Estetik Kaygılı Çocuklar

yaşam

Geçen günlerde sosyal medya hesaplarım üzerinden bir fotoğraf eşliğinde mini post yayınladım. Bu yazı içeriğinde gördüğünüz fotoğraflar eşliğinde çocuklar üzerinde daha çok küçük yaşlarda başlayan estetik ve cinsiyet baskısı üzerine bir yazıydı. Açıkçası bu konuda söyleyeceklerim cümlelere sığmadığı için biraz daha uzun yazmaya karar verdim.

Çocuklarınıza estetik kaygılar yüklemeyin. Evet bu kadar net bir cümle aslında. Çocukların daha çok küçük yaşlarda, birey olma yolunda ilerledikleri süreçte yüklendikleri yüksek estetik kaygıları ergenliğini bile tamamlamadan estetik ameliyat hayalleri kurmalarına, sadece iyi görünüş ile motivasyon sağlamalarına ve arkadaş grupları içinde sadece güzellik/yakışıklılık kavramı ile var olmalarına neden oluyor. Kimliksiz, ruhu başka hiçbir şey ile beslenmemiş sadece güzel/yakışıklı olmanın yeterli görüldüğü bu korkunç algı ‘ulaşılması zor bir nesil’ yaratıyor.

moodrawwee__1_of_1fid_sma_by_harpyimages-d621rjs

Çocuklarımızı dış görünüşlerine göre yargılamak, eleştirmek ve bu bakış açısından ibaret bir yaklaşım sergilemek onları toplum içinde güvensiz bireyler olmalarına neden oluyor. Ben uzman değilim ya da psikoloji üzerine bir eğitimim yok. Bunlar bir birey, kadın, anne olarak benim görüşlerim. Lütfen sadece bu çerçevede okuyun. Daha 10-12 yaşlarında kızların sosyal ortam içinde konuşmalarına tanık oluyorum. Birbirlerini çocuk mayosu giymekle, çocuk gibi giyinmekle hatta çocuk oyunları oynamakla yargılıyorlar çünkü onlara göre onlar daha o yaşta artık birer ‘ergen’ Oysa çocuk mayosu giyen, çocukça davranan ya da yaşlarına göre oynayan arkadaşları normal olanlar değil mi?

Prenses/prens yüklemesi ile başlayan cinsiyetçi süreç kontrol edilemez bir hale dönüşebiliyor. Çocukların hiçbir fiziksel özelliğini çok övmeyin ya da eleştirmeyin. Ona sosyal çevresinde bu yaklaşımla gelen arkadaşlarının karşısında nasıl bir tavır sergilemesi gerektiğini öğretin. Bunun için sadece ona karşı nasıl konuştuğunuz önemli değil. Aynı zamanda kendi dilinizi değiştirmeniz gerekiyor. Yanında kimseyi şişman, zayıf, uzun, kısa, çirkin, güzel diye sıfatlandırmayın. Kim ne derse desin çocuklar bir süre bizlerin aynası oluyorlar. O kadar değişik yaklaşımlar görüyorum ki. Geçenlerde bir anne ve kızı merdivenleri çıktılar ve kız çocuğu ‘of yoruldum’ dedi. Annesi ona dönüp ‘dobiş seni o göbekle yorulursun tabi’ diye yanıt verdi. Oysa çocuk kilolu sayılabilecek bir çocuk bile değildi. Eğer çocuğunuzun beslenmesi ile ilgili bir sorun olduğunu düşünüyorsanız onu spora, dansa yönlendirin ama ona sıfatlar takarak öz güvensiz hale getirmeyin. Sporu ya da dansı daha güzel/yakışıklı olmak için değil ‘sağlıklı olmak’ için yapması gerektiğini öğretin.

11401070_1019070701460197_6251055326028084974_n

Amerika!da yayınlanan ve sadece estetik ameliyat üzerine olan programda doktor şöyle bir şey dedi; ‘Artık anneler babalar çocuklarının 14-15 yaşında ameliyat olmasına izin veriyor’ Korkunç değil mi gerçekten? Bugün tüp mide ameliyat yaşları 18 yaşa kadar düştü. Reklamlar, dergiler, yayınlar sadece ‘güzel ol’ mesajı ile dolu. Peki bu çocuklar vücutlarından fırsat bulup nasıl ruhlarına estetik yapacaklar. O estetik duygusunu ruha işlemedikten sonra canlı barbie/ken olmak dışında ne olacaklar?

Sağlıklı sosyal birey olmanın tek şansı öz güven ve yüksek estetik kaygılı olan hiç kimse bunu başaramaz. Algısını aynadaki yansımasından ruhuna geçiremez. Bugün fazla kiloları ya da toplum ‘çirkin’ diye tanımlanan yerleri yüzünden ameliyat masasına yatan, toplumun saçma güzellik kılıflarına girmek için ölümü bile göze alan insanlar var. Yapmayın! Estetik kaygılar bizlerden para kazanmak için yaratılmıştır. Farklarımız olmasa nasıl güzel oluruz ki?

Güzelliğin iyilik olduğu yanılgısının böylesine katıksız kabul olması ne şaşırtıcı. Leo Tolstoy

fotoğraflar: Harpy Images

Kime Göre?

yaşam

Hiç düşündünüz mü insanlar neden farklı farklı yaratılmış? Eğer tek tip olmamız doğal olan olsaydı bu kadar çeşitlilik neden var oldu? Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki tüm beğeniler, tercihler kalıplaşmış bir hal aldı. Birileri bir şeyleri iyi, kötü, güzel, çirkin kılıyor ve bizler bu kalıplar içine girebilmek için yarışıyoruz. Aslında birileri bizim elimizden ‘beğenme’ ‘tercih etme’ hakkımızı alıyor.

Aslında bu yazıyı yazmamı sağlayan konu günlük hayatımıza en çok işlemiş olan estetik kalıbının açık ve net görüldüğü bir olay. Geçenlerde gazetelerde magazin manşetlerine bir olay taşındı. Yurt dışında iyi bir eğitim almış, kariyerinde iyi bir noktaya gelmiş bir ‘sanatçının’ klibinin sadece ‘şişman’ diye yayınlanmadığını söylüyordu. Önce inanmak istemedim. Sonuçta ülkemizde zayıf olmayan ama mesleğini yapan sanatçılar vardı. Evet var ama bunu düşünürken iki eli bırakın tek elin beş parmağını geçemedim. Sonra twittera bu sanatçının adını yazıp arattım. İşte asıl orada gerçek önüme düştü. Şarkı söylemeyi, dans etmeyi sadece estetik açıdan standar kalıba girmiş kişilere uygun gören mi ararsınız, kişinin eğitimini yok sayan mı ya da gözümüzü rahatsız ediyor ya diye yakınan mı? İnanmak istemedim ama kanalın klibi yayınlamaması meğer sadece toplumun bir aynasıymış.

Bunu bir örnek üzerinden anlatıyorum ama ‘şişmansa dans etmesin, şarkı söylemesin’ demek sizi rahatsız ediyorsa o zaman sokaklarda özgürlük naraları atmayacaksınız. Bunun siyah tenliler çalışmasın, sarışınlar nefes almasın, kızıllar yürümesin demekten hiçbir farkı yok. Öncelikle kimsenin birini kendi kalıbına girmiyor diye aşağlamasının açıklanabilir bir yanı yok. Öncelikle bizleri kilolu insanların kendilerini değiştirmeye çalışan, zayıf olmak isteyen insanlar olduğuna kim inandırdı? Ben kilolarımla savaşmayı seçmiş olabilirim mesela ama başka biri bunu gerçekten hiç takmıyor olabilir. Eleştirilerimizin boyutları öyle bir hal almış ki artık kırıcılık aşamasını geçmiş bir yaftalamaya dönmüş. O kişinin kilo vermesi bile bir çözüm değil mesela çünkü bu sefer ‘sen onu bilmem kaç sene önce görecektin nasıl şişmandı’ cümleleri başlıyor. Yani bir kere kalıp dışında kaldın mı bir daha oraya girmen kolay olmuyor. Gerçi girmek isteyen kim!? İşte bu bahsettiğim sanatçı ‘BengiSu’ girmemiş. Tüm kalıpları yıkmış. Harika sesi ile harika bir şarkı yapmış. Bugün ben dansçıyım diyene taş çıkartır kıvraklıkta dansını etmiş. Sadece alkışlamayı ve estetik kaygılardan uzak beğeniler geliştirmeyi becermeliyiz artık.

 

Bu kadar farklılıkların bir anlamı olmalı. Çeşitlilik bir keşif yolu olmalı. Saçma sapan oluşturduğunuz standartlar sizi sınırlamasın. Mesela ben şu an harika bir ses ve bir enerji keşfettim. Bunu kaçıracak kadar ‘standart’ olmadığıma mutlu olarak.

 

 

 

Önce Zayıfla Afrodit !

diyet

Mitoloji sever misiniz ? Bir süre üstünde vakit harcadığım ve özellikle belirli karakterler üzerine okuduğum bir konuydu benim için. Peki hiç adını çok duyduğumuz mitolojik karakterlerin resmedildiği eserlere ya da yayınlara dikkat ettiniz mi? Mitolojik tarihten bugüne bütün doğurgan, anaç ya da güzelliği temsil eden mitolojik kadınlar hiç zayıf olmayan tam tersi hani etli butlu dediğimiz türden vücut şekilleri ile çizilmiş. Hatta bulunan bir çok tarihi bulguda o sadece mitolojik tarihte değil dünya tarihinde de bir çok doğurganlık simgesi olan kadın kilolu kadınlar. Peki tarihten bugüne geldiğimizde bugün kısırlığın, çocuk sahibi olamamanın en büyük etkeni olarak gösterilen ‘fazla kilo’ neden birden bire günah keçisi oldu. Elbet tıbbın gerçeklerine karşı bir tez oluşturacak değilim. Kilonun kısa ve uzun vadede kadına yaşattığı sıkıntıları en iyi bilenlerden biriyim. Benim üstüne konuştuğum konu tarihte kadının cezbeden, çekici, dişi yönlerinin o kadınsal kıvrımlar ile resmedilirken bugün geldiğimiz doğurgan ya da çekici kadın imajının nasıl bu kadar değiştiği yönünde.

3901

Her ne kadar ‘kadın dediğin etli butlu olur kardeşim’ diyenlerin sayısı çok olsa bile bugün televizyonlarda, görsel ya da basılı medyada kadın sadece ‘zayıf, 90-60-90 ölçülerinde olmalı’ mesajını görüyoruz. Oysa hem toplulumuzun bize getirdiği beslenme biçimi ve mutfak hem tarihten bugüne gelirken olan süreç bize kadını kıvrımları olan bir varlık olarak sunmakta. Bu konuyu doğurganlık çerçevesinde incelememiz gerekirse özellikle bir çok kadın doğumcu bugün nedensiz kısırlıklarda eğer kadın kilolu ise ‘önce kilo ver’ şeklinde yaklaşımlarda bulunuyor. Tıbben fazla kilonun bu konuya etkisi olduğu gerçeği olsa bile kadının sadece bu konuya takılı kalması ve bu konu üzerinde strese girmesi bence ona çok daha fazla veriyor. Eğer bir kadının rutin değerleri normal ise, kendini sağlıklı hissediyorsa ve var olan kilosu ona negatif yönde bir etki yapmıyorsa bence o kadının hamile kalmaması için hiçbir neden yok. Olsa sanırım hamile kalmayacak ilk insanlardan biri ben olurdum. Fazla kilolu hamile kalmanın elbet çıkardığı zorluklar var ama bu başlı başına bir engel değil. Ne yani güzelliği ile ünlü Afrodit ya da Roma’lıların doğurganlık tanrıçası Bona Dea bugün yaşasa doktorlar onlara önce zayıflayın mı diyecekti ? Hiç sanmam.

adonis

Bunun yanında estetik açıdan baktığınızda neredeyse erkek egemen tüm sektörler reklamlarını yaparken estetik kavramını bize kalıplaşmış bir kadın vücudu tanımı ile sunuyorlar. Kadının bir cinsel obje olarak bu kadar kalıplaştırılması ve fabrikadan çıkmış şekilde talep edildiğinin işlenmesi bir çok sektörü besliyor. Kozmetikten modaya bir çok sektör bu pazarlama şeklinden memnun. Oysa bugün bir çok güzellik merkezine adını veren tanrıçaların hepsi dolgun vücut hatları ile isim yapmış simgeler.

aphrodite-ares-cupid

Siz kendinizi nasıl kadın hissediyorsanız sizin estetik kalıbınız o olmalıdır ve doğrudur. Fabrikada üretilmiş robotlar gibi olmanın ya da tek bir elden çıkmış kuklalar gibi dolaşmanın alemi yok. Önceliğiniz sağlığınız olsun. Kendinizi sağlıklı hissettiğiniz vücut şekli ne ise sizin doğrunuz o. Mutluluğunuz önceliğiniz olsun.  Hem Afrodit’in bir bildiği olmalı değil mi ?

havva1