Kariyer mi Mutluluk mu?

yaşam

IMG_2735

 

Kahve uzmanlığı eğitimi alıp, üstüne barista olduğum günden beri sosyal medya üzerinden ‘mutlu olduğun işi yapma’ konusunda birçok kişi ile konuştuk. Herkesin ortak düşüncesi ya bir çıkış yolu bulamamak, harekete geçememek, kariyer karmaşası içinde zamanın nasıl geçtiğini anlamamak üzerineydi.

Bu yüzden bu konuda düşündüklerimi ve kurumsal hayata kesin olarak dönmeme kararımı nasıl aldığımı anlatmak istedim. Ben 22 yaşımdan 32 yaşıma kadar pazarlama, satış, kurumsal pazarlama yaptım. Çok başarılı olduğum şirketlerde çalıştığım kadar çok başarısız olduğum şirketlerde de çalıştım. Türkiye derecesi yaptığım da oldu, listelere giremediğim günler de. Şunu fark ettim ki ben en başarılı olduğum zamanda bile başarısız olduğum zaman kadar mutluyum. Ya da şöyle anlatayım, ne kadar başarılı olursam olayım mutlu değilim. Başarı, kariyer kriterlerinin benim tarafımdan yaratılmadığı, aslında her kriterin aslında şirketi mutlu eden bir sonu olduğunu fark ettiğimde içimdeki tüm motivasyon kayboldu. Daha çok prim için karşı tarafa ihtiyacı olandan fazla şey satmaya çalışmak, yıl sonu toplantısında omuz omuza eğlendiğin arkadaşından daha başarılı olmak için şimdi hata olarak gördüğüm ama o zaman doğal gelen stratejiler yapmak, hiçbir zaman mutlu edemeyeceğin müdüründen iyi bir söz duymak için didinmek ya da onun koltuğunu kapmak için onu çok sevdiğini düşünmesini sağlamak. Bunun gibi onlarca sahte, gerçek hayatta karşılığı sonu olmayan bir sarmala girmiş olmak beni çok yordu.

IMG_2421

En son çalıştığım şirkette yöneticim tarafından uygulanan mobing, adam kayırma vb zaten herkesin mutlaka kariyerinin bir aşamasında yaşadığı şeyleri saymıyorum bile. Buradan şu anlaşılmasın ‘ben mükemmeldim, onlar değildi’ iddiam yok. Zaten bu duygularla çalıştığınız yerlerde iyi olmanızın beklenmesi hayalcilik. Sonuç olarak anne olmak, o dönem şehir değiştirmek benim için güzel bir bahane oldu iş hayatını bırakmak için. Tabi 22 yaşında çalışmaya başlamış biri olarak evin zaman zaman basması sonucu iş arama dönemlerim oldu. Kendimi takım elbiseli, toplantı salonlarında sahte gülümsemeli düşündükçe içimde oluşan daralmalara rağmen gittim görüşmelere. Hepsine bir bahane buldum neyse 🙂 Sonra bir gün sosyal medyadan tanıdığım Fulsen Türker’in Garson ve Mutlu kitabını okudum. Çalışma hayatından topuklayarak kaçmış bir kadının garson olarak hayatına devam etmesini anlatan ama bunu çok gerçekçi, her yönü ile anlatan bir kitaptı. Üstüne Fulsen ile İzmir’de tanışma şansına eriştim. Sohbetimizin sonunda karar vermiştim ‘ben sevmediğim bir işte çalışmayacaktım’

Tabi bu aşamadan barista olma aşamasına gelen kadar koca bir 4 yıl geçti. Bu süreçte 3 şehir 1 ülke değiştirdik. En son Casablanca’da yaşadığımız 1 yıl benim kendimi tanıma, sorularıma cevap bulma dönemimdi. Şunu fark ettim ki hayatımda birçok şeye karşı beğenim ve sevgim değişebiliyordu ama kahve hep vardı. Her zaman merak ettiğim bir konuydu, iyi kahve için kilometrelerce yürüdüğüm zamanlar vardı. Çok uzun bir süre araştırdım. Bu konuda neler yapabilirim yazdım, çizdim. Kendimi kafamda barista önlüğü ile canlandırdım. Hep iyi hissettim. En zor yönlerini düşünüce bile iyi hissettim.

Sonrasını zaten biliyorsunuz. Eğitim, sınav, iş bulma derken şimdi olduğum yerde barista olarak, en sevdiğim kokunun içinde, çekirdeklere dokunarak çalışıyorum. Her gün mesleği ile ilgili okuyorum, dinliyorum, izliyorum. Başkasını geçmek, yenmek için değil sevdiğim şeyi daha iyi yapmak için zaman ayırıyorum. Enerjim hep üst seviyede. Bir kere bile uyanmaktan, pazar günleri çalışmaktan yakınmıyorum. 37 yaşımda ilk kez mutlulukla çalışıyorum.

Processed with VSCO with a4 preset

Bu mutluluğun nedeni barista olmak değil ‘sevdiğin işte’ olmak. Kurumsal hayat içinde benim bu yaşadığım haz ile çalışan arkadaşlarım da var. Yani konu senin için iyi olanda çalışmakta. Başarı odağınız kapınızda yazan mevkiniz, para, insanların gözünde statü temelli bir yer olmadığı sürece sizi mutlu etmeyecek bir iş yok. Kazandıkça tüketmenin, tükettikçe sanki paraya daha çok ihtiyacımız varmış hissinin bizi soktuğu döngü koca bir hayatı elimizden alıyor. Sevdiğimiz hiçbir uğraşı yapmak için vaktimiz kalmıyor ama bir gün onu yapabilmek için çalışıp duruyoruz.

Çalışmak çok güzel. Hayatın içinde olmak, insanlarla temas halinde olmak, para kazanmak da aynı derecede güzel. Sadece araç halinden amaç haline döndürmek bizi yoruyor, mutsuz ediyor. Mutluluğun, başarının, kariyerin, paranın tek bir doğrusu, tek bir yönü yok. Sadece bunların ne kadarının yeterli olduğunu sizin belirlemeniz önemli.

Ve hiçbir hayal için geç değil. Yaş hiçbir şeyin önünde bir engel değil. Bizler iş ilanlarındaki ‘şu yaşı aşmamış’ kriterleri ile hep yanlış mesajlar aldık. Gerçekten istediğinizde sevdiğiniz işi yapmak için geç değil. Tek pişmanlığınız keşke daha erken bunu fark etseydim oluyor. O da olsun. 🙂

Yol Aç

yaşam

Şimdiye kadar birçok alanda beğendiğim, takip ettiğim, izlemekten keyif aldığım insanları irdeliyorum günlerdir. Bir çeşit kendimi sorgulama olarak bakabilirsiniz. Beğenilerini sorgulamalı insan ara ara. Öyle bir şey ki bu gün geliyor aslında çok sevdiğinizi düşündüğünüz kişiyi, şarkıyı vs artık beğenmediğinizi fark ediyorsunuz. Yani ara ara bu listeyi kafadan geçirmekte fayda var.

3d04b04fd4d255a6789c995f08599b76

İşte bunları düşündüğüm bir zaman diliminde hayatım boyunca hayran kaldığım, alkışladığım, takdir ettiğim insanların sadece tek bir ortak özelliği olduğunu fark ettim. ‘Yol açmak’ Bu bahsettiğim şey tabii ki trafikte araba ile yol vermek değil. Kariyerlerinde, yaptıkları işlerde hatta duruşlarında hep bir arkadan geleni desteklemekten bahsediyorum. Yeniden korkmadan, yeni ile beslenerek hatta yeniler ile yeni kalarak devam etmişler hep. İsimler üzerinden konuşmuyorum çünkü dedim ya bunlar benim beğenilerim yani fazla kişisel kalabilir. Başarı gerçek bir canavar. Üstelik de yanlış şeyin altını çiziyor. Kendi içine bakmak yerine, hep daha fazlasını aratıyor.

1a888114fb404757e4e23e78861a95f0

Ego savaşları, koltuk sevdaları, tekil başarı tutkusu insanı zirvede yalnız bırakan bir duygu. Rekabet olmadan başarı olacağını düşünmek ise tam bir cahillik aslında. Ödülleri, alkışları, takdirleri toplamak için sizin gibi sizin işinizi yapan insanlar lazım. Siz arkadan geleni, yeni olanı destekledikçe ve gerçekten çalıştıkça o rekabet sizi daha çok besliyor. Başkalarına açtığınız yol sizi de ileri taşıyor. Özellikle başarının rakamsal dürtüsüne değil soyut getirilerini bakar ve bunlardan motive olmayı öğrenirseniz hayat boyu başarı garantiniz oluyor. Sizin işinizi yapan kötüler, iyiler, orta dereceler ya da çok iyiler olacak ki siz de varlığınızı sürdürün. Ben ne zaman yeniden kaçan, korkan, önünü kesen görsem aklıma sadece ‘korku’ gelir. Sahi siz yeniden korkar mısınız?

Geç Kalan İyiler

yaşam

Yapmak istediğimiz her şeye karşı ilk koyduğumuz blokaj yaş oluyor. Ya erken diyoruz ya geç kaldık. Şu yaştan sonra okul okunur mu ya da bu yaştan sonra o işe başlasan ne olur, hep gençler var gibi. Aslında bunu bize sistem öğretiyor. Okula başlama, bitirme, evlenme, çocuk yapma gibi tüm aşamaların ortalama yaşları bize kodlanıyor.

En çokta kariyer hayatı içinde görüyoruz. Açıyoruz bir iş ilanı ve ilk cümle genelde ’28 yaşı aşmamış’ gibi bir kalıpla başlıyor. İşveren o işi 28 yaşından sadece 1 yıl büyük birinin o işi yapamayacağını düşünüyor. Şimdi aslında yaşın hayat içinde nasıl en saçma blok olduğunu ispatlar nitelikte bilgiler geliyor. Bakalım kim neyi hangi yaşa kadar yapmamış ya da yapmış.

mimar-sinan-kimdir

Mimar Sinan : Önce bizim kültürümüzden bir örnekle başlayalım. Profesyonel mimarlık kariyerine 50 yaşından sonra başlayan Mimar Sinan’ın öncesinde at üstünde kılıç sallayan bir asker ve devşirme bir yeniçeri olduğunu çoğu kimse bilmez. Mimarlık kariyerinin ’çıraklık eserim’ dediği eserini 50’sinden sonra vermiş. O zamanlar birileri Mimar Sinan’a sen aslında bir askersin ve yaşın artık çok geçti dese ve ona engel olsa bugün nelerden mahrum kalırdık aklınıza geliyor mu?

Conrad._d

Joseph Conrad : Ukraynalı yazar bugün İngiliz edebiyatının en tanınmış isimlerinden biri.Ukrayna’da doğan yazarın asıl adı Josef Korzeniowski’ydi. Sürgün edilen anne ve babasıyla birlikte Rusya’ya gitti. 1874 yılında bir Fransız gemisinde denizcilik hayatına başladıktan sonra 1884’de bir İngiliz denizcilik şirketine geçti ve İngiliz vatandaşı oldu. İşte asıl hikayesi bu noktada başlıyor. İngiliz dilinin en nağmeli, derin şekilde kullanan bu yazar 21 yaşına kadar tek kelime İngilizce konuşamıyordu. Şimdi siz söyleyin bu yaştan sonra nasıl öğreneyim, en iyisi girip bir yerde maaşlı çalışmak dese klasikleşen eserlerini biz nasıl okurduk?

hbz-designer-rider-vera-wang-2

Vera Wang: Bugün moda ile ilgili herkesin adını çok iyi bildiği ve gelinlikleri ile tüm genç kızlarımızın rüyasını süsleyen modacı tam 39 yaşına kadar eline makası almamış. Moda konusunda bu yaşına kadar sadece yazılar yazan Vera Wang ilk tasarımı için neden 39 yaşını bekledi? Bir konuda gerçekten ‘iyi’ olmak için sanırım acele etmeden ‘doğru zamanı’ beklemekten geçiyor.

1101531228_400

Grandma Moses: Gerçek adı Anne Mary Robertson olan Amerikalı ressam eserlerine attığı Grandma Moses imzası ile tanındı. Kariyerine otellerde oda temizliği ile başlayan ve evlendikten sonra çiftçilik yaparak devam eden Moses tanınmasına neden olan mesleği ressamlığa ise tam 78 yaşında başladı. Eserleri Amerika’nın ve Avrupa’nın sayılı tüm galerilerinde sanat severler ile buluştu. İçinizde özellikle sanata dair bir ‘geç kalmışlık’ hissi yaşıyorsanız bence en iyi örneğiniz Moses olmalı.

Julia-Childs-Kitchen-631.jpg__800x600_q85_crop

Julia Child: Amerikalı şef, yemek kitabı yazarı ve televizyon programcısı Julia Child’ın hayatı 34 yaşından sonra evlenip, Paris’e yerleşmeleri ile değişti. Paris’e yerleştikten sonra mutfakta olmayı, yemek yapmayı ve bu konuda yeni keşifler yapmaktan zevk aldığını fark eden Child kariyerine bizim ‘yolun yarısı’ dediğimiz zamanlarda başladı. Onun hayatından ilham almak isteyenler Julie&Julia filmini mutlaka izlemeli. Hayalleri yaşamanın yaşı yok dedirten başarı öykülerinden birine sahip olan Julia Child hikayesi ile özellikle kadınlara ilham kaynağı oluyor.

AlanRickmanPictures

Alan Rickman:  Bafta, Altın Küre ve Emmy ödüllü oyuncu Alan Rickman 28 yaşına kadar hiçbir film ve projede yol alamadı. Eğer o gün içindeki oyunculuk aşkından vazgeçseydi gişe rekorları kıran Harry Potter serisinin en can alıcı karakteri Severus Snape’i  kim onun kadar akılda kalıcı kılardı bilinmez.

Bugün burada okuduğunuz isimler binlerce örneğin sadece birkaçı. İnsan gerçek istediği şeyi ne zaman bulur hiç belli olmuyor. Sizi belki onlarca yıl mutlu eden mesleğiniz, hobiniz birden bire size yabancılaşıyor. Bu biraz kendimizi bulma yaşının farklılığından dolayı. Bunu erken yakalayana sadece şanslı diyebiliriz ama yakalamamış olanlara geç kaldın diyemeyiz. Geç kalkmaktan değil vazgeçmekten korkmak gerek sanırım.

Meslek : Ev Hanımı

yaşam

Toplumumuzda kadına olan bakış açısından ya da çoğunluk olduğunu iddia eden siyasilerin kadına biçtikleri rollerden anlayabileceğimiz gibi bu ülkede bizim işimiz zor. Her gün erken evliliklere karşı ya da kadının hayatın içinde daha fazla rol sahibi olmasına yönelik yürütülen birçok kampanya yürütülüyor olsa bile var olan çalışma ve sosyal güvenlik kanunları kadını evde oturmaya yöneltiyor sanki. Yaklaşık bir buçuk sene önce anne oldum. Ondan öncede yaşadığımız şehir değişikliği, çocuk kararı derken kurumsal çalışma hayatına bir nevi ara verdim. Meğer hamilelik öncesi çalışmıyorsan eğer tekrar bir iş bulmak ne kadar zor ve sancılı bir süreçmiş. İsimleri sözde kurumsal olan bir çok şirketin görüşmeler sırasında yaptıkları sorgulamaları duysanız hak verirsiniz. Açıkçası hemen çalışmaya çok niyetim olmamasına rağmen bir yandan hemen iş bulmakta yaşayacağım zorluklar nedeni ile yavaş yavaş bir arama dönemine girmiştim. Bu süreç içinde gerçekten isimlerini hizmet verdikleri sektörde iyi anlamda duyurmuş, marka olmuş bir kaç şirket ile görüşme şansım oldu. Hatta bir tanesi ile imza aşamasına kadar geldim ama benim takıldığım konu görüşmeler esnasında benim yetkinliklerinden çok ‘çocuklu’ olmamın fazlaca sorgulanması idi.

eb681e5ff6fe8a29ed2c99610065ce49

 

Çocuğum olmadan önce yaptığım görüşmelerde her zaman ‘ne zaman çocuk düşünüyorsunuz’ sorusu ile karşılaştım. Hadi bunu bir şekilde haklı bulalım. Sonuçta hiçbir işletme işe aldıktan bir kaç ay sonra doğum iznine çıkacak birine yatırım yapmak istemeyebilir. Haklılar demiyorum. Anlaşılabilir diyorum. Peki şu an da karşılaştığım ikinci çocuk düşünüyor musunuz, gün içinde eve gitme ihtiyacı hisseder misiniz,bakıcı saat kaça kadar kalabiliyor ya da seyahat gerekliliğine uyum sağlayıp sağlayamayacağım konusunda karşılaştığım sorulara ne diyeceğiz? Ben zaten o işe başvurmuşum. Yani bu bahsedilen şeyler sorun olacak olsa benim karşılarında işim ne? Bunun yanında daha çalışanınız olmamış birine özel hayatına dair ikinci çocuk fikirlerini sormak ne kadar etik? Ya da hayatta yaşanan tüm hamilelikler planlı programlı mı?   Karşınızdaki işe talip olan kişi sadece ‘kadın’ diye onu potansiyel işten kaçacak ya da her an hamile kalabilir olarak görmek hangi insan kaynakları politikalarına uyuyor. Bugün uluslar arası politikalara baktığınızda öz geçmişlerde yaş, ırk, cinsiyet hatta fotoğraf istenmesi bile ayrımcılık olarak görülürken bir kadın sadece ‘anne’ diye ya da ‘evli’ diye neden bu kadar çok sorgulanıyor. Ne kadar yazılı olarak bu ayrımcılık yok gibi gözükse bile bugün bir çok sektör bu bakış açısı nedeni ile erkek egemen sektörlere dönüşüyor. İş ilanlarında özellik kısmına ‘erkek’ yazan ilanlar çoğalıyor.

ab208dfa2ece67efb9eb44184c6bdc97 de02c70ede4bf9e7d9719000ff93563f

Bir işin erkek ya da kadın işi olduğunu belirleyen kriterler neler? Erkek egemen sektörler arttıkça onlara hizmet eden yan sektörler de arayışlarını bu yönde yapmaya başlıyorlar. Zaten inkar edilse bile işsizliğin tavan yaptığı ülkemizde bir de cinsiyetiniz yüzünden böyle sorgulanıyor olmak umut kırıyor. Benim iş arama sürecim şu an keyfi ama benim ile aynı durumda olup acil çalışması gereken hemcinslerim de var. Ve yarın benim de acil çalışmam gerekebilir. Sistem kadını evden çalışmaya ya da yetkinliklerinin altında işler yapmaya motive ediyor. Bunun kime ne yararı var bilmiyorum ama bir ülkenin yarı nüfusunun bu şekilde baskılanmasının doğuracağı sorunları zamanla anlayacağız. Bugün 2 milyon 526 bin işsizin çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor ve işte asıl acı tablo burada ortaya çıkıyor çünkü evli ve çalışmayan kesim işsiz olarak değil ‘ev hanımı’ olarak geçtiği için bu tablolarda yer almıyor. Yani gerçek tablo çok daha acı ülke adına. Bu ülkenin bir kolu çalışıyor ama diğer kolu felç ediliyor. Böyle bir durumda gelişmenin, ileri gitmenin ne derece mümkün olduğunu siz düşünün. Kimsenin kadınlara imtiyaz tanımasını istemiyoruz aslında tam tersi eşit çalışma hakkı istiyoruz o kadar. Biz bu ülkede çalışkan olmakla yükümlüyüz. Eşit derece çalışkan olan ve fırsatı olan herkes eşit derecede başarı kazanır. Bizim ihtiyacımız olan tam olarak bu değil mi?

412d990a8e58a7b0e03dce55d4c20e5f