Bana Kamu Spotu Verme

yaşam

kamu-spotu

Sosyal medyada bu ara sürekli Amerika Başkanı Barac Obama’nın eşi Michelle Obama’nın obeziteye karşı yaptığı çalışmaları okuyoruz, izliyoruz. Bir devlet başkanının eşinin konserlerde, televizyon programlarında çıkıp gençlerle beraber dans ediyor olması ve bunu sahtelikten uzak gerçekten eğlenerek yapıyor olmasını hayranlıkla izliyoruz.

Siyasilerin bizim ülkemizdeki görevi ‘birbirini yemek’ ve ‘koltuğumu bırakmam’ strateji üzerinden yürüdüğü için reklam ajanslarının kamu spotları dışında bizlerin bir şeyler görmesi elbette zor. Açıkçası her zaman ‘bak onlarda böyle’ demekten kaçınmaya çalışırım. Elbette her toplum kendi yapısına göre davranış modelleri sergiler ama konu ‘halkı bilinçlendirmek’ ise işte bu noktada başkalarını izlemek, örnek almak önemlidir. Hem başkanlık sistemini örnek aldığın bir ülkenin bilinçlendirme projelerini örnek almak sorun olmaz.

Elbette Cumhurbaşkanı ya da başbakanın eşi çıksın dans etsin demiyorum. Zaten estetik açıdan böyle bir körelme yaşamak yaşamak istemem ama eğer gerçek bir lider olmak istiyorsanız halka yakın olmak zorundasınız. Bunu sadece şu an yönetimde olan kişiler üzerinden değerlendirmeyin lütfen. Bu gelmiş, geçmiş ve gelecek tüm yönetimler için geçerlidir. Ben ‘kamu spotu’ istemiyorum ben kamuyu peşinden sürükleyen gerçek hareketler görmek istiyorum. Eğer derdin obezite ise elini taşın altına koyup hareketin içine girmenizi istiyorum. Beş yıldızlı otellerin toplantı salonlarında sizinle aynı statüde! kişiler ile yaptığınız sıkıcı toplantılar bizi ilgilendirmiyor. Eğer sorunun ‘kaybolan çocuklar’ ise çığlık at dışında daha vizyoner bakış açıları ile yazılmış çözümler istiyorum. Eğitim sistemi içine giydirilmiş kamu spotları daha çok işe yarar eminim. Elbet bir çocuğun matematik, sosyal bilimler, fizik, kimya öğrenmesi iyidir ama aileden eğitim alamayacak çocukları ön görüp her konuda eğitimin okul düzeyinde başlaması gerektiğine inanıyorum.

Mesela elinizde harika bir bayram var. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı sizce de çocukları obeziteye karşı korumak ve spora yönlendirmek için harika bir fırsat değil mi? Aa pardon artık statlarda spor gösterileri yapılamıyordu değil mi? Ya da hazırladığınız kamu spotları okullarda proje olarak çocuklara hazırlamaları için verilse çocuk mesajları daha iyi sahiplenmez mi? Bizde gençlerimiz, çocuklarımız olaylara nasıl bakıyor görmüş olmaz mıyız? Aa ama pardon çocuğun öncelikle dini eğitim alması onun için çok daha önemli değil mi?

Belki gelecek size çok uçsuz bucaksız ve uzak geliyor olabilir ama bugün zaman kaybetmemiz yarından bir gün daha çalıyor. Ve elindeki devlet gücünü halk adına, halk için onlarla beraber harekete geçerek kullanan bir yönetime sahip olmadığımız sürece gelecek çok yakın değil. Gelecek, halinden memnun insanlar tarafından yaratılmaz. Biraz rahatsız olmanın vakti geldi sanırım.

cropped-db13.png

Bir Fotoğraf Görürsün

yaşam

IMG_1109

Bir fotoğraf görürsün ve bir sanat içine işler. Aynen böyle oldu. Flamenko dansından bahsediyorum. Sosyal medya üzerinden takip ettiğim sanat galerisi sayfalarından birinde gördüm bu fotoğrafı. Kadının duruşu, bakışı ve vücudunun aldığı şekil bana isyanı, acıyı, gücü hissettirdi birden bire. Elbet bu dansı biliyordum. Birkaç kere filmlerde ve bazı şenliklerde izleme şansımda oldu ama hiç üstüne düşünüp, yorum yapma isteği oluşmamıştı içimde.

9bc4853dc80a57f5d242e54af7db1c29

Vikipedi ve sözlük  bilgisine göre ‘Dansın kökenine ilişkin iki görüş vardır. Bazıları İspanya’nın güneyindeki Endülüs bölgesinde ortaya çıktğını söylerken, bazıları da bu bölgeye çingeneler tarafından Pakistan ve Hindistan‘dan geldiğini söyler. Flamenko dansı gitar eşliğinde yapılır. Dansta el çırpma ve ayak hareketleri baskındır. Flamenko dansçısının dansı kadar giysileri de önemlidir. Flamenko teriminin,mevcut olan bir cok varsayima ragmen hala tam olarak nereden ciktigi tesbit edilememistir.kaynaklardan elde edilen teoriler sunlardir;
– ispanyol yahudiler dini sarkilarini, rahatsiz edilmeden soyleyebilecekleri yerlere goc etmisler ve bu sarkilar ispanyada kalan yahudilerce flamenco olarak adlandirilmistir
– flamenko kelimesi -fellah minküm – diye okunan -senin gurubundan ciftci – anlamina gelen arapca kelimelerden elde edilmistir.
– flamenko kelimesi 19.yy baslarinda kibirli, küstah insan anlamina gelen bir argo kelime olarak kullanilmistir.daha sonra ise ilk once cingeneleri tanimlamak sonra da onlarin sarki ve danslarini tanimlamak icin kullanilmis ;hem cingene hem de cingene olmayan halklardan dogan bir andalucia sarkisi icin de cante flamenco gibi genel bir terim, 19.yy’in ikinci yarisinda yaygin olarak kullanilmistir.
flamenko uzmanlari bu kelimenin nereden ciktigi konusunda halen bir mutabakata varamamislardir.

e00c03734ab08aba9ec2b80787faa78f

 

Şimdi bu geleneksel, teknik ya da tarihsel bilgileri bir kenara bırakalım. Şimdiye kadar birçok yazımda sanatın herhangi bir dalının bir toplumun geldiği ve gittiği yönü gösterdiğine inandığımı hep söyledim. Toplumsal travmaları, acıları, vazgeçiş ya da kazanımları sanata aktarabildiğinizde yaralarınız daha çabuk kabuk bağlıyor sanki. Toplumların kendilerini gün geçtikçe çirkinleşen politik ifade biçimlerinden bir an önce sıyırması ve kendilerini sanat ile anlatması çok önemli. Sanat konusunda çok gerilediğimiz şu günlerde bunun acısını daha çok hissediyorum. Sanat halktan uzaklaşıp parası çok olan insanların doldurduğu salonlara taşınıyor. Oysa sanatın yeri hayatın tam ortası, sanatçının yeri ise sokaklar. Avrupa’da bugün flamenko gibi birçok sanat dalı ‘özellikle moder sanatın dans kolları’ kendini sokakta teşhir ediyor.

Elimden geldiğince ruhumun bir kısmını her gün estetik bir şeyler izlemeye ayırıyorum. Bizlerin yara bandı ve iyileştirici gücü estetik sanatlardan geçiyor eminim. Şimdi kendiniz için birkaç dakika ayırın ve videoyu izleyin. İzlemediğiniz için olur mu bilmem ama izlediğiniz için pişman olmayacaksınız.

Joaquin Cortes

 

Bu da Madrid sokaklarından

 

Ey Sanat Çık Sokağa

yaşam

Malum bir bayram tatili geçirdik. Son yıllarda tur şirketlerinin sayısının artması mı dersiniz ya da ödeme şekillerindeki esneklik mi dersiniz bilmem ama bu tarz tatil fırsatlarını ülke dışında değerlendirenlerin sayısı oldukça arttı. Konumuz ülkemizin turizm geliri değil tabii. Çevremin ya da sosyal ağlarda takip ettiğim kişilerin bu tatillerinde paylaştığı videolara, fotoğraflara baktım. Bunun dışında birçok farklı ülkeden takip ettiğim kullanıcılar var. Birbirinden farklı Avrupa ülkeleri, şehirleri vardı ama ortak tek bir şey vardı. “SANAT”

Şehrin sesleri ile müziksiz birden bire dans etmeye başlayan modern dansçılar mı arasınız, şehrin kalbinde belki ömrünü verdiği müzik aletini çalan mı, sokak sergileri ya da heykellerini mi? Örneğini sayabileceğim daha onlarca sanat hareketi gördüm. Şehrin duvalarını belediyeden aldığı bütçe ile resimlere dönüştüren adam ya da meydanda bale yapan klasik dansçı. Belki bunlar arka arkaya geldiği için çok dikkatimi çekti ama sonra bir an durdum ve düşündüm. Bunların hiçbiri turistlerden para almak için yapılan gösteriler değildi ya da planlı değildi. O şehirlerin ritmi içinde var olan bir notaydı. Sonradan monte edilmiş gibi gözükmüyordu mesela. Sanki o kadın o noktada dans etmese o şehir eksik kalırmış hissi vardı. İşte bunları düşünürken içimde büyük bir kıskançlık oluştu. Ben neden ülkemden böyle beslenemiyorum diye düşündüm. Ben neden sanata ulaşmak için çaba, para, emek sarf etmeliyim? Yanlış anlaşılmasın elbet sanata biz gidelim ama benim istediğim o da içimize ruhumuza işlesin.

İşte tüm bunları kafamda şekillendirirken gözümün önüne İstiklal caddesi geldi. Müzik aletleri kucağında zabıtalardan kaçan müzik grupları, yüksek ses diye kemanına el konulmaya çalışılan İzlandalı keman sanatçısı, burası yeri değil kardeşim cümlesi ile doğaçlamaları kesilen tiyatrocular bunun gibi nicesi. Hepsi benim gözümün önünde olan, şahit olduğum olaylar. Ülkenin en çok turist alan caddesinde yaşanan sanat duruşu. İşte o an içim cız etti. Bırakın modern sanatı yerel müziğini yapan engelli vatandaşa bile ite kaka götürebilen bir zihniyetin içinde yaşıyor olmaktan utandım.

Ben bir birey yetiştiriyorum ve bir ebeveyn olarak hep şuna inandım 'bir bireyin sanata, spora vb şeylere yatkın olmasının tek yolu bunu doğallaştırmasından geçiyor” Çocuk sanatı, sporu sokakta gördükçe içselleştirip ilgi duyabilir. Sadece binlerce lira verilen özel okulların ya da hayatının orta noktasında gönderilen kursların yapabileceği bir şey değil bu. Aynı bir dili öğrenmek gibi işte. Sadece kuralları öğrenmek yetiyor mu bir dili kullanmak için? İlla kullan istiyor, duy, hisset istiyor. İşte sanat için bu geçerli.

Kafamızı iğrenç, yozlaşmış siyasetten ne zaman kaldırırız bilmiyorum ama eğer yarının bugün gibi olmasını istemiyorsak tek çare “Ey Sanat Çık Sokağa”