İzmir İçin Festival Zamanı

Uncategorized

Kısa film dediğimiz zaman artık Türkiye’de bir öncü görevi gören İzmir Kısa Film Festivali’nin bu yıl 15. yılı. Ülkemizde kısa filmlere uluslararası dalda ödül veren ilk kısa film festivali olma özelliğini taşıyan etkinlik, ilk olarak 2000 yılında düzenlendi, o günden bu yana Türkiye’nin en saygın film festivallerinden biri haline geldi.

Bu sene özel etkinlikler içinde hayatının 60 yılını sinemaya adayan, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, Halit Refiğ, Metin Erksan, Ömer Kavur, Ömer Lütfi Akad ve Yılmaz Güney gibi usta yönetmenlerle, Susuz Yaz, Yılanların Öcü ve Gecelerin Ötesi gibi, Türk Sineması’nın çok önemli yapımlarında çalışan Yeşilçam’ın “Godzilla” lakaplı efsane set amiri Selahattin Geçgel anılarını paylaşmak için festivale geliyor.

 

15 yıldır İzmir’lilerin ilgi ile takip ettiği ve alanında fark yaratan bu festivalin başka organizasyonlara örnek olması ise kişisel dileğim. İzmir’in sanata daha yakın günler geçirmek istediği böyle gerçekleşen etkinliklere olan ilgisinden belli oluyor aslında.

1-5 Kasım 2014 tarihlerinde gerçekleşecek festivalin ayrıntılı programına Program | UiKFF – IISFF linkinden ulaşabilirsiniz.

 

 

Sıkıysa Uyarla

Uncategorized

Televizyon ne kadar inkar etsek bile hayatımızın bir parçası. İsterseniz ulusal kanalları izlemiyor olun ya da hiç açmıyor olun çevrenizden, oradan buradan bir şekilde yapımlar hakkında bilginiz oluyor. Özellikle dizilerin ülkemizdeki önemi belli. Hatta televizyonun yapı taşı durumundalar. Ciddi bir sektör.

İşte bu kadar göz önünde olması ve talebin olması aslında sektörü orjinallikten biraz uzaklaştırıyor. Üretemeyen sektör yabancı ülkelerden uyarlama diziler çekmeye başlıyor. Bazısı tutuyor bazısı üç beş bölüm dayanıyor. Zaten uyarlanan dizileri orjinal hallerini çekenlere izletseniz kendi senaryolarını tanımaları mümkün değil. Bizim yumuşak karnımıza dikkat edecekler, örf adetleri delmeyecekler aman iki cinsi aynı yatağa koymayacaklar diye uyarlama yapalım derken yepyeni bir dizi yaratıyorlar farkında değiller. İşte şimdi size asla ama asla orjinal hali ile ülkemizde uyarlanamayacak birkaç diziyi yazacağım. Eğer sizin de aklınıza gelenler olursa yorum yazmayı unutmayın.

Shameless : Varoş bir semtte yaşayan altı çocuk ve bir babadan oluşan ailenin trajik komik hikayesini anlatan dizi Türk aile yapısının üç kafalı uygunluk işaretini asla alamayacak türden konuları işliyor. Seks, hırsızlık, çocuk gelişimi ya da ikili ilişkilere öyle akıl üstü bir noktadan bakıyorlar ki nereden tutsanız uyarlamanız mümkün değil. Alkolik babanın içki parası için ölmek üzere olan ya da agorafobisi olan kadınları kandırıp seks yapması en normal geçen bölümlerinden biri mesela. Televizyonu bu kadar 'örnek alınacak' noktaya koyan bir toplum için imkansız dizilerden biri.

Breaking Bad : Lisede kimya öğretmeni olan bir adamın onu öldürecek bir hastalığa yakalanması sonucu ailesine yüklü bir para bırakmak adına girdiği eroin üretim işinde eski öğrencisi ile maceralarını anlatan dizi bugün ülkemize uyarlansa önce meslek birlikleri bir sıra açıklama yapar sonra uyuşturucu madde bağımlılık merkezleri kanalı topa tutar sanırım. Çünkü bizde diziler sadece dizi değil hayatın fotoğrafı hatta hayatın kendisini yansıttığı için imkansız. Biz öyle 'salak' büyüyen bir nesiliz ki televizyonda gördük diye annemizin kilerine met lab. kurabiliriz.

Dexter: Bitişi ile tüm hayranlarını yasa boğan sevimli seri katil Dexter'ın acı dolu hayat hikayesi ile başlayan dizi sadece kötüleri cezalanlandırma mesajı ile yüreklere su serpiyor. İzlerken neden bir seri katili bu kadar sevdiğimizi sorgulatan dizi aynı zamanda din, aile kavramı vb konuların hassas yerlerini öyle bir kaşıyor ki sanırım bizim ülkemizde ömrü birkaç hafta ile sınırlı olurdu. Aman yayınlanırsa biri kötüleri öldürmeyi kafasına koyabilir ee bu da birilerinin pek hoşuna gitmeyebilir 🙂 Bir kere kime göre kötü değil mi?

Aslında inanın bu listeyi size onlarca madde olarak uzatabilirim ama aslında benim anlatmak istediğim konu ortada. Salonumuzun ortasında duran bu cihaza bu kadar büyük roller biçmek komik değil mi? Sadece orada gördü diye gençlerin aynen uygulayacağına inanmak büyük haksızlık değil mi? Yoksa bunlardan kaçarken çocuk gelinler, töre cinayetleri, aile içi evlilikler gibi konuları normalleştiren dizilere tutulmak daha kötü değil mi? Sizce bir çocuk buzlanan sigarayı örnek almasın derken bir dolu silahla çevresindeki on kişiyi yere sermeyi izlemesi ne kadar normal? İşte burada önemli olan orada ne yayınlandığı değil sizin ne kadarını evinize kabul ettiğiniz. Yoksa sadece aptal bir eğlence kutusu.

 

Belki Ruhlar Şarkı Söyler

Uncategorized

Hayatta vazgeçişler var. Artık istemediğiniz, devam gücü görmediğiniz şeyleri değiştirme, yok sayma gücü var. İnsan yapısı ne bilimsel ne ruhsal olarak hala çözülemeyen denklemlerden oluşuyor. Her girdiğiniz hücre milyonlarca ayrı gizeme açılıyor sanki.

Bu bahsettiğim vazgeçişlerin en akıl almazı en zoru en üstünde yargıya uzağı ise hayattan vazgeçiş olsa gerek. Birçok kişi biliyor sosyal medya üzerinden dün genç bir adamın vedası ile sarsıldık. Geç tanıdığımıza üzüldük, dur diyememiş olmamıza lanet ettik, kızdık, korkak dedik hatta en kolay yolu seçmiş dedik. Sadece tek bir şeyi düşünmedik “her şeyi olan, eğitimli, lider ruhlu, güzel bakışlı” bu adam gerçekten bu mu yoksa bizler insanlara kendi yargılarımızı öyle bir yapıştırıyoruz ki bizi anca tokat gibi bir video mu kendimize getiriyor? Bir isyanı, vazgeçişi gözlerde göremeyecek kadar körleştik mi? Artık çevremizdeki herkesi sadece ağzından çıkanlara, gülen fotoğraflarına, sadece paylaştığı hayatına göre mi değerlendiriyoruz? Yalan söylemeyen gözlerdeki acıyı fazla mı gerçek buluyoruz? Gerçek olmayan ile o kadar meşgulüz ki gerçekliği yok saymak işimize mi geliyor?

Sadece sorular yazabiliyor insan. Cevaplardan korkuyor. İnsanın insandan beslenmesi azaldıkça ruhumuz her gün kendinİ biraz öldürüyor. İşte sonra içimizden güzel bir adam çıkıp sadece bedenini yaşatmayı anlamlı bulmuyor. İsterdim ki o adamın ruhunu canlı tutan, heycanlandıran, aşık eden, iyileştiren biri olsaydı ya da birileri ona daha iyi gelseydi. Keşke videodan bile bize geçen o enerji ona gerekli olan tek motivasyonu verseydi. Şimdi keşkeler gitti. Elimizde bize tokatı atan 12 dakikalık bir hayat dersi ve o şarkı kaldı. Onun ruhu gider ayak birilerimize iyi geldi. Umarım ruhlar ölmüyordur.

Not: kişiye ve yakın çevresine saygımdan dolayı bu yazıya kişinin adını, videosunu eklemiyorum. O bir şarkı mırıldanarak gitti bence bu yeterli.

 

Bir Fuar Hikayesi

Uncategorized

Biliyordum! Eğer fuara gidersem çok sinirleneceğimi, üzüleceğimi, anılarımın gömüldüğünü göreceğimi biliyordum. Hani derler ya 'rahmetliyi son gördüğünüz gibi hatırlayın bence şimdi görmeyin' işte aynen öyle hissettim. Konuya çok ortadan girdim biliyorum. Çok doldum. Herkesin bildiği üzere 83. İzmir Enternasyonal Fuarı açıldı. Açıldı ama neden açıldı hiçbir fikrim yok.

Öncelikle biraz 'nerede o eski fuarlar' arabeski yapacağım izninizle. O eski fuarlar öncelikle senin ülkenin tüm kültürlerini senin ayağına getirir, yerel girişimcilere kendilerini anlatma fırsatı tanır, uluslararası markaları tanımanı sağlar, ticareti canlandırır, İzmir'in güzel kızlarını ürün tanıtırken izlemene fırsat verir, dünyayı sana getirir, onur ülkesini kimse onu en ince ayrıntısına kadar tanımanı sağlar, şehre karma turist getirir, ülkenin tüm yıl gelmeye fırsat bulamayan tüm sanatçılarını, tiyatrolarını izlemeni sağlar, yerel basını destekler, fuardan çıkarken bir sonraki günün gazetesini almanı sağlar, sokak lezzetleri ile seni uçurur, dünya mutfağı ile şaşırtır, birimize bir şey olur mu korkusu olmadan gece yarılarına kadar seni korur, su dansı ile büyüler, çocuklara broşür toplama yarışı yaptırır DI! Evet şimdi bunların hiçbiri yok. Hiç!

 

Ben bugün bir fuar değil bir mahalle pazarı hatta panayır görünümlü bir korku filmi gezdim sanki. Abartmıyorum. Aklımda kalan şeyler her köşe başındaki dürümcüler, iğrenç çığırtkan ve birbirine karışan müzikler, en kurumsal dediğin bir gsm şirketinin koca çadırı önünde bile 'gel vatandaş gel' diye bağıran insanlar, çin malı yazan ürünler ve yok hükmünde bir fuar. İzmir'li birine pavyon dediğinizde aklına ilk gelen yer fuarın içinde yer alan firmaların kendilerini tanıttıkları alanlar olur ama bana bugün pavyon deseniz işte derim tam anlamını bulmuş. Nedenlerini nasıllarını asla konuşmak istemiyorum. Evet belediyeye, izfaş'a kızgınım ama en çok o fuara sahip çıkmayan İzmir'liye kızgınım. O fuarın Gaziemir'e taşınmasına ses çıkarmayan ve koca bir kültürün göz göre göre yok edilmesine böylesine seyirci kaldığımız için kızgınım. Bugün bir yerleree İzmir'in en yeşil fuar alanının taşındıktan sonra ne olmasını isterdiniz gibi anketler gördüm. Ben eskisi gibi kültür park olmasını istiyorum. İçinde sanat, kitap, vizyon olan gerçekten medeni, on iki ay yaşayan güvenli parkımı istiyorum.

 

Benim bugün anılarım kırıldı. İzmir'i İzmir yapan hani şu çok övündüğümüz medeni duruşun yapı taşı o fuar. İnsan bazen doğduğu şehrin gelişmemesine değil olduğu gibi kalmamasına üzülüyor. Oysa ki şehirler oldukları gibi anlamlı. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak biliyorum ama umarım Atatürk anısına, Ahmet Priştina anısına o alan bir kültür şehrine yakışacak hale gelir. Bu isimlerin altında ezilme İzmir bu isimler ile şehirini yücelt.

 

Bir Dilim Motivasyon

diyet, Uncategorized

Hayatı diyet yapmak ile geçmiş kişiler bilir bu işte her şeyin başı yüksek motivasyon. Yaklaşık iki aydır beslenmemde ve yaşam tarzımda yaptığım değişiklikler elbet sürekli aynı enerji ve motivasyonda devam etmedi. İnsan yaşadığı olaylardan, çevresel faktörlerden ya da her hangi bir olaydan etkilenip bu konu ile ilgili motivasyonunu düşürebiliyor. Mesela beslenme uzmanım ile çalışmaya başladığım son 6 haftadır her şey iyi giderken bu hafta birden bire kilo vermem durdu. Hatta durmak ne kelime +300 gram bir fark bile vardı. Daha kontrole gitmeden bunun olacağını biliyordum çünkü bahanem cebimdeydi. Kızım hastalandı ve o 4-5 günlük dönemde kendime vakit ayırıp yemek yapmak, saatli beslenmek mümkün olmadı. Şimdi bu haftadan bakarken bunun sadece bir bahane olduğunu görebiliyorum. İçine girince insan buna benzer onlarca neden bulabiliyor yanlış beslenmek için. Neyse Andaç Bey’in 3 günlük özel programı ile bu virajı umarım aşmış olacağız. 

Görsel

Bu paylaşımda sizinle bu süreçte motivasyonumu nasıl ayakta tuttuğumu paylaşacağım. Belki tam canınız koca bir kare çikolata ya da fırından yeni çıkmış pide çekerken bu yazıya denk gelirsiniz ve size de yeni bir yol olur. 

1. İyi bir danışman : Açıkçası bunun bu kadar önemli olabileceğini düşünmemiştim. Şimdiye kadar bir çok beslenme uzmanı ile çalıştım ama sanırım doğru enerjiyi yakalamak önemliymiş. Size buradan beslenme uzmanım Andaç Yeşilyurt’un listelerini yazıp yönlendirmeler yapmayacağım çünkü gerçekten her hafta listeyi beraber hazırlıyoruz. Her hafta en özlediğim şeyi kendisine söylüyorum ve o bir şekilde listede şekillendiriyor. Bunun dışında her hafta birinin kontrolünde olmak sanki diyet 7 gün hissi veriyor. Sanki her hafta başka bir şeye başlıyorum şeklinde hissettiğim için motive olmam kolay oluyor. 6 ay diyet yapacağım yerine bu hafta bunu yapıyorum demek daha mutlu ediyor.

Görsel

2. Instagram, twitter, facebook hesapları : Ne alaka demeyin. İlk yazımda da yazdığım gibi bu kanallardan paylaşımda bulunan kişilerin başarı oranı %66 artıyor. Ve ben bu %66’lık oranı göz ardı edemeyeceğim. Aslında siz bir şeyler paylaşmasanız bile doğru hesapları takip ettiğinizde motivasyon arttırıcı oluyor. Özellikle instagram hesabınız varsa hastag olarak #weightloss #beforeafter #diyetteyiz #cardioworkout gibi seçenekleri takip ederseniz başarı hikayeleri, spor tavsiyeleri, yemek alternatiflerini bulabiliyorsunuz. Bunun dışında bir çok sosyal medya ağını kullanan beslenme uzmanı var. Bunları takip ederek hem fikirler alabilir hem doğru bilgiler elde edebilirsiniz. 

Görsel

3. Iphone/ipad uygulamaları : Günümüzde dokunmatik ekranların girmediği her hangi bir konu aklınıza geliyor mu? Elbet gelmiyor. Bu konuda da gerçekten harika uygulamalar mevcut. Aslında bu konuda net olarak neler yükleye bileceğinizi söylemek istemiyorum çünkü kullanıcının ihtiyacına göre değişiklik gösterebiliyor. Benim yazdıklarımın en azında önce ücretsiz olanlarını deneyin derim. Sürekli yanınızda taşıyabildiğiniz bir çok hatırlatıcı, not alabileceğiniz, güzel tavsiyeler veren beslenme, günlük, spor uygulamaları mevcut. Ben ağırlıklı olarak nike plus, adım sayar, kalorimetre, kalça ve karın kası egzersizlerini kullanıyorum.

Görsel

4. Günlük Tutmak : Bu uğurda acaba ne defterler harcadım. Çoğuna bir yazdım bir yazmadım. Bu seferki defterimi beslenme uzmanım kendi verdi ve bizim adımıza bir çok küçük notların, yönlendirmelerin, beslenme tablolarının olduğu bir defter. Açıkçası bir şeyleri yazmak zor gözükse bile benim gibi biraz kırtasiyelik malzeme düşkünü bir insansanız değişik sticker, kalem vb şeyler ile bu işi eğlenceli hale getirebiliyorsunuz. Ve gerçekten ne yediğini yazmak yemek yemeyi öğreten bir şeymiş. 

Görsel

5. Sağlık Dergiler : Kadın dergileri okumayı çok severim. Gerçi çoğu kadını sadece erkeği nasıl mutlu ederim ya da tek derdim kıyafet şekline dönüştüğünden beri okuduklarım baya azaldı. Şimdi aylık okuduğum dergilerin içine WomensHealth de eklendi. Şimdiye kadar gördüğüm dergiler içinde en hap bilgileri veren ve akılda kalıcı önerileri olan bir dergi. Eğer dergi alışkanlığınız yoksa internet siteleri de çok yeterli. Bunun yanında ipad uygulamaları da mevcut. 

Görsel

6. O Benim Olacak : Bu madde herkes için zorunlu bir madde değil elbet ama eğer bütçe ayıra biliyorsanız mutlaka deneyin. Vücudunuzda beğenmediğiniz o çıkıntılar yüzünden giyemediğiniz ama çok sevdiğiniz bir kıyafet mutlaka vardır. Belki bir mini elbise, şort ya da dar bir gömlek. Ne olursa olsun ama onu almak için zayıf olmayı beklemeyin. Onu alın. Alın ve dolabınızda sizi beklemesi için en güzel köşeye asın. Düzenli olarak giymeye çalışın ve gün geldiğinde üstünüzden çıkarmanıza gerek kalmayacak. 

Görsel

7. SEN : Evet bu son ve en önemli madde. En büyük motivasyon SENSİN! Sen istediğini yaparsın. Sen gerçekten bu işe başladıysan sonunu getirirsin. Sen bu yola çıktıktan sonra asla geri dönmezsin. Ve sen öyle güzelsin ki bunu saklaman için hiçbir neden yok. 

Görsel