Kim Ekran Bağımlısı? Ben mi?

yaşam

pexels-photo-1271137

 

Son zamanlarda birçok internet sitesinde, haberlerde ‘yeni çağ’ hastalığı olan ‘telefon, tablet bağımlılığı’ konusunda haberler yapılıyor. Birçok veriye göre hepimizde var olmaya başlayan bu bağımlılık türü her şeyden önce bir inkar olarak kendini gösteriyor. Çağın gerekliliği olan (tartışılır) akıllı telefonların hayatımızda kapladığı yer ve süre hepimiz için ortak bir noktaya işaret ediyor ve bu işaret ettiği nokta çok parlak değil.

Yaklaşık 2008 senesinden beri blog yazıyorum. Bu süre aynı zamanda sosyal medya uygulamalarını kullanmaya başlamama da denk geliyor. Açıkçası bu 10 yıllık süre içinde ilk günden bugüne interneti kullanma şeklime baktığımda ‘üreten’ kısımdan ‘tüketen’ yani izleyici kısma geçtiğimi fark ettim. Son birkaç yıldır zamanı bahane ederek yazmadığım her blog yazısı, vaktim yok diye ertelediğim her işin altında aslında zamanımı nereye harcadığımı fark etmiyor olduğum çıktı.

Kullandığım telefona gelen ‘ekran süresi’ raporu ise benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Evet kendime dair bir hayal kırıklığı yaşadım. Gün içinde ‘zaman’ bulamadığımı düşündüğüm her şeye zamanım olduğunu ama benim bu zamanı kafamı ekrana gömerek, çoğu zaman bir şey üretmeden sadece izleyici olarak geçirdiğimi gösterdi. İlk raporu aldığımda günde 3,5 saat gibi bir süreyi tamamen telefona ayırdığımı gördüm. Öncelikle her insanın yapacağı gibi kendi kendime bahanelerimi saydım. O hafta hastaydım, evde yatmıştım, başka hiçbir şey yapacak gücüm yoktu vb. Sonraki hafta ise bu süre 2 saate düştü. Önceki rapora göre bir gelişme vardı. Bir sonraki hafta bu rapor vb konular aklımdan çıktı gitti. Nasılsa fark etmiş ve dikkat etmeye başlamıştım. Geçtiğimiz pazar gelen rapor ise tam bir utanç raporuydu. Tam olarak günde 4 saat 45 dakikamı telefonda geçirmiştim. O hafta vakitsizlikten ertelediğim ev içi işlerimi düşündüm. Yazmak isteyip yazmadığım yazıları. Bitirmek isteyip ‘hiç zaman kalmıyor’ dediğim kitapları. Aslında hepsi için vaktim vardı ama ben tercihi daha pasif bir eylemden yana kullanmıştım. Twitter, instagram vb siteler arasında geçen ve artık görecek yeni bir paylaşım kalmayıncaya kadar akışı takip ettiğim saatler.

Bizim nesil teknoloji ile büyüyen bir nesil değil. Yani bizler çalışmadığımız ya da okul olmadığı zamanlarda farklı şekillerde kendini oyalamayı başarmış bir nesiliz. O andan beri sürekli ben o zamanlar ne yapıyordum sorusunu düşünüp durdum. Hatırlıyorum. Gözlerim acıyana kadar okurdum, bir albümü tam olarak ezberleyene kadar müzik dinlerdim, film izlerdim, yazardım ya da mutlaka bir arkadaşımla program yapardım. Şimdi olduğum noktada ise en basit görünen bu eylemler bile ‘zamansızlık’ kılıfı ile erteleniyor.

Bu noktada şunu söylemeliyim ki, bu tamamen bana dair bir tespit olsa bile konuştuğum çevremdeki insanlarda daha aşağı süreler duymadım. Yani hepimiz iletişimin tamamen sanala döndüğü bir düzene alıştık. Hatta bazen sosyal medyada ‘beni aramayın, whatsapp varken bir insan neden arar’ gibi yorumlar bile okuyorum. Düşünebiliyor musunuz? Bırakın yüz yüze olmayı telefonda bile konuşmayı zaman kaybı olarak görmeye başladık. Bir kere birbirimizi merak etmiyoruz. Paylaşımlarını gördüğümüz sürece bizler için herkes ‘iyi’. Bak sabah kahve fotoğrafı paylaşmış. Demek ki iyi, konuşmaya ihtiyacı yok, aramaya gerek yok diyoruz. Belki bilinçli değil ama tavrımız bu yönde.

İşte bu farkındalıkla bir şeyleri değiştirme vakti gelmişti.

Geçen gün telefonumdaki tüm sosyal medya, alışveriş ve gereksiz oyun uygulamalarını sildim. Hesaplarımı kapatmak değil çözüm. O hesapları doğru şekilde kullanmayı öğrenmekte. Bu alışkanlığımı ve davranış modelimi eğitmeden tekrar dönmeyi de düşünmüyorum. Bu arada sadece bakarak, izleyerek paylaşım yapmadan olmuyor bu. Konu çok şey paylaşmak değil zaten asıl önemli olan sadece alıcı olmayı değiştirmek. Sürekli önümüzden akan hayatlar, bilgiler, reklamlar. O kadar yorucuymuş ki. Ben o kadar yorulmuşum ki. Görmeye alıştığım, merak ettiğim arkadaşlarımı zaten arayacağım, soracağım, konuşacağım. Diğer bütün her şey için ise bir molaya ve kendimi eğitmeye ihtiyacım var. İster kabul edin ister etmeyin hepimiz aynı durumdayız.

Sadece iki gün olmasına rağmen sevdiğim şeylere daha çok vakit ayırabilmeye başladım. Evde daha çok konuşan, kafası önüne (ekrana) değil karşısındakinin yüzüne bakan birisi olmak lazım. Bugün elimizde tuttuğumuz akıllı telefonlar bizlere ‘neden’ bu raporları vermeye başladı? Onlar da bu tüketim hızına yetişemeyeceklerini fark etmiş olabilir mi? Sosyal medyada maruz kaldığımız reklamların tüketim alışkanlıklarımızı nasıl etkilediğini hiç düşündünüz mü? Ya da sizin olduğunuz ruh durumuna ters hayatları izlemenin sizi nasıl etkilediğini? Çok mutluyken gördüğünüz acı dolu bir paylaşım ya da mutsuzken önünüze düşen çok mükemmel hayatlar bizleri gerçekte nasıl etkiliyor?

 

Sadece farkında olarak, dengeli tüketerek kullanabilmeyi öğrenirsek böyle bir çağa denk geldiğimiz için çok şanslı insalarız ama bunun bizi tüketmesine izin verirsek elimizde sadece boşa geçmiş zamanlar kalacak.

Hedefim kendimi iyi hissedene kadar sosyal medya uygulamalarını yüklememek, yükledikten sonra zaman ayarlı kullanmak ve 20:00-08:00 aralığında telefondan uzakta kalmayı başarmak. Bence zor değil 🙂 Ne dersiniz?

Sosyal Medya İnsanı Notları

yaşam

Şimdiye kadar birçok kez “sosyal medya” ve “sosyal medya insanları” üzerine yazdık çizdik. İnsan dediğin şey gerçekten hayret edilesi. Her şeyi başkalarının görüşlerine göre yaşamayı hayat amacı edinmiş insanlar “sosyal medya” üzerinden çok değişik roller sergiliyorlar.


Çok değil bundan sadece 7-8 yıl önce facebook hesabının olması havalı bir durumdu. Geçmişten ne kadar çok arkadaşını bulduğun ya da birbirine yolladığın çiçek, böcek ikonla mutlu olan insanlardık. Şimdi ise facebook kullanmayı “eski, sıkıcı” bulan bir kitleye dönüştük. Aman yaşlı işi der olduk. Facebook kalesini annelerimize, babalarımıza devrettik attık kendimizi twitter’a.


Twitter bizlere daha marjinal daha havalı geldi. Artık herkes kendi çapında bir yazardı ama yetmedi hemen farklı anlamlar yükledik. Fenomenler, az takipliler, siyaset için kullananlar, aman ülke yansın bananeciler, profesyonel düşünüp işi paraya çevirenler derken bölündük bölündük. Eskiden tweet atmak havalı bir durum algısı varken şimdi “ne kadar az vakit” ayırdığın ile hava atma mevzusu var. “Canım öyle şeylere hiç vaktim yok ya çok yoğunum” imajı ile sabahtan akşama sadece okuyan ama bir şeyler yazmayan insanlar türedi. Yani eskiden geçirdiğin her vakit güzelken birden bire sosyal medya kötü çocuk oldu.


3-4 sene öncesinde hayatımıza giren Instagram ile her şey çılgınca değişti. Artık twitterda kelimeler ile anlattığın her şeyi fotoğrafa dökme ve burnuna sokma şansın vardı. Aldık elimize makinaları yedik, içtik, gezdik, doğurduk ve hepsini an an paylaştık. Sonra insanlar gruplaşmaya başladı. Ciddi ciddi fotoğraf altı kavgalar falan başladı. Dilimizde sosyal medyanın önemsizliği gerçeklerde hiç tanımadığın insanlarla yapılan kavgalar. Yine her şeyi gereksiz ciddiye alıp gereksiz tepkiler vermeye başladık. Ve iş geldi dolaştı “ben artık girmiyorum canım” noktasına geldi.

Yani artık sosyal medyada olmak değil sosyal medyaya vakit ayırmıyor olmak insanı tarz gösteriyordu. Buradaki sorun aslında “başkalarına göre ve onlar için” yaşamakta başlıyor. Bu hayatta her şeyi ama her şeyi kendi gözünüzdeki siz için yapın. Ve inanın kimse sizi kıskanmıyor, taklit etmiyor, gereğinden az ya da çok sevmiyor, hesabınızı kapatınca merak etmiyor ya da yokluk çekmiyor. Çünkü sosyal medya dediğiniz şey sürekli yenileniyor, farklılaşıyor. Kendi gibi olan keyfini çıkartıyor gerisi karmaşık matematik hesapları yapıyor.


Biz millet olarak hızlı tüketmeye, değersizleştirmeye meraklıyız. En iyisi bazı şeyleri çok içselleştirmeden sadece yararına kullanmak. En azından başkaları için yaşamaktansa kendin için yaşamayı ve gözlemlediklerini paylaşmaya devam etmek.

NEIL POSTMAN der ki; Herhangi bir teknolojik yeniliğin tek yönlü etkisi olduğuna inanmak hatadır. Her teknoloji hem bir yük, hem de bir lütuftur: Ya o, ya da bu değil, hem o, hem de budur.

Sosyal Medya Patronları

yaşam

Hepimizin dilinde sürekli sosyal medya. Yeni tanıştığımız ya da merak ettiğimiz kişileri eklemeden duramıyoruz. Fikirlerimizi özgüre söyleyebilmek ve birilerinin bizleri okuduğunu bilmek iyi hissettiriyor. Bilgiye kolay ulaşıyoruz.Bazen gereğinden fazla bilgiye ulaşıyoruz. Peki hayatımızın tam orta yerine oturan bu sosyal medyayı yaratanlar kimler? En çok kullanılan sosyal platformlara bir göz atalım. Bizim her tıkımızdan, güncellemeden para kazanan patronlar ve onların sosyal medya başarılarına bir bakalım.

indir

Çoğumuz için ilk sosyal medya adresi oldu Facebook. Her ne kadar diğer platformların yoğun kullanılması onu bir sıra geriye düşürmüş gibi dursa bile bugün aslında hala en çok kullanılan alanlardan biri. Hatta bir kişi ‘ben facebook kullanmıyorum’ dediğinde garipsiyoruz.

2015 verilerine göre şu anda aktif facebook kullanıcısı 751 milyon kişi ama total kullanıcı sayısı 1.5 milyar kişi. Dünya nüfusunu göz önünde tutarsak Mark Zuckerberg imkansız görünen bir şeyi başardı. Bu kullanıcıların %35 i günde 5 kere durumlarını güncelliyor ya da sayfa yenilemesi yaparak bilgi güncelliyor.

Her gün 50 milyar fotoğraf yükleniyor. Birçok markanın Pazarlama uzmanları %74 ü yeni nesil pazarlamada bu platformun değerine ve önemine inanarak yeni dönem stratejilerinde yer veriyor. Bu da MarkZuckerberg’i sosyal medya reklamlarından en çok para kazanan patron haline getiriyor.

twitter-logo

Jack Dorsey sosyal medya patronlarında ikinci sırada yer alıyor. Twitter’ın şu an 500 milyonu geçkin kullanıcısı olduğu biliniyor. Bu sayının 288 milyonu ise aktif kullanıcı olarak geçiyor. Twitter kullanıcılarının %60 ı platformu mobil olarak kullanıyor.

En çok kullanılan  cümle ‘please rt’ (lütfen rt) Fake profilin en çok rastlandığı platform ise twitter. 20 milyon fake hesap olduğu biliniyor. Her gün 400 milyon tweet atılıyor. Hesap başına 208 tweet atılıyor. Yeni reklam düzenlemeleri ile beraber artık takip etmediğimiz markaların hesapları timeline’a düşüyor. Bu strateji ile beraber twitter reklam gelirlerinin %64 oranında arttığı söyleniyor. Twitter yaş olarak en hızlı büyüyen platform. Yeni kullanıcıların %79’u  55-64 yaş aralığında.

Biz annelerimizi babalarımızı facebook’ta sanırken onlar meğer gizli gizli tweet atıyormuş sevgili arkadaşlar. 🙂

want18242-1Kjm4v1410547759

Larry Page ve Segey Brin’in yarattığı ve her gmail kullanıcısının yolunun düştüğü platforma google plus 343 milyon aktif kullanıcıya sahip gözüküyor. Kullanıcılarının %67’si erkeklerden oluşuyor. Kullanıcılarının %80’i her hafta mutlaka platforma giriş yapıyor ama %60’lık kullanıcısı her gün güncelleme yapıyor. %40 oranında kurumsal hesap kullanıcısı var.

Kişisel olarak benim çok fazla ısınamadığım ve ihtiyaç hissetmediğim bir platform ama +1 butonu her gün 5 milyon kez tıklanıyormuş.

linkedIn-ne-ise-yarar

Bence ülkemizde hala kullanım amacı tam anlaşılamamış ve amacı dışında kullanılan platformlardan biri. Aslında tamamen profesyonel kimliğinizi ile yer aldığını ve bu amaç ile kullanılması gereken bu platform günümüzde tanıdığın herkesi eklemek sureti ile profesyonel facebook gibi kullanılıyor.

Yaratıcısı Reid Hoffman. 238 milyon kayıtlı kullanıcısı var. Kullanıcıların 1,5 milyonu linkedin gruplarını kullanıyor. Kullanıcıların %81 i mutlaka bir gruba giriş yapmış. 3 Milyon kurumsal hesap kullanıcısı var. Kullanıcıların %42’si profillerini her gün güncelliyor. Kullanıcılarının %27’si linkedin ile beraber kariyerlerinde değişim yaşamış. Biraz iş konuşalım diyenler için önemli platformlardan biri.

pinterest_logo-1

Paul Sciarra, Evan Sharp ve Ben Silbermann tarafından kurulan Pinterest görsel algısı ile beslenenler için bir cennet. Aklınıza gelebilecek her konuda en iyi görsellere ulaşabileceğiniz ve kendi hayal dünyanızı kurduğunuz alanlar ile besleyebileceğiniz, paylaşacağınız bir platform. 70 milyon kullanıcısı var ve bu kullanıcıların %69’u kadın. (Bence hiç şaşırtıcı değil)

Yemek başlığı en çok kullanılan kategori. Kullanıcılarının %78’nin bu alanda bir kategorisi mutlaka var. İlk pinleri yapanlar kimler bilmem ama şu an %80 oranında repin kullanılıyor.

En popüler markası ‘Nordstrom’. Markanın 4.4 milyon takipçisi var.

indir (1)

Kevin Systrom bu platformu yaratırken bu kadar büyüyeceğini hayal etmiş midir bilmem ama şu an birçok insan için çılgınlık noktasına gelmiş durumda. Sadece bir fotoğraf paylaşımı uygulaması olan bu uygulamanın sosyal medyanın nabzı haline geleceğini kimse öngörmemişti.

130 milyon kullanıcı olan uygulamaya şimdiye kadar 16 milyar fotoğraf yüklenmiş. Kullanıcı başına 40 fotoğraf gibi dursa bile fake profiller ile en iyi savaşan platform olduğunu düşünürsek bu sayı biraz daha fazla gibi. Eğlence/tv markaları içinde MTV 2.9 milyon takipçi ile başı çekiyor. Her saniye 8000 kişi bir başkasının fotoğrafını beğeniyor. Her saniye 1000 tane yorum yapılıyor. Şİmdiye kadar en çok akşam yemeği fotoğrafı paylaşılmış. Her gün 5 milyon fotoğraf paylaşılıyor. #foodporn etiketi 50 milyon kullanım ile başı çeken etiketlerden.

El Tiryakisi

yaşam

Şimdiye kadar ben ve birçok blog yazan arkadaşım sosyal medya bağımlılığı üzerine yazılar yazdık. Neredeyse hepimiz vakit kaybetmekten ve sosyal medya yüzünden birçok şeyi yapamamaktan şikayet ettik. Birçok kişi hala bu konuda onlarca paylaşım yapıyor. Hepimiz hem bırakmak istiyor hem de takılmaktan keyif alıyoruz.

images

Eğer keyif aldığınız iş biraz ucundan internet ile ilgili ise zaten vazgeçmek ya da bırakmak zorlu oluyor. Şimdi bunu okuyan bazı insanlara çok garip geliyor biliyorum. Yani bizler kadar bulaşmamış olanlara. Açıkçası yeni çağ bu ve bunda garip bir durum yok. Ben hep bunu savundum. Ben bazen google’dan önce sosyal medya hesaplarımdan arama yapıp fikir alıyorum mesela. İşe yarar olması ise vazgeçilmez olmasını destekliyor. Buraya kadar tamam ama aslında şöyle bir gerçek var. Bir şey yazmak, okumak istemesek bile çoğumuz sosyal mecralarda vakit geçiriyoruz. Bunun nedeni ise bizler için bir tiryakilik oluşmuş olması. ben buna el tiryakiliği diyorum. Aynı sigarada olduğu gibi evet. bazı insanlar içmekten çok içme eylemini sevdikleri için bırakamazlar sigarayı aynı o hesap. Ve aynı insanların sigarayı bırakma hikayelerinde şu vardır. Paket bitmeden dolu hali ile attım ve bir daha içmeyeceğim dedim. Peki aynı şeyi sosyal medya detoksu için uygulamak mümkün mü? Evet mümkün.

Social media communication concept

Öncelikle facebook’tan başlayalım. Facebook hesabınızı süreli dondurabiliyorsunuz. Kendinize bir hedef koyup hesabınıza 10-14 gün sonra tekrar aktif et komutu vererek kapatmanız mümkün. Hem istediğiniz zaman açabileceğinizi bilmek iyi bir his olabilir. Instagram için ise hesabınızı kapattıktan sonra aynı hesap ile geri dönüş yapmanız çok mümkün değil. Bu yüzden eğer tamamen kapatmak istiyorsanız eğer ig’de depolanmış fotoğraflarınızı bilgisayarınıza indirebileceğiniz çok fazla program var. Twitter’a gelince. O mecranın da geri dönüş yolu açık. İstediğiniz zaman dondurup açabiliyorsunuz. Bunların hepsini bir kenara bırakırsak eğer biraz ara vermek niyetiniz varsa cep telefonlarınızdan uygulamaları silmek ve kafanızda belirlediğiniz süreyi ajandaya kayıt ederek o süreci farklı şeyler ile değerlendirmek en kesin yol. Sosyal medya yüzünden derya deniz internetin birçok nimetini kaçırıyoruz. Keşfedilmesi gereken onlarca blog onlarca site var. Öğrenilecek, gezilecek yerler var. Paylaşmadan o anı yaşamanın tadı var. Eğer biraz frene basmanız gerektiğini hissediyorsanız net bir karar vererek uygulamaya geçin derim. Özellikle kitap okumayı çok seven insanlardan ‘sosyal medya yüzünden kitap okuyamıyorum’ diye yorumlar duyuyorum. İşte telefonu bir kenara atmak için en güzel nedenlerden biri.

142533837

Eminim el tiryakiliğini yendikten sonra buralarda vakit geçirmek çok daha keyifli ve etkin hale gelecek bizler için. Şimdiden Amerika’da ve birkaç Avrupa ülkesinde kliniklerde sosyal medya bağımlıları için bölümler açıldı ve hastaları yok değil. O aşamaya gelmeye hiç gerek yok. İnsan insana iletişimden çok insanın kendi iç sesini duymasını engelliyor buna eminim. Bazen insan kendini dinlemeli. Bu yazı ilgini çektiyse bir de şuna tıkla bakalım. https://durumbildirimi.com/2014/09/21/yeni-cag-sikintisi/

Turkish Sosyal Medya

yaşam

Çok değişik bir milletiz. Bu cümleyi ispatlamak için her birimiz en az on tane farklı neden sunabiliriz biliyorum. Bizim en iyi yaptığımız şey ise 'başkası icat etsin biz onu kendimize göre şekillendirelim' Tamam bunda belki çok garipsenecek bir şey yok ama Avrupa'yı hala 'sizde taharet musluğu yok ya' seviyesinde eleştirdiğimizi düşünürsek gerçekten bazı şeyleri hayatımıza monte ederken garip davranışlar sergilediğimiz gerçek.

Bundan sadece on taş çatlasın onbeş yıl önce cep telefonlarına ilk insanın taşa verdiği tepkiyi verdiğimizi düşünürsek bugün sosyal medyayı kullanım şeklimize çok şaşırmamak gerekir. Biz tuttuk elin Amerikalı insanın yarattığı sosyal ağlara örf, anane, toplum kurallarımızı sokuşturmaya başladık. Hatta öyle anlar geliyor ki benden büyük biri beni takip etmeye başladığında 'aa teyzecim amcacım lütfen uf edin olur mu önce ben sizi takip edeyim' falan demek istiyorum. Şimdi size birkaç madde ile nedir bu Turkish sosyal medya onu anlatıyım. Not : bu maddelerin direkt olarak hiçbir hesap, kitap ile bağlantısı yoktur. Profesyonel bie birikimle değil baya ortasından yazılmıştır.

  • Öncelikle twitter'a sabah günaydın, hayırlı işler, bereketli cumalar gibi saygılı bir ileti ile giriş yapacaksınız. Ve size gelen tüm günaydın mentionlarını aynı nezaket ile cevaplayacaksınız. (Şimdi fav adeti çıktı neyse fav yaparsanız valla seni gördüm seviyorum sallamıyorum sanma demiş oluyorsunuz)
  • Twitter denen mecra ilgi alanlarına göre birilerini, bir yerleri takip et kendine vizyon yarat hatta mikro blog özelliği ile kendinü ifade et diye kurulmuş olabilir ama sen reel hayatta tanıdığın hatta markette karşılaştığın arkadaşının arkadaşını bile takip etmek zorundasın. Ayıp bi kere ne soğuk falan derler.
  • Öyle kafana göre kimseyi takipten çıkarmak yok. Ne kadar saygısızca. Bi kere bizim kültürümüze aykırı. Biz nefret etsek bile yüzüne gülen bir toplum olduğumuzdan mentionlaştığın bir kere bile özel mesaj ile konuştuğun birini takipten çıkaramazsın. Yoksa seni sona yaza yaza 'ne oldu bi hata mı ettik uf ???????' gibi tweetler ile cümle aleme gösterirler. Sende 'ayyy bi hata oldu hep bu kullandığım bla bla programı yüzünden' tweetini taslaklardan çıkarır yollarsın. (Ama twitter çok zeki hoopp sessize al diye bir şey yaptı tam akrabalık)
  • Bir kere eski mahalleler kalmadı artık canım diye hayıflanma. Aç bi twitter hesabı aşk, nefret, dedikodu, akşamki dizi, mahalle gruplaşması, sen aşağı mahallenin çocuğusun bizimle oynayamazsın tribi ne ararsan var. Ee öyle büyüdük.
  • Bir de mesela konuştuğun her kişi sanki 20 yıldır aynı duvar üstünde çiğdem çitlediğin, askerliğinde şafak saydığın kankanmış gibi trip yapma, o seviyede konuşma hakkı var. Pardon ama hayatıma bir dakika önce follow tuşu ile girmişsin canım ciğerin ne ayak? diyemezsin ! Ayıp.
  • Bu işin bir de Facebook yönü var. Şimdi bu twitter, instagram falan mahalle ise facebook senin evin. Yani öyle mahalleden her geçen giremez. Bir kere en az 3 ortak arkadaş şartı var. Yani sosyal medya mahallenden en az 3 kişi o kişiyi tanıyor olacak ki Fb listene girsin.
  • Gelelim sanat ve sanatçının dostu etiketler ile dünyayı ekranına döken instagrama. Şimdi sosyal medya dediğin olaya facebook ile girmiş ve ısınmış bir kitleye ki bu kitle bir haftasonu tatili dönüşü üç albüm çıkartabilir potansiyele sahip bir grup. Bunların eline çek çek koy yayınla like al diye bir program verirsen ne olur? Çarşı karışır. Sen istediğin kadar içinden sıyrıl 'ay ben çok sanat yani hep sanatsal' diye tribe gir o fotoğraf altına bir yorum gelir işte o sanat hayatın orada biter. Benim bir fotoğrafım altından 48. Yorum sonunda ertesi gün için buluşma programı yapanlar oldu. O değil beni çağırmayı unuttular.
  • Bir kere çocuğun varsa, modadan anlıyorsan, yemek seviyorsan o instagramı açacaksın arkadaş. Hele kedin varsa mümkünse ona ayrı hesap bile aç yani. Hadi bunlar sorun değil ama ig'yi bir soru cevap hatta bir google olarak kullanan insanlar biliyorum ben. Ayrıca akıllı telefonların hedef kitlesi türk teyzelere kadar uzandığı için artık resmi olarak ig bizler için bir çeşit facebook'tur. Şimdilik oyun isteği yok ama ekran görüntüsü alıp can isteyebilirsiniz.
  • Şu beni kim takipten çıkardı, aldı, sevdi bağrına bastı programlarını kim çıkardıysa allah tepesinden baksın. Her gün 100 uf yesin. Bugünün gıcıkları, salakları, bana dayanamayanları, kıskançları gibi damga yiyip ifşa edilmeniz an meselesi. Çünkü turkish sosyal medyada takipten çıkarmak 'seni kıskanıyorum, sevmiyorum, arkadaşımı uf etmişsin, sen kendini ne sanıyorsun' falan demek. Oysa bazen annesini uf ediyor insan yapmayın.
  • Ve son madde bu tüm mecralara hakim. Takip edeni takip ederim beni beğenenin kırk yıl kölesi olurum kafası. Valla sizi takip edenleri bir fan club olarak görüyorsanız turkish sosyal medya damarlarınıza işlemiş demektir. Hele sizi takipten çıkaran kişiyi saniyede taikpten çıkarıyorsanız acaba biraz ara mı verseniz?
Biliyorum bunları okuyup alınan falan olacak ama bu sadece size değil elbet kendime de tutulan bir ayna. Bak işte bu açıklamayı yapma zorunluluğu hissettiriyor insana. Oysa sadece eğlenmiyor muyuz? Ben eğleniyorum.