Kahve Tutkusuna Yön Veren Eğitim 

kahve işleri, yaşam

Uzun yıllardır kahveye olan ilgim ve sevgim içimde hep bu konuda daha derine inmem için beni motive etti. Yurt dışında yaşadığımız bir yıl boyunca, döndüğümde bu konuda neler yapabileceğim konusunda araştırmaya girdim.

İstanbul Kahve Akademisi ile bu araştırmalarım sonucunda tanıştım. Sosyal medyada eğitim sürecimi paylaştığımda sizlerden çok sayıda mesaj aldım. Bu paylaşımda sorular doğrultusunda bilgi vermek istiyorum. Kahveniz hazır ise başlayalım.

SCA nedir? (Speciality Coffee Association)

Dünyada nitelikli kahveyi temsil eden bir kurum. SCA nitelikli kahvede uluslararası standartlar oluşturan, gelişmesi sürecini destekleyen ve ‘Kahve Diploma Sistemi’ ile bu standartları sertifikalandırarak tüm dünyaya yayılmasını destekleyen bir organizasyondur. SCA sertifikası, bu sertifikayı almaya hak kazanan kişilerin SCA standartlarında kahve bilgisine sahip olduğunu belgeleyen uluslararası geçerli bir sertifikadır.

Eğitimin Amacı Nedir? 

Bu noktada aslında amaç sizin ne istediğinize göre şekilleniyor. Eğitim 3 ayrı modülden oluşuyor. Temel, orta ve profesyonel olarak üç aşaması var. Son aşamasının adının profesyonel olması karmaşıklığa yol açmasın. Üç aşamanın hepsi de profesyonel eğitimler. Sadece içerik olarak değişiklikleri mevcut. Eğer barista olmak istiyorsanız ilk aşamadan itibaren bu mesleği yapmanız mümkün. Orta ve profesyonel aşamada daha fazla konunun içind girip kahve konusunun inceliklerine iniyorsunuz.

Meslek olarak düşünmüyorsanız, hobi olarak bu konuda gelişmek istiyorsanız ya da kahve sizin için bir tutku, bunun peşinden gitmek istiyorsanız da SCA sertifikası almadan da bu eğitimleri almanız mümkün.


Tüm aşamaları tamamlamak zorunda mıyım?

Elbette tüm aşamaları tamamlamak zorunda değilsiniz ama temel eğitimi aldıktan sonra durmak istemeyeceksiniz. Kahvenin keyif veren dünyası ilk saatten sizi etkisi altına alıyor. Profesyonel eğitim aşamasını genelde eğitimci olmak isteyenler ya da yarışmalara katılmak isteyen baristalar alıyor.  


Neler öğreniyoruz? 

Her aşamanın ders konuları farklı elbette ama temel ve orta seviye eğitimlerde genel konu başlıkları şöyle;

Blend kahve/tek bir orjinden oluşan kahvenin içeriklerini anlama, farklı kahve türlerini/alt türlerini, farklı coğrafyaya ait kahvelerin tada olan etkisi

• Farklı kahve işleme metodları ve onların tada olan etkisi, taze kahvenin gaz salınım aşamasında olduğunu ve bunun performans/tada etkisi

• Ekipman düzeneği ve kesintisiz iş akışı

• On Demand ve geleneksel espresso değirmeninin avantaj ve dezavantajları

• Doz ayarlarının tad ve gövdeye olan etkileri

• Tamping’te even distribution, channeling

• Dengeli espresso yapımı ve dengesiz bir espressoyu düzeltme yöntemleri, demleme süresi takibi

• Sütte yağ ve proteinin önemi ve etkileri

• Serbest süt döküm teknikleri

• Espresso, macchiato, Americano, cappuccino, latte, flat white.. kahvelerini seri bir şekilde

hazırlamak

• Hijyenin nasıl sağlanacağı

• Güvenlik için nelere dikkat edilmeli

• Kişisel sunum, iletişim ve kaliteli müşteri servisinde dikkat edilmesi gereken noktalar

• Müşteri karşılama, kahve hazırlarken müşteriyle olan iletişim

• Espresso makinesi temizliği ve teknikleri

• Espresso makinesinde meydana gelebilecek olası problemler ve çözümlerini bilme

• Espresso değirmeninde meydana gelebilecek olası problemler ve çözümlerini bilme

• Espresso bazlı içeceklerin maliyetlerini bilme ve ziyanı önleme


Hangi kurumdan almalıyım? 

Asıl bu konuda büyük farklılıklar var. Sca sertifikası verme yetkisine sahip tüm adresler ile birebir görüştüğüm için bu noktada aslında neden İstanbul Kahve Akademisi’ni tercih ettim onu anlatmak istiyorum.

Öncelikle akademinin Sca sertifikalı eğitmeni Tuğba Munzur kahve konusunda sadece eğitimci kimliği ile değil, kahvenin her alanında (toptan satış, kavurma, makina vb) emek veren ve her aşamasını deneyimliyor olmasının verdiği tecrübe ile eğitim başlıkları dışındaki konularda da size koçluk yapabilecek bir eğitimci.

Merkezinde her ayın belirli tarihlerinde başvuran tek bir kişi olsa bile eğitim sınıfını açıyor. Bu şu açıdan önemli benim görüştüğüm birçok yer bana net bir tarih, kişi sayısı bilgisi vermedi. Bu belirsizlik sizin plan yapmanızı da engelliyor.

Eğitim merkezi tam bir okul gibi. Sınıf alanında tüm kahve makinaları (farklı markalar, çeşitlilik) , kahveler, her türlü materyal elinizin altında. Yan kısımda aynı anda kavurma yapıldığı için bu deneyime de şahit oluyorsunuz.

Bunlar dışında Tuğba hanım iyi bir öğretici. İlk kez karşı karşıya geldiğiniz bir konuda çok farklı sorularınız oluşabiliyor. Sabırla hepsine yanıt vereceğini göreceksiniz.

Eğitimde Neleri Deniyorsunuz? 
Çok doyurucu bir eğitim olduğunu söyleyebilirim. Her tür demleme şeklini, farklı çekirdekler ile deneyimliyorsunuz. Ve sınırsız makinada çalışma şansınız oluyor. İlk gün ile üçüncü gün sonunda sizde oluşan farka en çok siz şaşırıyorsunuz.


Meslek olarak yapmak isteyenlere iş garantisi var mı?

Böyle bir garantiyi hiçbir kurum size vermiyor. Fakat sektörde herkes birbirini tanıdığı için bilgi paslaşmaları olabiliyor. Ben eğitimden sonraki hafta iş bulma şansına eriştim ve bunda eğitim aldığım kurumun etkisi büyük.

Sizden gelen sorulara genel yanıtlarım bu şekilde. Bu süreçte benim hissettiklerimi özetlemek gerekirse; sevdiğim bir konuda uzmanlaşma yoluna girmiş olmak, hobim olan bir konuyu mesleki tecrübeye çevirmiş olmak harika bir deneyim. Meslek seçiminde para odağını “keyif alacağım bir iş” olarak değiştirdiğimde kararlarım ve bakış açım çok değişti.


Eğitimler ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için www.istanbulkahveakademisi.com adresinden Tuğba hanımla iletişime geçebilirsiniz.

Benimle kahve sohbeti yapmak ve dünya kahvelerini deneyimlemek için ise sizi Meet Lab Coffee Caddebostan şubesine bekliyorum.

Kahve Kokusunun Peşinde!

Tavsiyem Var

20141225_65256132-50ad-448f-8efa-4b0307bd9229

İstanbul’da yaşayan kahve severler yine çok şanslı. Eğer kokusuna aşık olduğunuz bu meyvenin hikayesine dalmak ve tadımlar ile damağınızı şenlendirmek istiyorsanız size bir haberim var. 31 Ocak 2015 tarihinde Pera Müzesi sizi kahve kokusunun peşinden gitmeye davet ediyor.

Nerole işbirliği ile gerçekleşecek etkinlik için müzenin çağrısı şöyle; Bir günde ortalama 23 bin kere nefes alırız, bu da 23 bin kere kokladığımız anlamına gelir. Koku hariç tüm duyular rasyonel bir süreçten geçerken, koku doğrudan duygu durum ve hafıza işleme sistemini uyarır. Bu yüzden anıları hafızamıza kokularıyla kaydederiz. Kahve Molası: Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahvenin Serüveni sergisi kapsamında düzenlenen atölyede katılımcılar sergi turunun ardından Nerole ile kahve kokusunu yeniden keşfediyor ve bu kokunun kültürle ilişkisi üzerine düşünmeye davet ediliyorlar. Kahve kültürünü oluşturan diğer öğeleri de kapsayan çeşitli koklama denemeleri ve kolektif etkinliklerle farklı bir deneyime hazır olun!

peramuzesi

Beni okuduğumda bile çok heyecanlandıran bu etkinliğe fırsatı olan tüm kahve severler fırsatını yaratıp gitsin derim. Belki bu yazıyı okuyup giden olursa fotoğraflarını bizimle paylaşır. Saat 14:00-16:00 arası gerçekleşecek etkinliğe Perakart sahipleri %50 indirimli katılabiliyormuş. Etkinlik 50 tl. Ve yaş sınırı 15. Katılanlara bol kafeinli ve mis kokulu bir gün dilemek bize düşer.

ec285278cc2d506c943b551e84fdfce0

Çocuk Kadın

yaşam

Üzerine konuşmanın hatta düşünmenin en zor olduğu konu belki benim için. Bırakın kadın olmayı ergen bile olmayan bedenlerin birileri tarafından kadın, eş görülebildiği ve o daha fidan olan bedenlere karşı cinsel haz duyabilen insanların olduğu bir ülkede yaşıyor olmak ruhumu çürütüyor sanki. Ülke yöneticilerinin sözde ‘namus’ ‘ar’ peşinde olduğu bugünlerde her köşe yazısında, haberde onlarca yüzlerce çocuk gelin hikayeleri okuyoruz. Bize hikaye gibi bu acı gerçeğin bir kız annesi olarak beni daha fazla vurduğunu itiraf etmek zorundayım. Benim kızımın bedenine daha çocuk yaşta birilerinin cinsel obje olarak bakabileceğini bilmek hayata karşı korkularımı artırıyor. Belki yaşadığım bölge gereği bu tarz olaylara tanık olmuyorum ama ülkenin dört bir köşesinde bunu yaşayan aileler olduğunu biliyorum. Her üç evlilikten birinin çocuklarla olduğu bir ülkede bırakın bir şeylerin iyiye gitmesini var olan dengeyi bile korumanız mümkün değil. Konu bu noktada var olanı konuşma değil var olanı çözmeye doğru gitmelidir artık. Esas bundan sonra gazetelere, medya kuruluşlarına, sanatçılara, bizlere çok iş düşmekte.

12983338

 

Farkındaysanız siyasi olan kişileri söyleme ihtiyacı bile hissetmedim. Çünkü onlar için ortada ‘imam’ nikahı varsa her şeyin oluru var biliyorum. Aileden sorumlu olan yetkililerin bile bu duyarlılıklarının sadece bizim ağzımıza bal çalmak için olduğunu biliyorum. Devlet yaptırımlarının çevreyi korumaya çalışan gençler için çok hızlı ve güçlü çalışırken çocuk ile cinsel ilişkiye giren kişilere karşı zayıf olduğunu biliyorum. Biz bu ülkede parası olduğu için 17 yaşındaki kız çocukları ile evlenmesine laf edilmeyen iş adamları olduğunu gördük. Biz bu ülkede 2 yaşında cinsel ilişki yüzünden iç organları parçalanan bebekleri gördük. Bu noktada bu sapkınlıklara göz yuman herkesin bilmesi gereken bir gerçek var artık. Mahkeme önlerinde basını engelleyebilirsiniz hatta davalarınız için haber yasağı getirebilirsiniz ama bu ülkede artık sosyal medya haberciliği var. Gönüllü haber yapan insanlar var. Ne sapkınlığınız gizli kalacaktır ne de size cezai yaptırımda bulunmayan devlet rahat kalacaktır.

210420131426151843984_2

 

Gelelim biz kişisel olarak neler yapabiliriz konusuna. Elbet bu konuda bir çok önerisi olan kişiler olacaktır ama ben her şeyin temelinin bu çocuklarının eğitim hakkının ellerinden alınmasına bağlıyorum. Nereye gideceklerini ne yapacaklarını bilmeyen çocuklar olarak kaderlerine razı oluyorlar. Ne kadar yardım seversiniz ya da bütçenizden ne kadar para ayırabilirsiniz bilmiyorum ama kız çocuklarının eğitimi için çalışan kuruluşlar sizin desteklerinizi bekliyor. O kadar iyi çalışıyorlar ki. Tüm süreçten sizi haberdar ediyorlar. Nerelere ulaştıklarını bildiriyorlar. Gerekirse kız çocuklarının önünde bir set gibi duran aileleri ikna etmek için kapılarını çalıyorlar. Çocuklara karşı istismar gördükleri noktalarda devletin yetkili kollarını harekete geçiriyorlar. Sizden  tek ricam bir çocuğun eğitim maliyetini çokmuş gibi düşünmeyin. Sadece gezerken harcayabildiğiniz bir kaç lira ile bir çocuğun yıllık eğitimini karşılıyorsunuz. Eğitim, çocuğa sadece okuma yazmayı öğretmez eğitim kendi hakkını savunmayı öğretir. Çaresiz kaldıkları anda çalabilecekleri bir kapı yaratır. Devlete ait hiçbir kuruma para göndermeyi doğru bulmuyorum  ben. Bu devletin sorumluluğudur ve yapmak zorundadır. Eğitim konusunda sizlerle bir kaç özel kurumun bilgilerini paylaşıyorum. Lütfen okuyun ve bir çocuğun hayatını değiştirmenin aslında ne kadar kolay olduğunu fark edin.

Baba Beni Okula Gönder: http://www.bababeniokulagonder.org/BBogMainPage.aspx

Türk Eğitim Vakfı: http://www.tev.org.tr/bagis/default/BAGIS/53/0/0

Eğitim Gönüllüleri: http://www.tegv.org/

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: http://www.cydd.org.tr/header.asp?ID=62

Benim şimdiye kadar çalıştığım özel kurumlar yukarıda belirttiklerim. Hepsi aldıkları yardımları ilettikleri yerler konusunda açık davrandıkları için benim güvenimi kazandılar. Bunun dışında mutlaka yapabileceğiniz şeyler vardır. Sadece duyarlılığımızı en üst seviyede tutmamız gereken konulardan biri olduğunu hiç unutmamak lazım. Bu noktada o çocuk gelinlerin hayatını çok iyi anlattığını düşündüğüm bir şarkıyı sizinle paylaşıyorum. Daha aydınlık günler yaşamamız dileği ile.

Kendine Işık Ol

yaşam

f99d4e1599896811c89e9464a0ff9520

Bugün hakkınızı savunmak için sizi sokağa çıkartan amaç ne olursa olsun ağızlarda hep aynı kelime var. ‘Özgürlük’ İş vereninden hakkını alamayan işçi, cinsel tercihini özgürce yaşayamayan bir lezbiyen, baş örtüsü nedeni ile okuyamadığını ileri süren bir kadın ya da yemekhane yemeklerini beğenmeyen öğrenci hepsi ama hepsi tek bir kelimeyi haykırıyor bir ağızdan. Peki bu kadar insan özgürlüğü bu kadar özlem ile haykırıyorsa bir ülkede nasıl hala özgür bir ülke olduğumuzu savunabiliyoruz? Ya da bizim özgürlükten anladığımız şey herkesin istediği her şeyi sınırsızca ve sorgulanmadan yaşama hakkı mı? Öncelikle şunu belirtmek isterim ki aslında biz kurallar ile belirlenmiş özgürlüklerin peşindeyiz. Yani bizim isyanımız özgürlüğün kendi başına yarattığı anlama karşı değil o hakkın sorunsuzca yaşanmasını sağlayacak kuralların eşitsizliğine. İkili davranışların, çıkar çatışmalarının olduğu yerde gerçek özgürlüğü yaşamayı beklemek tam bir hayalcilik değilde ne? Bir ülkenin gerçekten ‘özgür’ bir ülke olduğunu savunabilmesi için öncelikle kusursuz işleyen bir hukuk sistemine daha sonra eşit yürütülen bir güvenlik sistemine ihtiyaç var. Bugün istediğini giyen, yiyen, içen, gezebilen kesimde yer alıyorsanız belkide bu gerekliliğin farkına varmamış olabilirsiniz. Öncelikle eşitliğin sağlanmadığı bir toplumda sözlük anlamındaki gibi bir özgürlüğün yaşandığını söylemek doğru olmaz. Ben hak ve hukuk çerçevesinde başka birine zarar vermeyen her türlü özgürlüğün arkasında yer alıyorum fakat bu cümleyi söylerken bile öncesinde belirtmek zorunda kaldığım gereklilikler nedeni ile kendimi gerçekten özgür hissetmiyorum. Bunun ne şu an var olan hükümet ile ne de diğer siyasi duruşlarla alakası var. Bizim önce çözmemiz gereken şey mikro çevremizde bu zihniyeti yaratabilmek. Sorgulamaktan, ötelemekten, eleştirmekten ya da yargılamaktan yorulmayan insanların olduğu toplumda insanların kendi içlerinde geliştirdiği oto kontrolleri öyle gelişti ki bu gerekli gözüken kontrol sistemi insanların yaratıcılıklarının, farklı olma isteklerinin önüne geçti. Bir insana ya da bir olaya karşı yaptığınız yargılamanın başka bir insanın başka bir davranış modeline karşı set oluşturabileceği gerçeğini unutuyoruz zaman zaman.

Geçen günlerde muhalefet partisinin milletvekillerinden Şafak Pavey’in insanlığa karşı yaptığı konuşmayı saniye saniye bir kaç kez dinledim. Oturdum düşündüm. Ders almaya çalıştım. Konu orada kıyafet bile olsa konuyu değiştirerek başka bir çok başlığa uyarlanabilecek bu konuşmanın önemini hissettim. Orada özgürlüğe değil eşit dağıtılmayan özgürlüğe karşı olan duruşun aslında bu ülkenin tek sorunu olduğunu fark ettim. Eşit olmayan eğitim alma hakkı, eşit olmayan yaşam standartları, eşit olmasa bile çok uç noktalar olmaması gereken gelir sistemi gibi bir çok konuda aslında savaşımızın özgürlükle değil eşit olmamak ile olduğunu gördüm. Ve ben bugün bir anne olarak kızıma her şeyden önce adil ve eşit duruşu kazandırmam gerektiğine inandım. Hem kendi hakkı için savaşmayı hemde başkasına hakkını verirken adil olması gerektiğini öğretmek ilk işim olmalı bunu hissettim. Bizden iş geçti bari gelecek nesiller iyi olsun cümlesindeki vazgeçmişliği, yok saymayı sonuna kadar ret ediyorum. Bugün biz değişmezsek gelecekte bir şeyler olacağını umut etmenin kendini kandırmak olduğunu düşünüyorum.

İnsan için en büyük zorluklar, istediğini yapabildiği zaman başlar ve biz şu an hiçbir zorluk yaşamıyoruz. Buda felsefesinin dediği gibi ‘Kendine ışık ol ve özgürlüğünü ihtimamla ara’

‘Şimdi sen bir şey mi oldun’

yaşam

Yüce olan hiçbir şey aniden yaratılmamıştır., tıpkı üzüm ve incir gibi. Benden incir isterseniz, biraz zaman ver derim. Önce çiçek açsın, sonra meyvesi olsun, ardından da olgunlaşsın. İşte aynen böyle demiş etkili bir Stoacı ve Sokrates’in takipçisi olan Epiktetos, asıl önemli olanın olaylar değil, bizim onlara karşı takındığımızı tavırlar olduğuna inanıyordu. Kendisi de köle olarak doğmuştu ve o zaman kimse onun adının tarihler boyunca en iyi düşünürler arasında yer alacağına inanmazdı.

Şimdi durup dururken bu alıntıyı sizinle neden paylaştım onu açıklayayım biraz. İnsan ömrü nereden baksanız iyi ihtimalle 80 yıl. Bu yılların neredeyse 20 senesi birilerinin bize bir şeyler öğretmesini bekleyerek zaten gelip geçiyor.  Yaşadığımız sistem öyle rutin ve öyle delinmez ki bir insanın gerçekten kendini bulması neredeyse otuzlu yaşlarını buluyor. İşte o yaşlar geldiğinde geriye dönüp bakıyor ve belkide kalbinde onu mutlu eden, var eden meslek ya da hayatla ilgili hiçbir şey yapmamış. Çünkü sistem buna izin vermemiş. O da bu sistemi değiştirememiş. Sonra hayatının bir dönemi geliyor ve içinde bir kıvılcım çakıyor. Belki ilk kez onu mutlu eden şeyi keşfediyor ve bu konuda bir şeyler yapmaya çabalıyor. İçinde hep bir heyecan kıpırtısı, kalbi hep hızlı. Buraya kadar her şey ne kadar güzel ve etkileyici bir hikaye gibi duruyor değil mi? Oysa devamında bu heyecanın içine öyle bir etken giriyor ki yine kalbinin üstüne bir öküz oturuyor. Hani zaten kalbindeki şeyleri yaşamak için onca yıl beklemiş bir de bununla uğraşıyor. Ne mi o etken? İNSAN ! İnsanların bir heyecanla başladığı işlere karşı öyle cümleler kuruyoruz ki bazen nereye gittiğini düşünmüyoruz.

23d690a1712481cd418f0950d121e996

Mesela biri bir kitap yazıyor. Belki 100 sayfa belki 1000 sayfa ama içinde onun heyecanı var belli daha okumadan hemen yapıştırıyoruz cümleyi ‘Sen şimdi yazar mı oldun yani’ ya da kitap yazacak kadar şanslı olmayanlar kendilerini bloglar aracılığı ile ifade etmeye başlıyorlar hemen başka biri çıkıp diyor ‘blogger mısın sen şimdi’ Hayatı boyunca belki hep şarkı söylemek için yaşamış ama bunu zar zor gerçekleştirmiş birine ‘tek şarkı ile şarkıcı mı oldun’ diyoruz. Moda konuşmak istiyor ‘ha evet tasarımcı diyor kendine’ diye küçümsüyoruz. Bizlere arz edilen hiçbir şeyi beğenmek ya da tüketmek zorunda değiliz ama bizlere arz eden kişiye saygılı olmak, onu iyi ya da kötü eleştirmek zorundayız. Kimsenin hayalleri bizim bir saçma cümlemizden daha az değerli değil. Biz eleştirmeyi bilmeyen, yapılan işi eleştirmek ile yapan kişiyi yargılamak arasındaki farkı göremeyen bir toplumuz. İşte biz bu yüzden ‘yeni’ hiçbir şey üretemiyoruz. Biz Epiktetos bize direkt incir versin istiyoruz.  Oysa hayat böyle değil. Yaratıcılık ya da ortaya bir şey çıkarma durumu hepsi işlene işlene döşenen yola taşları. İnsanlar yazacak, müzik yapacak, filmler çekecek, üretecek, deneyler yapacak ve biz ortaya çıkartılan ürün daha iyi olsun diye sadece onu eleştireceğiz. Yaratıcıyı küstürmek kimseye yaramaz. Bırakın insanlar bir günde yazar, şarkıcı, bilim adamı olsun. Sıfatlara bu kadar anlam yüklemeyin. Anlam yüklediğiniz şey ortaya çıkacak ürünler olsun.

Yaratıcılık alışkanlığın özgünlükle alt edilişidir demiş bir başka düşünür. Alışkanlıkların, boş sıfatların insanların hayallerini bir cümle ile yıkmasına izin vermeyin. Bir gün  belki sizinde bir hayaliniz olur.

9fed8f50672d87520f3ce8bf172316bc