Blogcu Anne ile Röportaj

Bir Dilim Sohbet

Gündem çok sıcak, yoğun, yorgun bu yüzden farklı konularda yazmak, düşünmek sanki lüks gibi geliyor insana biliyorum. Bir süredir bloga yazdığım her yazıyı siyaset ele geçirmiş durumda. Çeşitliliği savunurken tek bir pencereden yazıyor olmak beni rahatsız ediyor. Aslında geçen hafta yaptığımız sohbeti belirli hassasiyetlerden dolayı yayınlamadım. Hatta sorular içinde 8 mart Dünya Emekçi Kadınlar gününe dair bile sorular var. Biraz kafamızı dağıtalım biraz başka pencerelerden bakalım diyerek şimdi yayımlıyorum. Sosyal medyada takılan her anne ve babanın adını en az bir kere duyduğu BlogcuAnne Elif Doğan ile yaptığımız bir dilim sohbet başlıyor. Keyifli okumalar.

TUYAP

  • Sosyal medyayı kullanan birçok kişi sizi tanıyor ama öncelikle sizin ağzınızdan kimdir Elif Doğan? İki oğlu, bir blogu, şimdi bir de kitabı olan bir kadınım. Anne olmadan önce “Anne olduktan sonra bir süre çalışmaya ara verecek ve çocuklarıma kendim bakacağım” dedim, kendimi sadece çocuk bakmakla tanımladığımı fark ettiğim noktada da sırf kendim için bir şey yapıyor olmak üzere blog yazmaya başladım. O günden beri de yazıyorum, yaklaşık beş sene oldu.

 

  • Uzun bir süredir blog yazıyorsunuz ve özellikle anne bloglarının ilk isimlerinden birisiniz. İlk blog açtığınız zaman bu fikir nasıl doğdu? – Birden bire doğdu hem de… İlk oğlum yaklaşık iki buçuk yaşındayken kendi hayatımla ilgili bir karara varmaya çalışırken ancak kurumsal hayatla anneliği birlikte istediğim randımanda götüremeyeceğimi düşünür ve “ne yapsam ki?” derken bir arkadaşımın “Madem söyleyecek bir sürü şeyin var, neden blog yazmıyorsun?” demesiyle doğdu. O akşam oturup yazmaya başladım. Ondan beri de durmadım.

 

  • Günümüzde birçok şey artık sosyal medya üzerinden hayat buluyor, tartışılıyor özellikle anneler için bir imdat çekici haline geldi. Peki sizce bunun hem iyi hem kötü yönleri neler? – İyi yönleri, yalnız olmadığınızı görüyorsunuz. Ülkenin, hatta dünyanın başka bir yerinde hiç tanımadığınız bir kadının da sizinle aynı şeyleri yaşıyor, hissediyor olduğunu anlıyorsunuz. Anneliğin bence en çok tüketen yönlendiren biri bu yalnızlık hissi. Fiziksel anlamda demiyorum sadece; çektiğiniz zorluklar, içinizde büyüttüğünüz endişeler, git-geller mutlaka bir başkası tarafından yaşanıyor oluyor. Bunu duymak insana çok iyi geliyor. Kötü yönlerine gelince, yazılan çizilen şeyler kesin çözüm, tek çareymiş gibi algılanabiliyor. Oysa herkesin anneliği farklı, her annenin farklı çocuklara anneliliği bile farklı. Başkasının yazdığını tavsiye değil, tecrübe paylaşımı olarak alıp, kendi bilgi ve deneyimlerinle harmanlayarak uygulamalı. Sosyal medyanın bir diğer dezavantajı da bence annelerin doktorluğa soyunması. Kimsenin kimseye ilaç ya da uygulama tavsiye etmesini doğru bulmuyorum şahsen.ElifDogan

 

  • Bir süre önce özellikle yeni annelere ‘ben yalnız değilmişim’ dedirten ve annelik rolünde boğulurken oksijen maskesi olduğunu düşündüğüm kitabınızı çıkardınız. Bu kitabın doğum aşaması nasıl oldu? – Çıkışında çok orijinal bir hikâye yok aslında… Birçok yazı yazan kişi gibi ben de “Şu fani dünyada bir basılı kitabım olsa…” derdim. Onu düşünerek çıktım yola. Yolda birkaç değişiklik yapmam gerekti; anladım ki sırf kitap yazmak için kitap yazılmıyor. “Blogcu Anne’den özlü sözler” teması etrafında derleyince kitabı hızla ilerledi ve bitti.

 

  • Annelik Her Zaman Tozpembe Değil adı zaten birçok şeyi vaat ediyor aslında ama bunun dışında birçok anne egosu eleştirisine de maruz kalıyor musunuz? Evet, tabii. Sonuçta bir fikri, düşünceyi benimseyen olduğu gibi benimsemeyen de var. “Çok abartıyorsun, haline şükretmiyorsun” diyenler oluyor, ancak sayıları geçmişe göre daha az. Sanırım anneliğin tozpembe olmadığı birçok anneyi birleştiren bir alt metin.

dr-banner1

  • Malum yine bir mart ayı ve yılda bir kerede olsa kadınların çok konuşulduğu 8 mart geldi. Sizce bu ülkede kadın olmak ve bunun yanında anne olmak nasıl? Kadın olmak zor, anne olmak daha zor, her ikisini bu ülkede yapmak hepsinden zor. Mücadele daha genç kızlıktan başlıyor, giydiğimize, konuştuğumuza dikkat etmek zorunda kalıyoruz “el âlem ne der” diye… Aslında erkeklerin de yapabileceği birçok şey sırf kadınlara atfediliyor, kadınlık sırf anne olmaya indirgeniyor, bunlarla mücadele çok zor.

 

  • Kadınlar gününün sadece ‘şiddet’ başlığı altında anılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve sizce özgür ve eşit haklara sahip kadın olmanın formülü ne? Türkiye gibi kadın cinayetlerinin son 10 küsur yılda yüzde 1400 arttığı bir ülkede kadın olmayı başka eksenlerde konuşmak bence çok kolay değil. Özgür ve eşit haklara sahip kadın olmanın tek bir formülü bence yok, ama iş talep etmekten geçiyor.

 

  • Yakın zamanda yeni bir kitap projesi var mı? Ve blog ve kitap yazmak arasında nasıl bir ilişki var? Kitap projesi ilki çıktığından beri var ama gerçeğe ne zaman dönüşecek, bilemiyorum. Ülke gündemi şu an birçok şeye ket vurduğu gibi benim de elimi durduruyor. Blog ve kitap arasındaki ilişki… İkisi de çok güzel, çok farklı… Blog yazmak daha anlık, geri dönüşleri de öyle… Kitap ise çok çabuk eskiyebiliyor, geri dönüp düzeltemiyorsunuz. Ancak ikisi arasındaki ilişkiye dair benim keşfettiğim şey, kitap, blogun kopyası/derlemesi olmamalı. Benim çıkış noktam buydu ancak zaten yazmış olduğum şeyleri kitapta bir daha yazmak bana çok sıkıcı geldi, olmadı.

 

  • Sizce sosyal medya nereye gidiyor? Sizce gelişen bir olgu mu yoksa sadece bir moda olacak, bitecek bir dönem mi? Biter mi bilmiyorum ama evrileceği kesin. Bundan 4-5 sene önce birisi “sabah gözünü açar açmaz hiç tanımadığın insanların olduğu bir platforma girip, tüm haberleri onlardan alacaksın” deseler inanır mıydık?

 

  • Evdeki blogcu anne neler yapıyor? Sizde hayat ne kadar tozpembe? Evdeki Blogcu Anne evden çalışmaya çalışıyor. Tutkuyla başladığım blogu devam ettirirken bu alanda edindiğim tecrübeleri yola koyabildiğim bir işim var, bazı markalara çeviri ve danışmanlık hizmeti veriyorum. Gündüz bir yandan blog bir yandan bu işlerle uğraşıyor, aynı anda da akşama ne yemek yapacağımı düşünüyorum. Saat 3’e kadar kendi halimde, işimde gücümdeyim; sonrasında çocukları okuldan almaya çıkıyor, kısa bir mahalle turu, alışveriş yapıp geliyorum. Ardından yemek, çocukların uyku faslı, sonrasında ne yaptığım gündeme göre belirleniyor. Eskiden dizi izlerdik, şimdi tape dinliyoruz.

 

  • Gezi sürecinde sosyal medya hesabınızı çok aktif olarak kullandınız. Bunun yanında markanıza zarar verebilecek bir durumdu aslında. Farklı görüşlerden eleştiriler aldınız mı? Gezi sürecinde aktiftim, bunu yaparken “Markama ne olur?” diye hiç düşünmedim. Belki doğru belki yanlıştı bu, belki bir iletişim danışmanına sorsanız yorumu farklı olurdu. Bana kalırsa markam zaten benim çünkü blog çok kişisel bir şey, olduğunuzdan farklı görünemezsiniz, isteseniz de. Ben her gün Gezi Parkı’nda gaz yerken akşam eve gelip “okul seçimi” yazamazdım, yazamadım da. Farklı görüşlerden eleştiriler elbette aldım. Eleştiriden fazlasını da aldım hatta. Tehditler, hedef göstermeler…

 

  • Siyasi gündeme bir yerden girmişken son olarak sizce ülkede bir şeyler tozpembe olacak mı? Yakın zamanda hayır. Tozpembe zaten çok iddialı bir söylem, ülke için olmasın da zaten… Rengârenk olabilmesi, her rengin birlikte yer alabilmesi bence yeterince iyi olur.

 

Blogcu Anne Çakma Anneye Karşı

bebek ile yaşam

İnternetin hayatımıza bu kadar girmiş olması mı yoksa yeni dönem annelerin doktor kontrollerinin daha bilinçli düzenlenmesi mi bilmiyorum ama yeni dönem annelik ‘mükemmel’ olma zorunluluğu hissettiriyor insana. Doğru sosyal gelişimi sağladığından, vitaminlerini aldığından emin olmadan rahat bir uyku uyumak neredeyse mümkün değil gibi hissediyorsun. İnternet üzerinde ‘mükemmel’ ve ‘kusursuz’ anneleri okudukça ‘yok ben hazır değildim herhalde anne olmaya’ falan gibi cümleler kuruyorsun.

İşte tam böyle bir mükemmel anne bombardımanı olduğu dönemde birilerinin ‘mükemmel olmak zorunda değilsin’ ‘yalnız değilsin’ ‘kimse mükemmel değil’ demesi size birden anne kucağı güveni, hissi veriyor. İşte bu noktada yakın zamanda okuduğum iki kitabı paylaşmak istiyorum. Öncelikle ilk kitap Blogcu Anne Elif Doğan tarafından yazılan ‘Annelik Her zaman Toz Pembe Değil’ kitabı. Her sayfasında yaşadığınız her soru işaretine bir cevap bulabileceğiniz hatta olduğunuz noktada sonra sizi neler bekliyor sorusunun cevapları ile dolu bir kitap. Kendinizi en yetersiz hissettiğiniz anda birinizin omzunuzdan sizi sarıp ‘hey kendine gel bak hepimiz aynıyız’ demesi gibi güven verici. Bazı cümleleri okurken ‘geçen gün yaşadığımız şey’ demeniz çok olası.

dr-banner1

 

Bu kitabı okuduğum dönemde bir de raflarda Çakma Anne diye bir kitap çıktı karşıma. İşte tam ben diyerek hemen aldım tabi. Aldım aldım ama nasıl anlatayım evet eğlenceli , komik ama bizim için gerçekçi değil. Belki yazarının yabancı olmasından kaynaklı olabilir bana bizden bir hikaye gibi gelmedi. Ben kendimi hiç çakma anne gibi hissedemedim. Hani daha çok Hollywood annelerine yazılmış bir kitap gibi. Annelik üzerine biraz eğleneyim derseniz okuyabilirsiniz tabi ama Blogcu Annenin bizden, içimizden anlattığı bizi yansıtan hikaye ve yazılı olmayan annelik kuralları ile eğlenmeniz çok daha olası. Anneliğin toz pembe olmadığını hatırlatan birilerinin olması gerçekten ara ara en çok ihtiyacımız olan şey. Bir annenin baş ucu kitabı olmayı hak eden bu kitabı almayan kaldıysa bugün bence kendiniz için iyi bir şey yapın. Bazen kendinizin ne kadar mükemmel olduğunu duymak yerine başkalarının da mükemmel olmadığını duymak iyi geliyor insana. Bunu hatırlatan yazara çok teşekkürler.

anne22