Gerçek Hayalperest

yaşam

Hayata dair bazı kavramlar o kadar göreceli ki aslında. Özellikle hayatınızı tanımlarken kullandığımız mutlu-mutsuz kelimeleri ‘kime göre’ sorusuna karşı cevapsız kalıyor. Hepimizin sonu belli olmayan hayat döngüsü içinde hedefleri, hayalleri var. Hepimizin istediği hatta olmazsa olmaz gördüğü dilekleri var.

6607a3a8972842c52659184c0943d74f

Aslında mutlu olmayı hayallere bağlamak hepimizin yaptığı en büyük hata. Aslında hepimizin biraz olsun düşünce yapısında yapacağı değişiklikler hayalleri gerçekleştirme yolunda hayatımızı ziyan etmeden, süreci mutlu kılmamızı sağlayabilir.  Para, aşk, kariyer, çocuk, daha estetik olmak ya da aklınıza ne gelirse gelsin gerçekten sizin kurmanız gereken hayal bu mu sorusunu sormanız gerekiyor. Gerçekleşebilir hayalleri hayatımız içine işlemek belki bize mutluluğun asıl anahtarını getirecek.

Mutluluğu milyonda bir kişiye çıkan bir piyango biletine, henüz hayatınızda bile olmayan sevgiliniz ile yapacağınız rüya evliliğe, fırsatları ön göremediğiniz işinizde olmasını istediğiniz kariyere bağlarsanız eğer aslında tek bir ‘amaç’ için yaşayan makinelerden farkınız kalmaz. Bir çamaşır makinesinin tek hedefi çamaşırı yıkamaksa eğer sizinde tek amacınız olursa insan görünümlü bir robot olursunuz. İnsan duygulardan, duygulardan beslenen bir yapı. Onu ne kadar farklı duygu ve duyu ile beslerseniz size o kadar çok haz yaşatıyor. Gerçekleşebilir hayaller aslında sizi mutlu bir güne değil mutlu bir hayata taşıyor. Sözlük bile bu konuda açık ve net;

1. Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, imge, hülya; görüntü.
2. Bir kimse ya da bir şeyin bellekte kalan görüntüsü; belli belirsiz görülen şey, gölge.
3. Gerçeklikten uzak tasarı; imge

df5e9aacd41ba42842386d04a82c9935

İşte bizim takılı kaldığımız tanım hem üçüncü madde oluyor. Gerçeklikten uzak imge yerine daha akılda imgeleşen, gerçekliği yüksek şeylere odaklanırsak daha mutlu bireyler olacağız. Mutlu bireylerin ise çevresine, hayata katkılarını saymamıza gerek yok sanırım. İnsanı yöneten, ana motoru beyin içinde imgesini oluşturduğunuz her şey gerçek olur. Siz ‘gerçekten’, duyusal ve mantıksal açıdan kendinizi o hayal içinde görebiliyorsanız doğru yoldasınız demektir. Sadece hayatta her şeyi tek, yalın tutun ama mutluluk kaynaklarınız çoğaltın. Uzun yaşamı değil ama mutlu yaşamı garanti edebiliriz sanki.

Teoman der ki;

Hayalperestsin
Güzel hayaller peşinde çok gençsin çok gerçeksin
Bu yüzden çok güzelsin

#minipost

mini post

IMG_2039.JPG

“İmkansız” gelen hayalleriniz var mı? Onları imkansız kılan şey ne düşündünüz mü? Çoğunlukla imkansız gördüğümüz şeyler “eğer gerçek isteklerse” henüz gerçekleşmemiş hayallerdir sadece. Bugün yaşadığınız ama öncesinde size imkansız gelen hiçbir şey yok mu? Mutlaka vardır.

Eğer yoksa bile bunun tek nedeni sizin için doğru olanı istememiş olmanızdır belki. Bir yazar bir kitapta şöyle bir alıntılama yapmış: Neyin imkânsız olduğunu söylemek zordur çünkü dünün hayali bugünün ümidi ve yarının gerçekliğidir.

Ne kadar doğru değil mi? Yani doğru olan dünün hayalleri eğer bugün içinizde bir ümit oluşturuyorsa peşinden gitmeye devam edin çünkü o yarının “imkansızdı ama oldu” cümlesine dönüşecektir. #durumbildirimi #minipost iyi geceler diler.

‘Şimdi sen bir şey mi oldun’

yaşam

Yüce olan hiçbir şey aniden yaratılmamıştır., tıpkı üzüm ve incir gibi. Benden incir isterseniz, biraz zaman ver derim. Önce çiçek açsın, sonra meyvesi olsun, ardından da olgunlaşsın. İşte aynen böyle demiş etkili bir Stoacı ve Sokrates’in takipçisi olan Epiktetos, asıl önemli olanın olaylar değil, bizim onlara karşı takındığımızı tavırlar olduğuna inanıyordu. Kendisi de köle olarak doğmuştu ve o zaman kimse onun adının tarihler boyunca en iyi düşünürler arasında yer alacağına inanmazdı.

Şimdi durup dururken bu alıntıyı sizinle neden paylaştım onu açıklayayım biraz. İnsan ömrü nereden baksanız iyi ihtimalle 80 yıl. Bu yılların neredeyse 20 senesi birilerinin bize bir şeyler öğretmesini bekleyerek zaten gelip geçiyor.  Yaşadığımız sistem öyle rutin ve öyle delinmez ki bir insanın gerçekten kendini bulması neredeyse otuzlu yaşlarını buluyor. İşte o yaşlar geldiğinde geriye dönüp bakıyor ve belkide kalbinde onu mutlu eden, var eden meslek ya da hayatla ilgili hiçbir şey yapmamış. Çünkü sistem buna izin vermemiş. O da bu sistemi değiştirememiş. Sonra hayatının bir dönemi geliyor ve içinde bir kıvılcım çakıyor. Belki ilk kez onu mutlu eden şeyi keşfediyor ve bu konuda bir şeyler yapmaya çabalıyor. İçinde hep bir heyecan kıpırtısı, kalbi hep hızlı. Buraya kadar her şey ne kadar güzel ve etkileyici bir hikaye gibi duruyor değil mi? Oysa devamında bu heyecanın içine öyle bir etken giriyor ki yine kalbinin üstüne bir öküz oturuyor. Hani zaten kalbindeki şeyleri yaşamak için onca yıl beklemiş bir de bununla uğraşıyor. Ne mi o etken? İNSAN ! İnsanların bir heyecanla başladığı işlere karşı öyle cümleler kuruyoruz ki bazen nereye gittiğini düşünmüyoruz.

23d690a1712481cd418f0950d121e996

Mesela biri bir kitap yazıyor. Belki 100 sayfa belki 1000 sayfa ama içinde onun heyecanı var belli daha okumadan hemen yapıştırıyoruz cümleyi ‘Sen şimdi yazar mı oldun yani’ ya da kitap yazacak kadar şanslı olmayanlar kendilerini bloglar aracılığı ile ifade etmeye başlıyorlar hemen başka biri çıkıp diyor ‘blogger mısın sen şimdi’ Hayatı boyunca belki hep şarkı söylemek için yaşamış ama bunu zar zor gerçekleştirmiş birine ‘tek şarkı ile şarkıcı mı oldun’ diyoruz. Moda konuşmak istiyor ‘ha evet tasarımcı diyor kendine’ diye küçümsüyoruz. Bizlere arz edilen hiçbir şeyi beğenmek ya da tüketmek zorunda değiliz ama bizlere arz eden kişiye saygılı olmak, onu iyi ya da kötü eleştirmek zorundayız. Kimsenin hayalleri bizim bir saçma cümlemizden daha az değerli değil. Biz eleştirmeyi bilmeyen, yapılan işi eleştirmek ile yapan kişiyi yargılamak arasındaki farkı göremeyen bir toplumuz. İşte biz bu yüzden ‘yeni’ hiçbir şey üretemiyoruz. Biz Epiktetos bize direkt incir versin istiyoruz.  Oysa hayat böyle değil. Yaratıcılık ya da ortaya bir şey çıkarma durumu hepsi işlene işlene döşenen yola taşları. İnsanlar yazacak, müzik yapacak, filmler çekecek, üretecek, deneyler yapacak ve biz ortaya çıkartılan ürün daha iyi olsun diye sadece onu eleştireceğiz. Yaratıcıyı küstürmek kimseye yaramaz. Bırakın insanlar bir günde yazar, şarkıcı, bilim adamı olsun. Sıfatlara bu kadar anlam yüklemeyin. Anlam yüklediğiniz şey ortaya çıkacak ürünler olsun.

Yaratıcılık alışkanlığın özgünlükle alt edilişidir demiş bir başka düşünür. Alışkanlıkların, boş sıfatların insanların hayallerini bir cümle ile yıkmasına izin vermeyin. Bir gün  belki sizinde bir hayaliniz olur.

9fed8f50672d87520f3ce8bf172316bc