Hızlı Beden Değişimlerinde Kıyafet Sorunu

sağlıklı yaşam, yaşam

Sağlıklı beslenmek, spor yapmak ve bunlara bağlı olarak vücudumuzda yaşadığımız değişimler sonucunda yaşadığımız en büyük sorunlardan biri kıyafetler oluyor. 

Yani hala hedef kilonuza ulaşmamış olabilirsiniz. Ara bedenlerde alışveriş yapmak bütçenizi zorlayabilir. Zaten her bedende kıyafet  almanız bütçenizin yanında dolabınızda da bir yük yaratıyor. 

Şekersiz beslenmeye başlamam ve devamında kilo verme sürecine devam etmem ile beraber dört bedene yakın bir değişim yaşadım. Uzmanlar genelde yağdan kaybedilen 4-5 kg kilonun 1 beden değişime yol açtığını söylüyorlar. 

Benim gibi bu yolda olan ve bu süreci yaşayanlar varsa, bütçemize çok fazla zarar vermeden alacağamız birkaç parça ile bu süreci nasıl atlatabileceğimizi anlatmak istedim. Aslında bu olduğumuz mevsime göre değişkenlik gösterse de fikir vermek açısından faydalı olabilir. 


İlk olarak günlük, rahat seçimler için ortalama 20-30 tl’ye bulabileceğiniz taytlardan iki tane aldım. Üstüne de yine 20 tl civarı olan kalça altına kadar inen tişörtlerden seçtim. Zaten günlük yaşamda kurtarıcı olan bu seçim taytların esneklikleri nedeni ile 2-3 bedene kadar bizi idare edebiliyor. 

Mevsim geçişleri için uzun kollu, ince bir kumaşı olan sweatshirt seçtim. Bunları açıkçası tam bedeninize oturacak şekilde tercih ederseniz eğer hedef kiloya ulaşsanız bile bol olarak kullanmaya devam edebilirsiniz. 


Birçok markada bulunan bedensiz, bol kesim elbiseler hayat kurtarıcı oluyor. Bedeniniz değiştikçe duruşu değişiyor ama uzun süre kullanılabiliyor. Ben Türkiye’de olsam ilk pazara giderdim 30-40 tl bir maliyetle almanız mümkün. Bu arada fotoğrafta gördüğünüz elbiseyi en üst bedenimdeyken almıştım. Hala kullanıyorum. 


Biraz daha özenli, şık olmanız gereken zamanlar için bol kesim olan beyaz bir gömlek, streç yapıda bir kot ve boynunuza bağlayabileceğiniz fularlar kurtarıcı olabilir. Streç yapıdaki kotlar 2 beden değişimine kadar kullanılıyor. Sonra bir daraltma ile bir iki beden daha kullanabilirsiniz. 


Tişört ve beyaz gömlekleri farklılaştırmak için birçok mağazada satılan bu pinleri kullanabilirsiniz. Ben bu grubu Aldo’dan 50 tl gibi bir ücrete aldım. 

Yaşadığınız süreçte spor yaptığınızı düşünürsek bu iki spor taytını da önereceğim. Biri Nike biri H&m İkisi de esnek ve hava alan bir yapıda. Bu yüzden baştan beri iki ürünü de kullanabiliyorum hala. Maliyet açısından h&m daha uygun olsa da Nike olan taytım 5 yıllık 🙂 

Akşam bir yere gitmeniz gerekirse ya da daha şık olmanız gereken yerler olursa diye belden bağlanarak sıkılabilen bol kesim, kısa paça pantalonları öneririm. Üstüne bir gömlek ile kombinlenebilir. Fotoğrafta gördüğünüz pantalonu Zara’dan aldım ve 80 tl gibi bir fiyatı vardı. 

Giyinmek hepimiz için bir zorunluluk. Bu değişim sürecinde bu ihtiyacı kendimize işkence olarak görmeden edineceğimiz 6-7 parça ile geçirmek mümkün. Umarım yardımcı olmuştur. Böyle şeyler düşünmeden değişimin keyfini çıkarın. Sevgiler. 

Şekersiz 40 Gün!

sağlık, sağlıklı yaşam, yaşam

Sizinle daha önce şekersiz 21 gün yazımı paylaşmıştım. Henüz okumayanlar için şekersiz 21

21 gün şekersiz yaşadıktan sonra sosyal medyadan ve bu süreci daha önce deneyimlemiş olan arkadaşlarım eğer 40 güne tamamlarsam artık psikolojik olarak çok daha rahat olacağımı ve 21 gün ile tamamlanan fiziksel bağımlılık sürecini 40 gün ile psikolojik olarak da tamamlayacağımı söylediler. Zaten o noktadan sonra bırakmaya niyetim yoktu. Farklı olarak artık bilekliklerimi takmadım ve beslenmemde biraz daha çeşitlendirme yaptım.

Açıkçası aldığım tüm yorumlarda fiziksel şeker ihtiyacından çok psikolojik olarak daha çok zorlandığınızı yazdınız. Aslında benim de en çok savaştığım bölüm bu oldu. Burada önemli olan kendinizi dinlemek ve hissettiğiniz duygunun gerçekten ne olduğunu anlamlandırmak. Sadece öyle alıştınız diye akşam otururken bir şeyler mi yemek istiyorsunuz yoksa o an da gerçekten fiziksel olarak beslenmeye mi ihtiyacınız var?

Bu sorunun cevabını ise sadece 1 bardak su ile ya da bir fincan kahve, çay vb tüketerek alabilirsiniz. Genelde psikolojik olarak bir ihtiyacınız varsa bu şekilde zaten atlatıyorsunuz. Açıkçası beslenme önerisi vermek istemiyorum ve bundan kaçınıyorum. Herkesin dinamiği, ihtiyacı, yaşam şekli farklı ve ben beslenme önerisi verecek yetkinlikte değilim. Bunu sadece bir deneyim yazısı olarak ele alıp, kendinize göre şekillendirirseniz sevinirim.

Processed with VSCO with a6 preset

  • 40 Günde Neler Değişti?

Açıkçası benim başladığım noktada istediğim şey ‘insülin direnci’ ilacını içmemek ve kan şekeri değerimin düzenlenmesiydi. 30. gün sonunda insülin ilacını içmeme gerek kalmadı. Açlık kan şekeri değerim 80 e kadar düştü ve tokluk değerde uzun süre sonra 130 gördüm. Özellikle bu konuda sıkıntı çekenler bu değerlerin önemini daha iyi anlayacaktır.

 

 

Şekersiz hayata geçmeden önce kalp atış hızım normal dinlenmiş durumda 110-115 arasındaydı. Tansiyonum hep normaldi ama nedense nabzım her zaman hızlı atıyordu. Bu da ileride tansiyon ile ilgili bir sıkıntıya dönüşebileceğine bir işaretti. 30. günden sonra nabzım 80-90 aralığına geriledi. Ve bu da nefes alışımın değişmesinden, daha huzurlu hissetmeme kadar birçok şeyi yanında getirdi.

 

Birçok kişinin bana en çok sorduğu soru tabii ki kilo oluyor. Ben 40. gün sonunda tam olarak 10 kg verdim. Evet 10! Biliyorum bazılarınıza bu çok yüksek gelebilir ama kilo verme oranı kişinin bedenine, fazla kilosuna, metabolizma hızına göre değişiyor. Yani zaten 10 kg fazlanız varsa bu süreçte hepsini veremeyebilirsiniz ama zaten fazla kilolu iseniz daha yüksek sonuçlar alabilirsiniz. Açıkçası şekersiz hayatta hedefin iç organ sağlığından öteye gitmemesi gerektiğine inanıyorum. Fiziksel değişim bu işin belki ödülü, bonusu olabilir ama iç organlarınızdaki iyileşme inanın size çok daha fazla güzel şey getiriyor.

 

Bu verdiğim kilo ölçülerime nasıl yansıdı?  Bel çevresinden 6 cm, kalça çevresinden 6 cm, gögüs çevresinden 4 cm, bacaklardan 9 cm, kollardan 5 cm incelme yaşadım. Açıkçası kilodan çok ölçü ile takip etmek çok daha sağlıklı.

 

Uyku sürem ve uykuya dalış sürem değişti. Ben her zaman gece insanı olduğumu savunurdum. Gece yaşamayı sevdiğimi düşünür ve 5-6 saat uykunun bana yettiğini iddia ederdim. Şekersiz hayata geçtiğimden beri uyku düzenim değişti. Neredeyse gece 00:00 saatini zor görüyorum ve hafta içi 07:00 hafta sonu 08:00 saatinden bir dakika bile fazla uyuyamıyorum. Gün içinde evde olduğum zamanlarda mutlaka yaptığım ve ihtiyaç hissettiğim ‘şekerleme’ uykusuna ihtiyaç duymuyorum. Zaten adının neden şekerleme olduğu belli. Gece uykum hiçbir zaman kesintisiz olmazdı. Mutlaka ara ara uyanır ve kendimi rahatsız hissederdim. Şimdi neredeyse (kızım uyanmıyorsa) deliksiz uyuyorum.

 

Su tüketimim 1.5 litreden 3.5 litreye çıktı. Bu nedenle sindirim sorunu yaşamıyorum ve çeşitlendirdiğim sular sayesinde cildimin daha sağlıklı olduğuna inanıyorum. Ve artık hiç susamıyorum. Vücuduma sıvı yoksunluğu yaşatmıyorum.

f5a5e8e0fad4e11dcb642b253107b5d9

 

  • Motivasyonunu Nasıl Sağladın?

Aslında yukarıda yazdığım her şey zaten motivasyonumu sağlamam için yeterli nedenler. Bunun dışında hedeflerime ulaştıkça kendime ‘tatlı, yemek’ ödülleri değil daha farklı ödüller koydum. Ufak bir takı, kitap, albüm vb aklınıza ne gelirse.

Şekersiz beslenmek lezzetsiz beslenmek demek değil. İşte bu yüzden sürekli yeni tarifler araştırdım, buna zaman ayırdım.

Okumak ve kafamı bambaşka hikayelere vermek her zaman bende işe yarar. Kitaplara sardım ve aklımı oyalamak için daha çok okuyorum.

Sosyal medyada sadece sağlık, beslenme, motivasyon hesaplarını takip ettiğim yeni bir hesap açtım. Sadece takip ediyorum, paylaşım yapmıyorum. Kendi hesabımda zaman akışında kayboluyor kaçırıyorum diye bir dosyalama yöntemi gibi kullanıyorum.

img_2677

Fiziksel değişim yaşadıkça giyim dolabımı düzenledim. Eski ve artık bol gelen hiçbir şeyi dolabımda tutmuyorum. Eskiden her beden kıyafet dolabımda beni beklerdi. Şimdi onlara asla dönüş yapmayacağım için elden çıkarıyorum.

Kendimi takdir ediyorum. Gerçekten ‘ben yaparsam herkes yapar’ algısından kendimi hızla çıkardım. Bu bir başarı ve kendimi takdir etme hakkımı ‘zaten herkes yapar’ diyerek elimden almıyorum. Ben bunu başardım ve bu yüzden devam edecek güç yine benim elimde.

Arkadaşlarımı oyuna katıyorum. Benden sonra bu konuda kafa yorup, bu yoldan gitmek isteyen arkadaşlarım oldu. Hepsi ile uzun uzun konuşuyorum. Destek oluyorum. Onlar güçlenip devam ettikçe ben de güçleniyorum. Bu konuda fikir alışverişi yapabiliyor olmak ayrıca mutlu ediyor. İnsanlarla şekersiz bir zincir oluşuyor ve destek oluyor.

Yemek yiyebilmenin gücünü keşfettim. Porsiyon kontrolü asla yapamadığım bir şey. Ben göz kararı olmayan tarifleri bile zor yaparım. Hedefiniz sadece ‘şekersiz’ beslenmek olunca yoksunluk ve diyetteyim hissi ortadan kalkıyor. Yediğim sebze, salata vb ne ise istediğim kadar yiyebileceğimi bilmek özgürlük hissi veriyor.

Processed with VSCO with f2 preset

Buzdolabımın her zaman taze ve yeşil olması kendimi iyi hissetmemi sağlıyor. Pazara gidin arkadaşlar. Çalışan kişiler de hafta sonu herhangi bir semt pazarı bulabilirler. Pazarların çeşitliliği beslenme vizyonunuzu genişletiyor. Ne kadar taze o kadar iyi. Pazarların rengarenk dünyasına kendinizi kaptırın.

Canınızın çektiği her şeyin doğada mutlaka bir karşılığı olduğunu bilin.

Processed with VSCO with a5 preset

 

  • Bundan Sonra Ne Olacak ?

 

Ben artık yemeklere, şekere bağımlı biri değilim.

Beni yemekler yönetmiyor.

Ben mutfağımı yönetiyorum. Bu yüzden ben devam ediyorum.

Farklı olarak artık günlerimi saymayacağım.

Bu noktadan sonra beslenmemi düzenleyerek artık kilo vermemi devam ettirecek bir düzene geçeceğim.

Beslenme düzenim oturduğu için artık sporu aktif olarak hayatıma koyacağım. Yani yeni 21 spor 🙂

Beslenme günlüğümü yazmaya 1 yıl devam edeceğim.

img_2714

 

Eğer siz de bu yazıyı okuyorsanız içinizde bir yerde değiştirmek istediğiniz bir şeyler var demektir. Sadece başladıktan sonra gerisi geliyor. Ben bunu çok geç anladım ama aslında geç diye bir şey yok. Önemli olan bunun ‘sizin’ seçiminiz olması. Doktor istedi diye, aile istedi diye, sevgiliniz eşiniz istedi diye başlamayın. Siz isteyin, kendi seçiminize sahip çıkın.

Sorularınız, önerileriniz varsa tüm sosyal medya hesaplarımdan ve yazıya yorum yazarak ulaşabilirsiniz.

 

 

 

 

20 vs 30

yaşam

Yaş konusu her zaman karışık ve değişken bir konu aslında. Herkesin yaşadıklarına ve deneyimlediklerine göre değişen bu konuya biraz karşılaştırma ile bakalım istedim. Elbet cinsiyet etkeni bu konuda farklılaştırma getirse de aşağı yukarı ortak olan noktalarda yok değil. İnsanın en büyük değişimleri yaşadığı iki yaş grubu olan 20’ler ve 30’lar neleri değiştiriyormuş görelim.

7274a83772d2787c6878c0b5759e8c50

20’lerin başları egonun en yüksek olduğu dönem. Bir kere ‘ben’ duygusu daha ön planda.Her şey senin çevrende dönüyor ve senin için var. 30’ların başı ise ilk acı gerçekle tanışma yaşların. Ben merkezci tavır daha çok ‘neden ben’ çerçevesine dönüyor. Başka insanların olduğuna dair farkındalığın ortaya çıkıyor ve bununla beraber öze dönüş başlıyor.

20’ler öğrenme ile geçiyor. Bilgiye olan açlık daha fazla. 30’lar ise anlama yaşı. 20’lerde öğrendiklerini anlamak ile geçiyor ve bunun yanında yeni bilgiye olan ilgin azalıyor. Daha net daha kısa ve yormayan bilginin peşinden gidiyorsun.

bb3865ee2e32d1a2b5450c4a624cf248

20’ler eğlencenin en üst noktada olduğu ve sosyalliğin ne kadar çok dışarıda olduğunla ölçtüğün dönemler. Kiminle beraber olduğun  değil nerede olduğun daha önemli. 30’lara yaklaştıkça ve 30’ları yaşamaya başlayınca mekandan çok kişileri seçmeye başlıyorsun çünkü artık eğlenmek için acelen yok.

20’ler karar vermenin bir saniye sürdüğü dönem çünkü yarın telafi şansın var. Bir günde istifa edip bir günde okul bırakıp bir günde sevgilinden ayrılıp ya da bir günde sevgili bulabildiğin yaşlar. Biliyorsun ki yanlış yaparsan yarın telafi edebilirsin. 30’lar ise telafinin imkansız olmasa bile zorlaştığı yaşlar. Önce düşün sonra hareket et yaşı. Bilinç altı ve toplum bu yaş dilimine karar verme konusunda daha acımasız. Hata yaparsak ya da yanlış karar verirsek ‘son şansı’ kaçırmış olduğumuz hissi içimizde. Bunun yanında 20’lere göre aldığın kararlar daha yere basan ve hata ihtimali düşük.

cfb605e90d605c6a995894c8f92dc2af

20’ler ne yersen ye eritirsin yaşı. Vücudunu tanımaya ihtiyacın yok. Ufak bir iki dengeleme ile biliyorsun ki metabolizman senin yanında senin için çalışıyor. Kremler, bakım kürleri vs senin için zaman kaybı. 30’lar ise özellikle kadınlar için vücut farkındalık yaşı. 20’lerin hesabı 30’larda kesiliyor. Artık metabolizma taraf değiştiriyor ama değişim imkansız değil sadece ek askere ihtiyacın var. Bunun yanında gittiğiniz güzellik merkezinde yaşınızı söylediğinizde artık size kremler vs önerilmeye başlıyor. Sistem 30’ların cüzdanını zorluyor.

3f437c96b81095de7d9cb945bc8ebf72

20’lerin ortalama olarak yarısı hala öğrenci olarak geçtiği için genelde para kavramı biriktirmeye değil aileden alabildiğini eritmeye yönelik çalışıyor. Burada bilinçli kişileri bir kenara ayırıyorum tabii. Kariyer ise henüz ufku görünmeyen bir açık deniz misali önünde seriliyor. Kimisi bu yaşlarda sürat teknesine biniyor kimisi kayık çekiyor ama bir şekilde aynı efor harcanıyor. 30’lar geldiği anda ise işte tam bir ışık hüzmesi gözünüzü alıyor. Ben neredeyim, neden bu koltukta oturuyorum, bu insanlar kim soruları sizi zorluyor. Ve büyük bir kesim şu soruyu soruyor. Ben ‘gerçekten’ bunu mu istiyorum? 20’lerde kurduğun ünlemli cümleler 30’ların soru cümleleri oluyor.

a157493d44aa136f776dcdd631c57640

20’ler ilişkileri çok daha hızlı. Kriterler daha yüzeysel. Sadece sevgili anlamında değil arkadaşlıklar içinde bu geçerli. Sevgili olmak, ayrılmak, barışmak, arkadaş olmak, dostluk kavramı çok daha basit. Ne kadar daha çok kafa yorduğumuz düşünülse bile aslında esas 30’lara geldiğimizde anlıyoruz ki ilişkilere yeniden başlamak, hayata yeni birini almak daha zor. 30’lar sadeleşme getiriyor. Yalnızlığa değil ama az ve öz insana duyulan ihtiyaç artıyor. Zaten o yaşa kadar yanınızda kalabilen sevgili ve arkadaşlar o yaştan sonra sizinle devam ediyor. Bunun tek nedeni ise kendini tanımaya başlamak aslında. 30’lar kendinize dair tanımlamaların en net olduğu yaşlar.

73ef98a7301b2ba17bc9b34fd106d854

Aslında bu anlattığım çerçeveden bakınca bir önceki yaş dilimi sizi bir sonraki yaş dönemine hazırlayan bir süreç olarak geçiyor gidiyor. Ve bu şekilde işleyince ‘zaman hızlı geçiyor’ hissi insana yapışıyor. Zaman geçtikçe zamanı bükme isteği ortaya çıkıyor. Yaşlanmak; hoş değil ama ilginç bir hal alıyor içimizde. Ben 30’lardan 40’lara yürürken aslında sadece neden 20’lerde bu kadar koştuğumun cevabını arıyorum. Bu taraftan bakınca da felsefemiz ‘Hiç gecikmeden yaşamaya başla ve her bir günü, ayrı bir yaşam gibi gör’ olmalı diyor insan.

F5 Tuşuna Bas

yaşam

İnsan kadar değişime hızlı ayak uydurup onun kadar değişime direnen başka bir varlık var mı acaba? Yeni olan her şeye karşı koyduğumuz o ilk set bizim hayatın içine tam olarak girmemizi engelliyor. Her yeni iyidir diye bir şey yok elbet ama değişim her zaman iyi gelmiştir insana. Zaten bizim doğamız bu. İlk insandan beri evrilerek, çevrilerek, değişerek bugün ki formuna girmiş bir canlının kendini değişme kapatması kendi doğasına ihanet etmesi gibi bir şey. Hayat insanlar ile değişiyor ama bu değişimi hep başkaları sırtlanıyor.

da7f795397decdaf0982d764bb1511ab

Çağımız teknoloji çağı ve bugün kullandığımız her cihaz birilerinin değişime inanması ile var oldu. Sadece bilimsel ya da teknolojik değişimler değil elbet sosyal hayatın değişimi, inanışların şekillenmesi gibi bir çok alt başlık var bu konuda. Bu büyük değişimler olurken hatta olabiliyorken insanın sadece ‘özünü’ ‘kendini’ değiştirememesi çok acı değil mi? Neredeyse esnek olmamak için taş gibi kasıyoruz kendimizi. Yenilenmeye olan inancımız sadece sözlerimizde. Uygulamada koca bir kütle gibiyiz. Mesela ben sosyal medya hesaplarımın birinde biografi bölümüne ‘her zaman değişime hazır’ yazmışım. İşte bu sadece bir cümle. Oysa kendimi yenilemek adına neler yaptığımı düşününce bu cümlenin altında eziliyorum. Ben sadece değişimi istiyorum belki ama uygulamada ister bilinçaltı diyin ister geçmiş yaşamdan gelen deneyimler diyin bir şeyler set koyuyor. Bahaneler her zaman var. Temelde ise korku var. Değişimin var olan güzellikleri yok etmesi korkusu belki. Oysa güç insanın elinde. Düşünen bir varlık olan bizlerin aslında sadece düşünce seviyesinde kalmamız en büyük günahımız. Evet harekete geçmeyerek bir şeyleri göğüsleme cesaretini göstermeyerek günah işliyoruz. İsterseniz bir dine inanın isterseniz sadece evrim teorisine ama hepsine karşı bir hakaret. İnsanın var oluş amacı ‘yeni’ olmak. Bir önceki serinin bir adım önünde olmak. Doğal robotlarız biz. Tek farkımız kumandamız kendi elimizde.

17641cfe3b36710c9d933fddd6e56426

Aslında bilgisayarın sayfasını yenilemek kadar kolay bazı şeyler. F5 tuşuna basıp sayfadaki yenilikleri görmek kadar basit. Şimdi otur düşün bakalım. Neler aynı kalsın neler değişsin istiyorsun hayatında? Sen kendini yenileyemez durumdayken hayata dair bir şeyleri değiştirmen ya da başkasının hayatında etki etmen mümkün mü? Peki en sevdiğin özelliğin gerçekten sen mi? Hayat kendini sorgulamak ve en çok kendine acımasız olmak ile güzelleşiyor bazen. O acımasız duruş setleri kırıyor. Bazen kendini sevmek için bile önce kendini acıtman gerekiyor.