Bu Kızları Sevdik

Tavsiyem Var

Amerika’dan sonra Türkiye’de de ses getiren dizilerden biri haline geldi Girls. İzleyenler ve henüz başlamayanlar için hiçbir spoiler içermeden dizi hakkında bir şeyler yazmak istedim. Gossip Girl, New Girl, 2 Broke Girl derken açıkçası yeni bir ‘kız’ dizisine ön yargılarım ile başladım. Yine bazı kızlar zengin, güzel, çekici olacaktı ya da aşk acısı temelinde bol kız diyaloglu geçecekti. Oysa birinci sezonun ilk bölümünden itibaren karakterlerin farklı tarzı, konuşma şekilleri, kızların ‘normal’ oluşu beni içine çekti. Normal derken aslında anlatmak istediğim ulaşılabilir, yaşanabilir, karşılaşılabilir olması hikayeyi gerçekçi bir yere taşıyor. Kim ne derse desin dizinin bir bölümünün 28 dakika olması sizi diziye daha çok yakınlaştırıyor.

MV5BNzc3MDE2ODI4Nl5BMl5BanBnXkFtZTcwMDQ3Mjc2Nw@@._V1__SX1303_SY615_

Hikaye sakız gibi uzamıyor, ilişkiler gereksiz diyaloglar ile yorulmuyor, karakterler eskimiyor. Başrol tek değil. Evet belki Hannah rolü ile Lena Dunham önü çeken karakter gibi gözükse bile diğer tüm kızların hatta erkeklerin hayatlarına dair merak duygunuz canlı kalıyor. 2012 yılında başlayan dizi bu sene dördüncü sezonu ile devam ediyor. Girls’u ilginç kılan şeylerden biri aslında karakterlerin kusurları. Ne güzellikleri ne kişilikleri ne hayatları mükemmel değil. Hatta en kusurlu halleri en çekici özellikleri haline geliyor her karakterin. Sanırım o gerçeklik hissi bu sayede geçiyor. Aynı zamanda oyucularından Lena Dunham senarist ve yönetmen olarak da imzasını atmış diziye. Bu bir kadın kaleminden gözünden dört kadın hikayesi. Henüz diziye başlamamış olanlar için bir tavsiye olsun.

bildiginkizlardandegil-kapak-rgb-950px-579x898

Bu arada Girls’e dair bir diğer haber ise bu aralar Türkiye’de kitabının satışa çıkacak olması. Sanırım kitap fuarında satışa sunulmuş bugün yarın kitapevlerinden bulabiliriz. Benim asıl merak ettiğim Bildiğin Kızlardan Değil adı ile yazılan kitap Hannah karakterinin dizide yazmaya çalıştığı kitap mı yoksa dizi karakterleri ile yazılan kitap mı? Okuyacağız göreceğiz. Tavsiyeme güvenip izleyeceklere iyi seyirler, okuyacaklara keyifli okumalar.

Sıkıysa Uyarla

Uncategorized

Televizyon ne kadar inkar etsek bile hayatımızın bir parçası. İsterseniz ulusal kanalları izlemiyor olun ya da hiç açmıyor olun çevrenizden, oradan buradan bir şekilde yapımlar hakkında bilginiz oluyor. Özellikle dizilerin ülkemizdeki önemi belli. Hatta televizyonun yapı taşı durumundalar. Ciddi bir sektör.

İşte bu kadar göz önünde olması ve talebin olması aslında sektörü orjinallikten biraz uzaklaştırıyor. Üretemeyen sektör yabancı ülkelerden uyarlama diziler çekmeye başlıyor. Bazısı tutuyor bazısı üç beş bölüm dayanıyor. Zaten uyarlanan dizileri orjinal hallerini çekenlere izletseniz kendi senaryolarını tanımaları mümkün değil. Bizim yumuşak karnımıza dikkat edecekler, örf adetleri delmeyecekler aman iki cinsi aynı yatağa koymayacaklar diye uyarlama yapalım derken yepyeni bir dizi yaratıyorlar farkında değiller. İşte şimdi size asla ama asla orjinal hali ile ülkemizde uyarlanamayacak birkaç diziyi yazacağım. Eğer sizin de aklınıza gelenler olursa yorum yazmayı unutmayın.

Shameless : Varoş bir semtte yaşayan altı çocuk ve bir babadan oluşan ailenin trajik komik hikayesini anlatan dizi Türk aile yapısının üç kafalı uygunluk işaretini asla alamayacak türden konuları işliyor. Seks, hırsızlık, çocuk gelişimi ya da ikili ilişkilere öyle akıl üstü bir noktadan bakıyorlar ki nereden tutsanız uyarlamanız mümkün değil. Alkolik babanın içki parası için ölmek üzere olan ya da agorafobisi olan kadınları kandırıp seks yapması en normal geçen bölümlerinden biri mesela. Televizyonu bu kadar 'örnek alınacak' noktaya koyan bir toplum için imkansız dizilerden biri.

Breaking Bad : Lisede kimya öğretmeni olan bir adamın onu öldürecek bir hastalığa yakalanması sonucu ailesine yüklü bir para bırakmak adına girdiği eroin üretim işinde eski öğrencisi ile maceralarını anlatan dizi bugün ülkemize uyarlansa önce meslek birlikleri bir sıra açıklama yapar sonra uyuşturucu madde bağımlılık merkezleri kanalı topa tutar sanırım. Çünkü bizde diziler sadece dizi değil hayatın fotoğrafı hatta hayatın kendisini yansıttığı için imkansız. Biz öyle 'salak' büyüyen bir nesiliz ki televizyonda gördük diye annemizin kilerine met lab. kurabiliriz.

Dexter: Bitişi ile tüm hayranlarını yasa boğan sevimli seri katil Dexter'ın acı dolu hayat hikayesi ile başlayan dizi sadece kötüleri cezalanlandırma mesajı ile yüreklere su serpiyor. İzlerken neden bir seri katili bu kadar sevdiğimizi sorgulatan dizi aynı zamanda din, aile kavramı vb konuların hassas yerlerini öyle bir kaşıyor ki sanırım bizim ülkemizde ömrü birkaç hafta ile sınırlı olurdu. Aman yayınlanırsa biri kötüleri öldürmeyi kafasına koyabilir ee bu da birilerinin pek hoşuna gitmeyebilir 🙂 Bir kere kime göre kötü değil mi?

Aslında inanın bu listeyi size onlarca madde olarak uzatabilirim ama aslında benim anlatmak istediğim konu ortada. Salonumuzun ortasında duran bu cihaza bu kadar büyük roller biçmek komik değil mi? Sadece orada gördü diye gençlerin aynen uygulayacağına inanmak büyük haksızlık değil mi? Yoksa bunlardan kaçarken çocuk gelinler, töre cinayetleri, aile içi evlilikler gibi konuları normalleştiren dizilere tutulmak daha kötü değil mi? Sizce bir çocuk buzlanan sigarayı örnek almasın derken bir dolu silahla çevresindeki on kişiyi yere sermeyi izlemesi ne kadar normal? İşte burada önemli olan orada ne yayınlandığı değil sizin ne kadarını evinize kabul ettiğiniz. Yoksa sadece aptal bir eğlence kutusu.

 

Ali Leskay ile Röportaj

Bir Dilim Sohbet

Televizyon izleyicileri için diziler hayatlarının tam ortasında yerini aldı. Neredeyse her hafta evimizin konforunda bir film izler gibi yeni bölüm diziler izliyoruz. Bu yapımların çoğu gerçekten çok ciddi ses getiriyor ve rayting alıyor. Bizler o dizilerin oyuncularını tanıyoruz belki ama onları bizim evimize kadar getiren kocaman bir ekip var arkalarında. Bu hafta Avşar yapımda uygulayıcı yapımcı olarak görev yapan Ali Leskay ile sektörden, süreçten konuştum. Keyifli okumalar.

İnsanlara en çok ulaşan sektörlerin birinde görev yapıyorsunuz. Öncelikle sizin için nasıl başladı bu serüven?

Çocukken televizyonun başından hiç kalkmazdım… Zorla, kavga-kıyamet uykuya yatırırdı annemle babam beni… Gençlik dönemlerimde ise yüzlerce film izliyordum artık. Bir süre sonra bu işin içinde yer alma isteğim oluştu. Anlatacak hikayelerim vardı. Üniversiteden mezun olduktan sonra iktisat bölümüyle ilgili herhangi bir alan yerine, hayallerimi realize etmek adına bu sektöre girdim en dibinden.

image (1)

• Şu an Avşar film’de uygulayıcı yapımcı olarak görev yapıyorsunuz. Peki bir sette ne yapar uygulayıcı yapımcı?

Set öncesi, setteki ve set dışındaki tüm yapıların koordinasyonunu sağlar. Bir setin belkemiğidir…

Her gün onlarca kanalda birçok dizi yayınlanıyor. Böyle yoğun bir sektörde kaliteyi sağlamak zor olsa gerek. Nedir olmazsa olmazları?

İyi hikaye, organik cast, doğru anlatım, nitelikli prodüksiyon…

Bizler dizilerde ya da filmlerde en çok oyunculara dikkat ediyoruz oysa bu işin arkasında kocaman bir ekip oluyor. Dizi emekçilerinin hakları ya da çalışma koşulları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Dramalarda kanalların talebi genelde 90 dakika oluyor. 90 dakika demek, 75-80 sayfalık bir teksti 6 günde çekme zorunluluğu demek. Günde ortalama 13-14 sayfa çekmek durumundayız. 1 sayfa senaryo, hazırlık ve ulaşım hariç ortalama 1 saatte çekilir, dolayısı ile uzun saatler çalışılabiliyor. İnsanlar, bu durumu bilerek işleri kabul ediyor. Sektördeki büyük firmalar -ki sayıları azdır- sosyal güvence ve düzgün ödemeler konusunda çalışanlarını tatmin ediyor, çeşitli yönlerden mutsuz olanlar ise bir şekilde sistemden çıkıyor. Mali altyapıların yeniden düzenlenmesi ile dizi minütajların olması gereken sürelere inmesini çok isterim ve bu hayal değil, bunun gerçekleştiğini göreceğiz.

• Geçen sene raytingler konusunda birçok olay yaşandı. Özellikle birilerinin bu sistemi sömürdüğünü açıkça gördük.  Sizce rayting bir yapımın kalitesinde tek unsur mu?

Reklam verenler, A/B ve C1 adlı 3 farklı izlek grubunun 20 yaş üzerindeki kitlesinin beğenilerinin ortalamasını baz alırlar. Bu tamamen ticari bir yapıdır ama bu yapı asla herhangi bir işin kalitesini belirleyici tek unsur değildir. Bunun ispatı, kalktığına
üzüldüğümüz, yerinde durduğuna şaşırdığımız işlerdir.

image

• Dizilerin sürelerini düşündükçe her hafta neredeyse bir film çekiyorsunuz. Oysa yurt dışında takip ettiğimiz birçok dizi 45-50 dakika. Bizde bunu uygulamak mümkün değil mi?

Yurtdışını bölersek; Kuzey Amerika ve Avrupa da sit-com’lar 25, dramalar 40-45 dakika. Uzakdoğu ve Güney Amerika da ise dramalar yaklaşık 60 dakika. Bizde ise dramalar 90 dakika ve üzeri. Bu uzun minütajın sebebi tamamen finansman ve reklam süreleri/periyodları’na ilişkin kurallar ile alakalı. Basit bir orantı yaparsak, reklam saniye ücretleri 2 katına çıkarsa, dizileri 45 dakika yapabilirsiniz. Böylece işlerin niteliği artar, çalışma koşulları da o oranda düzelir. Bunu uygulamak tabi ki mümkün ama önce ekonomik şartların buna yol vermesi gerekli.

• Elinize bir proje geldiğinde onun uygulanabilir olup olmadığını hangi kriterlere göre belirliyorsunuz?

Hikaye en önemli unsur, yeni bir hikaye zaten yok ama burada, akıcı bir dil, sürükleyici bir anlatım ve gerçekliğe uygun karakter yapıları devreye giriyor. Ardından işin mali kondisyonu, şartlar içinde yapılabilirliği ve ne kadar süreklilik arz edebileceği gibi kriterleri değerlendiriyoruz.

• Yapım şirketlerinin bir dizinin devamında rolü nedir? Yani tek karar merci kanallar mı?

Görece değişir tabi, yapım şirketleri çaba konusunda farklı seviyeler sergilerler fakat tek merci kanaldır şu an için. Şu an için diyorum çünkü gelecekte yapım şirketi diye bir kavram kalacağına inanmıyorum. Gelecekte Yapım Stüdyoları olacak ve kanallar ile çözüm ortaklığı prensibiyle hareket edilecek. Şu an için sektöre uzak bir kavram gibi duran pilot bölümler ortak finansmanla çekilip onanacak, garantörlü yapılar kurulacak ve bu endüstrileşmeyle birlikte bu durumlar adil bir dengeye oturacak.

Hayalinizde gerçekleştirmek istediğiniz bir proje var mı? Varsa sizi durduran nedir?

Var, olmaz mı? Durduran iki şey var, nakit ve vakit..

Fikir hırsızlığının en çok yaşandığı sektörlerden birindesiniz aslında. Bir şeylerin ufak tefek parçaları ile oynayıp yeni bir şey gibi sunabiliyorlar. Böyle bir durumla karşılaştınız mı?

Şu ana kadar 2 defa karşılaştım. Birinde hukuk mücadelesini kazandım, üstelikte bir kanala karşı. Diğerinde ise dava süreci yakında başlayacak. Umarım adalet bir kez daha tecelli eder.

• Hem Ali Leskay olarak hem Avşar film olarak yakın zamanda olacak projelerinizden bahseder misiniz?

Avşar Film’in dizi, sinema filmi ve sinema salonu işletmeciliği adına bir çok projesi mevcut ama tamamına hakim değilim, her işin başında ayrı ayrı profesyoneller var, “Bugünün Saraylısı” ile o kadar meşgulüm ki genel kondisyonla ilgili çok haberli olamıyorum. Ama yoğunluğumun
rutine döneceği Aralık- Ocak aylarında, Avşar Film adına, hikayesine çok inandığım bir sinema filminin senaryo ve cast hazırlığına başlayacağım. Proje onaylanırsa Haziran’da çekimlerine başlarız, Kasım 2014 gibi de vizyona girer.

1377160514775