Ben İnsanım

yaşam

Ben bir insanım! Doğanın bana verdiği cinsiyetin gücünü insan olmamdan alıyorum. Önce insanım sonra kadın. Ne kadın olduğum için üstünüm ne de başka bir cins benden üstün. Ben insan eşitliğine inanırım. Ve herkes ile önce insanlık kümesinde kesişmeyi yeğlerim. 
Ben erkeğin kadına, kadının kadına, kadının erkeğe yaptığı tüm fiziksel ve psikolojik yaptırımların karşısındayım. Güzel, çirkin, engelli, zayıf, kilolu, ateist, dindar, milliyetçi, vatansever, realist, hayalperest, zengin, fakir, köylü, kentli, okumuş, okumamış, iyi, kötü tüm kalıpların dışındayım. Bunlar ancak benden başkalarının kendi zincirlerini bana geçirmesine neden olurlar. Ben başkasının zihinsel zincirinin çok dışındayım. 
Kadınım! Üreyen ve üretenim. Ve üremenin de üretmenin de sadece benim kararım olduğunu bilecek kadar özgürüm! Özgür kalın! Özgürlük için savaşın! Elinizdeki özgürlüğü savunun! Cinsiyetinizi insanlığı korumak için güçlü kılın. Başka cinsler üzerinde üstünlük kurmak için değil. Ben buna inanırım. Ben özgürüm… 
Ben yüzükle, takıyla, ev eşyası ile, hediye ile gönlü hoş tutulacak bir obje değilim. Ben kalıplaşmış tüm “kadın” algısından fazlasıyım. Fazlasıyız. Hayata emek veren, çalışan, ter döken, insanlığa, özgürlüğe hizmet eden tüm emekçi kadınların gününü kutlarım. #durumbildirimi

Kadının Soyadı Yok

yaşam

Çok keskin köşelerden kaçınarak yazmaya çalışacağım. Bildiğiniz gibi ülkemizde evlenen her kadın kocasının soy ağacına kayıt ettirilir ve o günden itibaren kadın kocasının soyadı ile yaşamaya başlar. Bu tespitten sonra biraz başa dönelim. Ortalama olarak 27-30 yaşına kadar ailenizin adı ile, kendi soyunuza ait bir isim ile büyüyorsunuz. Hatta eğitim hayatınız, ilk iş deneyiminiz vs hep bu soyadı ile oluyor. Evlendiğiniz tarihe kadar ilk imzanız, aldığınız kredi, gittiğiniz hastane kaydı, üye olduğunuz klüp ya da sosyal çevrenizde aynı soyisim ile var oluyorsunuz. 

  
Bir gün aşık oluyorsunuz, mantığınıza yatıyor ya da görücü usulu vs ile evleniyorsunuz. Sonra o güne kadar attığınız o imzalar, isim vs yetkisini kaybediyor. Soyunuzdan çıkıp başka bir soya geçiyorsunuz. Hayatınız boyunca gidip görmediğiniz bir şehir belki de sizin kütüğünüz oluyor. Bu kadının asimile olması değil midir? Kadının eş seçiminin onun imzasını değiştirmesi sizce de üstünden düşünülmesi gereken bir konu değil midir? 

  
Bu noktada şöyle konulara takılabiliriz; 

  • Aile birliği nasıl sağlanır? (Sizce aileyi bir arada tutan şey soyadı mıdır? Aynı soyadına sahip bu kadar birbirine yabancı insanlar varken) 
  • Çocuk yabancılaşır, hangi kütüğe geçeceği tartışılır, karışır (çocuk zaten kütük, soy meselesini sizden öğrenecektir. Bu biraz sizin bakış açınızı empoze etmektir. Çocuk farklı soyadı taşıyor diye onu doğuran anne babaya yabancı olur mu) 
  • Kadın yasal haklarından mahrum kalabilir. (Hayır kalmaz çünkü doğru zemine oturan her yasa iyi işler) 

Bu konu size feminist bir yaklaşım ile ele alınmış gelebilir oysa bu konu sadece insani yaklaşımla ele alınmıştır. Bir kadının günümüzde kendi soyadını da kullanma şansı vardır evet ama hak verirsiniz ki bu çokta kullanışlı, pratik bir durum değildir. Sistemdeki her şey kadını yok sayma, asimile etme ve kimliksizleştirme üzerine kurulu sanki. Henüz resmi nikahı bile yaptırmakta yaptırım gösteremeyen bu sistem kadını asimile etmekte sonsuz başarılı olmaktadır. 

  
Ben eşimin soyadını taşıyan bir kadınım. Bunu hiç dert etmeden, sevgi ile, sorgulamadan yaptım ve daha nikah defterine ilk imzamı yeni soyadımla attım. Bunun içten ve istek ile olması çok farklı bir yön ama kadının kimliğinde kütük değişimine kadar giden yenilenme kadının üstünde bir baskı yaratmakta. Evlilik sonrası sadece soyisim değişikliği için üç kimlik, banka bilgileri, tapu vs kaydı ne varsa değiştiriyorsunuz. Devlet evliliğiniz nedeni ile bir dosya dolusu evrak ile üstünüze çöküyor. Kadının zaten adı olmayan bu ülkede soyisimler bir bir değişiyor… 

Bir yazar der ki; Medeniyet bir koşul değil, harekettir. Liman değil yolculuktur. 

İşte bu yolculukta kadın sadece olmayan adı ile ortadadır. Gerisini beyi bilir… 

Ben Bir Kız Çocuğu Annesiyim

yaşam

Hepimiz sarsıldık. Hepimiz korktuk. Toplumun gerçeği bir genç kız üzerinden tekrar yüzümüze tüm çirkinliği ile çarpınca irkildik. Aile ile empati kurmak ruhumu sıkıştırıyor. Üzülmek, tepki göstermek içim birini tanımaya gerek yok. Güçlü bir empati her şeyi iliklerinize kadar hissetmeniz için yeterli oluyor.

IMG_1491-0

Ben Türkiye toplumunda yaşayan bir kadınım. Özgür doğan, büyüyebilen bir ortamda yetiştim. Benim büyüdüğüm şehirde kadın/erkek birdi. Cinsiyetlerden arınmış bir çevrem oldu. Bu benim şansım olarak görülebilir belki ama toplumun geneli bu zihniyette olmadığı zaman sürekli yaftalar ile yaşarsınız. Yetiştiğiniz çevreden 100 km uzaklaştığınızda gerçekler size tokat gibi çarpar. Üniversiteyi ikinci öğretim olarak küçük bir yerde okudum. İkinci öğretim olduğum için derslerim akşamüstü başlar gece biterdi. Kaldığımız yere ulaşmak için dolmuş kullanırdık. Sonuçta gençsiniz, öğrencisiniz eğlenmek istiyorsunuz. Eğlenirdik ama içimizde hep bir korku ile. Gece sizi evinize, yurdunuza bırakacak erkek arkadaşlarınız olmasını dileyerek. Issız küçük sokaklarda ensenizdeki ayak seslerini saymayı, dolmuşta yalnız kalmamak için bir durak önce inmeyi, eve bir şey söylediğimde yalnız değilim mesajı vermek için “ben bakarım” diye bağırmayı, geldim babacım köşeyi dönüyorum diye yalandan telefon konuşmaları yapmayı ben çok iyi bilirim. Ben bu ülkenin en özgür gözüken profiliyim belki ama içime işleyen korkuları en iyi ben bilirim.

Birkaç sevgilisi oldu diye, üniversite okudu diye, gece çıktı diye hatta özgürce cinsel hayatını yaşıyor diye yaftalanan kadınların ülkesinde korkular ile büyüyen ruhlarız biz. Cinsiyetimizin özgür yaşam hakkımızın önüne geçtiği bir toplumda yaşıyoruz.

IMG_1492

Ben bir kız çocuğu annesiyim. Kendim için var olan korkularımın binlerce katını kızım için duyuyorum. Sağlıklı olmasını her şeyin önünde tutuyorum tabii ama bunun dışında tabulardan, kalıplardan, baskılardan arınmış bir toplumda büyümesini istiyorum. Bizler binlerce lira ödeyip korunaklı sitelerde yaşatıyoruz belki çocuklarımızı. Binlerce lira ödeyip kolejlerde okutuyoruz iyi, özgür eğitim alsın diye ama yaşadığımız toplum değişmedikçe bunlar geçici koruma kalkanları gibi kalıyor. Belki birkaç darbeyi engelliyor ama bir şekilde eriyor. Ben kızıma sahip olduğu cinsiyetin onun şansı/şansızlığı olduğunu öğretmeyeceğim. Ben onu insan olarak yetiştireceğim. Ve ona her zaman değiştirme gücü olduğunu öğreteceğim. Sınırları kaldırmanın önce zihinde başladığını öğreteceğim. Her seçiminde ve her yanlışında sırtını sıvazlayacağım. Yanlışların doğruya giden yollar olduğunu göstereceğim. Ben bir anne olarak onun adına korkacağım ama onun kendisi için korkmasına izin vermeyeceğim. Her korku onun özgürlüğünü elinden alır.

IMG_1488

Ben kötü, sapkın zihniyetleri anca üstüne giderek azaltacağımızı düşünüyorum. Yok etmek demiyorum. Yok etmek mümkün değil ama engellemek mümkün. Adil bir hukuk sistemi ile her şey mümkün. Hukuktan korkacaksın ki toplumda yaşayasın. Ve eğer bugün gibi canlara ateş düşmeye devam ederse ve o ateşi düşürenler özgürce toplumda dolaşmaya devam ederse insanlar kendi hukuklarını yazacak. İşte o kaostan bizi hiç kimse çıkaramaz.

Ben bir çocuk annesiyim. Ruhunu kimsenin kirletmesine izin vermeyeceğim bir çocuk annesi…

F5 Tuşuna Bas

yaşam

İnsan kadar değişime hızlı ayak uydurup onun kadar değişime direnen başka bir varlık var mı acaba? Yeni olan her şeye karşı koyduğumuz o ilk set bizim hayatın içine tam olarak girmemizi engelliyor. Her yeni iyidir diye bir şey yok elbet ama değişim her zaman iyi gelmiştir insana. Zaten bizim doğamız bu. İlk insandan beri evrilerek, çevrilerek, değişerek bugün ki formuna girmiş bir canlının kendini değişme kapatması kendi doğasına ihanet etmesi gibi bir şey. Hayat insanlar ile değişiyor ama bu değişimi hep başkaları sırtlanıyor.

da7f795397decdaf0982d764bb1511ab

Çağımız teknoloji çağı ve bugün kullandığımız her cihaz birilerinin değişime inanması ile var oldu. Sadece bilimsel ya da teknolojik değişimler değil elbet sosyal hayatın değişimi, inanışların şekillenmesi gibi bir çok alt başlık var bu konuda. Bu büyük değişimler olurken hatta olabiliyorken insanın sadece ‘özünü’ ‘kendini’ değiştirememesi çok acı değil mi? Neredeyse esnek olmamak için taş gibi kasıyoruz kendimizi. Yenilenmeye olan inancımız sadece sözlerimizde. Uygulamada koca bir kütle gibiyiz. Mesela ben sosyal medya hesaplarımın birinde biografi bölümüne ‘her zaman değişime hazır’ yazmışım. İşte bu sadece bir cümle. Oysa kendimi yenilemek adına neler yaptığımı düşününce bu cümlenin altında eziliyorum. Ben sadece değişimi istiyorum belki ama uygulamada ister bilinçaltı diyin ister geçmiş yaşamdan gelen deneyimler diyin bir şeyler set koyuyor. Bahaneler her zaman var. Temelde ise korku var. Değişimin var olan güzellikleri yok etmesi korkusu belki. Oysa güç insanın elinde. Düşünen bir varlık olan bizlerin aslında sadece düşünce seviyesinde kalmamız en büyük günahımız. Evet harekete geçmeyerek bir şeyleri göğüsleme cesaretini göstermeyerek günah işliyoruz. İsterseniz bir dine inanın isterseniz sadece evrim teorisine ama hepsine karşı bir hakaret. İnsanın var oluş amacı ‘yeni’ olmak. Bir önceki serinin bir adım önünde olmak. Doğal robotlarız biz. Tek farkımız kumandamız kendi elimizde.

17641cfe3b36710c9d933fddd6e56426

Aslında bilgisayarın sayfasını yenilemek kadar kolay bazı şeyler. F5 tuşuna basıp sayfadaki yenilikleri görmek kadar basit. Şimdi otur düşün bakalım. Neler aynı kalsın neler değişsin istiyorsun hayatında? Sen kendini yenileyemez durumdayken hayata dair bir şeyleri değiştirmen ya da başkasının hayatında etki etmen mümkün mü? Peki en sevdiğin özelliğin gerçekten sen mi? Hayat kendini sorgulamak ve en çok kendine acımasız olmak ile güzelleşiyor bazen. O acımasız duruş setleri kırıyor. Bazen kendini sevmek için bile önce kendini acıtman gerekiyor.

HaberTurk’e Açık Mektup

yaşam

Bazı konular üzerinde yazarken gerçekten doğru cümleleri bulmakta zorlanıyorum. Hani kabalaşmadan, haklıyken haksız duruma düşmeden anlatabilmek için kıvranıyorum. Ben habercilikten anlamam. Hayatımda hiçbir basın yayın organında çalışmadım ya da sistem nasıl işliyor bilmem. Hani bu her zaman söylenen ‘yanlı gazetecilik’ neden nasıl olur onu hiç bilmem. Bilmem ama en azından bazı konularda fikir yürütebilecek kadar okuduğuma inanıyorum. 

Geçen gün her zaman ‘kadın’ cinsiyetine karşı çekinmeden bel altı vurabilen gazetelerden biri olan hatta önde bayrak sallayanı olan bir gazetede ‘sözde’ sanatçı ya da sözde ‘toplumun aynası’ olan bir erkeğin kadına karşı şiddeti bir sevgi göstergesi ve normal olarak anlattığına şahit olduk. Bu da yetmezmiş gibi bunun bir çok kadın tarafından normal karşılandığı tezini bile rahatlıkla söyleyebilen bu şahsa şimdi ben buradan ne desem boş. Bu noktada onu cahilliğinde boğulması dileği ile bir köşede bırakıp bu haberi hiç utanmadan, sıkılmadan büyük büyük harfler ile manşete taşıyabilen gazeteye ise söyleyecek çok sözüm var. 

Eğer gazetecilik haberi olduğu gibi yansıtmak ve yargılamadan sadece haberi vermek ise aynı özveriyi bu ülkenin askerinin, gazetecisinin geçtiği acılı süreçte niye yapmadın Haber Türk? Biz gezide ayaklanmış, sesimizi bir mecradan daha duyurmak için yollar ararken bize kulağını neden kapattın? Madem sadece olanı yazmakla yükümlüsün ve yayınladığın her haber o konuyu desteklediğini göstermiyor o zaman neden muhalefet partilerine en az iktidar kadar yer vermiyorsun? 

Zaten şiddet görmüş bir kadının mahrem, kanlı fotoğrafını manşetine taşıyarak neyin yanında olduğunu her zaman gösterdin ve duruşun görüyoruz ki her zamanki gibi çirkin. Bir cahilin bu sözlerinin başlığına ‘ayıplayıcı’ bir kelime yazıp bunun yanlışlığını anlatmak çok mu zor? Bunu yapmak için önce ‘şiddetin’ gülünecek, üstüne geyik yapılacak bir konu olmadığını anlamış ve bilen gerçek gazeteciler ile çalışman gerekiyor. Senin magazin malzemesi olarak manşete taşıdığın haberin toplumun şiddete yakın olan kesimi tarafından bir takdir olarak algılandığını hiç mi anlamadın?

Ben HABER TURK okumuyorum. Bu haberi sadece sosyal medya üzerinde dolaşan bir fotoğraftan gördüm. Ben HABER TÜRK okumamaya devam edeceğim. Okutmayacağım. Paylaşım yapan herkese bu gazeteyi hatırlatacağım. Unutmayın bunlar bu tarz konulardan beslenen organizmalar. Onlar için o haber linkinin eleştiri için bile dolaşması bir başarı öyküsü. Onlara bu hazzı yaşatmayacağım. Eleştirdiğimiz şeylere prim vermemeyi öğreneceğiz. Bu habere konu olan İzzet Yıldızhan’a ise tek bir cümlem var ‘o şiddet gösterdiğin kadına muhtaç kalmanı dilerim’.

Bu yazıda özellikle gazetenin ve o kişinin görselini kullanmıyorum. Hiçbir şekilde hiçbir paylaşıma değmez olduklarını düşünüyorum.