geldiğimiz günden beri televizyon neredeyse hayatımızdan çıktı. Bu aslında iyi bir gelişme olarak düşünülebilir. Hele benim gibi evde ses olsun diye televizyon açan biriyseniz eğer biraz sancılı da düşünebilirsiniz. Burada Türk kanallarına ulaşmak için digitürk şansınız var aslında ama abonelik süreci baştan itibaren ‘vazgeçme’ nedeni. Biz çözümü apple tv’de bulduk. En azından seçerek izleme, güncel film vs gibi şeylere ulaşmak adına daha mantıklı geldi. Geldi ama önce bir internetimiz bağlansaydı 🙂 Otelde kaldığımız neredeyse iki ay boyunca bir hdmi kablosu ve bir laptop ile dünyayı kurtarırcasına filmlerimize kavuştuk. Hızlı internet bağlantısı için otele teşekkür ediyor bir yandan da kotaları için özür diliyoruz 🙂 Uzun lafı kısası televizyonun bizi yönettiği günlerden bizim onu yönettiğimiz günlere hızlıca geçerken severek izlediğimiz beş filmi ( en sevdiklerimizi) paylaşmak istedim. Tavsiyeme güvenip izleyecek olanlara ise iyi seyirler.

Brooklyn

Amerika’da ya da Avrupa’da 1950’li yıllarda geçen filmler her zaman ilgimi çekiyor. Brooklyn,  İrlandallı bir kadının sevdiği iki erkek ve iki şehir arasında kalmasını konu alan bir film ama başrol karakterinin yaşadığı toplumda yer edinme ve kadın olarak bir şeyler başarmak adına mutlaka bir şeylerden feragat edip etmemesi gerektiğini sorgulatması açısından etkili bir film.

 

Filmin ayrıntısı için tık

Demolition

Sanırım son zamanlarda izlediğim ve kafamın içinde saatlerce tilkilerin dolaşmasını sağlayan  başka bir film daha yok. Hayatı sorgulatmasa bile hayattaki zor, imkansız ya da son gözüken şeylerden nasıl küçük bir hareket ile çıkabileceğimizi gösteren bir film.Başrol oyuncu ile ekstra yıldızı hak etmiş olabilir 🙂

 

filmin ayrıntısı için tık

Kral İçin Hologram

Tom Hanks ne çekse, oynasa, yönetse izlerim. Hepsini çok beğenirim. Hatta aynı şeyi üç kere çekse yeni gibi yine izlerim o yüzden sadece Tom Hanks için bile 120 dakikanızı vermeye değer.

filmin ayrıntısı için tık

 

Fundamentals of Crying

Ön yargı ile izlemeye başladığım ama içindeki her karakterin bir felsefe taşıdığı film. Kendi içinde birkaç tane başrol yaratmış. Her bir karaktere bayılarak izledim. Oyunculuklar, senaryo bence harika. Eski bir yazar özel bakım hemşiresi olursa…

 

filmin ayrıntısı için tık

Race

Şöyle bir gerçek var ki imkansızı başaranlar, stres altında başaranlar ya da spor, sanat vb alanlarda başarı için sancılı süreçler geçirenlere dair onlarca film çekildi, çekilmeye devam ediyor. Aslında temelde hepsinin mesajı aynı belki ama Race izlerken bunda  biraz daha fazlasını sorguluyorsunuz. Ben izlerken neden sürekli Bolt dedim bilmiyorum 🙂

filmin ayrıntısı için tık

Kobo İle Kitap Okuma Deneyimi 

Tavsiyem Var, yaşam
Processed with VSCO with a5 preset

kobo 

 

Çoğunuzun bildiği gibi bu hafta itibari ile bir süreliğine Kazablanka’ya taşındık. Ülke değiştirme sürecinde hesaplamanız gereken bir sürü başlık ve madde oluyor hayatınıza dair. Temel ihtiyaçlara dair ya da sağlık, güvenlik vb konuları hallettikten sonra sıra hobileriniz ya da yaşam standartınız içindeki alışkanlıklarınızın sürdürülebilirliği önemli konular arasına giriyor.

Processed with VSCO with a5 preset

Ana Sayfa 

Sosyal medyadan beni takip edenler varsa  benim için kitap okumanın önemin ve hayatımdaki yerini bilir. Başka bir ülkeye taşınma fikri ile beraber ortaya çıkan “ana dilde kitap bulma” sıkıntısı içime baya dert oldu. Öncelikle bu noktada şunu belirtmeliyim ki kitap okumanın başlı başına ritüel halini aldığı bir alışkanlığınız varsa dijital kitap asla aklınıza gelmiyor.

IMG_5911

Uzun bir süre araştırdıktan sonra Fas’ta ana dilde kitap bulmanın imkansız olduğu ve Türkiye’den kitap kargolanmasının zaman ve maliyet hesabı ortaya çıkınca eşimin bir anda bana Kobo hediye etmesi ile dijital kitap dünyasına girdim. Dijital kitap hakkında gel gitleri olan ya da çok seyahat eden, bu süreçte hangi kitabı yanına alacağına karar veremeyenler için bu deneyimimi paylaşmak istedim.

Processed with VSCO with a5 preset

Standart Sayfa Görüntüsü

 

Kobo yakın bir süre önce D&R mağazalarında satışa çıktı. Diğer dijital kitap okuyuculardan ayıran en önemli özelliklerinden biri ise birçok e-kitap içerik bulunduran yerlerden indirme işlemi yapabilmeniz. Benim kullandığım model  Kobo Aura H2o oldu. Su geçirmez özelliği ile özelikle yaz aylarında sahil, havuz kenarı vb yerlerde rahat okuma olanağı olması. Açıkçası okuma deneyimi olarak dijital okuyuculara karşı olan ön yargım kırıldı. Kitabın ne kadarını okuduğunuzu gösteren hesaplamaları, cihaz üzerinden direkt indirme yapabilmeniz ve rahat okumayı sağlayan aydınlatma sistemi ile ben memnun kaldım. Bunun dışında kitap içinde alıntılama yapabiliyor, bölümü işaretleyebiliyor ve aynı zamanda notlar alabiliyorsunuz. Cihazın hafifliği sayesinde ise yorulmadan bu deneyimi yaşamak mümkün. Ortalama 4 milyon içeriğe ulaşma şansı sunuyor. Benim için en önemli şey ise güncel, çok satan kitaplara ulaşmaktı.

Processed with VSCO with a5 preset

Kitaplık Bölümü

Kitabın ağırlığını elinde hissedip, kağıt kokusunu duyumsayarak ve temas ederek okuma deneyimi benim için hala çok özel. Bu alışkanlığımdan ise vazgeçmeye niyetim yok ama en azından seyahatler, tatiller vb durumlarda bu özgürlüğün tadını da çıkarmak gerek.

Geleceğe Geri Sayım Zero

seyahat, Tavsiyem Var

İstanbul Sakıp Sabancı Müzesinde 2 Eylülde başlayan ve 10 Ocak 2016 tarihine kadar devam eden Zero sergisini İstanbul seyahatimde ziyaret etme fırsatı buldum. İstanbul dışında yaşayan ve bu tarihler arasında ziyaret etme fırsatı bulamayanlar için Zero akımını aktarmak istiyorum. Üstünde taşıdığı felsefesi beni çok etkiledi ve bir toplumun zorluklardan sanata dayanarak çıkması fikri yaşadığımız toplum içinde bir ışık olur mu sorusunu sorup durdum kendime.

IMG_9624

Nedir bu Zero?

Ateş,ışık, hareket, uzam, renk, gösteriler ve performanslar; Zero bu öğelerin tümünü kullanarak sanat için yepyeni bir gelecek hayaliyle dünya çapında bir sanat üretiminin fitilini ateşledi.

IMG_9644

Zero nasıl doğdu?

2.Dünya savaşı sonrasında gelen yıkıma ve olumsuzluğa bir cevap olarak 1957’de Düsseldorf’ta doğan Zero akımı, bir avuç genç sanatçının savaşın durağanlığa sürüklediği sanat ortamında eserlerini sergileyecek galeri bulamamasıyla başladı.

IMG_9648

Zero yaratıcıları kim?

Sanatçı kimlikleri ile felsefe eğitimlerini birleştiren Alman sanatçılar Heinz Mack ve Otto Piene, ‘sanat sıfırdan başlamalı’ prensibi yola çıktılar. ve karamsarlık havasından silkinerek her türlü yeni başlangıca zemin sağlayacak bir ‘Zero alanı’ hayal ettiler. Birkaç sene sonra aralarına Günther Uecker’in de katılımıyla ortaya çıkan ortak vizyon, müthiş bir yaratım enerjisiyle dünyanın dört bir yanında karşılığını buldu. 20. yy önemli sanatçılardan Yves Klein, Lucio Fontana ve Piero Manzoni’nin de katılımıyla Zero, 2. dünya savaşının enkaza çevirdiği, odağını yitirmiş bir dünyada geçmişe ve geleceğe dair benzer kaygı ve umutları taşıyan sanatçıların ortak sanat platformu haline geldi.

Gözlerini Uzay çağı ve Bilgi Çağı’na dikerek ışık, doğa ve insanı bir araya getiren sanat eserleri ve farklı ortamlar yarattılar, insan algısının sınırları üzerine sanatsal ve akademik çalışmalara imza attılar.

IMG_9660

Yaratıcılara Ait Sözler 

‘Gözlerimizi kapadığımızda tam bir karanlığa gömülürüz, geceyi beklememiz gerekmez; gece görecedir, insan gecenin önü sıra koşup daima aydınlıkta kalabilir. Ama aydınlığı yalnızca övmek bana yetersiz geliyor. Ben karanlığın kendisine gidiyorum, onu ışıkla deliyor, saydam hale getiriyorum, karanlıkta içkin olan dehşeti çekip alıyorum, onu bir yaşam soluğuyla kendi bedenim gibi yoğun bir güce dönüştürüyorum ve dumanı da alıyorum ki uçabilsin’ OOTO PIENNE (Cennete Giden Yollar)

IMG_9653

‘sanatın evrimini, malzeme yoluyla ileri taşıyoruz. ‘Malzeme yoluyla’ demek, bugün sanat plastikle ya da ışıkla da yapılabilir demektir. Sanat, artık fırçalar ve resim olarak anlaşılmak, tuval ya da freskler ile sınırlandırmak zorunda değildir. Eğer keşiflerimden biri önemliyse, o da ‘oyuktur’ ‘oyuk’tan kastım, resim düzleminin sınırlarını aşmak, ve kendi sanat anlayaşımda özgür olmaktır. Tuvaldeki oyukları, resmi mahvetmek için açmadım. Tam tersine,bu oyukları, başka bir şeyi keşfedebilmek için açtım’ LUCIO FONTANA (son röportajı)

‘Bir rengin birkaç anlamı olabilir. Ama onun edimsel nesnelliği, yani içkin enerjisi, kendi titreşimini başlattığındaortaya çıkar; bu onun yaşamı, soluğudur. Örneğin Leonardo da Vinciya da Mondrian da renk kontrastlarının peşinden değil, farklı renk uzamlarının arasındaki ‘dengeli’ ilişkinin peşinden koşmuşlardır. renk titreşiminin birinci koşulu, krometik modülasyın süresince bazı öğelerin istikrarlı kalmasıdır. Böylece renge özgürlük kazandırılır. HEINZ MACK

IMG_9665

‘Artık elimde gerçek mekanın içine giren -tuval ile görünür hale gelen yanılsıma mekanının değil- bir malzeme vardı. Ve içinde yaşadığımız mekanın içine giren, o mekanda bulunan gerçekliğin ışık ve gölgeler aracılığıyla kendi ifadesini sağlayan işte bu malzemeyi, çiviyi, ben daha da geliştirmeye çalıştım’ GUNTHER UECKER

IMG_9671

Bebeğin İlk Günleri, Emzirme ve Beslenme Üzerine

Tavsiyem Var

Doğum yaptığım dönemin üzerinden neredeyse 3,5 yıl geçti. Birçok açıdan şanslı olduğumu ve iyi atlattığımı düşündüğüm bu dönemde okuduğum birçok kaynak oldu. O süreçte bana en iyi gelen şey ise hastanenin sağladığı eğitimler ve emzirme hemşirelerinin yönlendirmesiydi.

523440_10151218076417238_1959816527_n
Dün son ayağı İzmir’de düzenlenen #mutlulukgöbüştebaşlar seminerlerine katılma şansım oldu. Türkiye’de birçok ili dolaşan İnternetanneleri, Melinasmom ve Socialmom uzmanlarla bölgedeki blogger anneleri bir araya getirerek annelerin doğru bilgiye ulaşmalarını amaçlamışlar. İki oturum olarak düzenlenen seminerlerde ilk olarak emzirme konusunda eğitimler veren uzmanımız Hemşire Handan Doğan ile annenin ve babanın ilk günlerini, emzirmeyi konuştuk. İkinci oturumda ise Prof. Dfr. Raşit Vural Yağcı ile bebek ve çocukların beslenme ve sindirim ile ilişkili sorunları üzerine konuştuk. İşte bu toplantılardan yeni anneler ya da bu süreci yaşayan tüm anneler için yazdığım notları paylaşıyorum.

IMG_8282

Öncelikle şimdiye kadar 36.000 anneye eğitim vermiş Handan Doğan’ın yeni doğum yapmış annelere tavsiyeleri şöyle;

  • Annelerin doğum anından itibaren almaları gereken şey emzirme eğitimi değil davranış eğitimi.
  • Hamileliğin sonlanması ile beraber kadının üzerinde oluşan sosyal baskı birçok kadının emzirme sürecini zorlu geçirmesini sağlıyor. Bu yüzden çevresinden alacağı destek çok önemli. Burada ilk kural eşinin  desteği. Neyin nasıl olacağına anne karar vermeli. Anneye müdahale, baskı uygulanmamalı.
  • Sezeryan yapan ya da normal doğum yapan annenin emzirmeye başlaması ile ilgili bir farkı yok. İki doğum şeklinde de emzirmeye hemen başlanabilir.
  • IMG_8285
  • Anneye emzirme ile ilgili baskı yapılmamalı tam tersi teşvik edilmeli.
  • Annelerin en çok yaptığı hata ise ‘bu pozisyonda nefessiz kalır’ inancı ile bebeği doğru tutmamak. dört parmağınızın meme altını kavradığı bir parmağınızı yukarıdan desteklediği tutuş süt akışı için en doğrusu.
  • Çok büyük bir travma yoksa süt gelmeme problemi olmaz.
  • 15 dk bir meme 15 dk diğer meme emzirmesi en doğru olan. Memeden ilk ilk bir ay 10 dk ön süt gelir daha sonra besleyici olan yağlı süt gelmeye başlar.  İki meme arası ara gaz çıkartmak bebeği rahatlatır.
  • Her saat başı emzirmek diye bir şey yok. Bunu anne ve bebek belirlemeli ama max 3 saati geçmemesine dikkat edilmeli.
  • Çişini günde 4-5 kez yapıyorsa ve aylık 600-800 gram alıyorsa ‘bebeğim beslenmiyor’ endişesi yaşamanıza gerek yok.
  • Sütü arttırmak için sadece su değil komposto türü besleyici sıvı destekleri de almanız gerekiyor.

Oturumun ikinci ayağında Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı’nın paylaştığı bilgiler ise şöyle;

IMG_8305

  • Sağlıklı bebek, çocuk ve devamında birey olmak için geçmemiz gereken basamaklar var. Daha bebeklikten başlayan doğru beslenme tüm hayatımıza yansıyor.
  • Anne bebeği için hamilelik öncesi dönemden hazırlanmaya başlamalı. Annenin dengeli beslenmesi her şeyin temeli.
  • Gebelik süresince sürekli yemek değil doğru kaynaklardan yeterli olarak beslenmek gerekli.
  • Doğum sürecinde normal doğumun katkıları çok fazla. Avrupa’da ortalama %30’larda olan sezeryan oranı ülkemizde %70’lere ulaşmış durumda. Kolaya kaçma yolu olarak değil gerçekten fizyolojik gereklilik olarak tercih edilmeli.
  • Anne sütü en çok bilinen ama en az kullanılan besin. Değerini hala tam olarak bilmiyoruz.
  • Doğru emzirme için annenin bu işi severek ve içten yapması gerek. Annenin yüzü bebeğin aynası oluyor. Anne emzirme anlarını ona sevgisini anlatma şekli olarak değerlendirmeli. Olabildiğince bebek ile iletişim halinde olmalı.
  • Bebeğin gelişimi için sadece kg değerine bakmak doktoru ve anneyi yanıltır. Önemli olan boy gelişimi ve bebeğin mental gelişimidir.
  • İnek sütü inekler içindir! Özellikle keçi sütü, peyniri, yoğurdu tercih etmek daha doğrudur. Litre litre süt yerine yoğurt ve peynir olarak tüketilmesi çok daha iyidir.
  • Anne emzirme sürecinde kendisi için, ek gıda döneminde ise bebekte alerjen besinlerden olabildiğince uzak durmalıdır. Yumurta,ceviz, fıstık, badem, karides, kalamar gibi.
  • Ek gıdaya geçiş ‘yavaş yavaş’ olmalı. Özellikle porsiyonları belirlermek çok önemli. Bebeğe avuç içi kadar et verin diyorsa bu bebeğin avuç içi kadardır unutulmamalı.
  • Ek gıdaya hızlı giriş yapmak alerji riskini artırır.
  • Bağışıklık sistemi için anne sütünden başka hiçbir şeye ihtiyacınız yok.
  • Eğer olmadık nedenlerden dolayı anne süt veremiyorsa ‘süt anne sütü’ tercih edilmeli ama ülkemizde sağlıklı olarak sağlamanın  çok zor olduğu bu durum nedeni ile bir sonraki tercih ‘formül sütler’
  • Formül sütler her sene içeriği değişen ve vitamin açısından inek sütünden çok daha besleyici sütlerdir. 2 yaşa kadar tüketilebilir.
  • İlk 1000 gün beslenmesi çocuğun tüm hayatı boyunca olan beslenme şeklini belirliyor. Tuzsuz beslenmeye alışan bebek çocukluk döneminde cips vb ürünleri tüketmiyor.
  • Anne sütü zengin çocuğu obeziteden, fakir çocuğu beslenme geriliğinden korur diyor doktorumuz.
  • 528141_10151218076652238_950839745_n

Anne, bebek konusu gün gün gelişme gösteren ve her dönem yeni bilgiler ile gelişen bir konu ama bu kadar gelime içinde anne sütü gerçeği hiç değişmiyor, değişmeyecek. Annelik hamilelikle başlayan uzun bir yol bu yolda kimlerin yol arkadaşınız olacağına siz karar vereceksiniz. Her şeyden önce sağlıklı birey yetiştirmek tüm annelerin isteği. Bunun içinde sadece uzman isimlerin görüşlerini takip etmekte faydası olduğunu düşünüyorum. Herkesin deneyimi, yaşayışı kendine göre biçimleniyor. Mutluluk ise sağlıklı göbişlerin size gülümsemesinde yatıyor.

Bu etkinliğe emeği geçen herkese çok teşekkürler.