Minipost 

minipost

  
İnanmak ne güzeldir. Sadece inanmak. Hayata bağını gösterir. Yarına dair umudunu gösterir. Hele kendine dairse inancın cesaretini gösterir. İlk nefes ile gelen cesaretinin tüm hayatına yansıması için ise daha çok şeye inanmak gerekir. 

Ben dolunaya inanırım. O ihtişamın bir mesajı olmalı. Günlerce parça parça olsan, yarından çoğun karanlıkta bile kalsa bir gün yine tam olursun, bütün olursun der sanki. Ben doğanın mesajlarına inanırım. Tanrının, enerjinin, karmanın, evrenin bizimle sadece yazılı kitaplar ve kurallarla konuştuğuna inanmamı beklemeyin benden. 

Nice güzel mesaj saklı gökyüzünde, yer yüzünde, yer altında. Ben en çok dolunaya inanırım bir de içimi ısıtan, yüzümü kızartan güneşe. Der ki çok fazla aynı yöne, aynı yüzünle bakma bakıyorsan da kızarmasını bil.

 Bu gecenin kıssadan hissesi bu olsun. Gözümüz, kulağımız doğada olsun. Onun anlattığı şey masal değil hayat. #durumbildirimi #minipost #blog #instablog 

Çok Garip Zamanlar Yaşıyoruz

yaşam

2986d6627bce9c102c46744d1331112c

Çok garip zamanlar yaşıyoruz.Bir şeyleri tahlil etmek, hesaplamak çok zor. Her gün yeni bir sabun gündem ile bir şeylerden kopuyoruz. Siyaset ve politikanın bana her zaman uzak ve karanlık gelen dokusunun ruhlarımıza işlediğini düşünüyorum. İstemeden her gün bir doz alıyoruz. Her doz bizi biraz daha insanlıktan ve vicdandan uzaklaştırıyor sanki.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Bir şeylere inanmak bile güç bugünlerde. Dün inandığımız şeyler bugün gerçekliğini yitiriyor. Dünün gündemi yarına taşınmıyor. Bırakın bir günü saniyeler içinde tüketiyor ve en anormal şeyleri bile normal hale getiriyoruz.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Birileri dinimizi bile tekel altına aldı. Benim, senin inancın artık onların. O derece ki kural koyucu olarak dinimizi kullandıkları için biz sisteme karşı çıktıkça ‘dine’ karşı çıkıyormuş gibi bir hava çıkıyor ortaya. Sistemi, düzeni sorgularken aslında dini sorgular bir hal alıyoruz. Biz eskiden inancın kul ve yaratan arasında olduğunu sanırdık. Şimdi kul, siyaset ve yaratan arasında sanki. Birilerinin sen doğrusun ya da yanlışsın demesi ile yaşıyorum. Dinden uzak Allah’a yakın günler yaşıyorum. İnancım sorgulandıkça içim acıyor benim.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Cinsiyetimden utandığım, korktuğum zamanlar. Neredeyse yeni gelişen bir kız çocuğu gibi göğüslerimden utanır gibi cinsiyetimden yana sınavlar veriyorum. Zaten insan olarak öteki olduğum bir toplumda bir de kadın olarak ikici kez öteki oluyorum.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. O kadar garip ki ‘tarafsız’ olma özgürlüğünün olmadığı zamanlar bunlar. Sisteme karşı koyduğun her savın hükümete karşı konulduğunu sanan insanlar var. Oysa ben onlar, bizler demeden hep beraber içine ettiğimiz düzene kırgınım. Ben bu ülkenin son yıllarda yapımda yayında emeği geçen aydınına, halkına, sanatçısına, siyasetçisine kızgın ve kırgınım.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Grilerimizi kaybettik. Ne siyah ne beyaz olmayanlar olarak mavilere özeniyoruz. Renklerimizi kaybettiğimiz günler yaşıyoruz. Hangi renk hangi renk ile karışırsa ne olur onu bile unuttuğumuz günler bu günler.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Acaba başıma bir iş gelir mi diye düşünmeden bir cümle dahi kuramadığımız günler bugünler. Sonunda cümleyi kursan bile süreçte yaşadığın anlık ikilemin yaratıcılığını baltaladığı günler yaşıyoruz.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Biri nasılsın diye sorduğunda adetten ‘iyiyim’ diyemediğin günler bunlar… Adetten bile olsa iyiyim demenin hissi ne güzelmiş meğer…

cropped-db13.png

#minipost

mini post

IMG_1805.JPG

Sanat yanınıza kâr kalabilen her şeydir. Ve bu ülkede hiçbir şey yanımıza kâr kalmıyor. Sanattan beslenmek için onu çok iyi anlamamıza gerek yok.

Sadece bakmayı bilmek ve bizi bir yerlere götürmesine izin vermemiz gerekiyor. Ve maalesef bu ülkede “sanat” dediğinde hava attığın, burjuva takıldığın, kendini farklı gösterdiğin düşünülüyor.

Oysa sanat salt halk içindir. Her kesim her tip ve kültür için tektir. Sen onunla arana mesafeler koyup ötekileştirdikçe bu hayat zevksiz hale geliyor. Bugün “gelişmiş” diye özenerek baktığımız toplumların tabanı sanata dayanıyor. Hatta dinleri bile sanatı besliyor.

Yani övündüğün Gezi direnişine bile dönüp baktığında “sanat” göreceksin. Çare arayıp duruyoruz ya işte sana çözüm; burnunu siyasetten çıkar sanata göm. Belki ülke kurtulmaz ama sen kendini kurtarırsın. Belki sen kurtulursan toplum kurtulur.

#minipost

mini post

f9bfe8d140d9c990d98e6f85abee033c

Şimdi gel seninle bir konuda anlaşalım. İster Tanrı’ya inan, ister sadece doğaya, ister bir dine ait ol ister evrim teorisi tek doğrun olsun bunların hepsinin buluştuğu tek bir nokta var. Hayatında her şeyin yolunda gitmesini istiyorsan o beynini rengarenk yapacaksın. Kimi dualar ile beynindeki siyahları renklere boyayacak kimi sadece nefes farkındalığı ile ama bir şekilde sen “mutluluk” istiyorsan kendini renklere açacaksın. Bir kere önce “sen” olacak o beyninde! Kendini güzel resmedeceksin kafana sonra insanları boyayacaksın, evini, şehrini her şey sana güzel gelene kadar beyninin içinde o renkleri kullanacaksın. Biz düşünen hayvanlarız. Aslında “aklıma gelen başıma geliyor” sözü her şeyin özeti değil mi? Aklına iyi anılar getiremiyorsan renkleri getir. Hepsinin bir anlamı var biliyor musun? Acaba sen hangi renksin düşündün mü? Televizyonda, gazetede, hayat içinde, internette maruz kaldığın her türlü şiddeti, yanlışı beyninde boya yok et. Hayatında üstüne gelen ya da geldiğini sandığın her şeyi bir an yok say. Beynin evrimi tarih öncesi insanın gereksinimlerini aşmakla kalmadı, bir türe nasıl kullanacağını bilemediği bir organ sağlama konusunda evrimin tek örneği oldu demiş KOESTLER Belki bize verilen bu eğitsel oyuncak ile biraz oynamak lazımdır. #durumbildirimi iyi geceler diler. Not: benim auram Mor mesela 🙂