Gerçek İle Yüzleşen Blogger

yaşam

Geçen gün izlediğim bir video blog yazarlığı mevzusunun önemini sorgulamamı sağladı. Blog yazan herkes bir şekilde kendi medyasını hazırlıyor. Kimimiz bu daha küçük adımlarla yapıyoruz, bazılarımız daha fazla ses çıkarıyor. Etki alanlarımıza göre marka işbirlikleri yapıyoruz. Aslında bir çok kişinin özellikle marka-blogger ilişkileri konusunda ön yargıları var.

Bunlardan biri de benim. Herkese aynı tarihte, aynı anda gönderilen deneme ürünlerinin paylaşılma şekilleri ya da blog yazarlarına özel yapılan etkinliklerin aynı cümleler ile aktarılıyor olması itici olabiliyor. Olabildiğince yazdığım tanıtım yazılarında kendi cümlelerimi kullanmak istememin nedenlerinden biri de bu. Özellikle moda bloglarının etki alanları ve marka iş birlikleri çok daha fazla. Kadın ya da erkek modasında birçok markanın blog yazarı algısı artık iyi yerlere geldi. Peki sizce blog yazarları marka iş birliklerini yazarken ürünleri ne kadar inceliyor? Ya da ne kadar kullanıyor? Temsil ettikleri markanın adının altına imza atan blog yazarları bu imzayı atarken neyi ne kadar düşünüyor?

29643972,31317644,highRes,sweatshop2.JPG Capture d’écran 2015-01-21 à 16.27.44

İşte bu soruları sormama neden olan videoyu sizlerle paylaşıyorum. Norveç’te yayınlanan Sweatshop- Deadly Fashion adlı programda üç tane moda blog yazarını marka iş birliği yaptıkları zincir tekstil firmalarının uzak doğuda bulunan ‘gerçek’ üretim yerlerine götürüyorlar. Bloggerlar orada ucuz işçilik yapan, insanlık dışı şartlarda çalışan yani kısacası sömürülen işçilerin hayatlarına tanık oluyorlar. Onlarla temas halinde çalışıyor, yaşıyor ve günler geçiriyorlar. Sonuç ise ortada. Belkide renkli bloglarında büyük büyük cümleler ile paylaştıkları markaların gerçek yüzü ile tanışmanın şokunu yaşıyorlar. Buradan çıkartmamız gereken şey bloglar ‘reklam’ almasın değil. Blog yazarları markaların sorgusuzca kullandığı kanallar olmasın. Blogun ana konusu, teması ne olursa olsun yeni medya temsilcileri olarak vicdan ve duyarlılığı ön planda tutmak blog yazarlarının gücü olacaktır.

Dün Bugün Yarın

bi, Bir Dilim Sohbet

Blog dünyası gün geçtikçe nüfusu kalabalıklaşan, şekli değişen hatta kullanım amacı her gün şekil değiştiren bir hal aldı. Kimileri profesyonel olarak tam zamanlı yaparken bir kesim amatör ruh ile yazmaya devam ediyor. Sosyal medyanın kullanımının artması ile bir gelir kapısı haline gelmiş olması kimilerine çekici gelirken bu dünyada istikrar ile yazan kişi sayısı hala çok fazla değil. Türkiye'de hala tam yerini bulmadığını söyleyen de var çoktan modası geçtiğini söyleyen de. Blogger kime nedir ya da bu işte profesyonel olmak için neler gerekir diye konuşmaya devam ederken ben de bu işi hem profesyonel hem amatör yapanlara tek bir soru sordum. Sizce blogların dünü bugünü yarını nasıl? Tabii işleri yazı yazmak olan bloggerların tek posta sığacak bilgi vermesi beklenemezdi. Bugün ilk kısmı yayınlıyorum. İşte cevaplar.

http://www.hoopbikemer.com

Nihan Çumralıgil: Bence bloglar eskiden çok daha kişisel ve özgürken bugün markaların etkisi ile biraz daha özgürlüğünü yitirmiş durumda. Reklam alabilmek için coverage veren güzellik editörlerine çok yaklaştı blogların durumu. Diğer taraftan reklam alabilmek için “halk bunu istiyor” diyerek kkötü içeriklerini haklı çıkarmaya çalışan TV kanallarına da benzetebiliriz.

Mantar gibi çoğalan, 2 tane basın bültenini copy paste ederek markalara “lütfen bana ürün gönderin” diyen blogger-ımsı'lar yüzünden de bu güvenirlik ve kaliteli bloggerların etkinliği sorgulanır oldu.

Nihayetinde yarın kazanan muhtemelen sadece ilk çizgisinden sapmadan, her nabza göre şerbet vermektense kendisi sevdiği için belirli ve sınırlı bir niş kitleye yazmayı seçen, onlarla etkileşimini maksimize eden ve bu kişilerin gözünde güvenilir olanlar olacak. Hiç bir içerik herkes tarafından sevilemez. Herkese kendini sevdirmeye çalışan da özgünlüğünü yitirir. Bu yüzden gelecekte var olacak olanlar nişin kıymetini bilenler olacak.

http://www.slingomom.com/www.teknolojikanne.com

İrem Erdilek: Yaklaşık 5 senedir blog yazan bir anne olarak blogların gelişimini en başından itibaren gözlemleme fırsatım oldu diyebilirim. Bir blog yazarı olmadan çok önce okuyucusu olmuştum diyebilirim aslında. Yemek tarifi ararken keşfettim ilkleri. Zaten en popüler de yemek bloglarıydı. Hele anne, çocuk kategorisinde yazan o kadar azdı ki istediğim bilgiyi bulamıyordum. Blog okumaktaki en büyük amacım her zaman tecrübeleri okuyup öğrenmek olmuştur. Yoksa ansiklopedik bilgi her yerde var. Ben yazmaya başladım, bloglar her kategoride gittikçe daha çok okunmaya başladı. Herkesin belli bir okuyucu kitlesi oluşmaya başladı. Markaların dikkatini işte bu andan itibaren çekti bloglar. Böylece blogger’lık dikkat çekici olmaya başladı. Kendini yazıyla ifade edebilen, düzgün dilbilgisiyle özgün içerik paylaşan herkesin bir değeri var. İşte bu yüzden gittikçe daha da önem kazanacak bloglar.


http://www.dorikus.com/www.fikirdenk.com

Sena Baran: Bir eksper olmamakla beraber; önce bir blog okuyucusu, sonra yazarı, sonra da profesyonel anlamda blog ve marka işbirliği yapan biri olarak belki kendi başladığım günlerden de hareket ederek, dünü, bugünü ve yarını hakkında fikir yürütebilirim. Bundan ortalama 5 sene önce blogların marka işbirlikleri daha azdı, daha az profesyonellerdi galiba. Hep duyguları, deneyimleri, kişisel tecrübeleri okuyabildiğim blogları daha çok takip ederdim. O dönemlerde blogların okunma, yorum bırakılma ve takip başlıkları daha ön plandaydı. RSS gerçeği blog için önemli bir etkileyici bir kavramdı. Blogger paneli ( blogspot.com) bugüne oranla daha yaygındı. Takipçi kitlesinin artması için çekiliş, hediye uygulamaları da ağırlıklı olarak yazıların altına bırakılan yorumlardan yanaydı. Blogspotun kendi networku altında takip edenler bölümü , wordpress ve .com uzantılı panellere geçenler için ciddi bir negatiflikti örneğin.

Facebook'tan sonra hayatımıza giren Twitter, Instagram, Google+ ve Pinterest gibi sosyal ağlar blogların okunma, takip edilme, paylaşılma oranını belli oranda azalttı. Uzun uzun yazılan içerikler yerine 15 saniyelik paylaşımlar, tek fotoğraflık anlatımlar kullanılmaya başlandı. Hatta Twitter bir mikro blog ( 140 karakter ) Instagram ( instablog ) , Pinterest ( infografikblog ) gibi kullanılır oldu. İphone, ipad gibi akıllı teknolojilerin de yaygınlaşmasıyla mobil temalar öne çıktı. Bunlara adapte olabilen ve kendini güncel olarak yenileyen bloglar görsel tasarım, aplikasyon, sayfa görüntülenme hızı, sosyal ağlarda paylaşım gibi başlıklarla da tanıştı. Entegre kullanabilen, eş zamanlı paylaşımlarla okuyucu kitlesini ve trafiği kontrol edebilen avantajlı konuma geçti. Bloglar kadar bloggerlar da ana şemsiyenin altında konuşulan birer kavram haline geldi.

Eskiden bir banner reklam geliri bilirdik, sonra Google Adsense girdi hayatımıza. Reklam almak kadar sosyal ağlar üzerinden tanıtım için kendimiz de reklam vermeyi keşfettik. Bunların hepsini düşününce ortalama 5 senede, oldukça ciddi değişimler oldu gibime geliyor.

Yarını düşünürsek ; bazı blog kategorilerinin içerik üretmede her zaman sürdürülebilir bir avantajı olduğuna ve devam edeceğine inanıyorum. Seyahat, yemek, moda, kozmetik, teknoloji blogları içerik sıkıntısı çekmezler. Sağık, anne & çocuk , kişisel bloglar ise değişen yıllara ve içeriğin kısıtlanması gibi handikaplara tabi ise zorlanabilirler. Bizim ülkemizde blogların tam olarak nereye ve nasıl konumlandırılacağı henüz netleşmedi. Sosyal medyada sosyal paylaşım sitelerinin bir alt kategorisi gibi görüyorum ben ve çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bloglamak uzun bir süre daha devam eder diyorum, ancak konumlandırıldığı ve kullanıldığı biçimlere göre etki alanları azalabilir, artabilir. Her kategoride blogger networklerinin oluşması, bunların aktif ve etkin kullanılması farklı kitlelere ulaşmayı da sağlar, ancak bizde bu çapta bir birliğin oluşmasına sanırım henüz daha çok var.

http://www.banunundunyasi.com

Banu Özkan Tozluyurt: Blog yazmaya 2005 Ağustos ayında başladım. Çok da bilinçli yazmaya başladığım söylenemez. Yurtdışındaydım ve blog kelimesinin ne olduğunu anlatan arkadaşımdan, konunun en çok hayat hakkında yazılar yazmak, kişisel paylaşımlar yapmak kısmı beni ilgilendirmiş belki de ben bu bölümü seçmiştim bilemiyorum. O zaman sosyal medya bu kadar yaygın değildi ve çok da fazla blog takip etmiyordum açıkçası. Bu yüzden de kendimin blog konusunda ne kadar başarılı ya da ne ne kadar gelişmeye açık olduğunu ölçemiyordum. Bugün 2014 Agustos’unda yani 9 yıllık blogger olarak çok şeyi ölçebiliyorum. Hangi yazının ne kadar okunduğunu, hangi yazının ne kadar yorum aldığını, ne kadar tepki verildiğini gördüğüm gibi pek çok bloğu da inceleyerek kendimi değerlendiriyorum. Bloglar geçmişe göre kesinlikle çok çok ön planda. Geçmişte bana göre daha eğitimli, daha çok çalışan, iş insanları blog yazarken bugün öğrenciler, ev hanımları da yazıyor ki bence bu çok güzel bir gelişme. İnsan kendini yazarak çok daha güzel ifade edebiliyor kimi zaman. Bloglar sayesinde pek çok insanın kendine güveni geliyor, daha umutlu daha paylaşımcı oluyor bugün. Kadın mektuplarından oluşan üç tane kollektif kitap düzenlemiş biri olarak yazarlarımızın çoğunun kadın blogger olduğunun özellikle altını çizmek isterim ki, bunlardan bir kaçı kendi kitaplarını çıkardı ya da çıkarmak üzere.

Eskiden blogdan para kazanmak ne kadar mümkündü bilmiyorum çünkü hiç kazanmadım ama bugün bunu iş olarak yapan bek çok blogger var ki bence içlerinde çok başarılı olan arkadaşlarım var. Bununla beraber bloglarda çok da fazla bilgi kirliliği olduğunu düşünüyorum. Araştırmadan, veri sunmadan yanlış yönlendiren yazılar çok da olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Yalnız şuna yüzde yüz inanıyorum ki bloglar sayesinde Amerika’yı yeniden keşfetmeye de gerek kalmıyor.

Her alanda olduğu gibi blog yazma konusunda da zamanla elenmeler olacaktır. Sürekli yazı girememek, eskisi gibi yazmak istememek, özgün içerik yaratamamak, çok depresif yazmak, sürekli kendini ön plana çıkarmak gibi konular doğru ile yanlışı ayıracaktır. Fakat gelecekte blogların bugünden çok daha ileriye gideceğine, daha çok insan için yeni bir açılım ve iş kapısı olacağına inanıyorum. Yeter ki bloggerlar eleştiriye açık olsun, bloglarını intikam alma, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla mantığıyla yazmasın.

 

 

5 Site Tavsiyesi

Tavsiyem Var

İnternete girdiğiniz an sosyal medya siteleri ve haber siteleri arasında kayboluyor musunuz? Bazen bilgisayar ya da akıllı telefonunuzdan sadece twitter, facebook ya da günlük gazete dışında bir şey bakmadığınızı fark ediyormusunuz? Açıkçası bunu ben çok yaşıyorum. Neredeyse tüm haber alma kanalımı twitter vb yerler olarak belirledim. Oysa internet büyük bir cevher. Ufkunuzu açmak ya da yeni bir şeyler görmek için fırsatlar bir tık ötede. Bu yüzden ne zaman birinin bir site önerdiğini görsem mutlaka tıklıyorum. Bugün size kısa bir süre önce keşfettiğim ama artık bilgisayarı açtığımda tıklamadan geçmediğim beş siteyi yazacağım. Belki aradığınız tat bu adreslerdir.

  • PLAY TUŞU : Kendi tarzında ve değişik içerikleri ile ilk günden beri takip ettiğim sitelerden biri. Yazım dili ve başlıkları her zaman çok eğlenceli. Radar ve Mixtape benim favori bölümlerim. Her kafadan azar azar diyebileceğimiz sitelerden. http://www.playtusu.com

2d7b74c42e8c8ee0412c7c221a418879

 

  • ONEDIO : Sosyal haber platformu olarak kullandığım sitelerin başında geliyor bu ara. Kategori çeşitliliği ve bazı haberlere bakış açıları ile farklarını gösterdiler. Zaten bu ara bol bol paylaşımlarda görmeye başladım. Mutlaka bir bakın derim. http://www.onedio.com

Onedio2

 

  • BAYA İYİ : Sadece ‘baya iyi’ dedikleri şeyleri paylaşan bir blog. Seyahat ve Yakın Menzil bölümleri benim favorim. Gerçekten şehir hayatından ya da alternatif sanatlardan güzel haberler bulmanız mümkün. İçerikler zamanla eminim daha hızlı değişecektir. Ben onların baktığı pencereyi sevdim. http://www.bayaiyi.com

BAYA-iyi-LOGO

 

  • ADAM IN TOWN : Adından anlayabileceğiniz gibi aslında daha çok beylere bir tavsiye gibi oldu ama ben birçok içeriğini okuyorum. Ayrıca hayatınızdaki erkeğe bir şeyler almak için harika fikirler bulabilirsiniz. Sosyal medyada baya aktif olan isimlerden Oben Budak’ın TrendOben yazılarını takip edin derim.

AdamInTown-MAG-logo1

 

  • PINTEREST : Aslında pinterest artık yerini sosyal medya uygulamaları içinde aldı ama tavsiye etmesem olmazdı. Sık kullanılanlara ekleyin, uygulamasını yükleyin. İnternetin vizyon pencerelerinden biri. Ne arasam bulduğum site benim için. Nerdeyse bir çok görseli artık google yerine oradan arıyorum. Hatta sitemde kullandığım birçok yazı görseli o siteden. Biraz yaratıcılık ruhunuzu kaşıyor aynı zamanda.Yemek bölümü sizi mutfağa gitmek için zorlayabilir. http://www.pinterest.com ayrıca beni bulmak isterseniz http://www.pinterest.com/ozgedogan/

Pinterest-Nedir-Ne-İşe-Yarar_emresupcin

Blogda Hediye Var

Hediyemiz Var

Bugün itibari ile bloga yeni bir bölüm eklendi. Sizin için hediyem var ! Her ay sizler için seçtiğim bir kitabı hediye edeceğim. Hediyeyi kazanmak ise çok kolay. Sadece bu linki durumbildirimi hastag’i ile twitter hesabınızdan paylaşabilir, instagram hesabınız üzerinden aynı hastag ile blogun fotoğrafını koyabilir ya da bu postun altına yorum yazabilirsiniz. Gelelim sizler için hazırladığım ilk hediyeye. Son zamanlarda kitap satış listelerinde en üst sıralardan inmeyen Hamdi Koç’un kitabı Çıplak ve Yalnız kitabı ilk hediyem.

ciplak-ve-Yalniz_167406_1Kitap kahvesiz okunmaz bilirim bu yüzden yanında Tchibo’nun Privat Kaffe Brazil ile sizlere yolluyorum. Önümüzdeki 3 gün boyunca #durumbildirimi hastagini kullan ve şansı yakala. Salı günü instagram videosu ile yapacağım çekiliş ile hediyeleri kazanan kişiyi belirleyeceğim. Sevgiler.

Privat-Kaffee-Brazil-Mild-Vakum-2X250g