Sosyal Medya İnsanı Notları

yaşam

Şimdiye kadar birçok kez “sosyal medya” ve “sosyal medya insanları” üzerine yazdık çizdik. İnsan dediğin şey gerçekten hayret edilesi. Her şeyi başkalarının görüşlerine göre yaşamayı hayat amacı edinmiş insanlar “sosyal medya” üzerinden çok değişik roller sergiliyorlar.


Çok değil bundan sadece 7-8 yıl önce facebook hesabının olması havalı bir durumdu. Geçmişten ne kadar çok arkadaşını bulduğun ya da birbirine yolladığın çiçek, böcek ikonla mutlu olan insanlardık. Şimdi ise facebook kullanmayı “eski, sıkıcı” bulan bir kitleye dönüştük. Aman yaşlı işi der olduk. Facebook kalesini annelerimize, babalarımıza devrettik attık kendimizi twitter’a.


Twitter bizlere daha marjinal daha havalı geldi. Artık herkes kendi çapında bir yazardı ama yetmedi hemen farklı anlamlar yükledik. Fenomenler, az takipliler, siyaset için kullananlar, aman ülke yansın bananeciler, profesyonel düşünüp işi paraya çevirenler derken bölündük bölündük. Eskiden tweet atmak havalı bir durum algısı varken şimdi “ne kadar az vakit” ayırdığın ile hava atma mevzusu var. “Canım öyle şeylere hiç vaktim yok ya çok yoğunum” imajı ile sabahtan akşama sadece okuyan ama bir şeyler yazmayan insanlar türedi. Yani eskiden geçirdiğin her vakit güzelken birden bire sosyal medya kötü çocuk oldu.


3-4 sene öncesinde hayatımıza giren Instagram ile her şey çılgınca değişti. Artık twitterda kelimeler ile anlattığın her şeyi fotoğrafa dökme ve burnuna sokma şansın vardı. Aldık elimize makinaları yedik, içtik, gezdik, doğurduk ve hepsini an an paylaştık. Sonra insanlar gruplaşmaya başladı. Ciddi ciddi fotoğraf altı kavgalar falan başladı. Dilimizde sosyal medyanın önemsizliği gerçeklerde hiç tanımadığın insanlarla yapılan kavgalar. Yine her şeyi gereksiz ciddiye alıp gereksiz tepkiler vermeye başladık. Ve iş geldi dolaştı “ben artık girmiyorum canım” noktasına geldi.

Yani artık sosyal medyada olmak değil sosyal medyaya vakit ayırmıyor olmak insanı tarz gösteriyordu. Buradaki sorun aslında “başkalarına göre ve onlar için” yaşamakta başlıyor. Bu hayatta her şeyi ama her şeyi kendi gözünüzdeki siz için yapın. Ve inanın kimse sizi kıskanmıyor, taklit etmiyor, gereğinden az ya da çok sevmiyor, hesabınızı kapatınca merak etmiyor ya da yokluk çekmiyor. Çünkü sosyal medya dediğiniz şey sürekli yenileniyor, farklılaşıyor. Kendi gibi olan keyfini çıkartıyor gerisi karmaşık matematik hesapları yapıyor.


Biz millet olarak hızlı tüketmeye, değersizleştirmeye meraklıyız. En iyisi bazı şeyleri çok içselleştirmeden sadece yararına kullanmak. En azından başkaları için yaşamaktansa kendin için yaşamayı ve gözlemlediklerini paylaşmaya devam etmek.

NEIL POSTMAN der ki; Herhangi bir teknolojik yeniliğin tek yönlü etkisi olduğuna inanmak hatadır. Her teknoloji hem bir yük, hem de bir lütuftur: Ya o, ya da bu değil, hem o, hem de budur.

El Tiryakisi

yaşam

Şimdiye kadar ben ve birçok blog yazan arkadaşım sosyal medya bağımlılığı üzerine yazılar yazdık. Neredeyse hepimiz vakit kaybetmekten ve sosyal medya yüzünden birçok şeyi yapamamaktan şikayet ettik. Birçok kişi hala bu konuda onlarca paylaşım yapıyor. Hepimiz hem bırakmak istiyor hem de takılmaktan keyif alıyoruz.

images

Eğer keyif aldığınız iş biraz ucundan internet ile ilgili ise zaten vazgeçmek ya da bırakmak zorlu oluyor. Şimdi bunu okuyan bazı insanlara çok garip geliyor biliyorum. Yani bizler kadar bulaşmamış olanlara. Açıkçası yeni çağ bu ve bunda garip bir durum yok. Ben hep bunu savundum. Ben bazen google’dan önce sosyal medya hesaplarımdan arama yapıp fikir alıyorum mesela. İşe yarar olması ise vazgeçilmez olmasını destekliyor. Buraya kadar tamam ama aslında şöyle bir gerçek var. Bir şey yazmak, okumak istemesek bile çoğumuz sosyal mecralarda vakit geçiriyoruz. Bunun nedeni ise bizler için bir tiryakilik oluşmuş olması. ben buna el tiryakiliği diyorum. Aynı sigarada olduğu gibi evet. bazı insanlar içmekten çok içme eylemini sevdikleri için bırakamazlar sigarayı aynı o hesap. Ve aynı insanların sigarayı bırakma hikayelerinde şu vardır. Paket bitmeden dolu hali ile attım ve bir daha içmeyeceğim dedim. Peki aynı şeyi sosyal medya detoksu için uygulamak mümkün mü? Evet mümkün.

Social media communication concept

Öncelikle facebook’tan başlayalım. Facebook hesabınızı süreli dondurabiliyorsunuz. Kendinize bir hedef koyup hesabınıza 10-14 gün sonra tekrar aktif et komutu vererek kapatmanız mümkün. Hem istediğiniz zaman açabileceğinizi bilmek iyi bir his olabilir. Instagram için ise hesabınızı kapattıktan sonra aynı hesap ile geri dönüş yapmanız çok mümkün değil. Bu yüzden eğer tamamen kapatmak istiyorsanız eğer ig’de depolanmış fotoğraflarınızı bilgisayarınıza indirebileceğiniz çok fazla program var. Twitter’a gelince. O mecranın da geri dönüş yolu açık. İstediğiniz zaman dondurup açabiliyorsunuz. Bunların hepsini bir kenara bırakırsak eğer biraz ara vermek niyetiniz varsa cep telefonlarınızdan uygulamaları silmek ve kafanızda belirlediğiniz süreyi ajandaya kayıt ederek o süreci farklı şeyler ile değerlendirmek en kesin yol. Sosyal medya yüzünden derya deniz internetin birçok nimetini kaçırıyoruz. Keşfedilmesi gereken onlarca blog onlarca site var. Öğrenilecek, gezilecek yerler var. Paylaşmadan o anı yaşamanın tadı var. Eğer biraz frene basmanız gerektiğini hissediyorsanız net bir karar vererek uygulamaya geçin derim. Özellikle kitap okumayı çok seven insanlardan ‘sosyal medya yüzünden kitap okuyamıyorum’ diye yorumlar duyuyorum. İşte telefonu bir kenara atmak için en güzel nedenlerden biri.

142533837

Eminim el tiryakiliğini yendikten sonra buralarda vakit geçirmek çok daha keyifli ve etkin hale gelecek bizler için. Şimdiden Amerika’da ve birkaç Avrupa ülkesinde kliniklerde sosyal medya bağımlıları için bölümler açıldı ve hastaları yok değil. O aşamaya gelmeye hiç gerek yok. İnsan insana iletişimden çok insanın kendi iç sesini duymasını engelliyor buna eminim. Bazen insan kendini dinlemeli. Bu yazı ilgini çektiyse bir de şuna tıkla bakalım. https://durumbildirimi.com/2014/09/21/yeni-cag-sikintisi/

İnternetin Nefret Edicileri

yaşam

İnsan ilişkileri ya da insan ilişkilerinin doğasının karmaşıklığı zaten başlı başına bir kaos yaratırken bir de bu ilişkinin 'internet' üzerinden işlenen sanal şekli kaosu sürekli kılıyor.

Bu bahsettiğimiz ilişki şekli 'sanal' adı altında yürüyen bir çıkmaza girdi. İki insan arasındaki cam ekran sanki duyuları, duyguları filtreliyor ve önce vicdana dair sahip olduğumuz şeyleri öldürüyor. İlk başlarda tanımadığımız kişilere kolay ulaşabilmenin heyecanı bizi daha eğlenceli yerlere sürüklerken şimdi üstümüzdeki nefret etme potansiyeli yüzünden tam bir kabusa dönüştü. Belki hayran olduğunuz bir yazara, şarkıcıya, oyuncuya bir tık kadar yakın olabilmenin güzelliği 'iletişim adabı, kuralı' bilenler için güzel olsa bile eminim birçok ünlü ya da ünsüz isim için bu çekilmez bir hal almaya başladı. Birçok işin artık sosyal medyasız yürümediği bu dönemde insanlar hesaplarını kapatıp gitme ile bu durumlara göz yumma arasında gidip geliyorlar.

İletişimin sadece istediğini söyleme hakkından geçtiğini düşünen ve 'nefret ediciler' dediğim grubu anlamaya çalıştıkça aslında en iyi buluşun bile kötü ellerde nasıl bir silah haline geldiğini görüyorsun. İster ünlü ister ünsüz olun sadece negatifi konuşmak için o mecrayı kullanan insanlarla çevriliyiz. Hayatında var olan ya da olmayanın etkisi ile mi dersiniz yoksa bilginin iyi bir temele oturmamasının sonucu mu dersiniz bilmem ama 'nefret' söylemi artık iliklerimize işledi. Kişilerden, kurumlardan, yönetimlerden, kıyafetlerden, sistemden nefret etmenin dışında bu nefreti sınırsızca dile getirmekten çekinmeyen insan toplulukları oluştu.

Hatta garip olan şu ki bu 'nefret ediciler'de en çok görülen özellik ise sevmedikleri insanları takip etmeleri. Yok sayma, görmeme hakkını kullanmıyorlar tam tersi her fotoğrafa her yoruma ve paylaşıma kemiksiz dilden çıkmış yorumlar yazıyorlar.

 

Peki bunun çözümü ne? Elbette bu kişileri tek tek tedavi etmeniz mümkün değil. Bu nedenle kişisel olarak yok saymayı, görmemeyi tercih etmek sanırım en doğrusu. Çünkü bu duygu bir hastalık gibi yayılıyor. Onlar sizlere nefretini yaydıkça bu duygu sizi negatif anlamda besliyor ve gün geliyor benzer tepkiler veriyorsunuz. İnternetin ve onun devamında gelen sosyal medya kanallarının pozitif yönlerine odaklanmak ve 'haters'ların bölünerek yok olmasını dilemek kalıyor sanırım.

Ünlü bir dilbilimci ve aktivist Noam Chomsky'ın internet üzerine söylediği ön görüsüne katılmamak elde değil. Bir insanın yüzüne bakarak kurduğumuz ilişki ile, bir klavyenin tuşlarına vurup karşılığında çeşitli semboller alarak kurduğumuz ilişki birbirinden çok farklı. Sanırım doğrudan ve kişisel temas yerine bu soyut ve mesafeli ilişkiyi sürdürmek, insanlar üzerinde sevimsiz etkiler yaratacak. İnsanlıklarını azaltacak.

Ne dersiniz çoktan robotlaştık mı?

 

 

Bağımlı Değilim İstersem Bırakırım

yaşam

Bundan birkaç gün önce ‘İnternet yokken biz ne yapıyorduk’ sorusunun aklıma bir an gelmesi ile karar aldım. Kendi kendime bağımlı olmadığımı kanıtlamak ve istersem internet olmadan zaman geçirebileceğimi başkalarına değil kendime göstermek adına telefonumdan tüm sosyal medya uygulamalarını kaldırdım. Hatta yetmedi bazı hesaplarıma ‘ ben bir süre yokum’  falan yazıp hani en azından büyük konuştum bir şey yazmam diyerek fotoğraflar koydum. Hani bu öyle yazmıyorum, fotoğraf eklemiyorum ama bütün gün çevrimiçi kim ne yazmış okuyorum kafası değil. Gerçekten tam 48 saat boyunca açmadım, bakmadım, bilgi almadım. Ne mi oldu? Boyum uzamadı, daha karizmatik olmadım, kendime bir şey kanıtlayamadım hatta meraktan öldüm.

b15b39b8fa94c6330a3a2daf13ef6a82

Bu belki size bağımlılık belirtisi gibi gelebilir ama artık şu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor. Dün hayatımızda internet yoktu ve yaşamımız ona göre şekillenmişti ama bugün var ve yeni yaşamımız buna göre şekil almış durumda. Kendimce pasif sosyallik olarak nitelendirdiğim bu hayatın aslında gözardı edilemeyecek şekilde hayatımda yer aldığını gördüm. Gazeteler dünün haberini veriyor, televizyon dediğiniz şey zaten sizi doyurmuyor, kitap okusanız hadi üç dört saat, müzik dinlediniz, gezdiniz, arkadaşlar ile buluştunuz, çocuk ile vakit geçirdiniz ama her şey bitiyor ve öyle bir boşluk anı oluşuyor ki insan o anda daha fazlasını istiyor. Çünkü hayat artık böyle akıyor. Bunda rahatsız olacak, kendini sınırlandıracak bir şey yok. Hele blog yazıyor, takip ediyorsanız bir şekilde eliniz o telefona, bilgisayara kayıyor. Eliniz kaymasa aklınız kalıyor.

78cc6ffa88daf32a574ac34d4edca4d8

İnsanların her şeyini eleştirmeye bayılan yapımız ile insanların sosyal medya araçlarında geçirdikleri sürelere bile takılıyoruz artık. ‘Bu da bütün gün tweet atıyor, fotoğraf koyuyor’ diyoruz. Paylaşmanın doğallığından çok rahatsız ediciliğini bulmaya çalışıyoruz. Artık şunu kabul edelim sosyal bir insan olsanız bile bunun yanında elinizin altında yatan bu pasif sosyal yaşam çok ilgi çekici, geliştirici ve yok sayılamayacak kadar gerçek. Adının sanal olması onun gerçekliğine gölge düşürüyor sadece. Bir gün içinde şehir yaşamı içinde göremeyeceğim, tanışamayacağım insanlar ile konuşabiliyor olmak ya da o an gidemeyeceğim yerlerin fotoğraflarına bakabiliyor olmak bir şans. Bizim bağımlılık olarak nitelendirdiğimiz şey ise aslında artık var olan gerçek hayatımız. Yoğunluk durumlarımıza göre harcadığımız zaman elbet değişiyor ama bildirimlerin açık olması ve bazı şeylere anında dönüş yapabiliyor olmak o kişinin tüm gün ‘sanal’ yaşadığını göstermiyor. Yargılamadan yeni yaşam şeklimize alışmak gerekiyor. Bu dengesizliği yaşayanlar internet ile ilk gençliğinden sonra tanışmış bireyler zaten. Yeni nesil bunun ile doğduğu için bu durumu daha rahat yaşıyor. Onlar için normal bu.

bcf4fe504869b622b2d7e3aedd87d613

Biz internet olmadan önce ne yapıyorsak aslında bugün yine aynı şeyleri yapıyoruz. Farklı olan yaşadıklarımızın paylaşılma durumu sadece. İnternetten önce insanların oturup birbirleriyle konuşması üzerine etki eden son teknoloji yemek masasıydı demiş Clay Shırky . Yani dün yemek masası vardı bugün klavye. Çağa ayak uydurmak dediğimiz şey aslında tam olarak bu. Geçmiş alışkanlığını bırakmadan bugünü hayatına alabilmek. Yeter ki doğrudan ve kişisel temas yerine bu soyut ve mesafeli ilişkiyi sürdürmek insanlığınız üzerinde sevimsiz etkiler yaratmasın.

Bu yazıyı yazdıktan bir süre sonra bu aşağıdaki linke denk geldim. Aslında anlatmak istediğim şeyin nokta cümlesi gibi oldu. Eğer ‘o’ an oradaysan gerisi önemli değil ama ‘o’ an orada ol.

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=10152393761478540&id=546743539