İnsan Haritası

yaşam

İnsanların üzerinde doğdukları coğrafyanın etkisi olanlara inanlardan biriyim. Farklı bir kültür, din ya da ülkeye ait bile olsanız doğduğunuz, büyüdüğünüz, yaşadığınız coğrafya hücrelerinize, dna kodunuza işliyor neredeyse. Farklılaşmaya çalışmak bazen nafile bir uğraş oluyor. Aslında farklılaşma çabası göstermeden,kabullenip, sindirip kişilik özelliğine yaşadığı coğrafyayı yediren insanlar çok daha gelişmiş oluyorlar.

550f1a213aa421d30b8a573967ca5249

Bu tespite göre bizim ülkemizin çok kültürlülüğü, farklı iklimsel yapısı ya da doğu batı sentezi duruşu bizim toplumumuzda yaşayanların aynı pozitif özelliklere sahip olacağı görüşünü getirebilir. Üzgünüm ama değil. Maalesef biz bu çoklu özellikler içinde kayboluyoruz. Ya çok batılı ya çok doğulu oluyoruz. Modernleşirken muhafazakar yapımız frene basıyor. Kültürel çeşitlilik bizi eksik kılıyor. Bunu nasıl beceriyoruz bilmiyorum ama biz bu toplumda ‘coğrafyamıza rağmen’ bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Oysa tam tersi olmalı. Bu zenginlik bizi beslemeli. Yönlendirmeli. Coğrafyamız üzerine kurduğumuz günümüz sistemler bizleri paçamızdan aşağıya çekiyor. Sallayıp kurtulabilen birkaç kişi şanslı gözüküyor.

64fb4f085112a997ece5ea7c8ea02294

Eğitim sisteminden politik sisteme uzanan sakatlıklar dünyamızda bizler küçük parçalara takılmaktan büyük parçalarımıza nasıl zarar verdiğimizi göremez hale geliyoruz. Peki, sorunu tespit ettik. Bu işin kolay kısmı. Bu zenginliği hayatımıza nasıl işleteceğiz? İşte orada durum aslında çok açık. ‘Algı’mızı başkalarının kurgusal sistemlerine emanet etmeyeceğiz. Her duyumsadığın gerçeği yüksek sorgulama ile gerçekliğinden bile şüphe edecek hale gelene kadar irdeleyeceğiz. Normların, kuralların, inançların bizlere yol arkadaşı olmasını ama yol olmamasını sağlamak zorundayız. Tek yol yalanını unutacağız. Her şey için farklı açıları göz önüne almak zorundayız. Biz toplum olarak önce düşünmeyi sonra konuşmayı öğrenmek zorundayız.

9378d7e3d2065676898015a52019049c

Biliyorum toplum geneline bakınca bu çözüm imkansız gibi geliyor ama bizim gibi iç içe yaşamların olduğu, kalabalık aile toplumlarında aslında değişim çok daha kolay. Bir kişinin etkileyebileceği onlarca kişiyi düşünürsen eğer zor değil. Bizler insan haritamızı oluşturmak zorundayız. Önce kendi haritamızı çizmeyi ve okumayı öğrenerek.

Çok Garip Zamanlar Yaşıyoruz

yaşam

2986d6627bce9c102c46744d1331112c

Çok garip zamanlar yaşıyoruz.Bir şeyleri tahlil etmek, hesaplamak çok zor. Her gün yeni bir sabun gündem ile bir şeylerden kopuyoruz. Siyaset ve politikanın bana her zaman uzak ve karanlık gelen dokusunun ruhlarımıza işlediğini düşünüyorum. İstemeden her gün bir doz alıyoruz. Her doz bizi biraz daha insanlıktan ve vicdandan uzaklaştırıyor sanki.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Bir şeylere inanmak bile güç bugünlerde. Dün inandığımız şeyler bugün gerçekliğini yitiriyor. Dünün gündemi yarına taşınmıyor. Bırakın bir günü saniyeler içinde tüketiyor ve en anormal şeyleri bile normal hale getiriyoruz.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Birileri dinimizi bile tekel altına aldı. Benim, senin inancın artık onların. O derece ki kural koyucu olarak dinimizi kullandıkları için biz sisteme karşı çıktıkça ‘dine’ karşı çıkıyormuş gibi bir hava çıkıyor ortaya. Sistemi, düzeni sorgularken aslında dini sorgular bir hal alıyoruz. Biz eskiden inancın kul ve yaratan arasında olduğunu sanırdık. Şimdi kul, siyaset ve yaratan arasında sanki. Birilerinin sen doğrusun ya da yanlışsın demesi ile yaşıyorum. Dinden uzak Allah’a yakın günler yaşıyorum. İnancım sorgulandıkça içim acıyor benim.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Cinsiyetimden utandığım, korktuğum zamanlar. Neredeyse yeni gelişen bir kız çocuğu gibi göğüslerimden utanır gibi cinsiyetimden yana sınavlar veriyorum. Zaten insan olarak öteki olduğum bir toplumda bir de kadın olarak ikici kez öteki oluyorum.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. O kadar garip ki ‘tarafsız’ olma özgürlüğünün olmadığı zamanlar bunlar. Sisteme karşı koyduğun her savın hükümete karşı konulduğunu sanan insanlar var. Oysa ben onlar, bizler demeden hep beraber içine ettiğimiz düzene kırgınım. Ben bu ülkenin son yıllarda yapımda yayında emeği geçen aydınına, halkına, sanatçısına, siyasetçisine kızgın ve kırgınım.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Grilerimizi kaybettik. Ne siyah ne beyaz olmayanlar olarak mavilere özeniyoruz. Renklerimizi kaybettiğimiz günler yaşıyoruz. Hangi renk hangi renk ile karışırsa ne olur onu bile unuttuğumuz günler bu günler.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Acaba başıma bir iş gelir mi diye düşünmeden bir cümle dahi kuramadığımız günler bugünler. Sonunda cümleyi kursan bile süreçte yaşadığın anlık ikilemin yaratıcılığını baltaladığı günler yaşıyoruz.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Biri nasılsın diye sorduğunda adetten ‘iyiyim’ diyemediğin günler bunlar… Adetten bile olsa iyiyim demenin hissi ne güzelmiş meğer…

cropped-db13.png

20 vs 30

yaşam

Yaş konusu her zaman karışık ve değişken bir konu aslında. Herkesin yaşadıklarına ve deneyimlediklerine göre değişen bu konuya biraz karşılaştırma ile bakalım istedim. Elbet cinsiyet etkeni bu konuda farklılaştırma getirse de aşağı yukarı ortak olan noktalarda yok değil. İnsanın en büyük değişimleri yaşadığı iki yaş grubu olan 20’ler ve 30’lar neleri değiştiriyormuş görelim.

7274a83772d2787c6878c0b5759e8c50

20’lerin başları egonun en yüksek olduğu dönem. Bir kere ‘ben’ duygusu daha ön planda.Her şey senin çevrende dönüyor ve senin için var. 30’ların başı ise ilk acı gerçekle tanışma yaşların. Ben merkezci tavır daha çok ‘neden ben’ çerçevesine dönüyor. Başka insanların olduğuna dair farkındalığın ortaya çıkıyor ve bununla beraber öze dönüş başlıyor.

20’ler öğrenme ile geçiyor. Bilgiye olan açlık daha fazla. 30’lar ise anlama yaşı. 20’lerde öğrendiklerini anlamak ile geçiyor ve bunun yanında yeni bilgiye olan ilgin azalıyor. Daha net daha kısa ve yormayan bilginin peşinden gidiyorsun.

bb3865ee2e32d1a2b5450c4a624cf248

20’ler eğlencenin en üst noktada olduğu ve sosyalliğin ne kadar çok dışarıda olduğunla ölçtüğün dönemler. Kiminle beraber olduğun  değil nerede olduğun daha önemli. 30’lara yaklaştıkça ve 30’ları yaşamaya başlayınca mekandan çok kişileri seçmeye başlıyorsun çünkü artık eğlenmek için acelen yok.

20’ler karar vermenin bir saniye sürdüğü dönem çünkü yarın telafi şansın var. Bir günde istifa edip bir günde okul bırakıp bir günde sevgilinden ayrılıp ya da bir günde sevgili bulabildiğin yaşlar. Biliyorsun ki yanlış yaparsan yarın telafi edebilirsin. 30’lar ise telafinin imkansız olmasa bile zorlaştığı yaşlar. Önce düşün sonra hareket et yaşı. Bilinç altı ve toplum bu yaş dilimine karar verme konusunda daha acımasız. Hata yaparsak ya da yanlış karar verirsek ‘son şansı’ kaçırmış olduğumuz hissi içimizde. Bunun yanında 20’lere göre aldığın kararlar daha yere basan ve hata ihtimali düşük.

cfb605e90d605c6a995894c8f92dc2af

20’ler ne yersen ye eritirsin yaşı. Vücudunu tanımaya ihtiyacın yok. Ufak bir iki dengeleme ile biliyorsun ki metabolizman senin yanında senin için çalışıyor. Kremler, bakım kürleri vs senin için zaman kaybı. 30’lar ise özellikle kadınlar için vücut farkındalık yaşı. 20’lerin hesabı 30’larda kesiliyor. Artık metabolizma taraf değiştiriyor ama değişim imkansız değil sadece ek askere ihtiyacın var. Bunun yanında gittiğiniz güzellik merkezinde yaşınızı söylediğinizde artık size kremler vs önerilmeye başlıyor. Sistem 30’ların cüzdanını zorluyor.

3f437c96b81095de7d9cb945bc8ebf72

20’lerin ortalama olarak yarısı hala öğrenci olarak geçtiği için genelde para kavramı biriktirmeye değil aileden alabildiğini eritmeye yönelik çalışıyor. Burada bilinçli kişileri bir kenara ayırıyorum tabii. Kariyer ise henüz ufku görünmeyen bir açık deniz misali önünde seriliyor. Kimisi bu yaşlarda sürat teknesine biniyor kimisi kayık çekiyor ama bir şekilde aynı efor harcanıyor. 30’lar geldiği anda ise işte tam bir ışık hüzmesi gözünüzü alıyor. Ben neredeyim, neden bu koltukta oturuyorum, bu insanlar kim soruları sizi zorluyor. Ve büyük bir kesim şu soruyu soruyor. Ben ‘gerçekten’ bunu mu istiyorum? 20’lerde kurduğun ünlemli cümleler 30’ların soru cümleleri oluyor.

a157493d44aa136f776dcdd631c57640

20’ler ilişkileri çok daha hızlı. Kriterler daha yüzeysel. Sadece sevgili anlamında değil arkadaşlıklar içinde bu geçerli. Sevgili olmak, ayrılmak, barışmak, arkadaş olmak, dostluk kavramı çok daha basit. Ne kadar daha çok kafa yorduğumuz düşünülse bile aslında esas 30’lara geldiğimizde anlıyoruz ki ilişkilere yeniden başlamak, hayata yeni birini almak daha zor. 30’lar sadeleşme getiriyor. Yalnızlığa değil ama az ve öz insana duyulan ihtiyaç artıyor. Zaten o yaşa kadar yanınızda kalabilen sevgili ve arkadaşlar o yaştan sonra sizinle devam ediyor. Bunun tek nedeni ise kendini tanımaya başlamak aslında. 30’lar kendinize dair tanımlamaların en net olduğu yaşlar.

73ef98a7301b2ba17bc9b34fd106d854

Aslında bu anlattığım çerçeveden bakınca bir önceki yaş dilimi sizi bir sonraki yaş dönemine hazırlayan bir süreç olarak geçiyor gidiyor. Ve bu şekilde işleyince ‘zaman hızlı geçiyor’ hissi insana yapışıyor. Zaman geçtikçe zamanı bükme isteği ortaya çıkıyor. Yaşlanmak; hoş değil ama ilginç bir hal alıyor içimizde. Ben 30’lardan 40’lara yürürken aslında sadece neden 20’lerde bu kadar koştuğumun cevabını arıyorum. Bu taraftan bakınca da felsefemiz ‘Hiç gecikmeden yaşamaya başla ve her bir günü, ayrı bir yaşam gibi gör’ olmalı diyor insan.

#minipost

mini post

IMG_1432.JPG

Her şeyi ama her şeyi öğretiyorlar insana ama “eğlenmeyi” öğretmiyorlar. Kendi kendine çabalayarak öğreniyor insan. Sonra hayata “eğlenerek” bakamıyor tabii. Hayat içinde geometrik şekilleri bile görüyor ama eğlenceyi göremiyor.

Bir kere geleceği değiştirmek mi istiyorsun? O zaman bugünün çocuklarının eğlencesine katılacaksın. Hayal dünyaları ile boyamalarına izin vereceksin seni, hayatı dünyayı! İşinde, evinde, sokakta eğlence yaratacaksın! Şimdi içinden “nasıl olacak o” diyorsun ya işte hep öğretilmediğinden. Önce “hayat zor” tabusunu yıkacaksın bak gör gerisi gelecek.

Elbet ağlayacaksın ama gün gelecek ağlarken gülmeyi öğreneceksin. Özgüveniniz varsa bolca eğlenebilirsiniz. Eğlendiğinizde ise muhteşem şeyler yapabilirsiniz ayrıca. Ne dersin benimle oynar mısın?

Bir Bayram Yazısı

yaşam

                                                     8d668806ab1236358d27a2e6c3f7bf3c

Kendime göre inancı kuvvetli biriyim. Bir var eden olduğuna inanmak ve her zaman beni dinleyen ‘o’ olduğunu bilmek bana hep iyi geldi. Hiç körü körüne inanmadım ben. Sorguladım. Hala sorgularım. Kitapta yazan ile insanların yazdıklarını ayırmaya çalışırım. İsterseniz işine geldiği gibi deyin isterseniz seninki de din mi deyin önemli değil bu benim inanışım ve şimdiye kadar hiç yanılmadım. Zaten nasıl yanılabilirim? Bu benim inanışım, benim dinim benim var edene seslenme yolum. Yani bu inanışta sadece ‘ben’ varım. O , yüzden hiç kimseyi dinlemedim. Hatta kimsenin dinine,inanış şekline, orucu tutup tutmamasına, namazına ya da araya din koymadan sadece yaratana inanmasına karışmadım. Ne haddime? Ne haddinize? 

                                                          9d23125737b04a637c5e52b9637e9b7e

Şimdi sadece ‘benim’ dinime göre size bir bayram mesajı yazayım o zaman ben. Dünyada bir tane bile aç çocuk varsa, komşun hasta mı sağ mı bilmiyorsan, bir yerlerde her gün onlarca çocuk ‘siyasi’ çıkarlar doğrultusunda öldürülüyorsa, birileri sadece orası benim diyor diye sınıra çocuklar diziyor ise, şehirlere bombalar yağıyorsa, sadece din kardeşlerimin değil dinsiz kardeşlerimin yaşam hakkına dair bencilce davranılıyorsa, pis politika kokan savaşlar din savaşına çevriliyorsa işte oraya bayram gelmez benim dinimde. Benim inandığım din sadece kendi mezhebini değil tüm dünya insanını kapsar çünkü hatta ondan sadece yaratan ve kul vardır. O yüzdendir ki bir kul bile özgür değilse o sene bayram gelmez benim dinime. 

Biliyorum hepiniz hatta ben de pozitif şeyler konuşmak istiyoruz. Biliyorum bugün bayram ve insanın aklına iyi şeyden başka şey gelmiyor ama işte eğer konu eğer gerçekten din bayramı ise insan bunu sorguluyor ama konu sadece tatilse hadi hepimize iyi bayramlar.