Denge Formülü 

yaşam

  
İnsan kendi hayatına yabancılaştığı zaman cümleleri ile belli ediyor kendini. Bunu ise iki türlü yapıyor. Ya çok fazla ben demeye başlıyor ya da çok fazla sen, o, onlar. 
Kendinden kaçısı ya “ben” ile saklıyor ya da başkalarının hayatlarını kendine maske yapıyor. Biliyor ki ne kadar çok başkası üzerinden konuşursa o kadar az “sen” diyen olur. Ya da o kadar çok “ben” diyor ki karşısındaki ona dair hiçbir şeyi merak edemez hale geliyor. 
Oysa denge en çok bu noktada değer kazanıyor. Kendini başkası ile gölgelemeden ama kimseye yabancılaşmadan yaşamaktan. Biz aynı hayatı farklı nefeslerle yaşıyoruz. Dinamiğimiz farklı. Ne bir başkasından beslenmek ayıp ne de bir başkasının senden beslenmesine içerlenmek doğru. Her şeyin temeli kendini kabullenmekten geçiyor ama bu kabulleniş körü körüne olmayacak. Olursa gelişimin, değişimin önü kapanıyor. Yani dostlar hayat karmaşık değil aslında. Karmaşık olan denge formülünü unutmak. O formülü yaydın mı hayatına gerisi geliyor.
 Aforizmalar kitabında COLETTE şöyle bir sözü var. Geçmişimi seviyorum. Bugünümü seviyorum. Sahip olduklarımdan utanmıyorum ve artık sahip olmadığım için üzülmüyorum. Ne dersiniz formul bu olabilir mi? #minipost #durumbildirimi 

Yol Aç

yaşam

Şimdiye kadar birçok alanda beğendiğim, takip ettiğim, izlemekten keyif aldığım insanları irdeliyorum günlerdir. Bir çeşit kendimi sorgulama olarak bakabilirsiniz. Beğenilerini sorgulamalı insan ara ara. Öyle bir şey ki bu gün geliyor aslında çok sevdiğinizi düşündüğünüz kişiyi, şarkıyı vs artık beğenmediğinizi fark ediyorsunuz. Yani ara ara bu listeyi kafadan geçirmekte fayda var.

3d04b04fd4d255a6789c995f08599b76

İşte bunları düşündüğüm bir zaman diliminde hayatım boyunca hayran kaldığım, alkışladığım, takdir ettiğim insanların sadece tek bir ortak özelliği olduğunu fark ettim. ‘Yol açmak’ Bu bahsettiğim şey tabii ki trafikte araba ile yol vermek değil. Kariyerlerinde, yaptıkları işlerde hatta duruşlarında hep bir arkadan geleni desteklemekten bahsediyorum. Yeniden korkmadan, yeni ile beslenerek hatta yeniler ile yeni kalarak devam etmişler hep. İsimler üzerinden konuşmuyorum çünkü dedim ya bunlar benim beğenilerim yani fazla kişisel kalabilir. Başarı gerçek bir canavar. Üstelik de yanlış şeyin altını çiziyor. Kendi içine bakmak yerine, hep daha fazlasını aratıyor.

1a888114fb404757e4e23e78861a95f0

Ego savaşları, koltuk sevdaları, tekil başarı tutkusu insanı zirvede yalnız bırakan bir duygu. Rekabet olmadan başarı olacağını düşünmek ise tam bir cahillik aslında. Ödülleri, alkışları, takdirleri toplamak için sizin gibi sizin işinizi yapan insanlar lazım. Siz arkadan geleni, yeni olanı destekledikçe ve gerçekten çalıştıkça o rekabet sizi daha çok besliyor. Başkalarına açtığınız yol sizi de ileri taşıyor. Özellikle başarının rakamsal dürtüsüne değil soyut getirilerini bakar ve bunlardan motive olmayı öğrenirseniz hayat boyu başarı garantiniz oluyor. Sizin işinizi yapan kötüler, iyiler, orta dereceler ya da çok iyiler olacak ki siz de varlığınızı sürdürün. Ben ne zaman yeniden kaçan, korkan, önünü kesen görsem aklıma sadece ‘korku’ gelir. Sahi siz yeniden korkar mısınız?

Hani Uzaya Gidiyorduk?

yaş, yaşam

2000’li yıllara girerken hepimizin uzay teknolojilerini kullanacağını, Mars’ın kapı komşumuz olacağını hatta büyük ihtimal biyonik insanlar olacağımızı düşündük. Daha doğrusu bir şekilde böyle pompalandı ve bekledik. Hatta bankalar 1999 sistemine göre kodlanmıştı ve sistemler birden tarihin 2000 olmasını kaldıramayacaktı. Yılbaşı öncesi bankalara koşup kefen parasını çeken teyzeler amcalar gördük.

Oysa 2000’ler dünya insanını daha biyonik bir hale getirmedi. Sanki o yılların başından itibaren spiritüel bir gaz bulutu üstümüze atılmış gibi hepimiz kendimizi kişisel gelişim kitapları okurken, yoga yaparken, melekler ile çalışırken bulduk. Evet teknolojik olarak daha geliştik ama o bu teknoloji bize yalnızlık getirdi. İnsanlara karşı duyarlılığımız hatta vicdanımız yara alırken öz benliğimize verdiğimiz değer, ben duygusu, ruhu iyileştirme her şeyin önüne geçti.

Açıkçası iyi kitap okuyan bir okuyucu olarak kişisel gelişim kitaplarına hep mesafeli oldum. Oradan aldığım bilgilerin uygulanabilir olduğuna hiç inanmadım. Belki bunun nedeni benim gelişim çağıma denk gelen dönemde %100 düşünce gücü gibi kitapların çok moda olması ve o dönemden bunları okuyup sıkılmamdır tam bilmiyorum. Bugün içinde ‘ben’ geçen ve önce ‘ben’ diyen sistemlerin toplumsal dokuya zarar verdiğine inanıyorum hala ama bir yandan teknoloji ile her bilgiye süzmeden maruz kalan ruhlarımızın bir şekilde arınması gerektiğine inanıyorum. Eskiden sadece haber bültenlerinde ve gazetelerin üçüncü sayfalarında var olan kirli ve zarar verici haberlere gün içinde onlarca kez maruz kalmanın bize daha çok zararı olduğuna inanıyorum.

İşte bu noktada sanırım önemli olan ‘ben’i korumayı öğrenip onu ‘biz’ haline getirebilmek. Yani önce kendi kapının önünü süpürüp sonra komşuya da bir yardım etmek. Yoksa kahveye Mars’a gitmemiz yakın.

 

 

 

 

Oluruna Bırak

yaşam

Bazen sadece bırakmak gerekiyor. Böyle ortaya doğru koymak, geçmek. Hayatımızda her gün yeni bir şey oluyor hatta belki her gün yeni bir şey olmaması bile sorun haline geliyor. Sorunlar ile uğraşayım ya da çözeyim derken işin içine insanın egoları, deneyimleri ve kısır döngüleri giriyor böyle sorun katlanarak büyüyor gibi üstümüze üstümüze geliyor. 7addfc88a9815285ccdce676680f79e1

Hayatta çözmek istediğiniz derdiniz ne ise o konunun çözüm aşaması için yaptığımız en büyük yanlış üstüne fazlaca düşmek aslında. Sanırım önce sorunu kabullenip onu sadece olduğu gibi izlemek lazım. Bazen çözümler bulalım derken başımıza onlarca dert açıyoruz sanki. İnsan o kadar karmaşık bir organizma ki. Bazı olaylara karşı hiçbir şey yapmasa aslında bir şeylerin çözümü o kadar rahat oluyor. Her şeyin içine o kadar çok giriyor ve gözümüzü öyle bir kapatıyoruz ki çözüm bulmak imkansız hale geliyor. Ben bu tarz olaylar karşısında sakin kalamayan, hemen çözüm üretmeye çalışan ya da daha sorunu anlamadan, zaman yönetimi yapmadan konunun içine dalanlardan biriyim. Daha doğrusu biriydim artık olmamak için savaşıyorum. Bunu öğrenmenin ve uygulamanın en güzel yolu ise gözünü, kulağını başka insanlara doğru açmak. İnsanların sorunlarını nasıl fırsata çevirebildiklerini ya da yaşadıkları sıkıntılardan nasıl güçlenerek çıkabildiklerini izlemek. İnsan insandan beslenir. Ben buna inanıyorum. İyi yönde ya da kötü yönde ama mutlaka beslendiği bir insan olur. Bugün hayatımda sorun olarak gördüğüm hiçbir şeyin gerçekten ‘gerçek’ birer sorun olmadığını anlamam için biraz kafamı kendi hayatımdan kaldırıp başkalarının hayatlarını okumam yeterli oldu aslında. Daha kolay bir yaşam belki herkesin hayali olabilir ama ‘kolay’ olan hiçbir şeyden tat alındığını görmedim ben. Hayat bizi zorlasın, strese soksun, gersin ve bu sayede yaşadığımızı anlayalım diye böyle bir düzende kurulmuş. Önemli olan ruhunu dinginleştirmeyi ve bu dengeyi hayatına uygulamayı öğrenmek.

e0311e0c47371efead53f6e1b4c6bfa2

Nedenleri, nasılları cevaplamaya çalışırken sadece oluruna bırakıp çözülebilecek meseleler ile sayılı verilen nefesleri harcamaya gerek yok. Mutlu olmak sadece savaştığınız sorunun geçmesi, çözülmesi ile mümkün olmuyor, olmayacak. Gerçek mutluluk kendini ne kadar mutlu edebildiğinde gizli ve bu da ancak kendini doğru ifade etmen ile mümkün. Başkalarına karşı değil önce kendini kedine anlatman önemli. Zamanın ilaç olabileceği şeyler için elinizde olan zamanı harcamayın. Sadece şu an var… Daima ve bitimsizce yeni olan bir şimdi. Ne dün var, ne yarın, sadece şimdi. Tıpkı bin yıl önce olduğu gibi ve bin yıl sonra olacağı gibi. İşte bu yüzden şimdiyi bizden almaya çalışan her sorunu oluruna bırak.

Kendin Olma Özgürlüğü

bebek ile yaşam

Evinizde kaç tane bebek bakım ya da gelişim kitabı var? Ya da bilgisayarınızı açtığınızda sık kullanılanlar içinde sadece bu konuya yönelik kaç site var. İster istemez google ile karşı karşıya geldiğinizde mutlaka çocuğunuzun fiziksel ya da sosyal gelişimine dair bir şeyler yazarken buluyorsunuz değil mi kendinizi? Bu soruların en az birine bile net yanıt verebiliyorsanız zaten aramıza hoş geldiniz. Kızım doğduğundan beri başlangıçta bebek bakımı ağırlıklı olan kitaplar yerini yavaş yavaş gelişim kitaplarına bıraktı. Piyasada adı çok duyulmuş ya da diğer anneler tarafından tavsiye edilerek çoğalmış bir çok kitabı hiç düşünmeden aldım. Bu kitaplarda genelde bazı maddeler olur ve sen ayına göre bunu yapıyor bunu yapmadı gibi cümleler kurarak bu kitabı okursun. Asla yanlış demek doğru değil ama sona ‘daha erken olabilir’ gibi bir  cümle ekleseler bile bu kitaplar annede ister istemez çocuğunu sorgulama hissi yaratıyor. Hele yapınız biraz telaş yapmaya uygunsa o maddelerden biri bir tutmasın siz görün o annenin halini.

180872cocukkendinolmaozgurluguoshob

 

Ben bu kitapları dolapların derinliklerine attım. Attım çünkü içlerinde bir şey eksik. O kitapların içlerinde ‘çocuk’ yok. O kitapların içinde ‘makine’ var. Evet aynen böyle. Bir robot almışsınız yanında kullanım kılavuzu vermişler ve madde madde oradaki şeyleri yapmasını bekliyorsunuz. Çocuğa çocuk gibi ya da birey gibi bakan onu sadece bir ‘ruh’ olarak inceleyen bir kitap bulmak o kadar zor olabiliyor ki. Ben kişisel gelişim kitaplarını çok sevmem. Yani  birinin karşıma geçip duyguları, evreni yok varlığımızı sorgulaması falan bana çok çekici gelmez. Ergenlik ve hayatı anlama sürecinde elbet okuduğum bir iki kitap var ama bir elin parmağını geçmez. Bunun için kitap evlerinde kişisel gelişim rafları ile ilgili bilgim çok fazla yoktur. Bir gün bir arkadaşımın bana söylediği ‘Osho’ oku cümlesini ‘aman ya aynı şeyler’ diyerek geçiştirdiğimi dün gibi hatırlıyorum. Meğer benim Osho’ okumam için anne olmam ve bir gün rafların birinde ‘Çocuk’ kelimesinin dikkatimi çekmesi gerekiyormuş. Kitabın adının bu kadar öz ve net olması zaten bütün mesajı veriyor. Konu sadece ‘Çocuk’ Benim adıma bugün anne olan herkese önereceğim tek kitap bundan sonra. Şimdi size kitaptan bir kaç şey alıntılayacağım ama lütfen bununla yetinmeyin. Gidin ve o kitabı baş ucu kitabı yapın. Anne ya da baba olmanıza gerek yok. Kendi gelişiminizde olan eksikleri o kadar net göreceksiniz ki. Bu noktada bazı anneleri uyarmam gerekiyor. Eğer ‘annelik egonuz’ yüksekse okuyacaklarınız hoşunuza gitmeyecektir ama bir robot değil bir insan ile yaşadığınızı anladığınız gün bu kitabı hatırlayın. Anne ve babalar olarak çocukları ne kadar gereksiz ve kötü şekilde koşullandırabildiğimizi tokat gibi okumaya hazır olun.  Sadece tavsiyem geç olmadan bir de bu pencereden bakın. 

713e36109c9c49b6f81d8737b243f9ca

Osho çocuğa ‘kendi olma özgürlüğü’ felsefesi ile bakıyor. Çocuğu tohum olarak kabulleniyor ve toplumsal sorunların çözümünü bu tohumun doğru gelişimi ile çözüleceğini ifade ediyor. İşte maddeler halinde Osho ve Çocuk

  • Boyun eğen çocuk, anne babası tarafından, öğretmenleri tarafından, herkes tarafından övülür ve eğlenen çocuk eleştirilir.
  • Zeka elde edilen bir şey değildir, o doğuştandır, o öze aittir, o hayatın yapı taşıdır. Zeka ışıktır ego ise karanlıktır. Kendi egolarınız çocuklarınızın zekasını karartır.
  • Daha iyi bir dünyada her aile çocuklarından öğrenecektir. Onlara öğretmek için çok acele ediyorsun. Öyle görünüyor ki hiç kimse onlardan öğrenmiyor ve onların ne kadar çok öğretecek şeyi var. Ve onlara öğretecek senin hiçbir şeyin yok. (Beni en çok vuran başlığı buydu. O an çocuğuma vereceğim her bilginin benim deneyimim ile kirlenmiş bilgi olduğunu fark ettim aslında. Yapmam gereken onunla beraber yeniden öğrenmeye başlamak)
  • Çocuklar senin aracılığınla gelir ama sana ait değildir. Onlara sevgini verebilirsin ama onlara fikirlerini dayatmamalısın.
  • Bedeni dinle, izle ama hükmetmeye çalışma.
  • En başından itibaren çocuk ağlamak, kahkaha atmak ister. Ağlamak derin bir ihtiyaç ve gelişimdir. Engel olma.
  • Anne ve babalar boyun eğen çocuk sever. Ve unutma ki boyun eğen çocuk neredeyse en aptal olanıdır.
  • Çocuklar her zaman için anne babalardan daha zekidir çünkü anne babalar geçmişe aittir ve çocuklarsa geleceğe aittir.
  • Toplum anne babanın iradesinin geniş halidir; anne baba bu toplumun ajanlarından başka bir şey değildir.
  • Çocuklar çok alıcıdır ve şayet onlara saygı duyarsan seni dinlemeye anlamaya hazırdırlar.
  • Her şey 7 yaşına kadar oluşur. Eğer bir çocuk yedi yaşına kadar masum, başkalarının fikri ile kirletilmeden bırakılabilirse, o zaman onun potansiyelinin gelişmesinden onu alıkoymak imkansız hale gelir.
  • Çocuğunda hoşuna gitmeyen bir şeyler bulursan kendi içine bak, onu orada bulacaksın; o çocuğa yansıtılır. Çocuk sadece duyarlı bir yanıttır.

Bu yazdıklarım kitabın onda biri bile değil. Sadece maddeleri sıralamıyor bunları nasıl başaracağımıza dair örneklerle bizi yönlendiriyor. Okurken kendiniz ile, anne babanız ile savaşıyor ve egonuz ile burun buruna geliyorsunuz. Bu deneyimi mutlaka yaşayın.

9aca8a404d3175978f6228f04d062574