30 Gün Para Harcama

yaşam

9e50e1a72c58273580b12c83d9097cbb

 

Geçen gün sosyal medyada bir arkadaşımın beni bir yazıda etiketlemesinden sonra kendimi yeni bir meydan okuma ile test etmeye karar verdim. Öncelikle bana gönderilen yazıyı okumak istersenizSadece Günlük Alışkanlıklarımı Değiştirerek Bir Yılda Nasıl 18.000 Lira Biriktirdim?

Açıkçası hayat pahalı, her şeyin maddi ederi (değeri değil ederi) gün geçtikçe artıyor. Artık bırakın seyahat etmeyi falan nerdeyse birçok kişi arkadaşları ile sosyalleşirken bile dikkatli davranıyor. Davranmak zorunda kalıyor. Yılbaşı döneminde şöyle bir yazı yazmıştım hatırlayanlar vardır. eskiyene kadar kullan 

Artık çılgınca tüketiyoruz. Bize değil bankaya ait olan parayı kredi kartları ile harcıyoruz. Sonra içine girdiğimiz çarkın sancısını çekiyoruz. Maaş geldiği gibi karta gidiyor, bu sefer yeni harcamalar için kart kullanıyor gibi. Şimdi bu noktada aslında odağımız büyük kalemler değil. Kira, fatura vb gibi harcamak zorunda olduğumuz giderler var. Peki hiç fark etmeden harcadıklarımız? Yazıyı okuduğumdan beri düşünüyorum. Aslında üstüne düşününce ve kendini gözlemleyince 1-2-3-10 tl diye düşündüğümüz ama aslında harcamasak da olur diyeceğimiz bir sürü gider kalemi çıkıyor.

İndirimlerin, kampanyaların, allı pullu süslenen eşyaların büyüsüne kapılıp aslında tüm yapmak istediğimiz hayallerimizi o eşyalara yüklüyoruz. Gözümüzde büyüttüğümüz bir seyahate çıkmak ya da gitmek istediğimiz bir eğitimin, etkinliğin parası aslında bu küçük giderlerde yatıyor olabilir.

Bu seferki 30 gün hedefim temel gıda ürünleri haricinde hiçbir harcama yapmamak ve bu 30 gün sonunda bir şeyin gerçekten ihtiyaç olup olmadığı kararını doğru veriyor olmak. Bu kararın çok paranız olması ya da olmaması ile ilgisi yok. Çalışarak, emekle kazanılan bir şeyin doğru kanalda harcanması asıl hedefim.

Benim en çok harcama yaptığım şeylerden biri kitap.Maalesef ülkemizde en pahalıya aldığımız şeylerden biri. Belirli bankaların yayınevleri dışında özellikle ‘yeni çıkanlar’ da 20-30 tl altında kitap yok. Biliyorum çoğunuz kitap almayalım mı diyecek ama zaten evimde artık yerim yok. Dijital olarak okuyamıyorum ama özellikle son kampanya dönemlerinde yeteri kadar kitap aldım ve ortalama 3 ay boyunca okuyacağım kitaplarım var. Bundan sonrasında ise bir değiş tokuş yöntemi oturtmayı düşünüyorum. Üyesi olduğum kitap kulübündeki arkadaşlar ile bunu konuştuk zaten. Sizler de çevrenizle değiş tokuşa girebilir ya da okuduklarınızı satıp onun parası ile yeni yayın alabilirsiniz.

 

Bir diğer harcama kalemim kırtasiyelik ürünler. Bunun gerçekten sonu yok. Elinde varken yenisini alıyorsun ve sonra benim neden dolaplarımda yer yok diye düşünüyorsun. Beni biraz zorlayacak ama bir ay boyunca hiçbir kalem, postit, defter vb bir şey almayacağım.

 

Kıyafetler ah o kıyafetler. Biliyorum birçok kadın için giyim konusu başka bir değer taşıyor. Bu konuda yaptığımız en büyük hata sanırım doğru kombin kıyafet alışverişi yapmıyor olmak. Aslında alınan bir parçanın birçok parça ile kombin olabilmesini sağlamak kıyafet çeşitliliğini sağlamak için önemli. Ben açıkçası bu konuda çok iyi değilim. Bir diğer hata ise ucuz alıp çok almak. Aslında çok ucuz olduğunu düşündüğümüz yerlerden aldığımız parçalar uzun ömürlü olmuyor. Özellikle ayakkabı, mont gibi pahalı olabilecek parçaları kaliteli alıp uzun süre kullanmak, uzun vadede daha az para harcamamızı sağlıyor. Beden değişimleri de bu konuda bir dert. Eğer zayıflama/kilo alma gibi bir süreçte iseniz alışverişten kaçının. Bu dönem alınanları uzun ömürlü olmayacak.

Yiyecek-içecek konusu ise özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar için gerçekten büyük kalem. Bu konuda yapılması gereken şey ise aslında plan program ve araştırma. Haftalık öğünleri planlamak, o hafta ne yiyeceğinizi bilmek önümüzü açacaktır. Markette liste dışı şeye eliniz çok gidiyorsa online alışveriş yapmak çok mantıklı. Birçok kalemi online olarak daha ucuza almanız da mümkün. Kredi kartı kullanmayan şanslılardan iseniz mahallenize yakın büyük zincirler yerine daha küçük zincileri seçin. Hiç bilmediğiniz çeşitlilikte ürünler olabiliyor. Şansınız varsa ilk tercihiniz tabi ki semt pazarınız olsun.

30 gün ‘gıda dışı ürün almayacağım’ kararım aslında tüketim alışkanlıklarıma dışarıdan bakabilmek. Kendimi analiz etmek ve paranın nereye gittiğini hesaplamak. Bu konuda deneyimleri olanları ve tavsiyelerini bekliyorum. Bu arada bu meydan okuma 1 Şubat 2018 tarihinde başlayacak 🙂

Yeni 100 Gün

yaşam

Processed with VSCO with f2 preset

 

Ve yeniden başlıyoruz! Bildiğiniz gibi daha önce 21-40-100 gün şekersiz günlerimi ve yaşadığım değişimleri içeren yazılarımı yayınlamıştım ama o dönem öncesinde bir şey yazmamıştım. Aslında bu biraz o günlere özlem yazısı olacak ve temiz beslenmeyi insanın ne kadar özlediğini biraz anlatmak istiyorum.

Bir sene boyunca Türkiye’den ve Türk mutfağından uzak yaşayınca içimizde ciddi bir yemek yeme motivasyonu ile döndük açıkçası. Ben biraz büyük büyük konuşup ‘haftada bir özlediğim bir şeyi yerim canım’ falan bile dedim hatta ama öyle olmadı. 6 ay boyunca Casablanca’da ki ürün ve markalara göre dizayn ettiğim mutfağım birden bire eski özlenen lezzetlere kapısını sonsuz açtı. Üstüne özlenen arkadaş buluşmaları, yemekleri, tatilleri eklendi derken bende yine aynı his oluştu.

Kendimi o sağlıksız hissettiğim ve aylarca kaçındığım his. Yine uykuya zor dalıyorum, nefes alışlarım değişti, dilimin üstünde tabaka gibi bir his, ani sinirlenme vs. Açıkçası yeni iş hayatım içinde sabah yürüyüşlerimi yapmam imkansız olduğu için bu da biraz beni yoldan çıkardı. Bunun yanında İstanbul’da araba kullanmayan şanslılardan olduğum için gün içi hareketliliğim biraz fazla. Birde yolumun üstündeki simitçilerle ilişiğimi kesersem harika olacak 🙂

Şaka bir yana gerçekten yorgun hissediyorum. Öğlenleri çalışmasam kesin bir yere uzanıp uyurum ki hafta sonu iş yorgunluğuna versem bile çoğu zaman uyku basıyor. Günlerdir blogumdaki kendi yazılarımı okuyorum, eski fotoğraf paylaşımlarına bakıyorum ve çok uzak olmayan 3-4 ay öncesini gerçekten özledim. Aslında bu yeni 100 gün projesi artık bir dönemi değil bir ömrü kapsayacak. Şuna karar verdim ki kaçamak yapmak bana yaramıyor. Karanlık tarafa geçmesi kolay insanlardan biriyim. En iyisi aydınlık tarafta kalıp öyle devam etmek. 1 ocak itibari ile mutfağımı özlediğim düzene getirdim. Gerekli alışverişi yaptım. Psikolojik olarak bu sefer daha rahatım çünkü artık güvende olduğum taraf zaten bu. Bu seferki meydan okuma aslında buradan uzakta iken merak ettiğim bir şeydi.

Benim ara verdiğim dönemde bana attığınız birçok ‘seni okuduk ve başladık’ mesajları benim hızlıca kendime gelmemde çok etkili oldu. Hepinize ayrıca teşekkür ederim. Bu konuda etkileşim halinde olmak bana iyi hissettiriyor. 2 ocak tarihinde başladığım için sizlerle blog üzerinden 22 ocak tarihinde buluşacağız. Bunun dışında süreci ve yaşadıklarımı instagram @ozgedogan_db hesabında takip edebilirsiniz. Sevgiler

Eskiyene Kadar Kullan

yaşam

6a129a9475c87d9718c2f44e8bfcb88b

 

Mağazalar, alışveriş merkezleri, sosyal medya araçlarındaki paylaşımlar ve dahası her yer ışıl ışıl. Beni seç beni al diye bağıran ürünler, bunu al bunu almazsan asla mutlu olamazsın mesajı veren tanıtımlar. Birileri sürekli burnumuza bir şeyler sokuyor.

Her şey allı pullu! Daha buna ihtiyacım var mı diye düşünmeden kartımızdan geçmiş oluyoruz tutarı. Hele alış veriş dediğin şey online olarak yapılıyorsa, giden para asla elimize değmediği için sanki harcanmıyor gibi bir his oluyor.

Ben hatırlıyorum özellikle dedem bir şey almadan önce bazen birkaç ay geçerdi. Önce gazeteden araştırır, çıkar esnaf dolaşır, olmadı birilerini arar onlara danışır falan derken, bunun hesabı kitabı ile bir ayı geçerdi. Asla cimri biri değildi bu arada. Özellikle torunlarına sonsuz kredisi olan biriydi. Bir defteri vardı ince ince yazdığı. O zaman tabi taksitler falan yok. Ne alıyorsan tutarı neyse ödüyorsun alıyorsun. Belki de bu yüzden ‘gerçekten ihtiyacım var mı’ sorusunu sorma ve cevabını duyma vaktin oluyordu. Bir dönem senetli taksitler falan başlamıştı hatırlıyorum. Dedem derdi ki; Ben onu senetle alırsa her ay taksidini öderken pişman olurum ya da aldığıma küfür ederim. Biliyordu yani sahip olduktan sonra gözümüzde değerinin hemen düşeceğini.

Yılbaşı nedeni ile neredeyse bütün sosyal medya, internet siteleri çıldırmış durumda. Sözde indirimler, hediyeler, çekilişler derken gerçekten hediye paketi görürsem gözüm kanayacak hale geldim. Bu yazıyı yazmaya karar vermeden önce oturdum ve düşündüm. İki gün boyunca sosyal medyada karşıma çıkan ve o an satın almak istediğim şeyleri ekran görüntüsü olarak aldım. İki gün sonra alt alta yazıp topladım. Toplasınız birkaç saat gezindiğim sürede tam 3560 liralık ürüne içim gitmiş, aklım gitmiş, bir acaba demişim. Ve inanın tanesi 100 tl’yi geçecek ürün yok içinde. Toplam tutarı toplamadan önce de şöyle bir şey yaptım. Hangisini almadığım için üzgünüm? HİÇ! Hayatım devam ediyor ve o param henüz cebimde.

Hiç alışveriş yapmayalım gibi bir mesaj vermiyorum. Elbette sadece ihtiyaçlarımızı değil bazen kendimizi şımartacak şeyleri de almak hakkımız. Sadece bu ihtiyacı siz mi hissediyorsunuz yoksa karşı taraftan size bu duygu enjekte mi ediliyor bunun kararını vermek önemli. Bakın artık bir şeyler eskimiyor. Eskimeden bir yerlere veriliyor ya da çöp oluyor. Bu normal mi? Bir şeyi sadece daha ucuz diye alamayız. Bir gün ihtiyacınız olduğunda o ürünü yine aynı fiyata bulma ihtimaliniz çok yüksek.

Tüketime alışmak bizi etkiliyor. Hatta kolay elde etmek ve elde ettiğin şey için daha çok çalışma ihtiyacı hissetmek bizi çıkılmaz bir döngüye sokuyor. Peki ne yapalım?

  • İhtiyaçlarınızı yazılı planlayın
  • Onlara gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını anlamak için ara ara sorgulayın. Ne kadar eksikliğini hissettiğinize bakın.
  • O ürünü almak için kaç saat çalıştığınızı hesaplayın. İş saatinde geçen 2-3 saate bedel mi mesela?
  • Alışveriş merkezlerine giderken kredi kartınızı yanınıza almayın. Biliyorum çoğumuz acil bir şeye ihtiyaç olur diye o kartları taşıyoruz ama genelde o acil şey vitrinde gördüğümüz bir kıyafet oluyor.
  • Nakit para ile alışveriş yapmaya çalışın. Mesela 150 tl altında hiçbir şeye kart vermeyeceğim diye bir kural koyun. O zaman ne kadar az almaya başladığınızı göreceksiniz.
  • Evde giymediğiniz kıyafetlerinizin terzi sayesinde yeni bir modele dönüşüp dönüşemeyeceğine bakın.
  • ‘Kendin Yap’ videoları izleyin. Bazı şeyleri süslemenin imkansız olmadığını görün.
  • Acil olmayan şeyleri almayarak yapacağınız birikim ile nerelere gidip tatil, keşif yapabileceğinizi planlayın.

Bu para sahibi olup olmamak ile ilgili bir konu değil. İster çok zengin olun ister az paranız olsun bir şeyin ‘değeri’ başkalarının koyduğu fiyatlar değildir. Sizin o ürüne biçeceğiniz değerdir. Herkesin sevgiyi paylaşacağı harika bir yıl olsun!

Mutlu Yıllar!

Hayatınızı Organize Etme Özgürlüğü

Tavsiyem Var, yaşam

Processed with VSCO with a5 preset

 

Kırtasiyelik her türlü malzemeyi tutku ile seven biriyim. Kalemler, postit, bantlar, silgiler ama en çok ajandalar, defterler. Her sene yeni yıla girmeden bir ajanda mutlaka alırım, bunun yanında çantamda her zaman küçüklü büyüklü farklı defterler olur.

Ajanda tutmak bana kurumsal hayattan kalma bir alışkanlık aslında ama yoğun iş hayatını bıraktıktan sonra ajandaları çok etkin kullanamadım. Bazen haftalarca bazı sayfalar boş kaldı, ajandalarda bazı bilgilere yer verilen alanlar benim ihtiyaçlarım ile  örtüşmedi falan derken internette gezinirken Bullet Journal ile karşılaştım. Öncelikle biraz bu sistemin ne olduğunu anlatacağım.

Bullet Journel çocukluğunda öğrenim bozukluğu yaşayan Ryder Carroll tarafından geliştirilmiş. Aslında buna bir sistem demek daha doğru. Zaman zaman hepimiz hayatımızı planlamada, zaman yönetimi yapmakta zorluklar yaşıyoruz. Bu kişisel günlük sistemi ile amaçlanan biraz da bu sıkıntıyı yaşayan kişilere yardımcı olmak. Ajandaların standart sistemlerini bir kenara bırakıp defterinizi kendi işiniz ve yaşam tarzınıza göre şekillendirip, organize ediyorsunuz.

Bullet Journel’da isterseniz hedeflerinizi, gideceğiniz etkinlikleri, özel günlerinizi, alış veriş listenizi özelleştiriyor ve kendi hayat dinamiklerinizi deftere işliyorsunuz. Aynı zamanda yaratıcılığınızı körüklediğini söyleyebilirim. İnsanların yaptıkları örnekleri gördükçe daha fazla motive olmanız mümkün. Bunları yaparken rengarenk kalemler, postitler, bantlar, çıkartmalar en yakın arkadaşınız oluyor 🙂

Her şeyin dijitale döndüğü günümüzde ben hala bu konuda kalem kağıt savunucusuyum. Maddesel olarak gözle görülür şekilde hazırladığım bu tarz şeylerin etkinliğine çok inanıyorum. Piyasada profesyonel defter üreticileri uzun süredir Bullet Journel defterleri satıyor ama fiyatları 50-100 tl arasında değişiyor. Açıkçası ben başlangıçta buna cesaret edemedim. Alıp bir kenara atma ihtimalimi düşündüm ve uzun süre uzak durdum. Sonra bir arkadaşım aracılığı ile Notedotbook ile tanıştım. Instagram’da www.instagram.com/notedotbook/  hesabına bakabilirsiniz. Büyüklüğü, sayfa sayısı yeterliliği ve tasarımı ile benim çok hoşuma gitti ve Bullet Journel deneyimime onlar aracılığı ile başlamış oldum. Hem ekonomikler hem de kendi sosyal medya hesaplarınden harika fikirler veriyorlar. Aynı zamanda instagram hesaplarımda arada meydan okumalar düzenliyorlar 🙂 Bazı ayların her gününe bir hedef koyuyorlar ve defteriniz için harika fikirler çıkmasını sağlıyor.

Processed with VSCO with a5 preset

Kişiselleştirilen her şeyi hayatımıza bir değer olarak katmak çok daha kolay oluyor. Bu defterler ve bu sistem benim için öyle oldu. Bir ara vakit ayırıp pinterest ve youtube’da bu etiket altında paylaşılanlara bakın.

 

Kariyer mi Mutluluk mu?

yaşam

IMG_2735

 

Kahve uzmanlığı eğitimi alıp, üstüne barista olduğum günden beri sosyal medya üzerinden ‘mutlu olduğun işi yapma’ konusunda birçok kişi ile konuştuk. Herkesin ortak düşüncesi ya bir çıkış yolu bulamamak, harekete geçememek, kariyer karmaşası içinde zamanın nasıl geçtiğini anlamamak üzerineydi.

Bu yüzden bu konuda düşündüklerimi ve kurumsal hayata kesin olarak dönmeme kararımı nasıl aldığımı anlatmak istedim. Ben 22 yaşımdan 32 yaşıma kadar pazarlama, satış, kurumsal pazarlama yaptım. Çok başarılı olduğum şirketlerde çalıştığım kadar çok başarısız olduğum şirketlerde de çalıştım. Türkiye derecesi yaptığım da oldu, listelere giremediğim günler de. Şunu fark ettim ki ben en başarılı olduğum zamanda bile başarısız olduğum zaman kadar mutluyum. Ya da şöyle anlatayım, ne kadar başarılı olursam olayım mutlu değilim. Başarı, kariyer kriterlerinin benim tarafımdan yaratılmadığı, aslında her kriterin aslında şirketi mutlu eden bir sonu olduğunu fark ettiğimde içimdeki tüm motivasyon kayboldu. Daha çok prim için karşı tarafa ihtiyacı olandan fazla şey satmaya çalışmak, yıl sonu toplantısında omuz omuza eğlendiğin arkadaşından daha başarılı olmak için şimdi hata olarak gördüğüm ama o zaman doğal gelen stratejiler yapmak, hiçbir zaman mutlu edemeyeceğin müdüründen iyi bir söz duymak için didinmek ya da onun koltuğunu kapmak için onu çok sevdiğini düşünmesini sağlamak. Bunun gibi onlarca sahte, gerçek hayatta karşılığı sonu olmayan bir sarmala girmiş olmak beni çok yordu.

IMG_2421

En son çalıştığım şirkette yöneticim tarafından uygulanan mobing, adam kayırma vb zaten herkesin mutlaka kariyerinin bir aşamasında yaşadığı şeyleri saymıyorum bile. Buradan şu anlaşılmasın ‘ben mükemmeldim, onlar değildi’ iddiam yok. Zaten bu duygularla çalıştığınız yerlerde iyi olmanızın beklenmesi hayalcilik. Sonuç olarak anne olmak, o dönem şehir değiştirmek benim için güzel bir bahane oldu iş hayatını bırakmak için. Tabi 22 yaşında çalışmaya başlamış biri olarak evin zaman zaman basması sonucu iş arama dönemlerim oldu. Kendimi takım elbiseli, toplantı salonlarında sahte gülümsemeli düşündükçe içimde oluşan daralmalara rağmen gittim görüşmelere. Hepsine bir bahane buldum neyse 🙂 Sonra bir gün sosyal medyadan tanıdığım Fulsen Türker’in Garson ve Mutlu kitabını okudum. Çalışma hayatından topuklayarak kaçmış bir kadının garson olarak hayatına devam etmesini anlatan ama bunu çok gerçekçi, her yönü ile anlatan bir kitaptı. Üstüne Fulsen ile İzmir’de tanışma şansına eriştim. Sohbetimizin sonunda karar vermiştim ‘ben sevmediğim bir işte çalışmayacaktım’

Tabi bu aşamadan barista olma aşamasına gelen kadar koca bir 4 yıl geçti. Bu süreçte 3 şehir 1 ülke değiştirdik. En son Casablanca’da yaşadığımız 1 yıl benim kendimi tanıma, sorularıma cevap bulma dönemimdi. Şunu fark ettim ki hayatımda birçok şeye karşı beğenim ve sevgim değişebiliyordu ama kahve hep vardı. Her zaman merak ettiğim bir konuydu, iyi kahve için kilometrelerce yürüdüğüm zamanlar vardı. Çok uzun bir süre araştırdım. Bu konuda neler yapabilirim yazdım, çizdim. Kendimi kafamda barista önlüğü ile canlandırdım. Hep iyi hissettim. En zor yönlerini düşünüce bile iyi hissettim.

Sonrasını zaten biliyorsunuz. Eğitim, sınav, iş bulma derken şimdi olduğum yerde barista olarak, en sevdiğim kokunun içinde, çekirdeklere dokunarak çalışıyorum. Her gün mesleği ile ilgili okuyorum, dinliyorum, izliyorum. Başkasını geçmek, yenmek için değil sevdiğim şeyi daha iyi yapmak için zaman ayırıyorum. Enerjim hep üst seviyede. Bir kere bile uyanmaktan, pazar günleri çalışmaktan yakınmıyorum. 37 yaşımda ilk kez mutlulukla çalışıyorum.

Processed with VSCO with a4 preset

Bu mutluluğun nedeni barista olmak değil ‘sevdiğin işte’ olmak. Kurumsal hayat içinde benim bu yaşadığım haz ile çalışan arkadaşlarım da var. Yani konu senin için iyi olanda çalışmakta. Başarı odağınız kapınızda yazan mevkiniz, para, insanların gözünde statü temelli bir yer olmadığı sürece sizi mutlu etmeyecek bir iş yok. Kazandıkça tüketmenin, tükettikçe sanki paraya daha çok ihtiyacımız varmış hissinin bizi soktuğu döngü koca bir hayatı elimizden alıyor. Sevdiğimiz hiçbir uğraşı yapmak için vaktimiz kalmıyor ama bir gün onu yapabilmek için çalışıp duruyoruz.

Çalışmak çok güzel. Hayatın içinde olmak, insanlarla temas halinde olmak, para kazanmak da aynı derecede güzel. Sadece araç halinden amaç haline döndürmek bizi yoruyor, mutsuz ediyor. Mutluluğun, başarının, kariyerin, paranın tek bir doğrusu, tek bir yönü yok. Sadece bunların ne kadarının yeterli olduğunu sizin belirlemeniz önemli.

Ve hiçbir hayal için geç değil. Yaş hiçbir şeyin önünde bir engel değil. Bizler iş ilanlarındaki ‘şu yaşı aşmamış’ kriterleri ile hep yanlış mesajlar aldık. Gerçekten istediğinizde sevdiğiniz işi yapmak için geç değil. Tek pişmanlığınız keşke daha erken bunu fark etseydim oluyor. O da olsun. 🙂